O
tarihte büyük tartışmalara sahne olan 18 Haziran 1999’da Ali Kırca’nın sunduğu
Siyaset Meydanı’na katılarak FETÖ’yü anlatanların başlarına neler geldi,
haklarında neler dendi, neler dediler…


SUNUCU
ALİ KIRCA (KASET MAĞDURU)


18
Haziran 1999 tarihinde Ali Kırca’nın sunduğu ATV ana haber bülteni cemaat
açısından şok geçirdikleri bir geceydi. Ali Kırca akabinde sunduğu Siyaset
Meydanı’nda aşağıda isimleri geçen uzmanlarca konuyu değerlendirmişti. 23 Haziran
1999’da Ali Kırca Sabah gazetesinde şöyle yazmıştı:


“Son
günlerin en can alıcı sorusu şudur: Düğmeye kim bastı? En çok merak edilen, en
çok araştırılan, buna karşılık cevabı bulunamayan bu soruya en kestirme yanıtı
verebilirim: Ben bastım.


Eğer
geçen hafta konuyla ilgili bir Siyaset Meydanı programı yapmaya karar
vermeseydim ve bunun sonucunda bazı kasetler ortaya çıkmasaydı, bütün bu
gelişmeler yaşanmayacaktı. Öyleyse ‘Düğmeye ben bastım’.


Zamanlama
da bana aittir. Kasetlerin derin devletin istemiyle yayımlandığı ya da uzun
süredir elimizde olduğu ya da daha 40-50 kaset olduğu vb… Biliyorum ki hiçbiri
doğru değil bunların…”


PROF.
DR. NECİP HABLEMİTOĞLU (SUİKAST KURBANI)


1999
yılında ATV’deki programa katılan Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002’de
fail-i meçhul bir suikaste kurban gitmişti. Öldürüldüğü için tamamlayamadığı
Köstebek isimli araştırma kitabında Gülen hareketinin örgütlenmesini yazdı.
Kitap, vefatından sonra bitirilememiş haliyle yayınlandı. İşte o programda
söyledikleri ve Köstebek kitabının önsözü;


PROF.
DR. TÜRKAN SAYLAN (ERGENEKON KUMPASI MAĞDURU)


Tıp
doktoru, akademisyen, yazar, eğitimci, eski ÇYDD genel başkanı olan ve birçok
konuda ödülleri bulunan ve yüzlerce yayını bulunan Prof. Dr. Türkan Saylan,
Gülen yapılanması ile ilgili tehditleri dile getirdiği Siyaset Meydanı’nın
konuşmacılarından biriydi. Yayında, “bunları konuştuğumuz için yarın başımıza
ne gelecek, bilmiyorum” diyordu. Ergenekon kumpasının mağdurlarından oldu,
aklandı. O dönem hakkında birçok iftira yayını yapıldı. Cemaat yayınlarından
Todays Zaman, 2006’da ÇYDD’nin terör örgütü PKK’ya yardımcı olduğu, 2009’da ise
Zaman Gazetesi ÇYDD kızlarının genç teğmenleri kontrol etmek için
kullanıldığını belirtmişti.


ÇYDD
davasında tüm dosyalar kopya çıktı!


O
dönem ÇYDD Başkanı olan Türkan Saylan kanser tedavisi gördüğü hastaneden
çıkarken şu açıklamalarda bulunmuştu:


“Hırsızlık
güzel bir şey değil. Bir güzel kızımız okula başladığında evlenmiyorsa
cemaatler biz bunu alacaktık, kapatacaktık, evlendirecektik diye bir düşünce var.
Kızlarımızı Atatürk düşmanı yapmaya çalışıyorlar. Bazı basın bize iftira
atıyor. AİHM’e başvuracağız.


Darbelerin
Türkiye’den neler götürdüğünü gördük yaşadık. Ama hiçbir zaman istemeyiz böyle
bir şeyi. Ama bunun bize kadar uzanması, belli basının iftirasıyla bugüne
geldik. Ama bu balon patladı. Avrupa insan hakları’na kadar çıkacağız. Bütün
dünya duymuş. Elimden geleni yapacağız.


Bunların
hepsi sizler için. Giderken daha namuslu bir dünya bırakmak istiyoruz. Ülkemizi
sattırmayız böldürmeyiz, hep birlikte bunun için çalışacağız.


Kafamda
projelerimiz var, siz gençler için çalışıyoruz. Daha adaletli, adaletin tam
işlediği, işkencenin olmadığı bir Türkiye istiyoruz. Biz bunları Atatürk’ün
kızları olarak istiyoruz. O açıdan ÇYDD Atatürk ilke ve devrimlerini korumak
için kuruldu.


Bir
güzel kızımız okumaya başlayıpta 12/14 yaşında evlenmiyorsa o bir zarar veriyor
cemaatlere. Her devrimin bir karşı devrimi olduğu gibi, cumhuriyet
kurulduğundan beri cumhuriyetten zorluk görenler, hacılar hocalar, birden bire
bir disiplinli rejime geçiliyor. Burada bir çok kişi mutlu oluyor ama birçok
kişide kızıyor bu işe. Nefret ediyor bu sistemden.


Dinler
insanlara temiz olmayı namuslu olmayı v.s öğretmeye çalışan bir sistem. Ama
maalesef saptırılmış vaziyette. Her kafadan bir ses çıkıyor.


Kızları
okutmamız cemaatlere zarar veriyor. Bu özellikler dinlerde yoktur. Dinler bize
doğruluğu öğretiyor. Ama saptırılmış bir vaziyette. İnsanların ruhunu almaya
çalışıyorlar. Her devrimin bir karşı devrimi var. Haksızlığı çocuklarımıza
yapmamamız lazım. Bunların düzeltilmesi de eğitimle olur. Onun sistemi de
düzelecek.”


Prof.
Türkan Saylan, hastalığı ağırlaşmışken, gün doğmadan yapılan ev baskınından 35
gün sonra hayatını kaybetti. Son sözleri, “Ben bütün randevuları tamamladım.
Bana düşen bütün görevleri yerine getirdim, ölüme hazırım” olmuştu.


EMEKLİ
ORGENERAL KEMAL YAVUZ (ERGENEKON KUMPASI MAĞDURU)


1934
doğumlu Kemal Yavuz 1994 yılında emekli olduktan sonra köşe yazarlığının yanı
sıra çeşitli televizyon programlarında strateji ve siyaset gibi konularda
yorumculuk yaptı. Ergenekon davalarında “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuksuz
olarak yargılandı. 5 Ağustos 2013 tarihinde yapılan karar duruşmasında 7 yıl 6
ay hapis cezasına mahkum oldu. 30 Aralık 2013 tarihinde İstanbul’da vefat etti.


Yavuz,
18 Haziran 1999’da Siyaset Meydanı’nda Fethullah Gülen’in röportaj formatında
olan ve toplatıldığını söyleyen “Küçük Dünyam” adlı kitabının detaylarını
anlatmıştı. Emekli Orgeneral Kemal Yavuz 2012’de Fethullah Gülen’in 1999
tarihinde Ankara DGM’de yargılandığı davanın iddianamesinin kendisinde
bulunmasına ilişkin şunları söyledi: “Fethullah Gülen ile neden ilgilendiğimi
izah edeyim. Ben Yüksek Askeri Şura (YAŞ) üyesiydim ve 8 YAŞ toplantısına
katıldım. İrtica faaliyetleriyle ilgili olduğu iddia edilen subay ve
astsubayların dosyalarını inceledim. Savcılık ifadelerini dinlediğimde
Fethullah Gülen adına rastladım. Ben Fethullah Gülen’in halk ve devlet
açısından tehlikeli bir kişi olduğunu her zaman ifade ettim” demişti.


GÜLSEVEN
YAŞAR (ERGENEKON KUMPASI MAĞDURU)


Ergenekon
davasında hakkında kırmızı bülten çıkarılan ve 179 ülkede “Kırmızı Bülten”le
aranan Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer Odatv’ye 5 Ağustos 2014
tarihinde o programı ve sonuçlarını şöyle anlatıyor:


“Şimdi
Gülay Göktürk’ten ya da diğerlerinden cemaati dinliyoruz. Daha önceleri de Ali
Kırca’yı ve Ayşenur Arslan’ı yine bu kaset nedeniyle eleştiren gazeteciler
oldu.


Bu
kasetlerin daha önce kendilerine geldiğini, ama yayımlamadığını övgüyle anlatan
meşhur bir gazetecimiz var: Reha Muhtar. Bu muteber şahsa, din adamı kisvesi
altında çalışan birinin ülkenin anayasal güçlerini ele geçirme stratejisini
anlatan görsel kaseti geliyor ve bir gazeteci olarak haber değeri taşıyan bu
olayı kamuoyuna sunmuyor. Ve bununla da övünüyor.


Ve
diğer bir duayen gazeteci de, vefat etmiş olan M.Ali Birand. Ali Kırca ve
Ayşenur Arslan’ı eleştirerek, Onları 28 Şubatçı olmakla suçlamıştı. Oysa bu
yayının, 28 Şubatçı haksız nitelemesiyle veya 28 Şubatçı olmakla hiç bir ilgisi
yok. Çünkü, tamamen Sivil Toplum Kuruluşlarına gelen ve Fetullah’ın okul ve
yurtlarında eğitim görmüş iki öğrenciyle başlayan olayların devamı.


Şimdi
bakıyorum da, meğer sağduyu sahibi, gerçekleri görebilen ne kadar çok insan ve
gazeteci varmış. Birdenbire, çok yükseklere taşınan malum şahsı ve cemaatini
aşağılara sürüklediler ve hemen herkes ve pek çok kalem cemaat düşmanı oldular.

Bunlar, sinsice sürdürülen ve çağdaş Türkiye’nin tüm değerlerini yok edecek bir
hareketin izlerini taşıyan Gülen’in onlarca kaseti yayınlanırken neredeydiler?


Küçük
yaşta cemaatin eline düşen Anadolu’nun yoksul çocuklarının yaşam öykülerini hiç
mi duymadılar, dinlemediler. İki tane cesur öğrencinin hayat hikayelerini
yazdığı ve 206 Sivil Toplum Kuruluşundan oluşan Sivil Toplum Kuruluşları
Birliği’nin 1998 yılında yayımladığı“HOCANIN OKULLARI” kitabını da mı
görmediler.


Korku
içinde basın mensuplarının karşısına çıkan ve yaşadıklarını birebir anlatan bu
iki gence ne yazık ki bizlerden başka sahip çıkan olmadı. Yalnız bırakıldılar.
Ve yine cemaatin eline düştüler. Diğer bir mağdur üniversite öğrencisinin,
“Ceviz Kabuğu” televizyon programında söyledikleri de cemaatin gerçek yüzünü
anlatıyordu.


Bütün
belgeler ortadaydı. Ama bu kalemler, o zamanlar başka şarkılar söylüyorlardı.
Gerçekten çok acı…”


Bu
Gülen kasetiyle ilgili Ali Kırca ile birlikte ATV’de beraber yayımladığını
belirten Ayşenur Aslan ise 7 Ağustos 2014’de Yurt Gazetesindeki köşesinde
program hakkında şöyle değerlendirmede bulunuyor:


“Peki,
1999 yılında atv’de Ali Kırca ile birlikte yayınladığımız kasette ne diyordu Fethullah
Gülen:


“ELE
GEÇİRMEK İÇİN…”


“Arkadaşlarımızın
mevcudiyeti İslami geleceğimiz adına bu işin garantisidir. Bu açıdan Adliye,
Mülkiye veya başka bir hayati müessesede, bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti
öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir.
İstikbalde yürümek için sistemin püf noktalarını keşfedin. (..) Fuzuli
kahramanlık yerine ele geçirmeyi tercih edelim. Bu nedenle Mülkiye ve Adliye’de
çalışan arkadaşlarımız için bu çok önemlidir.”


Neymiş?!


Fethullah
Gülen, o kasette devletin hayati müesseselerinden söz ediyormuş. “Ele
geçirmekten” dem vuruyormuş. Dahası, bunları Adliye ve Mülkiye gibi, devlet
aygıtının kilit yapılanmaları için söylüyormuş.


O
dönemde, bu sözlerin anlamını çözmemek için ahmak olmak gerekirdi. Ya da başka
hesaplar peşinde koşmak…


Oysa,
o günlerden bugüne gerek Ali Kırca’ya gerekse bana 28 Şubat’ın –dolayısıyla
askerin- maşası muamelesi yapıldı. Bizim, bu kasetin dışında 28 Şubat
andıcındaki diğer “uydurulmuş haberlerin hiçbirine itibar etmediğimizi, yayınlamadığımızı”
görmediler. Göstermediler.


ÇEKMECEDEN
ÇIKARILDI


Dahası
da oldu. 1999 yılında atv Haber’de birlikte çalıştığımız Mahmut Övür, bundan 6
yıl kadar önce kaset meselesini yeniden gündeme getirdi. İddiaları ve
tartışmayı ısıttı. Ama kendisini “ben o sırada ayrılmak üzereydim” diye
sıyırdı. Ve bizleri ihbar etti.”


ESKİ
DGM (DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ)SAVCISI NUH METE YÜKSEL (KASET MAĞDURU)


Nuh
Mete Yüksel, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısıydı. Son derece
kritik konuları soruşturuyordu… Atatürk, Cumhuriyet karşıtlarına yönelik
soruşturmalar açıyor, yürüttüğü soruşturmalar Türkiye’nin gündemini
oluşturuyordu. Yüksel Gülen’in açıklamalarına yer verilen bu Siyaset
Meydanı’ndan sonra o güne kadar kimsenin el atmadığı bir hazırlık soruşturmasını
başlattı. Sanık Fethullah Gülen hakkında 11 Ağustos 2000 tarihinde ‘gıyabi
tutuklama kararı’çıkardı. Nuh Mete Yüksel, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı
Özkök’e Fethullahçı yapılanmayı detayıyla anlattığını belirterek, “Orduda bu
yapılanmaya sessiz kalındığını o an anladım. Ürkmüştüm” dedi. Arşivimde duran,
“Okyanus Ötesindeki Vaiz” kitabımı yazarken de önemli ölçüde yararlandığım
iddianamenin sayfalarını çeviriyor. Ve ağzından şu cümle dökülüyor: “Ben o
zaman tehlikeyi görmüştüm…” Ve başlıyor anlatmaya…” Soruşturmanın başında 5-6
tanığım vardı. Bu örgütün içinde bulunmuş, yer almış, sonra ayrılmış gençler
kendiliğinden gelmişti. Çok önemli bilgiler verip mahkemede tanıklık yaptılar.
Kovuşturmanın bitmesine yakın tarihlerde hepsi tanıklıktan vazgeçti. Tehdit
edilmişlerdi.Davamız 2 No’lu Ankara DGM’de devam ederken bilim insanı Necip
Hablemitoğlu da öldürüldü. Necip Bey, Gülen konusunda çalışmalar yapmış bir
insandı. Öldürülmeden önce ‘Köstebek’ isimli bir kitap yazmıştı. Hala
Fethullahçı örgüt tarafından öldürüldüğü kanaatindeyim. Delillerinin de günün
birinde ortaya konulacağına inanıyorum.”


2002
yılında Nuh Mete Yüksel kaset kumpası mağduru olmuştu. Soner Yalçın
köşeyazısında o dönemi şöyle anlatmıştı:


İlk
seks kaseti


Baş­ba­kan
Er­do­ğan-Fet­hul­lah Gü­len kav­ga­sın­da ko­nu seks ka­set­le­ri­ne de gel­di:


Er­do­ğan
isim ver­me­den Fet­hul­lah Gü­le­n’­i kas­te­de­rek; “Bir ta­raf­tan Ku­ran,
Al­lah, Pey­gam­ber di­ye­cek­sin; ama adın ka­set­ler­le komp­lo­lar­la anı­la­ca­k”
di­ye ko­nuş­tu.


Fet­hul­lah
Gü­le­n’­in res­mi web si­te­si Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­a İs­la­m’­dan re­fe­rans­lar
gös­te­rip çok uzun bir ya­nıt ve­re­rek, id­di­ala­rı red­det­ti.


Pe­ki…


İlk
seks ka­se­ti ne za­man or­ta­ya çık­tı?

Anım­sı­yor mu­su­nuz?

Ka­set­te­ki gö­rün­tü­de bir sav­cı var­dı!

Önem­li bir da­va­nın sav­cı­sıy­dı…

Ama ön­ce da­va ko­nu­su­na ba­ka­lım:

“Ad­li­ye’ye Mül­ki­ye’ye sı­za­ra­k”


Ta­rih:
18 Ha­zi­ran 1999


Atv
te­le­viz­yo­nu Fet­hul­lah Gü­le­n’­in çe­şit­li yer­ler­de­ki ev soh­bet­le­rin­den
olu­şan ka­set ya­yın­la­dı. Şöy­le di­yor­du:



Ar­ka­daş­la­rı­mı­zın mev­cu­di­ye­ti İs­la­mi ge­le­ce­ği­miz adı­na bu işin
ga­ran­ti­si­dir. Bu açı­dan Ad­li­ye, Mül­ki­ye ve­ya baş­ka bir ha­ya­ti mü­es­se­se­de,
bi­zim ar­ka­daş­la­rı­mı­zın mev­cu­di­ye­ti öy­le fer­di mev­cu­di­yet­ler
şek­lin­de ele alı­nıp, öy­le de­ğer­len­di­ril­me­me­li­dir. Ya­ni bun­lar ge­le­cek
adı­na bi­zim o üni­te­ler­de ga­ran­ti­miz­dir. Bi­zim var­lı­ğı­mı­zın bun­lar
nab­zı­dır.



İs­tik­bal­de yü­rü­mek için sis­te­min püf nok­ta­la­rı­nı keş­fe­din. Bu sis­tem
için­de ar­ka­daş­la­rı­mız is­tik­ba­le yü­rü­ye­cek­ler­dir. İs­ter Ad­li­ye’de
is­ter Mül­ki­ye’de ar­ka­daş­la­rı­mı­zın git­tik­le­ri yer­ler­de da­ha ra­hat
iş yap­ma­la­rı, tu­tul­ma­la­rı; kay­ma­kam ise va­li ol­ma­la­rı; sı­ra­dan
bir ha­kim ise­ler tek­dir olu­nan bir ha­kim ol­ma­la­rı.



Fu­zu­li kah­ra­man­lık ye­ri­ne ele ge­çir­me­yi ter­cih ede­lim. Bu ne­den­le
Mül­ki­ye ve Ad­li­ye’de ça­lı­şan ar­ka­daş­la­rı­mız için bu çok önem­li­dir.



İs­ter Mül­ki­ye’de is­ter Ad­li­ye’de is­ter di­ğer sa­ha­lar­da böy­le bir mü­na­se­bet­le
bah­set­miş­tim. Ar­ka­daş­la­rı­mı­zın mev­cu­di­ye­ti İs­la­mi ge­le­ce­ği­miz
adı­na o işin ga­ran­ti­si­dir. Ya­ni bu açı­dan, Ad­li­ye’de Mül­ki­ye’de ha­ya­ti
mü­es­se­se­ler­de bi­zim ar­ka­daş­la­rı­mı­zın mev­cu­di­ye­ti böy­le bir mev­cu­di­yet­ler
gi­bi ele alı­nıp öy­le de­ğer­len­di­ril­me­me­li­dir. Ya­ni ge­le­cek adı­na
bi­zim o üni­te­ler­de ga­ran­ti­le­ri­miz­dir.


“Dev­le­te
al­ter­na­tif sis­te­m”


Ta­rih:
11 Ağus­tos 2000


An­ka­ra
Dev­let Gü­ven­lik Mah­ke­me­si (DGM) Sav­cı­sı Nuh Me­te Yük­sel; bir yı­lı aş­kın
yap­tı­ğı so­ruş­tur­ma­yı ta­mam­la­dı (1999/420 hz. Nu­ma­ra­lı 2000/192 Esas
2000/141 İd. nu­ma­ra­lı); ve yu­ka­rı­da­ki söz­le­ri ifa­de eden Fet­hul­lah
Gü­len hak­kın­da ya­sa­dı­şı ör­güt kur­mak ve yö­net­mek­ten id­di­ana­me ha­zır­la­dı.


Gü­len
bu id­di­ana­me­den ön­ce 19 Mart 1999’da AB­D’­ye git­miş ve dön­me­miş­ti.


Nuh
Me­te Yük­sel, bu ne­den­le Gü­len hak­kın­da gı­ya­ben tu­tuk­lu­luk ka­ra­rı
çı­ka­rıl­ma­sı için baş­vur­du. An­ka­ra 2 No’­lu DGM he­ye­ti Gü­le­n’­in gı­ya­ben
tu­tuk­lan­ma­sı­na ka­rar ver­di.


Gü­le­n’­in
avu­kat­la­rı 16 Ağus­to­s’­ta İs­tan­bul 2 No’­lu DGM’­ye iti­raz et­ti­ler.
An­ka­ra DGM’­nin ka­ra­rı­nı İs­tan­bul DGM 28 Ağus­to­s’­ta boz­du.


Üç
gün son­ra…


Sav­cı
Nuh Me­te Yük­se­l’­in id­di­ana­me­si­ni An­ka­ra 2 No’­lu DGM ka­bul et­ti ve
da­va açıl­dı (Esas No 2000/124).


“İlk
etap­ta dev­le­te kar­şı sa­vaş ve­re­rek he­def­le­re ulaş­ma­nın yıp­ra­tı­cı
ola­ca­ğı­nı teş­his eden sa­nı­ğın; mev­cut sis­te­mi yık­ma ye­ri­ne dev­let
mo­de­li­ne uy­gun bir ör­güt­len­me ile dev­le­te al­ter­na­tif bir sis­tem
kur­ma­yı he­def­le­di­ği; bu ne­den­le tüm dev­let or­gan­la­rın­da, ye­rel yö­ne­tim­ler­de,
si­vil sek­tör­de ör­güt­len­di­ği; ile­ri­de dev­let yö­ne­ti­mi­ni kon­trol
al­tı­na ala­bil­mek için kı­sa va­de­de tüm kad­ro­la­ra yan­daş­la­rı­nın ge­ti­ril­me­si
ve­ya bu kad­ro­la­rı iş­gal eden­le­rin ken­di­ne bağ­lan­ma­sı­nı he­def­le­di­ği…”


“Gü­len
tu­tuk­lan­ma­lı­dı­r”


Ta­rih:16
Ekim 2000.


İlk
du­ruş­ma ya­pıl­dı.


Nuh
Me­te Yük­sel, Fet­hul­lah Gü­le­n’­in tu­tuk­lan­ma­sı­nı is­te­di.


4
Ara­lık 2000 ta­rih­li du­ruş­ma­da; 29 Ocak 2001 ta­rih­li du­ruş­ma­da; 28
Mart 2001 ta­rih­li du­ruş­ma­da; 21 Ma­yıs 2001 ta­rih­li du­ruş­ma­da; 16 Tem­muz
2001 ta­rih­li du­ruş­ma­da; 17 Ey­lül 2001 ta­rih­li du­ruş­ma­da; 6 Ka­sım
2001 ta­rih­li du­ruş­ma­da; 12 Ka­sım 20001 ta­rih­li du­ruş­ma­da; 26 Ara­lık
2001 ta­rih­li du­ruş­ma­da; 11 Mart 2002 ta­rih­li du­ruş­ma­da; 6 Ma­yıs 2002
ta­rih­li du­ruş­ma­da sav­cı Nuh Me­te Yük­sel hep Gü­le­n’­in tu­tuk­lan­ma­sı­nı
ta­lep et­ti.


Sav­cı
Nuh Me­te Yük­sel her du­ruş­ma­ya “Em­ni­ye­t’­te Fet­tul­lah Gü­len ör­güt­len­me­si­”
ko­nu­sun­da ra­por ha­zır­la­yan mü­fet­tiş­le­ri ya da po­lis­le­ri (Cev­det
Sa­ral, Os­man Ak, Za­fer Ak­taş vs.) ta­nık ola­rak ça­ğır­dı.


Bir
son­ra­ki du­ruş­ma­da ta­nık ola­rak dö­ne­min Te­rör­le Mü­ca­de­le Şu­be Mü­dü­rü
Ca­vit Çe­vik ile ya­zar Er­gün Poy­ra­z’­ın din­len­me­si­ni ta­lep et­miş­ti
ki…


Bir
son­ra­ki du­ruş­ma­ya, Em­ni­yet Ge­nel Mü­dür­lü­ğü’n­de ha­len sür­dü­rü­len
Fet­hul­lah Gü­len so­ruş­tur­ma­sı dos­ya­sı­nı ge­ti­re­ce­ği­ni söy­le­miş­ti
ki…


Po­lis
“te­sa­dü­fe­n” bul­du


Ta­rih:
3 Ha­zi­ran 2002


An­ka­ra’da
kri­tik Fet­hul­lah Gü­len du­ruş­ma­sı bek­le­nir­ken; İs­tan­bu­l’­da Te­rör­le
Mü­ca­de­le Şu­be­si po­lis­le­ri bir der­nek­te ara­ma­ya ya­par­ken seks ka­se­ti
“bul­du.”



İs­tan­bul
po­li­si­nin “bul­du­ğu­” seks ka­se­tin­de Fet­hul­lah Gü­len da­va­sı­na ba­kan
DGM Sav­cı­sı Nuh Me­te Yük­se­l’­in bir ka­dın­la se­viş­me gö­rün­tü­sü var­dı.


An­ka­ra’da
bir avu­kat­lık bü­ro­sun­da çe­ki­len 4 da­ki­ka 52 sa­ni­ye­lik gö­rün­tü tar­tış­ma
ya­rat­tı. Jan­dar­ma Ge­nel Ko­mu­tan­lı­ğı Kri­mi­nal La­bo­ra­tu­va­rı ka­se­din
mon­taj ol­du­ğu­na da­ir ra­por ver­di. Em­ni­yet Ge­nel Mü­dür­lü­ğü Kri­mi­nal
La­bo­ra­tu­va­rı ve Ad­li Tıp gö­rün­tü­de­ki ki­şi­nin sav­cı Nuh Me­te Yük­sel
ol­du­ğu so­nu­cu­na var­dı.


Fet­hul­lah
Gü­len da­va du­ruş­ma­sı­nın ya­pıl­dı­ğı, 21 Ekim 2002 gü­nü Ha­kim­ler ve
Sav­cı­lar Yük­sek Ku­ru­lu (HSYK) top­lan­dı; seks ka­se­ti­ni sey­ret­ti ve
Nuh Me­te Yük­sel hak­kın­da ka­ra­rı­nı ver­di: Nuh Me­te Yük­sel DGM sav­cı­lı­ğın­dan
alın­dı. Ya­ni il­gi­li da­va­ya ar­tık ka­tı­la­ma­ya­cak­tı.


O
gün mah­ke­me­de; esas hak­kın­da­ki mü­ta­la­ası­nı ha­zır­la­ma­sı için (son
gö­rü­şü­nü söy­le­me­si için) dos­ya­nın so­ruş­tur­ma­yı pek bil­me­yen ye­ni
sav­cı­ya ve­ril­me­si ka­ra­rı­nı al­dı.


Sav­cı
Nuh Me­te Yük­se­l’­e seks ka­se­ti tez­ga­hı­nı ki­min kur­du­ğu hâ­lâ bir tür­lü
or­ta­ya çı­ka­rı­la­ma­dı.


Fet­hul­lah
Gü­len da­va­sı ne mi ol­du?


Da­va
za­ma­n’­ın aşı­mı­na uğ­ra­dı!..


Soner
Yalçın

3 Ocak 2014


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet