Türkiye’nin bir dönem gündemindeki
en önemli gelişme ya da olay, hiç kuşkusuz Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT)
üst düzey yöneticilerinden Kaşif Kozinoğlu’nun Aydınlık gazetesine gönderdiği
mektupta yaptığı çarpıcı açıklamalardı. Birçokları bu olayı unuttu, yada
özellikle unutturulmak istendi. Bu ülkenin iktidar sahipleri, muhafazakarları,
islamcıları ve bu iktidara çok demokratik gerekçelerle destek veren sağlı sollu
liberal yol arkadaşları derin bir sessizlik içine gömüldü.


Dahası bu ülkenin basını,
sanılanın ötesinde bir teslimiyet, korku ve siniklik içinde olduğunu gösterdi.
AKP-Cemaat iktidarının kayıtsız şartsız bir hakimiyete/diktaya dönüşmesine
katkıda bulunmak için elinden geleni yaptı. Dersim konusunda ortalığı ayağa
kaldıran medya, son yılların bu en önemli haberini görmezden geldi. Olay ve haber
2013 yılına ait. Bu dosya gizli servislerin tozlu raflarında yerini aldı ama
biz halen takipçisiyiz.


MİT’in Dış Operasyonlar ve
Asya Dairesi’ni Başkanvekili ünvanıyla yöneten Kaşif Kozinoğlu, Türkiye’nin
asker kökenli önde gelen istihbaratçılarından biriydi. Kozinoğlu, daha önce
yaptığı görev alanları, adının geçtiği olaylar ve hazırladığı raporlar
nedeniyle MİT’in “çok şey bilen adamı” olarak tanınıyordu.


Potansiyel MİT
müsteşarlarından biri olarak zaman zaman adı geçen Kozinoğlu, artık bir
skandala dönüşen Ergenekon soruşturması (doğrusu komplosu) kapsamında açılan
Odatv davasından tutuklandı. Gerekçe basitti, devlete ait gizli belgeleri bu
internet sitesine sızdırmakla suçlanıyordu. Ancak, iddianame açıklandığında
Kozinoğlu’nun hangi belgeleri sızdırdığına, bu belgelerin söz konusu sitede ne
zaman ve nasıl yayımlandığına dair en küçük bir bilgi bile yer almıyordu.


Ve Kozinoğlu gibi, daha önce
basında tek bir fotoğrafı bile çıkmamış kıdemli bir istihbaratçı Cezaevinde
kuşkulu bir şekilde öldü.


Normal şartlar altında böyle
bir ölümün ülkenin siyasal hayatında ve hukuk düzeninde depreme yol açması
gerekirken, deyim uygunsa “çıt” çıkmadı. Bu ölüm, yapılan resmi açıklamada
belirtildiği gibi “aşırı spor yapmaktan kaynaklanan kalp krizi” sonucu
gerçekleşse bile, böyle önemli bir olay mutlaka araştırılmalıydı. Ama
yapılmadı.


Ancak kamuoyunu bir sürpriz
bekliyordu; öldürüleceğinden kuşkulanan ve bunu yazan Kozinoğlu’nun arkasında
çok sayıda bilgi ve belge bıraktığı ortaya çıkacaktı. Bunlardan biri kendi el
yazısıyla hazırladığı 40 sayfalık savunması ve bunun bin sayfaya ulaştığı
belirtilen dökümanları, diğeri de Aydınlık gazetesine gönderdiği yaklaşık 10
sayfalık uzun mektuptu. MİT yöneticileriyle pazarlık yaptığı da sanılan
Kozinoğlu’nun susturulma ihtimaline karşı bir tedbir aldığı anlaşılıyordu.


Ancak Silivri Cezaevi Savcısı,
görev ve yetki alanında olmamasına karşın Kozinoğlu’nun koğuşuna gelerek
hazırladığı savunmaya el koydu. Dahası, gizlilik kararı aldırarak bu savunmayı
avukatlarına bile vermediler. Bu arada avukatların mahkemeye verdiği ve
Kozinoğlu’nun savunmasını destekleyecek belgelerden oluşan bin sayfalık ek
dosyanın ise kaybolduğu ortaya çıktı.


Mektup önemliydi. Aydınlık
gazetesi bu mektubu, orijinal küpürler eşliğinde yayımlamaya başlayınca
dördüncü gününden sonra yayın yasağı konuldu. Ancak gazete, mektubu özetleyerek
yayımlama yöntemiyle yasağı bir ölçüde deldi ve yayını sürdürdü. Böylece
Kozinoğlu’nun Türkiye’nin çok yakın siyasi tarihini altüst edecek, AKP-Cemaat
iktidarını sarsacak açıklamalar yaptığı görüldü.


Kozinoğlu özetle;


a- Ergenekon
soruşturmalarının, ABD ve CIA’nın da desteğiyle, AKP-Cemaat iktidarının Polis
istihbaratı ve Özel Görevli Mahkemeler (ÖGM) marifetiyle hazırladığı bir komplo
olduğunu ileri sürüyordu. Bu bilgi MİT ve Genelkurmay’da da bulunuyordu.


b- Cemaatin
devlet içinde sahip olduğu toplumu kuşatıcı nitelikteki gizli örgütlenmesinin,
Polis ve Adliye’den sonra MİT’i ve Dışişleri Bakanlığı’nı da ele geçirmek üzere
olduğunu belirtiyordu. Başta Türkik ülkeler olmak üzere, Asya’daki
büyükelçiliklerin ve THY bürolarının önemli bölümünün Cemaatin karargahlarına
dönüştüğünü yazıyordu.


c- Cemaatin bu
ülkelerdeki okullarının CIA’nın istasyonları gibi çalıştığını, Rusya ve
Özbekistan’ın bu nedenle okulları kapattığını, Fethullah Gülen’in Amerikan
istihbarat örgütleriyle doğrudan irtibatlı olduğunu açıklıyordu.


d- Faili meçhul
cinayetler soruşturmasında hafta başında gözaltına alınıp bırakılan MİT’in eski
Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün, hükümet tarafından Ergenekon
komplosunu hazırlamak için ABD’den Türkiye’ye getirtildiğini belirtiyordu. CIA
bağlantısı bilinen Eymür’ün iktidar tarafından özel olarak korunduğunu ve
Cemaatten ayda 50.000 dolar gibi çok yüksek ücret aldığını da yazan Kozinoğlu,
Eymür’ün Ergenekon savcıları ile mutlaka her hafta görüştüğünü, bu görüşmelerin
MİT’in kayıtlarında bulunduğunu açıklıyordu.


e- Kozinoğlu,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve yakınlarının İsviçre bankalarında 8 ayrı gizli
hesabının olduğunu ve bu hesaplarda yaklaşık 800 milyon dolar para bulunduğunu
ileri sürüyordu. Bu bilginin CIA ve Alman istihbarat örgütünün elinde de
olduğunu ve bir baskı aracı olarak kullanıldığını bildiriyordu.


f- Erdoğan’ın
gizli hesap bilgilerinin kendisi dışında iki MİT yönetcisinde daha olduğunu da
söyleyen Kozinoğlu, diğer iki yöneticinin hükümetle pazarlık yaparak
anlaştıklarını ve yerlerini koruduklarını da belirtiyordu.


Mektupta yer alan bilgiler ve
ortaya atılan iddialar ayrıştırılıp sadeleştirilerek daha da uzatılabilir. Ama
bu kadarı şimdilik yeterlidir.


İşte medya, yukarıda
özetlendiği gibi “ifşaat” niteliğindeki çarpıcı iddialar içeren böyle bir
mektubu görmezden geldi. Böyle bir mektup yokmuş gibi davrandı. Oysa, asgari
burjuva hukukunun işlediği dünyanın başka herhangi bir ülkesinde böyle bir
açıklama/ifşaat/itiraf yayımlansaydı o ülkenin gazeteleri günlerce
manşetlerinden okuyucularına bu olayı duyurur, politikacılar ve kamuoyu bu
konuyu tartışır ve belki de yaygın protesto eylemleri düzenlenirdi.


İslamcı, muhafazakar ve yandaş
basın bir yana bırakılırsa eğer; büyük bir utanmazlık, siniklik, korku,
kıskançlık, beceriksizlik ve siyasal öngörüden yoksunluk içindeki medya ve onun
liberal ve yeni muhafazakar yazıcıları bu büyük olayı örtbas ettiler.


Şimdi iktidar sahiplerine,
yeni muhafazakarlara ve liberallere soralım;


1- Dşişleri
Bakanlığı ve “hariciye” bürokrasisi devletin en sağlam geleneklere sahip
kurumlarından biri olarak değerlendirilir. Kurumsal olarak devletin sac
ayaklarından biri olduğu konusunda neredeyse fikir birliği vardır. Diplomatik
görevler de üstlenen bir üst düzey ihtihbarat yöneticisi bu bakanlığın gizli
bir cemaat örgütlenmesi tarafından ele geçirilmek üzere olduğunu söylüyor.
Neden bu iddiayı
yeterince soruşturmuyor ve yazmıyorsunuz?


2- Polis, Adliye
ve isthbarat örgütünün (MİT) siyasal olarak iktidar partisinin bir organına
dönüştüğü ve gizli bir Cemaat tarafından ele geçirildiği iddiaları sizce
sıradan bilgi ve gündelik polemik malzemesi midir?


3- Aşırı bir
vurguyla da olsa Cumhuriyet tarihinin “en önemli davası” olduğu belirtilen
Ergenekon soruşturmalarının bir “tezgah” olduğunu kanıtlayacak somut verilere
işaret edilmesi, hala fantastik bir hikaye ve bir “komplo teorisi” midir?


4- Mehmet
Eymür’ün Ergenekon soruşturmasını kurgulayan isimlerden biri olduğu ileri
sürülüyor. Dahası bu kişinin Cemaatten her ay bu iş için 50.000 dolar maaş
aldığı belirtiliyor. Neden bu konu üzerine gitmiyorsunuz? Mehmet Eymür’ün
ülkeyi demokratikleştirme operasyonunun bir parçası olduğunu mu düşünüyorsunuz?


5- Bütün
veriler, ortada illegal bir örgütlenme olduğunu, bunun başta CIA olmak üzere
Batılı istihbarat örgütleriyle içiçe çalıştığını, Türkiye’de bu yapılanmaya
dayalı ve iktidar eliyle örtülü bir darbenin gerçekleştirildiğini gösterdiği
halde; hile, komplo, örtülü operasyon, gizli banka hesapları, istihbarat
örgütleri ve polis terörü yoluyla Türkiye’nin demokratikleştiğini mi
sanıyorsunuz?


6- Negatif ya da
pozitif bir anlam yüklemeden ve bir durum tespiti yaparak belirtmek gerekirse
eğer; Cumhuriyetin başlangıç ilkeleri ve kuruluş varsayımlarında kırılmaya yol
açacak her tartışmaya (Dersim olayında olduğu gibi) büyük bir iştahla atlayan
liberal yazıcılar ve ünlü “merkez” medya kalemşorları; siz, Başbakanın -bütün
diktatörler gibi- İsviçre’de gizli hesaplarının olmasını normal karşılıyor ve
bu durumu “demokratikleşmenin” bir bedeli olarak mı değerlendiriyorsunuz?


7- Bir ülke
herkesin gözleri önünde diri diri gömülüyor. Bir cinayet işleniyor. Herkesin
bildiği ve failini gördüğü bir cinayet… Akıl tutulmasına uğrayan bir toplumun
kişiliği öldürülüyor. Siz bu cinayeti örtbas etmeye hiç utanmıyor musunuz?


Daha sorulacak çok soru var ama önce bunlara bir cevap alalım.


Erkut Ersoy


İstihbarat Uzmanı


ÖZEL BÜRO GRUBU


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet