15 Temmuz gecesi, kendilerine Türk askeri diyen bir
grup hain tarafından benzerine az rastlanır bir alçaklıkla Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’ni işgal etmeye yönelik harekat gerçekleştirildi. Devlet içerisine 50
yıldan fazla bir süredir çöreklenmeye çalışan Fethullahçı Terör Örgütü, 3 yıl
kadar önce sivil darbe yapmaya çalışmış, tutmayınca elindeki son kartlardan
birini masaya sürerek, kanlı eylemle amacına ulaşmaya çalışmıştı. Ama millet
izin vermedi. Peki bu sürece nasıl gelindi? Devletin güvenliğini sağlamakla
görevli kurumlar nerede hata yaptı? Bir daha benzeri saldırılara muhatap olacak
mıyız? FETÖ’nün mağdur ettiği önemli isimlerden Genelkurmay Başkanlığı
İstihbarat Dairesi eski Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, bu
soruların cevaplarını Ajans Dergi Genel yayın Yönetmeni İbrahim Baran’a
anlattı.


İşte o röportaj….




15 Temmuz gecesi adeta bir kabus gibiydi. Olan biteni
nasıl yorumluyorsunuz? 
 

Darbeyi tertipleyen örgüt FETÖ, dünyanın en
aptalca girişimlerinden birine kalkıştı. Başarılı olmayacağı en başından
beri belliydi.
Kendilerine verilen talimatlara göre hareket ediyorlar.
Talimatı veren kişiye yani Fethullah Gülen’e göre de darbenin başarılı olup
olmamasından ziyade yapılıp yapılmaması önemli. Şunu net bir şekilde anlıyoruz:
Bu kalkışma öncelikle Türk silahlı kuvvetlerine, Türkiye Cumhuriyetine ve
millete yapıldı. 




Nasıl? 

Şöyle, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne Ergenekon ve
Balyoz’da zaten bir darbe vurmuşlardı. Arada yaşanan başka pek çok süreç var.
Türk ordusunu tasfiye edip, yerine kendi adamlarını doldurmak üzere yapılan
girişimlerdi bunlar. Şimdi başka bir darbe daha vurdular. Tasfiyelerle TSK’nın
zarar görmesinden bahsetmiyorum. Bu adamların orduda olmamaları, olmalarından
daha iyidir. Ancak TSK’da ortaya çıkan moral bozukluğu kötü oldu. Yaşananların
ardından vatandaşlar nezdinde ordu güven kaybedecek. Kumpas davalarının
ardından kazanılmaya başlanan bir itibar vardı. Bu menfur olay, maalesef TSK’ya
bu anlamda bir darbe vurdu. TSK’nın zayıflaması devletin zayıflaması
anlamına gelir.
Çünkü, bir devletin ordusu ne kadar güçlüyse, devlet de o
kadar güçlüdür. Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri zayıflarsa, devlet de içerisinde
bulunduğumuz konjonktürde dış politikada tavizler vermek zorunda
kalabilir. 




“FETö ile alakalı istihbarat faaliyeti
yapmak zor”


Siz Genelkurmay İstihbarat Dairesi’nin başkanıydınız.
Sizin görevde olduğunuz dönemde TSK içerisindeki Fetullahçı yapılanmanın tespit
edilmesine ilişkin ne gibi çalışmalar yapıldı?




TSK’da FETÖ ve benzeri yapılarla ilişkili olan kişiler
var mı yok mu diye bazı çalışmalar elbette yapıldı. Fakat altını çizmek
lazım: FETÖ’yle alâkalı böylesi bir çalışma yapmak çok zor. YAŞ kararı
ile atananlar oluyordu. Bunların bir kısmı Fethullahçıydı ama tamamı değildi.
Elinizde bunlarla ilgili bilgi ve belge varsa ancak o zaman işlem
yapabilirsiniz.
Nitekim zaman zaman bazı tespitler yapılmış ve ordudan
atılmıştı. Tespit edilemeyenler kaldı. Şöyle bir şey de var: Ordu içerisinde
Fetullahçı olmayan bazı isimleri de Fetullahçı diye fişlediler. TSK’da da fitne
yaptılar. Zaten biliyorsunuz; Ergenekon, Balyoz, Andıç gibi davalarla hapse
attırdıkları komutanların yerine de kendi kripto adamlarını yerleştirdiler.
2013’te siyasi irade tarafından tespit edilen 1200 kişilik bir liste vardı.
Ama, Silahlı Kuvvetler bu kişilerle ilgili işlem yapamıyordu. Çünkü elinde
bilgi, belge yoktu ve yanlış bir şeyler yapmaktan endişe ediyordu TSK. Bundan
birkaç ay evvel de 1100 kişilik subay-general listesi ve 400 kişilik askeri
personel listesi ortaya çıkmıştı. Bu isimlerin tasfiyesi söz konusuydu. Bunun
üzerine darbe teşebbüsü oldu. 




FETÖ için “dünyanın en büyük istihbarat teşkilatlarına
ders verecek kadar uzmandırlar” şeklinde bir iddia var. Katılır mısınız?
 

Bu abartı değil. Hakikaten böyle. Gerçekten
kendilerini çok iyi gizlediler. Suç işleme zamanı gelinceye kadar hiç bir şeye
karışmadılar. Dolayısıyla dünyanın en büyük istihbarat teşkilatlarına CIA’ye,
MOSSAD’a taş çıkartacak kadar biliyorlar bu işi.


“Fethullah Gülen’i piyon olarak
kullandılar”


Arkasında NATO olduğu gerçeğinden hareketle darbe
teşebbüsünü bir işgal harekatı olarak nitelendirebilir miyiz?




Elbette. NATO operasyonu olduğuna kuşku yok. Piyon
olarak Fetullah Gülen’i kullandılar.
Daha önce başka unsurları
kullanıyorlardı. 80 darbesini hatırlayın. Burada TSK’nın ve AK Parti
hükümetinin toptancı yaklaşımlarını da göz ardı etmemek gerekir. TSK her şeyi
kendine tehdit unsuru olarak görüyordu. Hükümetin de bu duruma karşı
geliştirdiği bir karşıt tavır söz konusuydu. Söz konusu durumdan vazife çıkaran
FETÖ’nün Türkiye’yi bu hale getirdiğine hep birlikte şahitlik ediyoruz. 




İstihbarat zaafı konuşuluyor bir de. MİT’in darbe
yapılacağına ilişkin haberi saat 15’te aldığı, 16.30’da Genelkurmay’da toplantı
yapıldığı bilgisi paylaşıldı. Sayın Cumhurbaşkanı da darbe girişimi haberini
eniştesinden öğrendiğini söyledi. 




Evet. Darbenin planlandığı yerlerden biri Kara
Havacılık Komutanlığı. 


MİT Kara Havacılık Komutanlığı’ndan bilgi alıyor, saat
16’da Genelkurmay’a haber gönderiyor. Tabi Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a haber
göndermemesi yanlış. Şayet haber gönderse belki farklı tedbirler alınabilirdi.
Genelkurmay bir takım tedbirler alıyor, ancak görünen o ki alt birimlere
verilen emirlere uyulmamış. Belki komutanları çağırıp bir yerlere gönderip daha
farklı önlemler aldırabilirlerdi. Anlaşılan o ki ne MİT, ne de Genelkurmay bu
kadar büyük bir harekat beklemiyordu. 


“MİT’te İhanet iddialarına ihtimal
vermem”


Kamuoyunda bir kesim MİT’le alakalı olarak ihanet
iddialarını dillendiriyor.




Zannetmem. MİT’in bir ihanet içerisinde olduğu
iddialarını doğru bulmam. Ne MİT’in ne de Genelkurmay’ın “Haber vermeyelim
Tayyip Erdoğan devrilsin” şeklinde bir kanaatte olduğuna inanmıyorum. Bu
saçma bir iddia olur.
Ben başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Darbe
teşebbüsünün içinde askerler var. Bir de siyasi ayağı var, ticari ayağı var. Yaşananlara
siyasetin ve iş dünyasının içinden kimler destek verdiyse bunların da bulunup
cezalandırılması gerekiyor.
Belki o zaman daha derli toplu bir mücadeleye
girişilebilir. Çünkü darbe teşebbüsü ile ilgili pek çok nokta henüz aydınlanmış
değil. Asker Pensilvanya’dan mı idare edildi, Türkiye’de Pensilvanya’nın
gölgesi modunda birileri var mı bilmiyoruz. 




Türk istihbaratının mevcut yapısı ile ilgili ne
düşünüyorsunuz? Hakan Fidan’ın müsteşar olmasının ardından teşkilatta ciddi bir
temizlik sürecinin yaşandığı söyleniyor. Gelinen noktada MİT, Türkiye’nin
istihbarat ihtiyaçlarını karşılıyor mu?




Milli İstihbarat Teşkilatında bir İngiliz ve Amerikan
etkisi her zaman olmuştur. 




Hâlâ var mı?




Evet, bu etki devam ediyor. Böyle olduğuna adım gibi
eminim. Ben Hakan Fidan’dan çok ümitliydim. Kendisiyle görüşürdük de. Haftada
bir Genelkurmay Başkanlığı’na gelirdi, 3-4 saat görüşürdük. Bu konuları da konuşurduk.
Şunu yapmaya çalıştı Hakan Fidan: İstihbaratı iç, dış, teknik ve idari
faaliyetler diye ayırdı. Hepsinin başına da müsteşar yardımcılarını koydu. Ama
bu yeterli olmadı. GES Komutanlığı’nı da (Genelkurmay Elektronik Sistemler) MİT
bünyesine aldı. GES Komutanlığı gittiğinde Silahlı Kuvvetler istihbaratında bir
şey kalmıyor zaten. Ama buna rağmen MİT’i istenilen seviyeye getiremedi. Yani
ülkelerin durumlarını Genelkurmay Başkanlığı’na, Başbakanlığa ve diğer
kurumlara bilgi verir. Bunlar stratejik istihbarattır. İç istihbarat dediğimiz
kontr-terör istihbaratıdır. Hem içerden gelen terör hem dışarıdan gelen terörü
önlemeye yöneliktir. Fakat bunu tam anlamıyla başaramadılar.

Neden?




Çünkü Türkiye ajan cennetiydi ve buna engel
olamadılar.
Rusya’nın KGB ajanları rahatça hareket ettiler. Mossad ajanları
gelip otelden adam kaçırdılar. İranlı nükleer bilimci adamını kaçırdılar.
Amerikalılar içimizde cirit atıyorlar, polislerimizle rahat görüşüyorlardı.
Şimdi bakış açısı farklı, bütün istihbaratı tek çatı altında toplamak hataydı.
Hakan Fidan’ın bu anlamda hata yaptığını düşünüyorum. İç istihbarat ve dış
istihbaratın ayrı erkler tarafından yönetilmesi lazımdır. 


“Teşkilatlar istihbarat, polis icraat
yapar”


Türkiye istihbaratta yeni bir yol ayrımına gidiyor.
Malumunuz, bundan sonra MİT dış istihbarata bakacak, jandarma ve polise de iç
istihbarata.




Doğru bir hamle, ama şunu
söylememiz gerekiyor: Polis istihbaratı olmaz. İç istihbarat olması ve
en tepedeki kişiye bağlanması gerekir. Yani yürütmenin başındaki kimse ona
bağlanması lazım. Dış istihbarat da yine yürütmenin başındaki kimse ona
bağlanmalı. Mesela İsrail’de MOSSAD içten, Shin Bet iç istihbarattan
sorumludur. Shin Bet’in görevi sadece iç istihbarattır fakat dışardan gelen
tehlikeleri üst erklerine bildirir ve MOSSAD’dan acımasızdır. Kimsenin gözünün
yaşına bakmazlar. Amerika’da da FBI aynı düzeydedir. Almanya’da Anayasayı
koruma dairesi başkanlığı var. Bunlar istihbarattan sorumludur. Yani polis
istihbarat yapmaz. Bunlar istihbaratı alırlar polise bilgi verirler, polis
gider icraatını yapar.




Türkiye’de Kamu güvenliği müsteşarlığı da kuruldu…




Kamu Güvenliği Müsteşarlığı çok kadük kaldı. Niye
kadük kaldı? Bir tarafta İçişleri Bakanlığı var bir tarafta Genelkurmay
Başkanlığı var ve MİT Müsteşarlığı var. Kamu Güvenliği Müsteşarlığı tam
anlamıyla anlaşılamadı. Amerika’da Homeland Security var mesela. İç Güvenlik
Komutanlığı diye bir komutanlık var. Onun da istihbarat teşkilatı mevcut. O da
farklıdır. Askerler var başında. National Guard’ları askerler vasıtasıyla
kullanıyorlar. Dolayısıyla Türkiye bu ayrımı mutlaka yapmak zorunda. Bir tek
Almanya askeri istihbaratla sivil istihbaratı birleştirmiş durumda. BND ile
Alman Askeri istihbaratı birleştirilmiş. BND Başkan yardımcısı bir
tümgeneraldir ve buna bağlı en az 3-4 bin asker çalışır. Bize baktığınızda GES
Komutanlığı olmadan evvel askeri istihbarata bağlı 13 asker vardı.
Sivilleştirme dediğiniz zaman da bir uçtan bir uca savruluyoruz maalesef. 13
askerden de 7 tanesi İstanbul’daydı. Bunlar da denizcilikle ilgili
çalışıyorlardı. 


“Yeni bir darbe girişimi olacağını
düşünmüyorum”


Peki, darbe teşebbüsü ile ilgili bir ikinci, hatta
üçüncü dalgadan da söz ediliyor. İhtimal veriyor musunuz?




Çok fazla ihtimal vermiyorum. Tabi daha sonra başka
bir şeyler olabilir. Ama bu daha çok sabotaj, bir takım suikast girişimleri
şeklinde tezahür edebilir.
Ya da kaos oluşturmaya, terör eylemlerini
yaygınlaştırmaya yönelik faaliyetler olabilir. Ama yerini bir darbe girişimi
olacağını tahmin etmiyorum. 




Türk Silahlı Kuvvetleri’nin psikolojik olarak
zayıflatıldığını ifade ettiniz. Görevden almaların TSK’yı terörle mücadele ile
ilgili olarak açığa düşürdüğü de ısrarla vurgulanıyor. Bu konuda neler söylemek
istersiniz?




TSK’nın terörle mücadele konusunda hiç bir zaman açığa
düşmesi söz konusu olamaz.
Bu adamlar
görevdeyken, bence çok daha fazla açığa düşme söz konusuydu. Çünkü terörle
mücadele konusunda kendilerinden beklenileni bilerek ve isteyerek yerine
getirmezlerdi. Dolayısıyla ordudan atılmaları hayırlı olmuştur. Sonuçta şöyle
olur, bir bölükte 3 üstteğmen varsa 1 üstteğmen kalır, 5 astsubay varsa 3
astsubay kalır. Taburda yarbay yoksa binbaşı tabur komutanlığı yapar. Albay
tugay komutanlığı yapar. Yeter ki adam seçme konusunda yerine getirilmesi
gereken 3 kıstasa uygun olsun. 




Nedir bunlar?




Ehliyet, liyakat ve sadakat. Sadakat derken de bir
“hoca”ya bir siyasi parti liderine filan değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne
sadakatten bahsediyorum. 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet