Fethullah Gülen’in çalışma odasındaki duvarda bulunan
simgenin İlluminati tarikatı ile ilşkilendirilmesi hakkında bir açıklama
yapıldı.
 

Fethullah Gülen’in çalışma odasına ait bir fotoğrafta
duvarda bulunan tablo tartışma konusu olmuştu. Çeşitli internet sitelerinde ve
sosyal medyada Gülen’in arkasında bulunan tablo İlluminati tarikatının
simgesine benzetilmişti.




Bunun üzerine Gülen cemaati çok sert bir açıklama
yaparak iddiaları yalanladı. Açıklamada “Yalan ve iftirayı bir silah
kullanarak, hiç olmazsa izinin kalacağı ümidiyle temiz ruhlara sürekli çamur
püskürten şer şebekeleri yeniden sahnede. Kin ve nefret duygularıyla oturup
kalkan bu kimseler, Muhterem Hocaefendi’nin koltuğunun üzerinde yer alan ve
açıklaması aylar önce yapılmış olan fotoğrafı -karalama malzemesi olarak
kullanmak üzere- son günlerde bir kere daha ısıtıp site site dolaştırır oldu.
Kirli eller tarafından servis edilen mesajlardaki çirkin itham ve iftiraya
Herkul.org’un resmi sosyal medya hesabı Herkul_Nagme’den cevap geldi. İşte
“230. Nağme: İnançsız Müfteri İşini Yapıyor, Fakat Su-i zan, Gıybet ve
İftiralara Alet Olan Mü’minlere Ne Demeli?!.” denildi.
 

İşte o açıklama:




“Kıymetli arkadaşlar, 

Kin ve nefret duygularıyla
oturup kalkan bir kısım kimseler sürekli yalan ve iftiralara sarılıyor, dine
hizmet eden herkesi hedef alıyor ve onları karalamak için her yola
başvuruyorlar. Yaptıklarıyla vicdanlarının iflas etmiş ve insaf hislerinin
tükenmiş olduğunu ortaya koyan bu zavallılar, yalan ve iftirayı bir silah gibi
kullanıyor, hiç olmazsa izinin kalacağı ümidiyle temiz ruhlara sürekli çamur
püskürtüyorlar. O türlü nasipsizleri muhatap alıp iftiralarına cevaplar
yetiştirmenin abesle iştigal olduğunu düşünüyoruz; zira vicdan ve insaf olmalıdır
ki insan doğruları kabul etmeye açık bulunsun. Bununla beraber sözü bir noktaya
getirmek için bir iki hususa değinmek istiyoruz.




Bazı şer şebekeleri,
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında halkın zihninde şüpheler uyarmak
için senelerden beri var güçleriyle çalışıyorlar. Muhterem Hocamızın her sözünü
ve her görüntüsünü nasıl çarpıtabileceklerine dair şeytanî gayretler sergiliyor
ve en nezih karelerin, en güzel beyanların üzerine devamlı zift pompalıyorlar.
 

‘DUAYI DAHİ ÇARPITIYORLAR’




Mesela; büyük bir
fırtınanın yaklaşmakta olduğunu duyan çevredeki Müslümanlar gelip “Efendim,
dinimizin bu türlü felaketler karşısında bir tavsiyesi var mı? Bir dua yazma
lütfunda bulunur musunuz?” deyince muhterem Hocaefendi “Ayetü’l-Kürsî” yazıyor.
Türk, Kürt, Boşnak, Bulgar ve Abhazalı Müslümanlar yazılan o duayı alıp
evlerine, bahçe duvarlarına asıyorlar. Allah’ın inayetiyle başka yerlerde çok
büyük yıkımlar olduğu halde onlar çok küçük kayıplarla o belayı atlatıyorlar.
Fakat birileri bunu haberleştirirken “Mazlum Müslümanlar dururken Amerika’ya
dua ediyor” şeklinde veriyor ve masumane bir duaya sığınma hadisesini dahi
çarpıtıp onu da karalama malzemesi olarak kullanmaya çalışıyorlar.
 

HACCA GİTME MESELESİ




Mesela, muhterem Hocamız
üç defa hacca gittiği ve pek çok sohbetinde, röportajında, kitabında hac
hatıralarından bahsettiği halde “Peki hacca niye gitmiyor/gidemiyor?” şeklinde
çok tuhaf bir soruyu televizyon ekranlarına dahi taşıyabiliyor ve bu yalan
boyalı kasıtlı soruyla da şüpheler hasıl etmeye çabalıyorlar.
 

KURAN’A EL VURMA CÜMLESİ




Mesela, muhterem Hocamızın
hem de “Kur’an’ın Gurbeti”ni anlattığı bir sohbetinin “Kur’an’a da elimi
vurasım geliyor!” cümlesini defalarca arka arkaya montajlayıp sonra da bunu
Yüce Kitabımıza hakaretmiş gibi sunuyorlar. Oysa bir iki cümle sonrasında
Hocaefendi, Hazreti İkrime’nin Kur’an okurken güzelliği karşısında heyecana
gelip onu yüzüne-gözüne sürdüğünü ve gönlünde çoşan Kur’an sevgisiyle mushafı
bağrına basıp “Kelam-u Rabbî – Benim Rabbimin sözleri” dediğini hatırlatıyor ve
“Bazen Kur’an okurken ilahi beyanın güzelliği karşısında takkemi fırlatasım,
Kur’an’a elimi vurup uzanıp onu alıp yüzüme gözüme süresim ve ‘Rabbimin Kelamı’
diyerek öpüp koklayasım geliyor” diyor. Heyhat, şerirler çok nezih duyguların
ifadesi bu sözleri bile saf kitleleri kandırmak için montajlayıp kullanıyorlar.
 

BÜYÜKLERE SAYGISIZLIK
YAPTI MI?




Mesela, hemen her
sohbetinde Hak dostlarına karşı hürmetini dile getiren, özellikle de İmam
Gazali, Abdülkadir Geylanî, Şah-ı Nakşibend gibi büyükleri medyuniyet ifadeleriyle
yad eden Muhterem Hocamızın kırk dakikalık sohbetinden sadece iki cümleyi alıp
o büyüklere -haşa- saygısızlık yaptığını iddia edebiliyorlar. Halbuki
Hocaefendi, Bediüzzaman hazretlerinin eserlerini Türkçe açısından tenkit
edenlere cevap sadedinde bazı hususlara değindiği o sözlerinde bile zikri geçen
Hak dostlarının manayı kalıplara kurban etmediklerini, gönül derinlikleri
sayesinde bazen çok sıradan sözlere dünya kadar muhteva sığdırdıklarını ve
onları, anlamadığımız ya da yanlış zannettiğimiz kelimelerle tartmamamız lazım
geldiğini anlatıyor. Ne var ki vicdan ve insaf yoksunu kimseler, aslında
kendilerinin dahi biraz teemmülle çok rahat anlayabilecekleri o hakikatleri
dahi başka mecralara çekiyorlar.
 

Kıymetli arkadaşlar,




Bu misalleri çoğaltmak
mümkün; fakat, başta da ifade ettiğimiz gibi iftira ve çarpıtma, müfterilerin
karakteridir; onları muhatap almak ve dediklerine değer vermek abesle
iştigaldir.
 

Şu kadar var ki, kıymetli
Hocamızın eserlerine, binlerce sohbetine, senelerdir defalarca anlattığı
meselelere ve şaheseri sayılabilecek bereketli hayatına bakmayıp da hakikatini
anlamadıkları bir söz, nereden çıktığını bilmedikleri bir şayia veya ne
olduğunu dahi kestiremedikleri bir tablodan hareketle ileri sürülen iftiralara
kanan, suizan ve gıybetlere dalan, karalama kampanyasına ortak olan müminleri
anlamak mümkün değil.




TABLONUN SIRRI 

Aylar önce, bir fotoğrafla
alakalı sorular almış ve gereken cevabı vermiştik. Yine bir müfteri işi olduğu
ve o türlü insanları muhatap almak istemediğimiz için meselenin üzerinde
durmamıştık. Fakat son günlerde o fotoğraf bir kere daha ısıtılıp site site
dolaştırılır oldu. Belki bazılarınız görmüşsünüzdür; bazı kirli eller
tarafından servis edilen mesajlarda muhterem Hocamızın koltuğunun hemen üstünde
asılı olan bir tablo “İlluminati Tarikatı” gibi yapılanmaların, gizli
teşkilatların simgesi olarak gösteriliyor.




Diğer itham ve iftiraları
bununla kıyaslamanız için servis edilen resim ile o fotoğraftaki tablonun
aslını arz ediyoruz:
 

Birinci resimde daire
içine alınıp gizli bir teşkilatın simgesi gibi gösterilen tablonun aslını
ikinci fotoğrafta görebilirsiniz: Kıymetli bir insan, muhterem Hocamıza ne
hediye edebileceğini düşünürken onun Ka’beye karşı sevgisi aklına geliyor. Bir
şekilde elde ettiği Ka’be örtüsünü hediye etmeye karar veriyor. Fakat Ka’be
örtüsünden alınan o mübarek parça istediği büyüklükte olmayınca kendince bir
kompozisyon yaparak elindeki “mukaddes emaneti” iki yana sarkıtıp tam ortasına
da Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in muazzez mührünü
yerleştiriyor. Muhterem Hocamız da kutsal mekanlardan gelen o kıymetli hediyeyi
“Oranın küçük bir parçasına bile kurban olurum; onun başımın üzerinde yeri
var!” deyip koltuğunun üstüne astırıyor.




Heyhat ki, gördüğünüz gibi
ehl-i kin ve garaz o muazzez levha ve o masum düşünceyi bile nasıl
çarpıtıyor!..
 

Fakat, gerçekten müfteriyi
anlayabiliyoruz; o kendi karakterini sergiliyor.




Sadece iki grubu
anlayamıyoruz:
 

Birincisi, su-i zan,
gıybet ve hele iftira haram olduğu halde bunlara bulaşabilen Müslümanları
anlayamıyoruz.




İkincisi, şer şebeke her
fırsatı ifsatta kullanırken -muhterem Hocamızın onca hastalık ve
rahatsızlıklarına rağmen her gün sohbet edip ders yaparak terütaze hakikat
buketleri gönderdiği halde- o hasbihalleri başkalarına ulaştırma gayreti
bulunmayan, bir kişi daha duysun heyecanı taşımayan, hele bari kendisi için
istifade yolları aramayan Hak erlerini hiç ama hiç anlayamıyoruz.