Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Çağımızın en tehlikeli özelliği,
faşizmin yeniden yükselmeye başlamasıdır.


Tarihsellik…


Faşizm, kapitalizmin belli bir “durumunun” (yapısal
krizinin) içinde,
giderek egemen
sınıfın tercihine dönüşen bir siyasi-toplumsal hareket olarak ortaya çıkar. Bu
nedenle, faşizm, kaçınılmaz olarak, kapitalizmin andaki durumunun, örneğin,
sermayenin örgütlenme
biçimlerinin
, değerlenme
coğrafyasının, teknolojik altyapısının,
düzenini doğallaştırmak için dayandığı
ideoloji ve kültürün, bu ideoloji ve kültürün üretim/ yeniden üretim süreçlerinin,
nihayet, belki de en önemlisi,
işçi sınıfının, orta sınıfların yapısal özelliklerinin, egemen sınıfın gereksinimlerinin damgasını taşıyacaktır.


Bu yüzden, bugün, 1930’ların,
emeğin ve sermayenin örgütlenme biçimlerinden, analog teknolojiye dayanan
kültür ve iletişim endüstrisinden, hazlara değil de
işlevselliğe dayanan tüketim normlarının yarattığı öznelliklerden farklı
özellikleri yansıtan bir faşizm düşünmek gerekiyor. Örneğin, bugünkü faşizm,


o dönemin, geniş kitleleri,
devleti kontrol etmenin standart aracı olan dikey bürokratik örgütlenmelere,
sokaklarda Yahudilere saldıran, halkı sindiren üniformalı milislere gerek
duymayabilir.


Bugün faşizmi düşünürken,
öncelikle, onun sergilediği biçimleri değil, hep sabit kalan, zamanla
değişmeyen, onu
kendisi yapan özelliklerini tanımlamaya çalışmak gerekiyor. Ancak bu
özelliklerin hepsi birden bir araya gelmiyor, belli bir
“oluş süreci” yaşanıyor. Ne yazık ki çoğu kez, özellikle liberal demokrasi bu
oluş sürecinin ayırdına zamanında(!) varamıyor.


Birincisi, faşizm, herkesi
buyruğuna uymaya zorlayan
otoriter rejimlerden, örneğin askeri diktatörlüklerden, daha fazla bir şeydir. Faşizm, salt bireyin kendisine uymasını talep etmez;
onun bireyin, yaşamının her düzeyini, dahası bedenini ve zamanını, belli bir
“hakikat rejimine” uygun biçimde denetlemek ister. Faşizmde birey salt devlete,
lidere uymaya değil, aynı zamanda belli biçimde düşünmeye ve yaşamaya, bundan
da
haz almaya zorlanır. Bu anlamda faşizm totaliter bir rejimdir. Ancak bu totaliterliği mutlak olarak değil, bir
eğilim, arzu, bu arzuyu gerçekleştirme çabaları olarakdüşünmek gerekir. Örneğin
Alman faşizmi, totaliter bir rejim kurma çabalarında, İtalyan faşizminden çok
da ileriye gidebilmiştir.


Faşizmin özü


Faşizmi “kendisi yapan”, zaman içinde değişmeyen özelliklerini (özünü oluşturan
bileşenleri) daha önce
Eco’dan
aktarmıştım. Özetle:


1) Gelenek kültü. Geçmiş bir zamandaki yaşam pratiklerine, kullanılan dile özel
ilgi. 2)
Aydınlanma’yı,
dejenerasyonun başlangıcı olarak görmek. 3)
Uzmanlara, eğitilmişlere karşı
bir düşmanlık
: Muhalif
entelektüelleri simgesel ve fiziki şiddetle susturmaya, tasfiye etmeye
çalışmak. 4)
Liderden farklı düşünmeyi ihanet olarak görmek. 5) Etnik kökeni, dini, cinsel pratikleri farklı olandan korkmak. 6) Düş kırıklığı yaşayan bir kitleden oluşan bir toplumsal taban. 7) Belirgin bir toplumsal kimlikten
yoksun bırakılanlara
sunulan,
aynı ülkede doğmuş olmak (aynı dinden, mezhepten olmak-EY) gibi bir ortaklıktan
kaynaklanan, soyut bir kimliği yüceltmek. 8)
Düşmanlarının refahından, siyasi gücünden korkmak. “Öteki”ni, hazlarını yaşayabildiğini hayal ederek kıskanmak. 9) Halkçı bir seçkincilik. Bir taraftan her vatandaş (grup üyesi-EY) dünyanın en iyi
kümesine aittir, harekete katılanlar ise en iyileridir. Diğer taraftan, halk o
kadar zayıftır ki güçlü bir liderin varlığına gereksinim duyar. 10)
Kahramanlık kültü: Faşizmde “kahraman”, ölümü arzular, ölmek için sabırsızlanır, bu sabırsızlıkla birçok
insanı ölüme gönderir. 11) Faşizm, kadın-erkek eşitliğini yadsır. Standart
olmayan cinsel pratiklere (LGBT) yönelik
kuşkuyu, nefreti körükler. Faşist silahla oynamayı sever. Bu oyun ona, savaş ve
seksin yerine ikame edilen bir fallusa erişme fantezisi sağlar. 12) Faşist
popülizmde bireylerin hakları yoktur, bir halk olarak homojen bir bütünlük
oluştururlar. Lider bu bütünlüğün iradesini temsil eder. Faşizm parlamenter
pratiklerden nefret eder. 13) Faşizm, bir
“yeni dil” konuşur.
Sözcük hazinesi yoksullaştırılmış, basitleştirilmiş dil, karmaşık, eleştirel
akıl yürütmeye olanak veren araçlara ulaşımı engeller.


Bugün, yalnızca merkez ülkelerde
değil, Brezilya, Macaristan, Polonya, Hindistan gibi ülkelerde de yükselirken,
bu özellikleri sergilemeye başlayan (oluş sürecindeki) toplumsal hareketleri,
liderleri
sağ popülizm, otoriterlik eğilimleri olarak nitelemek, eksik ve siyasisonuçları açısından yanlıştır.
Örneğin, toplumsal bir harekete dayanmayan otoriter rejimlerden, bir liderin ya
da kliğin, ailenin, seçimlerle ya da başka bir yolla tasfiye edilmesiyle
çıkılabilir. Faşizmden çıkabilmek için, çoktan işlevini kaybetmiş bir
parlamentonun sınırlarını aşan, kapsamlı bir siyasi kültürel çatışma, geniş bir
toplumsal katılım, devlet ve toplumda derinlere nüfuz edecek bir tasfiye süreci
gerekecektir. (Devam edecek.)


Faşizmin, kapitalizmin bugünkü “durumunun” içinde
yeniden yükselmeye başladığını, ancak, 1930’lardakine benzer bir “
görüntü” sunmayabileceğini vurgulamıştım. Bugün, 1930’lara benzer
hareketler yerine, faşizmin, özünü oluşturan unsurları düşünerek, bunların
bugünün kapitalizmi içinde bir araya gelme sürecini anlamaya, egemen sınıfların
tercihi haline gelmeden durdurmaya, süreç tamamlandıysa, kurtulmanın yollarını,
liberalizmin fantezilerine kapılmadan bulmaya çalışmak gerekiyor.


Kapitalizmin
dünü ve bugünü


Bugünün kapitalizmini, 1930’larda
ilk bileşenleri ortaya çıkmaya başlayan, ancak esas olarak II. Dünya
Savaşı’ndan sonra şekillenmiş
Fordist sermaye birikim rejiminin yapısal krizi temsil ediyor. Fordist sermaye birikim rejiminde Taylorist emek
yönetimi ve elektrikli bant sistemine dayalı bir sanayi üretimi -homojen maddi
emek- egemendi. 1930’larda, egemen sermaye, ulusal merkezlerde yoğunlaşmıştı,
en önemli faaliyet alanı olan ağır sanayinin, silah ve otomotiv sektörleri
üzerinden devletle çok girift bağları vardır. Giderek gelişen kitlesel üretim
modeli açısından, disiplinli, homojen bir işçi sınıfı ve tüketicinin varlığı,
hammadde, enerji kaynaklarına ulaşmak özellikle önemliydi.


Egemen kültürde, verimlilik
anlayışının örgütsel yansıması, sermayenin merkezi bürokratik, karmaşık iş
bölümü ve çok katmanlı hiyerarşik yapılanma eğilimiydi. Kültür endüstrisi,
radyo, fotoğraf makinesi, sinema gibi araçlarla yeni şekillenmekteydi.
“Gösteri Toplumu”nun ilk işaretleri vardı, ancak bunlar henüz evlerin içinde değil,
belli zamanlarda devasa meydanlarda, sinema salonlarındaydı.


Bugün, egemen sermaye ulusal
merkezlerini korumakla birlikte, alt merkezler, tedarik zincirleri, edinimler
ve birleşmeler üzerinden uluslararası, kimi durumlarda çokuluslu özellikler
sergiliyor. Fordist üretimin dikey ve bürokratik yapıları, büyük üretim birimleri,
homojen piyasaları büyük ölçüde parçalandı, yerini yatay örgütlenmiş üretim ve
yönetim gruplarına,
“kalite çemberlerine” bıraktı. Bu gelişmeler işçi sınıfının parçalandığını, yapısının ve
mekânlarının değişmekte olduğunu söylüyor. Bugün, tüketim alanında,
işlevsel değil hazlara dayalı, reklamcılık sektörü üzerinden kültür endüstrisiyle
bütünleşmiş bir yapılanma gelişmiştir. Sanayi üretimi, maddi emek hâlâ yaygın
biçimler olmakla birlikte, artık stratejik sanayiler, bilişim, iletişim,
eğlence; emek biçimi de dijitalleşmeye paralel gelişen
gayri maddi, programlanabilen, kendini programlayan emektir. Bu yeni emek biçimleri yeni sınıf şekillenmelerine işaret
ediyor. Gerek üretimin, gerekse de tüketimin yönetiminde dikey değil,
“düğüm” noktalarını
birbirine ağlayan, ağlar üzerinde yaşayan yatay bir örgütlenme gelişmektedir.
Bugün, kültür endüstrisinin, sermaye birikiminin belki de en stratejik
parçasını oluşturması, televizyon yayınlarının ötesinde, cep telefonlarıyla
ofisi, yüzlerce kanal ile sinemayı internet üzerinden ev içine sokan,
Amazon, Sky, Netflix gibi hizmet sunucuları, Googe, Facebook, Twitter gibi,
“veri hasadı” yapan sosyal
medya şirketleri, en önemli gelişmelerdir. Arttık
“gösteri toplumunun” etkisinin (izleme/eğlence) ve devletler, şirket tarafından
izlenme ağlarının dışına düşebilmek son derecede zordur.


Ve
faşizmler…


“Dünkü” faşizmde, merkezi bürokratik partiler, hem
taraftarlarını harekete geçirmenin, toplumu kontrol etmenin, hem de devleti ele
geçirmenin aracıydı. Parti, hareketin her noktasında var olmayı amaçlarken,
devletin içinde, giderek devletin yerine geçen ikinci bir devlet aygıtı
oluşturuyordu. Faşist parti ve hareket, rakiplerini susturma,
“ötekini” aşağılama,
yok etme sürecinde, devletin yanı sıra, üniformalı milislerden yararlanıyordu.


Bugün, faşist partinin, hareketin
her yerinde var olmasının aracı artık, toplumu oluşturan bireylerin izlemekte
olduğu
“gösteri toplumunun” ekranlarıdır. Milislerin işlevini, satın alınmış, sindirilmiş bir
medya, tüm izlenme zamanlarını doldurarak, yaygın biçimde simgesel şiddet
uygulayarak üstlenmiştir. Artık muhalefeti susturmak için, özel durumlar
dışında fiziki şiddet gerekmez. Muhalefetin kendini ifade etme olanaklarının,
hatta yaşama alanlarının yok edilmesi yeter.


Aynı yöntem parlamenter sistem
için de geçerlidir. Parlamenter sistemin ortadan kaldırılması, partinin
devletin yerine geçmesi gerekmez. Güçler ayrılığının, seçimlerin ve
parlamentonun işlevsizleşmesi, idari ve ekonomik kararların, yasa yapma
pratiğinin bir merkezde birleşmesi yeterlidir.


Fiziki şiddet uygulama sorunu da,
yargıda ve polis-ordu gibi şiddet araçlarında kadrolar, harekete sadık
olanlarla değiştirilerek, milislere gerek kalmadan çözülür. Faşist partiler
bugün bir lider ve lider kadrosu etrafında, yanlamasına ancak toplumun tüm
hücrelerinde var olacak biçimde, bir
“hakikat
rejiminin”
desteklediği
maddi ve manevi ödüllendirme/cezalandırma pratiği üzerinde yaşayan
network tarzı bir
örgütlenmeyle yetinebilir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış