IRKÇILIK & İSLAMOFOBİ & FAŞİZM & NEO NAZİ HAREKETLERİ

Zeki Sarıhan : ARKADAŞIM ERTAN SARIHAN

Düzenin emekçilerden yana değişmesini isteyen insanlar hangi
sınıftan çıkar? İlk akla gelen sınıf işçi, köylü ve şehir küçük burjuvazisidir.
Bu sınıfların içinde sınıf bilincine ulaşıp “Yeter artık! Sınıfımızı suyun
başına geçirelim, üreten biz yöneten de biz olmalıyız. Bu zamana kadar
zenginler için dönen çarkı tersine çevirelim” derler değil mi?

Ama çoğu zaman öyle olmuyor. 
Burjuva ailelerinden de haksız ve insafsız düzen karşısında vicdanı
sızlayan, bu nedenle emekçilerin yanına geçip onların haklarını kararlılıkla
savunan, hatta hayatını bu mücadeleye vakfeden kişiler çıkar. 

Bilinçsizlikleri nedeniyle zalim ve sömürülerin safını seçen,
hayatını sınıf atlamaya çalışmakla tüketen yoksulların tersine, toplumlarda
böyle ters bir akıntı da vardır. 

Bunlara devrimci aydın denir. Aydınlar zaten bir sınıf
değildirler. Bir aydın hangi sınıfa hizmet ediyorsa o sınıftan sayılır.
Bilgisini, görgüsünü, fırçasını, sesini, kalemini burjuvazinin çıkarlarına
odaklamış çok aydın vardır.  Bunlar
burjuvazi tarafından da rağbet görürler. Saraylara ve konaklara çağrılıp
ağırlanırlar. Halil İnalcık’ın geçen yıl 3. basımı yapılan “Has-bağçede ‘ayş u
tarab” adlı eserinde İran ve Türk devletlerinde şairlerin padişahlara sunduğu
eserler karşılığında nasıl kese kese altınlara gark edildiklerini ve işret
sofralarında marifetlerini nasıl ortaya döktüklerini anlatıyor.

Siyasi tarihimize Kızıldere olayları olarak geçen katliamın
46. yılına ulaştık. 1960 sonrası yükselen devrimci bilincin ürünü 10 genç, idam
cezasına çarptırılan Deniz Geçmiş ve arkadaşlarını kurtarmak için adeta köşeye
sıkışmış bir arslan gibi Ünye’deki radar üssünde görevli dört yabancıyı kaçırıp
Deniz Gezmişle bunları değiştirmeye karar vermişler. 12 Mart (1971) darbesinin
Amerikancı faşist generalleri, bunları Niksar’ın Kızıldere köyünde topa tutarak
imha etti.

Bu gençlerden biri, akrabam ve arkadaşım Ertan’dı.  1965-1967 yıllarında Fatsa’da başlayan ve
özelikle köylüleri aydınlatma ve mücadeleye katma çalışmasında
birlikteydik.  İkimizi de Fatsa’dan
sürdüler. Ben güzel yurdumuzun başka yerlerinde öğretmenlik yapmaya devam
ederken o işten ayrılmış Fatsa’da kendisini köylü mücadelesine vermişti. 30
Mart’ta öldürüldükleri zaman Mamak’ta hapisteydim.

Başta akrabaları olmak üzere onu seven yüzlerce kişi her yıl
30 Mart vesilesiyle Fatsa gazetelerine toplu bir ilan verirdik. Bu yıl böyle
bir ilan ihmal edildi. Onun yerine sevenleri adına bu yazıyı yazmaya karar
verdim ve onunla ilgili daha önceki yazılarımdan farklı olarak şu konu üzerinde
durmak istiyorum:

EMEKÇİLERİN TARAFINI SEÇTİ

Beyceli köyünde doğan Ertan’ın babası rüştiyede okumuş,
1930’larda Fatsa’da dava vekilliği olmuş ve zamanın tek partisi CHP’nin de uzun
yıllar başkanlığını yapmıştı. Fatsa eşrafındandı. Köyde bir parça fındık
bahçeleri olmakla birlikte aile, gücünü politikadan alıyordu. Çok partili
hayata geçtikten sonra da babası Lütfi amca bu gücünü korudu. Oğlu Ertan’a
biçtikleri meslek hukukçuluktu. O dönemde üniversitelerde okumak ancak eşraf
çocuklarına mahsustu ve bunlar okulu bitirip kendi kasaba ve şehirlerine
dönerek doktorluk, avukatlık gibi işlere başlarlardı. İstanbul Hukuk Fakültesine
yazılan Ertan, ikinci sınıfa kadar okudu ve herhalde benim öğretmen okulu
öğrenciliğimde köy öğretmeni olmak için gösterdiğim acelecilik gibi okulu
bıraktı.  Fakat sonradan fark derslerini
vererek öğretmen oldu. 1963’te Fatsa Fikir Kulübü’nün kurucularındandı. 1966’da
benim yazıişleri müdürlüğünü üstlendiğim İleri Köy gazetesinin bu kulüp adına
sahihliğini üstlendi.

Ertan, o dönemin devrimci gençlerinin çoğunluğu gibi, düzenin
bir parçası olmayı reddetti. İşçilerin ve köylülerin arasına karışarak onları
uyarmayı ve örgütlemeyi seçti.  Ertan’ın
Fatsa’da rahat bir hayatı olabilirdi. Babasının mesleğine avukat olarak devam
ettirmesi halinde milletvekili bile olabilirdi. Nitekim Fatsa’dan milletvekili
olanlar, benzer ailelerin çocuklarıdır.

Yaşasaydılar, hayata daha sonra nasıl ve ne olarak devam
ederlerdi? Bu konuda hiçbir faraziye yürütülemez. Başta aynı soyadını
taşıyanlar olmak üzere Fatsalılar Ertan’ı, alçakgönüllülüğü, güçlü iradesi,
özverisi ile hatırlıyor ve seviyoruz.

Gördüğü işkencelerin sonucu olarak cezaevinde hayatını
kaybeden Belediye Başkanı Fikri Sönmez’in Fatsa’da sevildiği gibi.

Faşizm böyle nice yiğitlerin hayatını aldı. Bir kısmını
köşeye sıkıştırarak siyasi intihara sürükledi. Şimdi onların mezarlarında sevgi
çiçekleri açıyor ama onların öldürülmesi emrini veren kaç kişinin ölüm
yıldönümünde böyle yazılar yazılıyor?






















































Adlarını bile hatırlayan yok! (30 Mart 2018)

zekisarihan.com




Fotoğraf: Ertan Sarıhan, Beyceli Köylüleriyle,
sağ başta çömelmiş olan (1967)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir