Devleti
Tehdit Eden Yapılar” Paneli


Eski
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Fetullahçı Terör
Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’nın (FETÖ/PDY) parasını yönetenlerin yurt
dışına kaçtığını belirterek, “Cemaatin parasını yöneten 73 kişi yurt
dışına kaçtı.


Eski Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet
Yapılanması’nın (FETÖ/PDY) parasını yönetenlerin yurt dışına kaçtığını
belirterek, “Cemaatin parasını yöneten 73 kişi yurt dışına kaçtı. 73
kişinin içinde rahatlıkla 50 tanesinde birinin kızı öbürünün oğlu ile evli,
öbürünün oğlu öbürünün kızı ile evli. Sonuçta parayı yönetenlerin çocukları da
birbirleri arasında izdivaç yapmışlar. Kardeşim bu gönül izdivacı değil, bu
para izdivacıdır.” dedi.



Eski Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde
düzenlenen “Devleti Tehdit Eden Yapılar” konulu panelde,
“Futbolda şike” davasına değinerek bu davanın para davası olduğunu
öne sürdü.



Uzun, “Futbolda şike” davası başladıktan sonra bazı avukatların İstanbul
Merter’de büyük bir avukatlık bürosu aldığını anlatarak, “Bazıları cip
almış, milyon dolarlar dönmüş. Bakıyoruz Sivasspor
Kulübü Başkanı Mecnun Otyakmaz o da şike davasından
Temmuz ayında tutuklanıyor, ekim ve kasım ayında Fetullah
Gülen
‘in avukatı olan Orhan Erdem‘i avukat tutuyor, ondan sonra
tahliye oluyor. Peki o zaman kardeşim sen bu davaya şike davası değil para
davası demez misin? Basbaya para davası. Bu cemaatin parasını yöneten 73 kişi
yurt dışına kaçtı. 73 kişinin içinde rahatlıkla 50 tanesinde birinin kızı
öbürünün oğlu ile evli, öbürünün oğlu öbürünün kızı ile evli sonuçta parayı
yönetenlerin çocukları da birbirleri arasında izdivaç yapmışlar. Kardeşim bu
gönül izdivacı değil, bu para izdivacıdır. Çıksınlar desinler ki bizimkiler
gönül izdivacı yaptılar. Çocuklarına para izdivacı yaptıranların 73 tanesi şu
anda yurt dışında kaçak.” diye konuştu.



Cemaatte karar makamı olan bir üst kurul olduğunu ve kumpas kurulması için yasa
dışı dinlemelere dayalı ihbar mektupları yazıldığını, örgütün içinde seçilmiş mülkiye
müfettişleri bulunduğunu anlatan Uzun, örgütün yaptığı kumpas ve karalamalar
ile devletin makamlarını boşaltıp oralara kendi adamlarını yerleştirdiğini
söyledi.



Ergenekon davasına da değinen Uzun, “Eğer Dink cinayeti istenildiği gibi
yürümüş olsaydı Ergenekon’a gerek kalmayacaktı. Trabzonlu emekli astsubay Oktay
Yıldırım
‘ın Ümraniye‘deki evde bulunan 27 adet el bombası
Yıldırım’ın üzerine yıkılmak suretiyle Ergenekon çuvalı hazırlandı. Bu olayın
ardından 23 tane daha iddianame hazırlandı, bu iddianameler nedir Ergenekon
çuvalının içine atılan düzmece planlar, programlar.” ifadesini kulandı.



Uzun, Ergenekon davasının Yıldırım ile başlamasının ardından Trabzonlu Kaşif Kozinoğlu‘nun cezaevine atıldığını
anlatarak, davaya bakan mahkemenin başkanı Hakim Köksal
Şengün
‘ün de Trabzonlu olduğunu anımsattı.



-“Dink cinayeti konusunda verdiğim ifade halen kayıp”



Uzun, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’nın (FETÖ/PDY) Ergenekon
sürecinde de çeşitli kumpaslar yaptığını ifade ederek, şunları kaydetti:



“Benim Hrant Dink cinayeti konusunda verdiğim 4
Aralık 2009 tarihinde verdiğim ifade halen kayıp. Yine bu müfettişlerden bir
tanesi kaybediyor bunu. Bu organizasyonun alt kurulunun, icra kurulunun içinde mülkiye
müfettişleri de var. Bu müfettişlerden sonra savcılara sıra geliyor. Savcı
Osman’ın dediği cinayetten yargılanan Osman
Yıldırım
‘ı alıp gizli tanık yapıyor ve bunun tanıklığı ile Ergenekon
davasından cezaevine atılan adamlar hüküm alıyorlar. Hakim Köksal
Şengün
‘e öyle bir hile yaptılar ki şimdi Trabzon‘un
Sürmeni ilçesinin köyünde akciğer kanseri ile mücadele ediyor. Daha sonra bu
raporlar bilirkişilere gidiyorlar.”



Bilirkişilerin de Ergenekon sürecinde yanlışlar yaptığına, bilirkişilerin
Ergenekon sürecinde 5 yıl cezaevinde hapis yatan öğretim üyesi Ruhi Abat
hakkında bilgisayar delilleri ürettiğini ifade eden Uzun, “Abat hakkındaki
delillerin bir tanesinin bin 601 yılında üretildiği, o tarihte ne bilgisayar
vardı ne de Abat vardı. İkinci delil de 2049 yılında üretilmiş, arkadaş bir
öğretim üyesi 5 sene cezaevinde yatıyor, 3 tane çocuğu Malatya‘da
perişan. Abat hakkında hazırlanan 102 klasör belgenin hazırlanma süresi 27
saniye. 27 saniye de hangi dosya hazırlanır, dosyayı şurdan alıp şuraya
getireyim desen getiremezsin. Bu adam 5 sene cezaevinde yattı, işte Ergenekon
bu.” diye konuştu.



“Ergenekon ismi operasyon yapılmadan önce konuldu”



Uzun, Ergenekon davası sürecinde uydurma tanıklar oluşturulduğuna, bazı
kişilere özel hayatı sebebiyle şantajlar yapıldığına, usulsuz deliller
oluşturulduğuna, Oktay Yıldırım‘ın evinde bulunduğu
belirtilen el bombaları ile ilgili bombalar ele geçmeden önce bilirkişi raporu
düzenlendiğine, Ergenekon operasyonunun isminin operasyon yapılmadan önce
konulduğunu, bunu polis memurlarının da bildiğini ifade ederek, söz
konusu süreçte kendisine getirilen ve Tuncay
Güney
‘in ifadesinden yola çıkılarak oluşturulduğu belirtilen ilk Ergenekon
şemasındaki isimlerin hiçbirinin Güney’in ifadesinde geçmediğini de vurguladı.



Ergenekon sürecinde bazı bilgilerin cemaatin medyasına ulaştırıldığını
belirterek, karanlık kurul denilen bu kurulun kamuoyunu aldatma kurulu olduğunu
sözlerine ekledi.



Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı da Gülen cemaatinin devlette önce
polis
teşkilatı içinde güçlenip belli makamları eline geçirmeye çalıştığını
belirterek, “O makamları edinmek için belli bir süre çalışmanız lazım,
kıdeminiz lazım. Onlar tutmayınca zorla geçmeyi denediler. Onların bu kendi
adamlarını bir yere taşıma gayretlerine mani olan emniyet mensuplarına sahte
iddialar ile tuzak kurdular. Bu insanları şucu bucu diye görevden aldırmaya
çalıştılar, Görevden aldıramayınca bunlar aleyhine emniyette bulunan kendi
adamları ile dinlemeler ile adli tahkikata dönüştürdüler ve emniyet
yöneticileri hakkında tek tek davalar açılmaya başlandı. İşte ilk Emin
Aslan
tutuklandı.” dedi.



Gülen cemaatinin böylece emniyete hakim olmaya çalıştığını, emniyette herkesin
birilerinin emniyetin üst yönetiminin tek tek cezaevine konulduğunu gördüğünü
anlatan Avcı, emniyetteki bu insanların çok düzgün, tertemiz insanlar olduğunu
anlattı.



“Hükümet, cemaate karşı önlem almaya çalıştı”



Avcı, bu durumun ortaya çıkması üzerine bazı emniyet mensuplarının cemaatin
etrafında kümelenmeye başladığını, bir süre sonra cemaatin yargıda da
güçlendiğini ve cemaatin yargıdaki adamları vasıtasıyla Ergenekon, Balyoz,
Ayışığı, Sarıkız adıyla bir tahkikat yapıldığını anlatan Avcı, başlangıçta
kirli geçmiş ile hesaplaşıldığı düşüncesiyle bu tahkikatların kamuoyunda destek
bulduğunu söyledi.



Avcı, bu süreçte hükumetin de cemaate karşı tedbir aldığını, uzun
tutuklulukları önlemeye çalıştığını söyleyerek, şöyle devam etti:



“Bu cemaatin pek umurunda olmadı. Bu ülkede genelkurmay başkanı
tutuklandı, bu ülkenin yüzakı olan gazetecileri içeri tıkıp bunlar da örgütçü
demeye başladılar. O da olmadı. Cemaat, hükumetin desteği ile yürütülen Güneydoğu
Projesi olan Barış ve Çözüm sürecini deşifre etti arkasından tüm yöneticileri içeri
tıkacak operasyon başlattılar. Artık çok açıktı ki cemaatin hesabı belli sadece
bu tahkikatı yapmak değil devletin tüm kurumlarına yerleşmeyi düşünüyorlardı.
Bu tahkikatların büyük kısmı hukuka aykırı ve yanlış. İşte o gün hükumet uyandı
açıkça tarafın kendilerini hedef aldığını gördü.”



Cemaatin Milli İstihbarat Teşkilatı’nı (MİT) da eline geçirmeye çalıştığını, askerde büyük
moral bozukluğu olduğunu anlatan Avcı, cemaatin niyetinin iyi olmadığının
anlaşılması üzerine hükümetin kanun çıkartarak, MİT müsteşarını
sorgudan kurtardığını ve özel yetkili mahkemeleri kapatıp yeni mahkemeler
kurduğunu anlattı.



Avcı, cemaatin bütün kurumlara yerleştiğini, her tarafa hakim olmaya
başladığını ve dershanelerin kapatılması ile iktidarı devirmeye çalıştığını
sözlerine ekledi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet