SON DAKİKA

16:21 - JİTEM DOSYASI /// VİDEO : TERÖRİSTLERİN GÖRMEKTEN BİLE KORKTUĞU EFSANE KOMUTANLAR – EŞREF BİTLİS VE EKİBİ

16:05 - HAVACILIK DOSYASI /// ERCAN CANER : En Ölümcül Helikopter Kayıpları

17:07 - JİTEM DOSYASI /// Sedat Peker’in iddiaları : JİTEM davalarında son durum ne ?????

17:13 - HAVACILIK DOSYASI /// VİDEO : ÜCRETSİZ DRONE EHLİYETİ NASIL ALINIR ????? DRONE LİSANS BAŞVURUSU – İHA-1 / İHA-0)

15:25 - HAVACILIK DOSYASI : Pilot Otorotasyon Eğitimi mi Yapıyordu ???

20:32 - HAVACILIK DOSYASI /// E. Hava Pilot Tümgeneral İrfan Sarp : Atatürk Havalimanı eski statüsüne yeniden kavuşturulmalıdır

17:00 - GLADYO DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : NATO’nun gayrimeşru çocuğu : Gladyo

09:30 - GLADYO DOSYASI /// CEYHUN BOZKURT : GLADYO UNSURLARI ÜLKEMİZDE YENİDEN BİR DİZAYN PEŞİNDE !!

16:24 - HAVACILIK DOSYASI /// ERCAN CANER : Ölümcül Robinson R-44 Kazası

05:26 - HAVAYOLLARI DOSYASI /// VİDEO : Yolculara Asla Söylenmeyen 15 Uçuş Sırrı

15:19 - GLADYO DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : Kasaturadan kuantum fiziğine Gladyo

15:43 - DENİZLERİMİZ DOSYASI : TARİHİN FIRTINALI SAYFALARINDAN * ERTUĞRUL FIRKATEYNİNİN TRAJİK YOLCULUĞU – (Bölüm I – II – III – IV)

22:30 - GLADYO DOSYASI /// Hikmet Çiçek : BİR GLADYO OPERASYONU KIZILDERE VE SAMANLIKTA SAKLANANLAR !!!

14:15 - KONTRGERİLLA DOSYASI : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU “YEŞİL” KOD ADLI MAHMUTT YILDIRIM İLE İLGİLİ 40 YILLIK SIRRI AÇIKLIYOR

09:18 - DUYURU : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’NUN VERDİĞİ BİLGİLER İLE İSTANBUL’DA 2 UYUŞTURUCU ŞEBEKESİ ÇÖKERTİLDİ. İŞTE YAZIŞMALAR !!!!!

08:09 - TAZİYE MESAJI : Teröristler tarafından döşenen el yapımı patlayıcının patlaması sonucu UZM. ÇVŞ. YUNUS EMRE YALMAN adlı askerimiz Şehit oldu. 1 askerimiz yaralandı.

19:00 - TAZİYE MESAJI : Tunceli’de Eren- 7 Operasyonunda yaralanan Jandarma Uzman Çavuş Burak Tortumlu hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.

18:22 - AK PARTİ DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : Erdoğan’ın Abisi İsmail Kahraman’ın Başkenti Neresi ???

18:17 - GÜNDEM ANALİZİ /// MÜYESSER YILDIZ : 82’nci Vilayetimiz Kerkük “Bölücü Kebapçılardan” Daha Mı Önemsiz ???

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

İSTİHBARAT SERVİSLERİ (ASKERİ – SİVİL) & DERİN DEVLET & İSTİHBARAT KONULARI

EYP (YUNAN GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : YUNAN İSTİHBARATININ KISA TARİHİ

İSTİHBARAT SERVİSLERİ (ASKERİ – SİVİL) & DERİN DEVLET & İSTİHBARAT KONULARI
Bu haber 13 Eylül 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


FERHAT ÜNLÜ : YUNAN İSTİHBARATININ KISA TARİHİ


Bundan tam bir
yıl önce dünyanın belki de gazeteci kökenli ilk gizli servis patronu olan
Yannis P. Rubatis’in halefi Panagiotis Kontoleon, kısa adı EYP olan Yunan Gizli
Servisi Ethniki Ypiresia Pliroforion’un (Ulusal İstihbarat Teşkilatı) başına
atandı.


Ne hikmettir ki,
yeni atanan da istihbarat teşkilatı kökenli biri değildi. EYP’nin başına
getirilene kadar Yunanistan’ın en büyük özel güvenlik şirketi olan G4S’yi
yönetiyordu.


Kontoleon’un
selefi Rubatis’i eski başbakan Aleksis Çipras getirmişti. Halef Kontoleon’u
ise, eski Yunan başbakanlarından Konstandinos Miçotakis’in, baba mesleğini icra
eden oğlu Kiryakos Miçotakis göreve getirdi.


Rubatis, vaktiyle
Washington’da To Vima adlı gazete namına çalışmış bir kıdemli muhabirdi. 2015
yılında EYP’nin başına atandı, dört yıl gizli servis patronluğu yaptı.
Rubatis’in 1986’da Pasok Hükümeti döneminde sözcülük yaptığı da vaki. Rubatis,
2008’de de Çipras’ın uluslararası ilişkiler danışmanlığını yürüttü.


1990’larda Avrupa
Parlamentosu’nda Pasok milletvekilliği yapan Rubatis, Türk-Yunan ilişkilerine
vakıf bir gazeteci olarak biliniyor. Belli ki gazetecilikten çok devlet
göreviyle iştigal etmiş!


Gelgelelim mevcut
başbakanın eski bir başbakanın oğlu olduğu, iki gizli servis başkanının da
meslek, teşkilat dışından seçildiği bir ülkede böylesi nepotizm/liyakat
problemleri varken diplomasi ve istihbarat işleri rayında gider mi! Gitmez.


İSTİHBARATÇILIKLA İLGİSİ OLMAYAN GİZLİ SERVİSÇİLER


Yeni EYP
başkanının yardımcılığına ise üç yeni isim getirildi: Dionisios Meliçiotis,
Vasilios Grizis ve Anastasios Miçialis. Bunlardan ilki Batı Atina
Üniversitesi’nin rektörüydü, ikincisi Güvenlik Araştırmaları Merkezi (KEMEA)
adlı devlet destekli bir düşünce kuruluşunun müdürüydü. Sonuncusunun CV’si ise
nispeten yeni geldiği göreve daha uygun. Miçialis, diplomat kökenli ve Yunan
Yeni Demokrasi Partisi’ni, ülkenin parlamentosunun Ulusal Dış Politika
Konseyi’nde (ESEP) temsil ediyordu.


Başbakan
Miçotakis’in yakın geçmişte yaptığı belki de ne alaka dedirtmeyecek tek ataması
ise Ulusal Güvenlik (SEA) Danışmanı’nı değiştirmesiydi. Bu göreve atanan
Aleksandros Diakopulos bir tümamiral. Bir dönem Yunanistan’ın Ankara
Büyükelçiliği’nde Deniz Kuvvetleri Ataşesi olarak görev yaptı. Demek ki boşuna
değildi, Diakopulos’un göreve gelmesinden sonra özellikle son sekiz aydır
Akdeniz’de gerilimin tırmanması…


Nitekim
Diakopulos, Oruç Reis sismik araştırma gemisinin Doğu Akdeniz’deki
faaliyetleriyle ilgili tartışmalı açıklamaları nedeniyle istifa etti.
Diakopulos, Yunan hükümetinin “Oruç Reis denize sismik kablo indirdi,
ancak bölgedeki savaş gemilerinin gürültüsü nedeniyle araştırma yapamıyor”
iddiası üzerine, “Bir kadın ya hamiledir ya değildir. Az hamile olmaz.
Kendimizi kandırmayalım. Oruç Reis sismik araştırmalar yaptı” ifadelerini
kullanmıştı. Bu sözleri tepki geçen Diakopulos geçtiğimiz ay hükümete istifası
sundu.


Bugün Üç Boyutlu
Portre’de Yunan istihbaratının kısa tarihine odaklanarak Doğu Akdeniz’deki
Türk-Yunan gerginliğine farklı bir bakış açısı getirmeye çalışacağız.
Başlayalım:


Yunan gizli
servisi EYP’nin kökleri, Şubat 1908’de kurulan ilk yunan istihbarat teşkilatına
dayanıyor. Bu teşkilatın ilk başkanı Panagiotis Danglis askeriye kökenliydi. O
dönemde Yunan istihbaratı teknik istihbaratla ilgili bilgiler ve sorgu
teknikleri konusunda -buraya dikkat- Fransa gizli servisi ve İngiliz gizli
servisinden destek aldı.


Bu ilk teşkilat,
25 Eylül 1925’te National Special Security Service (YAK) adlı bir yapılanmaya
dönüştürüldü. Bunu yapan İkinci Yunan Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Theodoros
Pangalos’tu. Mezkûr teşkilat 29 Ocak 1926’da National General Security Service
(YGAK) olarak isim değiştirdi. O dönemde bu kuruluşlar İçişleri Bakanlığı’na
bağlıydı.


Ardından Ocak
1936’da Savunma Bakanlığı’na bağlı State Defense Service adlı bir teşkilat
kuruldu. Bu servis de 1953’te EYP’ye dönüştürüldü.


Yeri gelmişken
yazalım: Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı’nın (CIA) Yunan istihbaratının
kuruluşunda hatırı sayılır bir etkisi var. Aslında EYP, nüfuzlu Yunan-Amerikan
CIA ajanları tarafından kuruldu bile denilebilir. Bu ajanlardan en tanınmışı
Thomas Hercules (Fetullah Gülen’in Herkül’ü ile karıştırmayalım!) Karamessines
idi. Bu zat, sonradan CIA’de de yöneticilik yaptı, daha önemlisi CIA’in Şili
Lideri Salvador Allande’yi devirip general Augusto Pinochet’i indirdiği
‘Project FUBELT’ kod adlı darbede aktif olarak rol aldı.


Modern Yunan
istihbarat tarihi boyunca en uzun süreyle görev yapmış başkan ise Alexandros
Natsinas idi. Natsinas, İkinci Dünya Savaşı ve Yunan İç Savaşı gazisi topçu bir
korgeneraldi. FBI’ın yarım asırlık başkanı John Edgar Hoover’ın beşte biri
kadar süreyle Mayıs 1953’ten Aralık 1963’e kadar gizli servis başkanlığı yaptı.


Bu dönemde Yunan
istihbaratçılar, maaşlarını ABD’den aldılar. (Buna ancak Georgios Papandreou
döneminde son verildi.) Dolayısıyla patron hiç tartışmasız Amerikalılardı.
1967-1974 arasında Albaylar Rejimi sırasında, Yunan servisi etkin muhalefeti
susturmak için darbe rejimini koşulsuz destekledi.


EYP,
Arnavutluk’ta komünist politikacı Enver Hoca döneminde anti-komünist espiyonaj
faaliyetlerini CIA ile İngiliz İstihbaratı MI6’in koordinasyonunda yürüttü.


Yunan servisi bu
dönemde Yunan toplumu içindeki komünist Arnavutlarla ilgili olarak İngilizlere
bilgi temin etti. Sovyet Servisi KGB’nin yönlendirdiği Arnavut yetkililer ise o
dönemde, Sovyetlere çalışan ‘efsanevi hain’ İngiliz casus yöneticisi Kim
Philby’i maskeledi.


1970 ve
1990’larda Yunan servisi; ASALA, PKK ve Dev-Sol ile gibi Türkiye düşmanı terör örgütlerine
destek verdi. PKK’nın o dönemdeki Lideri Abdullah Öcalan, 15 Şubat 1999’da
Kenya Nairobi’de yakalanmadan önce İtalya ve Rusya’da kaldığı gibi
Yunanistan’da kalmadı ama Yunan gizli servisi tarafından himaye edildi. Hatta
Öcalan, Nairobi’de Yunan Büyükelçiliği’nden çıkarken yakalandı. Cebinde
Yunanistan ve Güney Kıbrıs pasaportları vardı. Yunan servisi tarafından korunup
kollanıyordu.


GENERALLERDEN DİPLOMATLARA


EYP, ciddi ödenek
yokluğu çeken gizli servislerden. Servisin 2008’deki başkanı İoannis Korandis,
“Türk gizli servisinin 498 milyon euro fonu var. Bizim gibi yılda 1.5
milyon euroyla casusluk olmaz” diye açıklama yapmıştı.


Yunan servisi,
çalışanları sendika üyesi olan nadir gizli servislerden. EYP Çalışanları
Sendikası Başkanı Kostas Angelakis, memurlarının maaşlarının bazı durumlarda
Ekonomi Bakanlığı hademelerinin maaşlarından bile az olduğundan yakınmıştı.


Yunan gizli
servisinde uzun yıllar boyunca generaller başkanlık yaptı. MİT’te de vaktiyle
geçerli olan bu gelenek, 1996 Kardak Krizi’nden sonra dönemin Başbakanı Kostas
Simitis tarafından bozuldu. Ve servis yöneticiliğine daha çok diplomatlar
atanmaya başlandı.


EYP, hali hazırda
tıpkı Milli İstihbarat Teşkilatı gibi iç ve dış istihbarattan sorumlu. Silahlı
Kuvvetler ve Kıyı Emniyeti ile Hellenic Polis adı verilen teşkilatla ilişkili
çalışanları da var.


EYP; özellikle
Doğu Akdeniz’deki gerginlik konusunda Askeri İstihbarat Direktörlüğü (DDSP) ile
koordineli çalışıyor. Daha önemlisi EYP, Avrupa Birliği gizli servisleri,
özellikle de Fransız Gizli Servisi SDGE ve Alman Gizli Servisi BND ile yakın
çalışıyor.


Yunanistan’ın,
Türkiye’yi ‘Mavi Vatan’dan uzaklaştırmak amacıyla Mısır ile Münhasır Ekonomik
Bölgeler Anlaşması imzalamasında bu ülkelerin diplomatik ve istihbari aklının
da etkisi var.


Malum olduğu
üzere, bu anlaşmayla amaçlanan şey; Türkiye’nin 21 Temmuz ve ardından 10
Ağustos’ta sismik araştırma gemimiz Oruç Reis için NAVTEX ilan etmesiyle
bozulmuştu.


Son olarak
gerginlik için devreye giren NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, geçtiğimiz
perşembe Türkiye ve Yunanistan liderleriyle yaptığı görüşmenin ardından iki
ülkenin NATO bünyesinde ‘teknik görüşmelere başlama kararı aldıklarını’
açıklamıştı. Bizim Dışişleri Bakanlığımız “Yunanistan’ın, NATO Genel
Sekreteri’nin bu inisiyatifine destek vermesini bekliyoruz” diye açıklama
yaparken, Yunan tarafı bu görüşmeleri yalanlayarak belki de NATO tarihinde ilk
kez üyesi olduğu paktın yönetimini tekzip eden bir NATO üyesi konumuna düştü.
Atina, “Türkiye gemilerini çeksin, sonra müzakereye başlayacağız”
diyerek NATO yönetimini açığa düşürdü.


Türkiye, NATO’nun
girişimine destek verirken Yunan tarafı, sahadaki askeri gücüne bakmaksızın ipe
un sermeye çalıştı. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, “Türkiye,
herhangi bir diyaloga başlamadan önce tehdit politikasından vazgeçmeli”
dedi. Tehdit politikası dediği ise Türkiye’nin uluslararası hukuk çerçevesinde
kendi deniz yetki alanlarında yürüttüğü arama faaliyetleri.


ATİNA’NIN AKIL HOCASI PARİS


NATO Genel
Sekreteri Stoltenberg, ‘NATO dayanışma ruhu’ çerçevesinde gerilime çözüm
bulunması için ‘tüm ilgili müttefik ülkelerle yakın temasta olduğunu’ da
belirterek gerilimde Yunanistan’ı provoke eden Fransa’ya da mesaj verdi.


Çünkü Fransa Cumhurbaşkanı
Emmanuel Macron’un “12 Ağustos’ta Doğu Akdeniz’e asker göndereceğiz”
demesinin üzerinden 24 saat geçmeden, Yunanistan ve müttefiki Fransa Girit
açıklarında ortak tatbikata girişmişti.


Macron, 1
Eylül’de de savaş jetleri ve denizaltıyla birlikte Charles de Gaulle isimli
amiral gemilerini Doğu Akdeniz’e göndereceğini duyurmuştu. (Bu gemi, daha önce
Covid-19’dan ötürü karantinaya alınmış bir gemi. Gemide bulunan denizcilere de
yapılan testler sonucunda gemideki 1760 insandan 1046’sında Corona tespit
edilmişti.)


Yunanistan’ın
Doğu Akdeniz gerilimindeki akıl hocası Fransa. (Boşuna değil, Miçotakis’in,
“Yunanistan’ın bu konuda AB başta olmak üzere yalnız olmadığının
bilinmesini istiyorum” demesi.)


Türkiye’ye yüzme
mesafesindeki Meis Adası’nın Atina lehine kıta sahanlığı sebebi olduğu gibi
saçma tezi ilk ortaya atan da Fransız Haber Ajansı AFP idi.


Yunanistan ana
karasına 580 kilometre uzaklıktaki Kastellorizo (Meis) adlı 10 kilometrekarelik
Yunan adası nedeniyle Atina, 40 bin kilometrekare deniz yetki alanı talep
ediyor. Olacak iş mi!


Bunun yanı sıra
Yunanistan’ın Mısır ile 6 Ağustos’ta imzaladığı korsan anlaşma, Girit ve Rodos
adalarının kıta sahanlıklarının kısmen kullanılması şartıyla Mısır’ın kıta
sahanlığı ile dikey bir koridor oluşturulmasını hedefliyor. Bu anlaşmanın
resmiyet kazanabilmesi için, iki ülke parlamentolarında onaylanması ve ilgili
koordinatların Birleşmiş Milletler’e sunulması gerekiyor. Türkiye, 27 Kasım
2019’da Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma Anlaşması ile
Yunanistan’ın Girit, Karpathos ve Rodos adalarının güneyinde kalan bölgeyi kıta
sahanlığı kapsamında gördüğünü ilan etmiş ve bu anlaşmayı Birleşmiş Milletler’e
kaydettirmişti.


Ankara, BM’ye
kaydedilmemiş Yunanistan-Mısır Anlaşması’nın ardından Oruç Reis araştırma
gemisinin sismik çalışmalar için Akdeniz’e açılacağını yayımladığı NAVTEX ile
duyurdu. 10-23 Ağustos arası geçerli olan NAVTEX kapsamında, Türk Silahlı
Kuvvetleri’ne ait iki savaş gemisi Oruç Reis’e eşlik etti. Yunanistan da aynı
gün aynı bölge için NAVTEX ilan etti ve Türkiye’nin duyurusunun yasa dışı
olduğunu iddia etti!


‘CASUS BELLİ’


Ardından
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki
karasularını 12 mile çıkarma kararı alması halinde bunun Türkiye açısından bir
savaş sebebi olacağını açıkladı. Savaş sebebi kavramının diplomasi
literatüründeki karşılığı ‘casus belli’. Latince bir deyim olduğu için
Yunanlılar anlamını bizden daha iyi bilirler!


Bu kavram Soğuk
Savaş döneminde Türk gizli servis çevrelerinde Yunanistan’la gerginlik
hallerinde espiyonaj skandalları gündeme geldiğinde Türkçe düşünülerek ‘casus
belli’ şeklinde ifade edilirdi.


Yunanistan’ın 12
mil kararının savaş sebebi kabul edilmesi de Türkiye açısından yeni bir karar
değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1995 yılında aldığı kararla, Yunanistan’ın
karasularını 12 mile çıkartmasının bir savaş nedeni olacağını duyurmuştu.


‘Savaş sebebi’
söylemine Yunan cephesinden gelen yanıt da acı alayla mukabele edilecek
cinsten. Enerji Bakanları Kostis Hacidakis, ‘Türkiye’nin savaş tehditleriyle
19. yüzyıldaki gibi bir politika izlediğini’ iddia etti. (19. Yüzyılda
savaşlı/savaşsız, hormonal biçimde büyüyen kendi ülkeleriydi hâlbuki! Bu
büyüme, 20. Yüzyıl’da İstiklal Savaşı’yla durduruldu!) Üstüne bir de
“Ege’nin karşı tarafındaki megalomani ve kendini beğenmişlik kötü bir akıl
hocası” dedi. Kendi Megalo İdeaları (Büyük Fikir) ekseninde bizim ana
karamıza yüzme mesafesindeki Meis Adası üzerinden kıta sahanlığı kurma
saplantılarını görmüyorlar. Megalo İdea kılavuzlu asıl megalomani bu oysa ki!


GERGİNLİKLER TARİHİ


Türkiye ile
Yunanistan ilişkileri tarihine genel bir göz atıldığında 199 yıllık mazinin
büyük bölümü gerginliklerle dolu. Yunanistan’ın, 1821’de bağımsızlığını
kazanmasından itibaren Türk-Yunan ilişkileri genellikle gerginlikler ve
savaşlarla belirlenmiş.


Soğuk Savaş’ta
bile Türkiye ve Yunanistan NATO üyesi iki komşu ülke olarak Varşova Paktı
karşısında yer alsa bile ikili ilişkilerimiz hep gergin ya da mesafeli oldu bu
ülkeyle. Yunanistan’la günümüzde sadece Doğu Akdeniz konusunda değil, pek çok
konuda sorunumuz var. Kıbrıs sorunu, Batı Trakya sorunu, Patrikhane sorunu ve
Ege sorunu bunlardan en önemlileri.


Şimdi oranlara
dayalı bir Doğu Akdeniz karasuları resmi çizelim. İki ülkenin tezlerini de
altına yazalım ve adaletli biçimde kimin haklı olduğuna karar verelim:


Şu anki 6 mil
uygulaması çerçevesinde Ege Denizi’ndeki Yunan karasuları yüzde 43.6, Türk
karasuları ise yaklaşık yüzde 7.4. Demek ki ‘casus belli’ olan korsan 12 mil
kararını uygulayabilseler bu oran onların lehine iki kat değişecek. Hadi rakam
da verelim: Karasularının 12 mile çıkması durumunda Yunanistan, Ege’nin yüzde
71.5’ine, Türkiye ise yüzde 8.7’ine sahip olacak. Yağma Hasan’ın Böreği!


Yunanistan’ın
tezine göre Ege Denizi’nde yer alan Yunan adalarının da kıta sahanlığı var ve
bu adalar kara ülkesinden farklı değerlendirilmemeli! Türkiye’nin tezine göre
ise Yunan adalarının büyük çoğunluğu zaten Anadolu kara parçasının doğal
uzantıları. Coğrafi gerçek bu zaten. Dolayısıyla bunların Yunanistan lehine
kıta sahanlıklarına sahip olmalarının kabul edilebilir tarafı yok. Türkiye’nin
bunu kabul etmesi, egemenlik haklarının ihlaline sessiz kalması demek. Bu da
elbette mümkün değil.


Toparlayalım:
Yunanistan’ın bundan 2 bin yıl öncesinin hülyalarıyla ‘Megalo İdea’nın (kendileri
eril olan Megalo’yu, değil, dişil olan Megali’yi kullanıyorlar) peşine
takılması, kendi mitolojilerindeki ‘Pandora’nın Kutusu’nu öyküsündeki gibi
kutuyu açtırmaktan başka bir işe yaramaz. (Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü
deyip buraya da noktaya koyalım.)


Ona kalırsa kendi
anakaraları da dâhil Balkanlar; çok değil 200 yıl önce Türk toprağıydı.
Türkiye’nin bir istilacı ‘Megalo İdea’sı yok, ama kendilerinin var.


Yunanistan’ın
kısa istihbarat tarihini ve Türk-Yunan gerginliğinin bir özetini veren bu metin,
Atina’nın ‘Megalo İdeası’ ile müktesebatı arasında ciddi bir uyuşmazlık
olduğunu gösteriyor. Hoş, uyuşmazlık olmasa da ‘Megalo İdea’ya zaten
ulaşamazlar, ama Türkiye’yi ‘megalomanlık’la yaftalarken kendi bugünlerine ve
mazilerine bakmalarında yarar var.


Kurtuluş
Savaşı’ndan Kıbrıs Barış Harekâtı’na, 1990’lı yıllarda ve 2000’lerde hiç
eksilmeyen ‘savaş jeti it dalaşları’ndan aktüel Doğu Akdeniz gerginliğine
Türk-Yunan meselelerinin özünde ‘Megalo İdea’ denilen saplantıları var.
Bizans’ı diriltme amaçlı bu saçma ütopyanın peşinden gitmeye devam ederlerse
kaybedecekler.


Mısır’la
yaptıkları anlaşma ile Dimyat’a (Mısır’daki eski Akdeniz limanı) gittiler, ama
şimdi evdeki bulgurdan (Meis gibi statüsü tartışmalı adalar) olabilirler.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER