Yarın için dünü unutma, bu fotoğrafa iyi bak; 37 yıl önce katledilen Prof. Tütengil hâlâ orada, katilleri nerede ???
Prof. Cavit Orhan Tütengil bugün mezarı başında anıldı
06 Aralık 2016
Türkiye’de akademinin önde gelen isimlerinden olan Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil bundan 37 yıl önce, 7 Aralık 1979’da, İstanbul Levent’te Sülün Sokak’taki evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda 58 yaşında hayatını kaybetti. Türkiye’de sosyal bilimlerin köşe taşlarından olarak anılan Tütengil, bugün saat 10.30’da Zincirlikuyu’da mezarı başında ailesi ve sevenleri tarafından anıldı.
Resmi kayıtlarda “kimliği belirsiz kişilerce” vurulduğu yazılan Tütengil’i hedef alan suikast “faili meçhul” bir cinayet olarak girdi dosyalara. Aradan geçen süreçte dava zaman aşımına uğradı. Ailesi, 37 yılda Tütengil’in katilleri ve onları azmettirenlerin hâlâ bulunamayıp cezalandırılmamalarına tepki gösteriyor. Tütengil’in kızı Deniz Tütengil “Cinayeti işleyenler cezalandırılmadıkça bu ülkede mutlu yaşayamayacağız” diyor.
“Hâlâ o asfaltta yatıyor”
Ahmet Tulgar / 24 Ocak 1999 – Milliyet

Yıllar önce “Benden yarına kalacak olan namusluca yaşanmış bir hayat, kitaplarım ve çocuklarım olabilir” diye yazmıştı.
Yarına bir de kapanmayan bir dosya bıraktı.
Biraz önce eşiğinden geçtiğimiz bu kapıdan 7 Aralık 1979 sabahı çıktı. Derse yetişecekti.
Birkaç dakika sonra, uğursuz gürültüler kapıyı geçip içeri doldu.
Öğrencileri dakikliğine hayran oldukları hocalarını beklediler.
Otobüs durağına giden asfaltta Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’in cansız bedeni yatıyordu.
Dokuzdaki derse geç kalma telaşıyla yola çıkan babasıyla, şimdi şu etrafında oturduğumuz masada son kez kahvaltı edemediği için hayıflanan Deniz Tütengil, “Cinayeti işleyenler yakalanıp cezalandırılmadıkça babam o asfaltta yatıyor olacak” diyor. “Ve biz bu ülkede mutlu, huzurlu yaşayamayacağız.”
Prof. Tütengil, suikastlerin art arda geldiği günlerde “Sıra bizde galiba” dedikten 16 gün sonra, Levent’teki evinin az ötesinde çapraz ateşe tutularak katledildi.

Tütengil’in ölümünün ardından savcılığa giden Deniz ve annesinin, “Buraya boşuna gelmeyin, bu olayın kökü çok derinlerde” dendiğinde katlanan acılarına, Tütengil’in malulen emekli edilmesi işlemleri sırasında dosyanın kayıp olduğunu öğrenmeleriyle derin bir umutsuzluk da bıraktı.
Dosyanın bulunduğu haberini alıp Selimiye Kışlası’na koştuklarındaysa, başka bir davanın tutanaklarıyla karşılaştılar.
“Belli bir noktadan sonra sevdiklerimiz için bir şey yapamamanın utancıyla yaşamaya başladık” diye anlatıyor Deniz Tütengil.
Katillerin cezalandırılmamasının, gündelik yaşamlarına da yansıdığını söylüyor: “Oğluma ‘Ehliyetsiz araba kullanma’ dediğimde bana ‘Önce dedemin katilleri cezalandırılsın’ diye karşılık veriyor.”
Tütengil suikastine adı karışan iki eski ülkücü, Celal Adan ve Ali Doğan bugün politika sahnesinde. Adan, DYP İstanbul İl Başkanı, Doğan, ANAP Kahramanmaraş Milletvekili.
Deniz Tütengil, bir benzetme yapıyor: “Kara paralar nasıl bankalarda aklanıyorsa, cinayet sanıkları da siyasi partilerde aklanıyorlar.”
“Doğu’nun Başbuğu” Yılma Durak da cinayetle ilgili takibata uğradı. Durak, “ÜGD Ocak Başkanı Recep Öztürk’e Tütengil’i öldürmesi için izin verdiğini” söyledi.
Susurluk kazası olduğunda Tütengil ailesi umutla umutsuzluğu aynı anda yaşamışlar. Cinayetlerin aydınlanacağını düşünürlerken, kirli ilişkilerin aktörlerinin “Meclis kürsüsünden şerefli ilan edilmesi”, “Türkiye sizinle gurur duyuyor” sloganlarıyla karşılanması yeni bir düşkırıklığı olmuş.
“Susurluk’la kodlanan ilişkiler sevdiklerimizin kimler tarafından katledildiğini bir kez daha gösterdi. Ancak bu hesap verilmesine yetmiyor. Bizim neler hissettiğimizi anlamak için bir fırsat oluştu. İtalya’yla Apo krizinde, evlatları PKK tarafından öldürülen ana babalar haklı olarak çok acı çektiler. Biz de sevdiklerimizin katillerine sahip çıkılmasından acı duyuyoruz.”
Deniz Tütengil gözyaşlarını göstermek istemiyor. Kahve getirmek için içeri gidiyor.
O zaman karşımızdaki kitaplığa ve Prof. Tütengil’in fotoğrafına bakıyoruz. Bilim adamı yazı masasında.
“En önemli özelliği disiplini ve zamanı iyi kullanmasıydı” diye hatırlıyor kızı babasını. Ve sürdürüyor: “Saatini kürsüye koyar, derse başlar, son cümlesini söylediğindeyse zil çalardı.”
Sahi, Cavit Hoca son cümlesini söylemiş miydi?
Dava dosyası nasıl kayboldu?
Prof. Cavit Orhan Tütengil cinayeti hakkında İstanbul Siyasi Şube Müdürlüğü’nde açılan soruşturma dosyası önce diğer dosyalarla karıştı, ardından esrarengiz bir şekilde kayboldu.
Tütengil cinayetiyle ilgili olarak gözaltına alınıp mahkemeye çıkartılan Recep Öztürk delil yetersizliğinden serbest bırakıldı. Tekrar ifadesine başvurulması gerektiğinde ise çoktan yurtdışına kaçtığı anlaşıldı.
Dönemin İstanbul Siyasi Şube Müdürü Tayyar Sever imzasıyla Sıkıyönetim Askeri Savcılığına yazılan “çok gizli” kayıtlı şu bilgi notu, yanıtlanması gereken soruları da ortaya koyuyor:
“Yılma Durak’ın ifadesinde, ÜGD Ocak Başkanı Recep Öztürk’ün olaydan önce kendisine üniversiteden bir hocanın öldürülmesinin planlandığını söylediğini, kendisinin muvafakat ettiğini, ertesi gün Tütengil’in öldürülmesi üzerine Recep Öztürk ile yaptığı konuşmada onlar tarafından öldürüldüğünü Recep Öztürk’ten öğrendiğini beyan etmiştir. Bu beyandan sonradır ki Tütengil’in faili olduğu anlaşılan Recep Öztürk daha önce birçok öldürme ve yaralama suçlarından ötürü Sıkıyönetim Komutanlığı’na sevkedilmiş ancak her nedense tahliye edilmiştir. Tahliyesini müteakip yurt dışına kaçtığı için gerek Tütengil gerekse yeni belirlenmiş olaylardan ötürü sorgulu yapılamamıştır.”
Cavit Orhan Tütengil kimdir?

Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, 1921’de Tarsus’un Sebil köyünde dünyaya geldi. Kıbrıslı öğretmen Ali Rauf Bey ve Tarsuslu Meryem Hanım’ın çocukları olarak dünyaya gelen Tütengil, dördü erkek, biri kız 5 çocuğun en büyüğüydü. İlkokula Ulaş köyünde başlayan Tütengil, ortaokulu Tarsus’ta bitirdi.
“Aydın olmak bir dünya görüşü olmak, bir yarın umudu taşımak ve idealleri olmak, kişisel çıkarlarını bir yana bırakarak yurt sorunlarını kendine dert edinmek, onlara çözüm yolları aramak özelliklerini gerekli kılmadadır.”
Haydarpaşa Lisesi’nin ardından, Yüksek Öğretmen Okulu Felsefe Bölümü’nde ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğrenim gördü. Antalya ve Diyarbakır liselerinde, Lüleburgaz Kepirtepe ve Antalya Aksu Köy Enstitülerinde öğretmenlik yaptı. 1952’de meslektaşı Şükriye Urubay ile evlendi.
1953 yılında asistan olarak başladığı akademik kariyerinde, 1960’ta doçent, 1970’de profesör oldu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ile Gazetecilik Enstitüsü’nde dersler verdi. Çok sayıda makale, kitap yayımladı, araştırmalar yaptı.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji Enstitüsü başkanı iken, 7 Aralık 1979 sabahı uğradığı silahlı saldırı sonucunda “faili meçhul” bir cinayetin kurbanı oldu.
Tütengil öldürüldüğünde 58 yaşındaydı. Mezartaşında bir yazısından şu alıntı yer alıyor:
“Dünyamızı güzelleştirmeye bakalım. Can dostların ölümünden sonra yaşamanın bedeli, dünyamızı güzelleştirme doğrultusundaki çabalardadır.”
Eserleri
Ziya Gökalp’in Bibliyografyası (1945)
Köy Enstitüsü Üzerine Düşünceler (1948)
Prens Sabahattin (1954)
Ziya Gökalp Üzerine Notlar (1956)
Gazete ve Dergileri İNceleme Metodu (1961)
Azgelişmiş Ülkelerin Toplumsal Yapısı (1961)
Türkiye’de Bölge Basını ve Diyarbakır Gazeteciliği (1962)
Köyden Şehire Göç Meselesi (1963)
Köy Sorunu ve Gençlik (1967)
Ağrı Dağı’ndaki Horoz (1968)
Sosyal Bilimlerde Araştırma ve Metod (1969)
Yeni Osmanlılar’dan Bu Yana İngiltere’de Türk Gazeteciliği (1969)
Türkiye’de Köy Sorunu (1969)
Azgelişmenin Sosyolojisi (1970)
100 Soruda Kırsal Türkiye’nin Yapısı ve Sorunları (1975)
Temeldeki Çatlak (1975)
Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak (1975)
Montesquieu (1977)