TERÖR

Osmangazi Üniversitesi ve Üzeyir
Garih cinayetlerinde FETÖ intihar eylemcileri

Eskişehir
Osmangazi Üniversitesinde katliam yaparak 4 kişiyi katleden Volkan Bayar
‘‘cinayetlerden pişman olmadığını itiraf’’ etmişti. Çevresindeki bazı
akademisyenler ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı’nın
katil için ‘‘akli dengesi yerinde olmayan bir kişiydi, cinnet ‘’ geçirdi
saptamaları cinayet zanlısının şizofren yapısını ortaya koyması açısından
önemliydi.




İkinci
önemli gelişme ise cinayetleri gözünü kırpmadan işleyen umursamaz tavırlar
ortaya koyan cinayet sanığı Volkan Bayar ve boşandığı eşi Saadet Aylin Bayar’ın
Kripto FETÖ’cü olduklarının anlaşılmasıydı. Bu iki önemli gelişmeyi birlikte değerlendirdiğimde
bu katliamın bana 25 Ağustos 2001 tarihinde Eyüp mezarlığında bıçaklanarak
öldürülen Üzeyir Garih cinayetini anımsatması benim açımdan da ilginç olmuştu.
Zira iki suikast veya cinayet arasında amaç ve eylem tarzları arasında önemli
farklılıklar olsa da cinayetleri azmettiren illegal yapının Cemaat (FETÖ)
olması, tetikçilerin seçiminde ise psikolojik veya şizofren hastalıklı
kişilerden seçilmesinde aynı stratejinin kullanılması önemliydi sanırım. Üzeyir
Garih cinayeti soruşturmasını yürüten Cemaatçi (FETÖ)polisler ve savcılar
cinayeti asker kaçağı hapçı ve psikolojik sorunları olan Yener Yermez ‘in
işlediğini iddia ederek şahsı tutuklamışlardı. Cemaat (FETÖ) bu cinayete çok
önem vermiş cinayet dosyasını FETÖ savcıları Zekeriya Öz, Fikret Seçen ve Nihat
Taşkın birbirlerine devr etmişlerdi. Zira her iki eylem FETÖ’nün intihar
(kamikaze) timleri tarafından gerçekleştirilmişti. Tıpkı Karlov suikast’ında
polise sızmış FETÖ intihar eylemcisi kripto Mert Altuntaş gibi.


O dönem İstanbul’da
Organize Suçlar Müdürü olan Adil Serdar Saçan, ‘’Üzeyir Garih cinayetine ilk
müdahalenin kendisi tarafından yapıldığını belirterek ‘’cesette çok sayıda
bıçak darbesi vardı. Birini bıçakladığınızda, eğer kemiğe denk gelirse bıçak
geri teptiğinden eliniz kesilir. Cinayeti işleyenin de eli kesilmiş ve kan
içinde kalmış. Bunu şuradan anladım: Orada bir mezar taşı vardı. Katilin eli
kanamış. Sağ eliyle mezar taşına tutunmuş ve aşağı doğru çekmiş. Mezar taşında
elinin izi vardı. Kan izi incelemesinde Musevi bir kadına ait olduğu ortaya
çıktı. Biz Musevi bir kadının kanı çıktığını söylediğimizde, İstanbul Emniyet
Müdürü Hasan Özdemir ‘bu olaya bakmayacaksınız’ dedi ve soruşturmayı elimizden
aldılar. FETÖ’cüler soruşturmayı devraldı iddiasında bulunmuştu.’’


Üzeyir Garih ile o
yıllarda birçok televizyon programına katılmıştık. Garih bu programlarda
Mossad’ı açık olmasa da örtülü olarak eleştiriyordu. Garih’in Mossad- FETÖ
işbirliği ile öldürülmesinin nedeni olarak ’’İsrail’in dünyanın çeşitli yerlerindeki
zengin Yahudi iş adamlarından vergi topladığı, Şaron iktidara geldikten sonra
savaş hazırlığı bahanesiyle vergi miktarının yükseltilmesi ve Nesim Malki’ye
yapılan operasyonlara Garih’in karşı çıkması’’gösteriliyordu. Bu süreçte Cemaat
(FETÖ) CIA ve Mossad’ın kontrolünde Türk Cumhuriyetleri ve Balkanlara sızma
faaliyetlerini sürdürüyordu.


Eskişehir Osmangazi
Üniversitesi’ndeki katliam FETÖ’nün itirafçılık tezgahının bozulmasından sonra
ihbarcılık mekanizmasını da sulandırma ve FETÖ operasyonlarına karşı kamuoyunda
güvensizlik yaratmaya yönelik açık bir provokasyondur. Masum kişilerin FETÖ’cü
olduğuna yönelik ihbarlarda bulunmak açık bir FETÖ taktiğidir. FETÖ intihar
eylemcisi Volkan Bayar 200’den fazla akademisyeni FETÖ’cülükle suçluyor.
Bayar’ın suçlamalarıyla 35 sanık hakkında dava açıldığı, bunlardan 26’sının
tutuklu yargılandığı öğrenildi. Bu durum devlet-millet işbirliğini bozmaya
yönelik bir girişimdir. İşin önemli diğer bir yanı ise bu teröristin devletin
tüm kurumları ve yargıda kazandığı dokunulmazlık zırhının arka planının
araştırılması gerekir. Zira bu teröristin gizli bir el tarafından korunup
kollandığına yönelik kamuoyuna ciddi bir algı operasyonu yapılıyor. Görüntülü
medya ve yazılı basında bu durumun FETÖ ile mücadeleyi zayıflattığına yönelik
çeşitli yazılar ve bu konuda alınacak tedbirler dile getiriliyor. Bu tür
olayların bundan sonra yaşanmaması ve FETÖ ile mücadelenin sağlıklı bir zemine
oturtulması için Başbakanlık veya Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulunun devreye
sokulması elzem görünüyor. Özellikle bu konuda illegal telefon dinlemeleri
tapeleri üzerinde oynayıp bu çifte özürlü tapeleri bazı gazetecilere servis
eden yapının ortaya çıkarılması belki de FETÖ üzerinden rant sağlayan alçakları
ve hainleri deşifre edebilir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir