Prof. Dr. Plamen S. Tzvetkov  : Türkler,
Slavlar ve Bulgarların Kökeni

Çoğu
bilim adamı, M.S. 1.’den 10. yy.’a kadarki Çin, Bizans, Arap ve Batı Avrupa
kaynaklarında adı geçen Bulgarların veya Bulgaristanlıların, bugün Balkan veya
Tuna Bulgaristan’ındaki nüfusun çoğunluğunu oluşturan Bulgarlarla çok az ortak
şeyinin olduğunu kesin bir doğru olarak kabul eder.

“Random
House Webster’s College Dictionary” 
gibi
yaygın sözlüklerde bile, Bulgarlar (Bulgars) “M.S. 7. yy. sonunda Güney
Balkanlar’da bir devlet kuran” ve “900 yılına kadar yerli Slav nüfus
tarafından büyük ölçüde asimile edilen bir Türk halkı” olarak
tanımlanır. 
Aynı sözlüğe göre Bulgaristanlılar (Bulgarians)
ise, Bulgaristan’ın bir Güney Slav dili konuşan yerel ya da yerleşik
halkıdır.”(1)

Bununla
birlikte herşey, Bulgarların Slav kökeni hakkındaki derin köklere dayanan
efsanenin, tamamen değilse bile büyük ölçüde, siyasi değerlendirmelerden güdülendiğini
göstermektedir. 
Mauro Orbini‘nin ‘Slavların
Krallığı
‘nı yayınladığı 1601 yılına kadar, hemen herkes Bulgarlarla Slavlar
arasında açık bir ayrım yapıyordu. Büyük ve birleşik bir 
Slav
imparatorluğunun ortaya çıkışını görme arzusundaki Mauro Orbini, Gotlar,
Hazarlar ve hatta Etrüskler gibi kesinlikle Slav olmayan pekçok halka bir Slav
köken izafe etti.

Doğal
olarak Bulgarlar da Slav ailesine dahil edildiler. Bu bağlamda 
Mauro
Orbini’
nin ayrı Slav milliyetlerinin varlığını inkar ettiğini
ve Rus, Leh, Çek, Slovak, Sloven, Hırvat ve Sırpları bir ve aynı milletin
kabileleri kabul ettiği belirtilmelidir.(2)

Bir
sonraki aşamada, Romen ve Bulgarların Slav kökeni hakkındaki iddia Rusya
tarafından, bu iki millet Rusya’nın İstanbul ve Boğazlar’a doğru genişlemesinde
yol üzerinde bulunması gibi basit bir sebeple güçlü bir şekilde desteklendi.

1769’daki
bir bildirgesinde Rus Çariçesi 2. Katerina (1762­1796) Moldova, Romanya
(Wallachia), Karadağ, Bulgaristan, Bosna, Hersek ve Arnavutluk ‘Slavlarının’
Balkanlar’a Rusya’dan geldiklerini iddia ediyordu. Bu yüzden onlar, Osmanlı
Devleti’ne saldırmak üzere olan Rus ordularına yardım için Türklere isyan
etmeliydiler.(3)

Osmanlı
yönetimine karşı dış destek arayan pekçok Bulgar milli önderleri, Rusya’nın
Panslavizm propagandasından gayet çabuk etkilenir hale geldiler. Rusları ve
Sırpları hiç sevmeyen, Bulgar ulusal hareketinin babası 
Hilandarlı
Paissi
bile Orbini’nin Bulgarların Slav aslı hakkındaki
savını hemen kabul etti. Gerçekte o, eski Bulgar Çarlığı’nın yeniden kurulmasını
düşlüyordu ve Türklerle muhtemel bir akrabalık üzerine bir ipucu bile sözkonusu
değildi. Bu sebeple, Bulgarların hem Slavlarla, Ruslarla, hem de Türklerle
akraba olduğunu söyleyen zamanının yaygın efsanesini kasten çarpıttı. Kendi
‘Slav-Bulgar Tarihi’nde, Türklerle ilişkiyi tamamen görmezden geldi.(4)

Yukarda
da dile getirildiği gibi, 1601’e kadarki tüm yazılı kaynaklar, birbirine
tamamen yabancı ve sık sık da düşman olarak görülen Bulgarlar ile Slavlar
arasında kesin bir ayrım yaparlar.(5)

Örneğin,
11. yy. sonlarında bir Bulgar yazar, açıkça Bulgarların sadece ‘Kumanların
üçüncü kısmı’ olduğu kanısındadır. Onun gözünde Bulgarlar ile Kumanlar
arasındaki tek fark, Bulgarların Hıristiyan, Kumanların ise hala pagan
oluşudur.(6)

Değişik
Slav halklar arasında kaydadeğer farkların olduğu 13-14. yy.’larda da, yabancı
gözlemciler Slavların Bulgarlar veya Ulahlar ile doğrudan bir ilişkisi
olmadığını tam olarak dile getirmişilerdir. Bu yüzden, Venedikli Andrea
Dandolo, bu dönemde tek bir tane bile Güney Slav, Bulgar veya Ulah devletinin
olmadığı halde, Dalmaçya hakkında Güney Slavlarının ülkesi diye yazarken,
Bulgaristan’a Bulgarların, Romanya’ya da Ulahların ülkesi der.

Hırvatlar
Macarların hakimiyetinde bulunurken, Sırplar pekçok knezlik arasında bölünmüştü.
Bulgarlar ise en azından on farklı krallık ve knezlik halinde yaşıyorlardı ve
en az iki adet Romen veya Ulah devleti vardı.(7)

Bilim
adamları sık sık, Bulgarların Slav özelliklerine bir delil olarak, çok sayıda
birincil kaynakta geçen “Slavlar veya Bulgarlar”, “Bulgaristanlı
Slavlar” veya “Bulgar denilen Slavlar” gibi ifadelere gönderme
yaparlar. Ancak anlam açıktır: Bu kaynaklarda belirtilen halk, Bulgarlar değil,
ya bir zaman Bulgar yönetiminde kaldıkları, ya da Bulgaristan’dan göçtükleri
için Bulgar diye adlandırılan Slavlardır.

Imre
Boba
‘nın işaret ettiği gibi, Panonya, Yukarı Mezya
(Moesia) ve Karpat Slavları, buralar 9 ve 10. yy.’larda Bulgar devleti
sınırları içinde bulunduğu için, “Sclavi ex Bulgariae” (Slavlar ve
Bulgarlar) olarak tanımlanıyordu.(8)

Şimdiki
Bulgarların Slav kökeni hakkındaki savı arkeolojik veriler de doğruluyor
görünmemektedir. Üç tarihi bölge Mezya, Trakya ve Makedonya’da Slav
çömlekçiliği, Slav yerleşimleri, hatta mücerret Slav meskenleri bulmak için çok
çaba gösterildi ancak sonuçlar büyük ölçüde kuşkulandırıcıdır. Bazı bilginler,
Balkanlar’daki pek çok yerde bulunan ilkel ve kaba çömlekleri Slavların ürünü
olarak ilan etmekte acele ettiler.

Ancak
bu çömlekçilik eski Trakyalılara özgüdür ve Romen arkeologlar bunların yerel
‘Dridu’ kültürüne ait olduğu inancında haklı görünmektedirler.(9)

Zaten
acemice çömleklere dayanarak belli bir milliyet hakkında hüküm vermek mümkün
değildir, çünkü bunlar nihayet oldukça ilkel teknolojideki yerel ev ürününden
başka bir şey değildir. Aynısı profesyonel çömlekçilik değildir ve bu bağlamda,
bugünkü Bulgaristan ve Makedonya topraklarında bulunan ustaca çömlekler, İdil
Bulgaristan’ındaki ustaca çömleklerle aynı değilse bile oldukça benzerdir.(10)

Hatta
Pliska ve Preslav gibi Ortaçağ şehirlerinin mimarisinin Slavlarla hiçbir ilgisi
yoktur, aksine harabeleri başlıca, Asya’dan Avrupa’ya uzun yollarında bir
zamanlar Bulgarların yaşadığı topraklarda bulunan şehirlerin mimarisi ile
akrabadır.(11)

Bulgaristan
veya Makedonya’da bulunan hemen tüm kafatası ve iskeletlerde öyle bir Slav
özelliği yoktur. Aynısı, pek çok uzmana göre diğer güney Avrupalılardan ayrılan
ama Ortaçağ Bulgarlarının ırk özellikleri ile aynı olan bir mahalli Akdeniz
ırkına mensup olan günümüz Bulgarları için de geçerlidir.

Öte
yandan, Güney Avrupa ırk tipi doğu ve batı Slavlarından tamamen farklıdır.
Ortaçağ Slav mezarlarında bulunan kafataslarında güney Avrupa unsurları
bulunmamaktadır. Bu Güney Slavları, yani Sırp ve Hırvatlar, güney Avrupa
altırkının ‘Dinar’ denilen tipine aittirler.

Sırbistan
ve Hırvatistan’daki Ortaçağ Slav mezarlarındaki kafatasları, Bulgaristan ve
Makedonya’dan tamamen ayrı olan gerçek Slav altırkının tüm özelliklerine sahip
iken, bu Dinar tipi ovalarda daha az belirgindir. Başka bir diyişle, Sırp ve
Hırvat olaylarında Slav ve önemli miktarda yerli unsurların karışımından
bahsedilebilirken, Bulgar altırkı, Slav ırk tipinden tamamen farklıdır.

Burada
tabii ki, Bulgarların şimdi ve eskiden ‘saf bir ırk’ olduğunu söylenmemekte,
fakat herşey Bulgar altırkının kesinlikle Slavlarla Slav olmayan unsurların bir
karışımı olmadığına işaret ediyor görünmektedir. Bulgarlar, İraniler, Balkan
yerlileri ve belli miktarda Moğolsuların (Mongoloid) bir karışımı idi.(12)

Bulgarların
kökeni hakkındaki Slavcı sav, esas olarak bugünkü Bulgarların bir Slav dili
konuştuğu deliline dayandırılır. Gerçekten de, pekçok dilbilimci Bulgarca
kelimelerin yaklaşık yüzde 80’inin diğer Slav dillerinde az çok benzerlerinin
olduğunu iddia eder. 
Ancak bu kelimelere yakından bir bakış,
Slav deyişler şüphesiz Hint-Avrupa ailesine ait olsa da, hem Bulgarca’da hem de
bütün Slav dillerinde bulunan çok fazla kelimenin Hint-Avrupa’dan ziyade
Ural-Altay kökenine sahip olduğunu keşfetmeye yol açar.

Örneğin,
‘tovar’ (mal), ‘kniga’ (kitap), ‘jupan’ (yönetici, çoban) ve ‘otets’ (baba,
ata) gibi kelimelerin muhtemelen Slav dillerindeki erken Altay alıntıları
olduğu uzun süredir söylenir.

Aynı
şekilde Bulgarca ‘dyado’ ve Slavca ‘ded’, Türkçe ‘dede’ ile ilgili olabilir.
Bulgarca ‘vruh’ ve Slavca ‘verh’ (doruk) kelimeleri Çuvaşça ‘vur’, Moğolca
‘oroi’ ve Macarca ‘orr’ ile açıkça aynı köktendir. ‘Su’ için Bulgarca ve Slavca
kelime ‘voda’ açıkça Almanca ‘wasser’ ile ilgilidir, ama Mordvaca ‘ved’e daha
yakındır.

Aynısı
‘olovo’ (Bulgarca ve Slavcada ‘kurşun’; Macarcası ‘ölom’), ‘med’ (Bulgarca ve
Slavcada ‘bal’; Mordvaca ‘med’ ve Macarca ‘mez’), ‘beg’ veya ‘byag’ (Bulgarca
ve Slavca’da ‘kaçmak’; Kırgızca’da ‘beige’, Doğu Türkçesi’nde ‘paige’ ve
değişik Fin-Oğur dillerinde ‘poktem, ‘potta’ and ‘fut’), ‘pol’ veya ‘polovina’
(Bulgarca ve Slavcada ‘yarım’; Mordvacası ‘pele’), ‘slovo’ (Bulgarca ve Slavca
‘söz’; Macarcası ‘szö’, Türkçesi ‘söz’), ‘tsvet’ veya ‘tsvyat’ (Bulgarca ve
kısmen Slavca ‘renk’ veya ‘çiçek’; Çuvaşçası ‘çeçek’, Türkçesi ‘çiçek’);
‘sveti’ (Bulgarca ve Slavca ‘ışımak’; Macarcası ‘süt’), ‘tegne’ veya ‘teji’
(Bulgarca ve Slavca ‘ağır gelmek’; Türkçe ‘takmak’ ve Ön-Bulgarca ‘tagrogi’ ile
özdeşleştirilebilir), ‘koza’ (Bulgarca ve Slavca ‘keçi’; Çuvaşçası ‘kaçaga’ ve
Türkçesi ‘keçi’), ‘vodi’ (Bulgarca ve Slavca ‘ (klavuzca) götürmek’; Mordvacası
‘ved’), ‘dee’ veya ‘dyava’ (Bulgarca ve Slavca ‘yapmak’, Mordvacası ‘tej’),
‘pişe’ (Bulgarca ve Slavca ‘yazmak’, Doğu Türkçesinde ‘pit’ ve Moğolca’da
‘biçi’), ‘meri’ (Bulgarca ve Slavca ‘ölçmek’; Macarcası ‘mer’), ‘pali’
(Bulgarca ve Slavca ‘ışıtmak’; Mordvacası ‘pal’) kelimelerine de uygulanabilir.
Hatta ‘edin’ gibi bir sayı (Bulgarca ve Slavca ‘bir’) Macarca ‘egy’ kelimesiyle
ilişkilendirilirken, ‘devet’ (Bulgarca ve Slavca ‘dokuz’) rakamının paraleli
yoktur, lakin muhtemelen ön-Bulgarca ‘dokuz’ olan ‘tovir’ ile aynı kökenden
gelebilir.

Bütün
bu kelimeler ve diğer birçoğu, eğer çağdaş Bulgarcadaki Slavca kelimelerden
ziyade Slav dillerindeki Bulgarca kelimeler değilse, erken Ural-Altayca
görülmeli.

Slav ve
Hint-Avrupa dillerinde hiç olmayan ve buna karşılık Altayca veya Fin-Oğurca
karşılıkları olan ‘biser’ (inci), ‘beleg’ (iz, belge), ‘belçug’ (bilezik),
‘bubrek’ (böbrek), ‘paşenog’ (bacanak), ‘toyaga’ (baston, dayak), ‘kapişte’
(tapınak), ‘kumir’ (put), ‘kuşta’ (ev), ‘kani (çağırmak), vb. çok fazla sayıda
Bulgarca kelimenin varlığı bu varsayımı doğruluyor gözükmektedir.

Öte
yandan hem çağdaş Bulgarca hem de Ön-Bulgarca çok sayıda Hint-İran
kelimeleriyle birbirinden ayrılır. Bu yüzden, örneğin, ‘Bog’ (Tanrı) kelimesi
bütün Slav dillerinde vardır ama bir Hint-İran kelimesiyle ilgili
gözükmektedir. ‘Bogatur’ veya ‘bagain’ (Ortaçağ Bulgaristanı’nda seçkinlerin
sanları) gibi Ön-Bulgarca kelimeler açıkça ‘Bog’dan türetilmiştir. Öte yandan
‘san’ (san, unvan), ‘delva’ (çanak), ‘stopan’ (sahip, usta, koca, ağa),
‘Asparukh’ (Esperik, Tuna Bulgaristanı’nın ilk hanı) ve diğer birçok kelime
Hint-İran kökenlidir, fakat diğer Slav dillerinde yoktur.

Kelimeler
bir dilden diğerine kolayca geçer ama aynı şey ses yapısı (phonetics) ve biçim
(morphology) için geçerli değildir. Bu bağlamda, çağdaş Bulgarca Slav
dillerinden açık şekilde farklıdır ve aynı zamanda çağdaş Bulgarcanın hem
Ural-Altay dilleri, hem de Ön-Bulgarca ile bariz akrabalığı vardır. Öte yandan,
hem çağdaş, hem de eski Bulgarca Ural-Altay ve Hint-İran özelliklerin özel bir
karışımı olarak görünür.

Eski
‘ae’ sesinin telaffuzuna göre çağdaş Bulgarcanın iki ağız topluluğuna ayrılması
da diğer Slav dillerinde görülmez. Örneğin ‘byag’ (kaçmak) sözcüğü bugün Batı
Bulgaristan ve Makedonya’da ‘beg’ şeklinde söylenir. Bu bölünme, bir zamanlar
bir tarafta Asparukh’un Bulgarları, öte tarafta Panonya Bulgarlarının
yerleştiği alanlara denk düşer. Ön-Bulgarcada ‘ae’ sesinin varlığı fikrini,
Ön-Bulgarca karakteri iyi bilinen bir gerçek olan ‘belyazvam’ ve ‘beleja’
(işaretlemek, belgelemek) gibi biçimler takviye eder.

Türkçe
gibi, çağdaş Bulgarca da Slav dillerinden ‘ö’ sesinin varlığı ile ayrılır. Bu
seslerin bazıları, Eski Slavca’nın Kiril-Metod nüshasında olan ve halen
Lehçe’de bulunan genizden çıkarılan ‘o (n) ‘ gelir. ‘To (n) gan (doğan) gibi
Ön-Bulgarca kelimelerin gösterdiği gibi, bu genizden çıkan ses Ön-Bulgarca’ya
da özgü idi. Belki Türkçenin etkisiyle bu kelime çağdaş Bulgarcada ‘dogan’
şeklinde değişti.

Ural-Altay
dillerinin aksine, hem çağdaş, hem de eski Bulgarcada ses uyumu yoktur.
Ön-Bulgarca için ‘dilom’ (yılan),(13) ‘şegor’ (sığır),(14) ‘tovir’ (dokuz) vb.
kelimeler bu kanıyı güçlendirir. Yine de, kimi bilginlere göre, çağdaş Bulgar
ağızlarının en azından bir veya ikisinde ses uyumunun kalıntıları vardır.
Örneğin ‘şapka’ (şapka), ‘jaba’ (kurbağa) ve ‘çaşa’ (kap) gibi kelimeler bu
ağızlarda ‘şepki’, ‘çeşi’ ve ‘jebi’ haline gelir. (15)

Çağdaş
Bulgarca ‘l’, ‘n’ ve ‘r’ yarım seslilerinin yumuşak ve sert biçimlerinin
olmamasıyla da Slav dillerinden belirgin şekilde ayrılır, ama ‘ç’, ‘ş’ ve
‘j’nin Hint-Avrupa ‘k’, ‘x’ ve ‘g’ ve ‘k’, ‘s’ ve ‘z’ye karşı gelmesiyle hem
Bulgarca, hem de Slavca deyişler Hint-Avrupa dillerinden ayrılır. 
Sofya’da
1989’da yapılan Uluslararası 6. Güneydoğu Avrupa Çalışmaları Kurultayı’na
sunduğu bir bildiride, Avusturyalı dilbilimci Galton, bu ‘Slavca’ seslerin
Ural-Altay kökenli olduğuna işaret etmiştir.

Çağdaş
Bulgarcanın kuşku götürmeyen bir Hint-Avrupa özelliği üç cinsin varlığıdır. Hem
Bulgarca, hem de Slav dillerinde eril isimler, örneğin, genellikle bir
sessizle, dişil isimler genellikle ‘a’ ile ve ortal isimler ‘o’ veya ‘e’ ile
biter. Eski Bulgarcada cinsiyetin olup olmadığını söylemek çok zordur. Ancak
‘beleg’ (eril), ‘toyaga’ (dişil) ve zırh anlamına gelen ve muhtemelen bazı
çağdaş Bulgar ağızlarında ‘kepe’ (çoban abası) olarak korunan ‘kupe’ (ortal)
gibi iyi bilinen ön-Bulgarca kelimelerde de bu sonlamalar bulunur.

Çağdaş
Bulgarcada isim ve sıfatların çoğulu pek çok değişik yolda yapılır. Ancak
‘kuçe’den (kuçu, köpek) ‘kuçeta’ (köpekler) Fince kelime ‘talo’dan (ev) ‘talot’
(evler) ile karşılaştırılabilirken, ‘kışta’dan (ev) ‘kışti’ (evler), Macarca
‘könyv’den (kitap) ‘könyveim’ (kitaplarım) şeklini çağrıştırmaktadır. Samoyedçe
‘tubka’dan (balta) ‘tubkami’ (baltam) veya Türkçe ‘oda’dan ‘odam’ gibi,
Ural-Altay dillerindeki özel iyelik biçiminin hem ön-Bulgarca hem de çağdaş
Bulgarcada tam karşılığı olduğu da belirtilmelidir: ‘Başta’dan (baba) ‘başta
mi’ (babam) veya ‘alkha’dan (yüzük) ‘alkhasi’ (yüzüğü). Bu iyelik gösterme
şekli Slav dillerinde bilinmez.

Slav
dillerinin aksine, edebi Bulgarcada bir kural olarak ‘declension’ durumları
yoktur. Çağdaş Bulgarca, edebi biçimlerinde bazı durumlarda isimlerin hal
çekimi ve pek çok ağız ile halk türkülerinde isim ve zamirlerin hal çekimini
korumuştur. Ancak, Slav ve Hint-Avrupa dillerinin aksine ve Ural-Altay
dillerine benzer olarak, Bulgarca hal çekimleri cinsiyet ve sayıya göre
değişmez ve isim ve sıfatların hal çekimleri arasında fark yoktur.

Bulgarca
hal çekimlerinin Slavcaya Ural-Altaycadan daha benzer olmadığı, hatta
Mokşa-Mordvaca hal çekimleriyle hemen hemen aynı olduğu gerçeği de daha az
önemli değildir. ‘Kogo’ (Kimi) soru zamiri, Slavca karşılığı ile aynı
gözükmektedir. Ancak Bulgarca ‘kogo’, Slavca ‘kto’, ‘tko’ ve ‘ko’ biçimlerinden
açıkça farklı olan ‘koy’dan gelir ve Çantice ‘koii’ gibi Fin-Oğur biçimlerle
hemen hemen aynıdır. Hatta-i hali (genitive) eki ‘go’ Hint-Avrupa dillerinde
bulunmaz ve ancak Mordvaca translatif eki ‘ka’ ile eşleşebilir. Aynı ek iyi
bilinen bir ön-Bulgarca biçimde, yani ‘içir’den ‘içirgo’da bulunuyor
olabilir.(16)

Aynı
şekilde ‘koy’dan (kim) çağdaş Bulgarca ‘komu’ (kime) da Slavca karşılıkları ile
aynı olabilir ama bir epentetik ‘m’ ile de kurulmuş olabilir. 17 İsmin -e hali
için ‘u’ eki hem Hint-Avrupa, hem de Ural-Altay dillerinde yaygındır ve
Mordvaca ‘u’ eki ile aynı olabilir. Örneğin ‘oş’tan (şehir) ‘oşu’ (şehre).

Bazı
Batı Bulgar ve Makedon ağızlarında, Slav ve Hint-Avrupa dillerinden tamamen
farklı özel bir e hali vardır. Örneğin, ‘tate’den (baba) ‘tateta’ (babanın). Bu
‘ta’ eki Mokşa-Mordvaca -den hali ekleri ‘ta’ ve ‘da’ ile neredeyse aynıdır.

Bazı
Bulgarca ağızlar, -i hali için ‘a’, ‘ü’ veya ‘u’ sonlamalarını korumuşlardır.
Bu üç ek de, Mokşa-Mordvaca iyelik eki ‘ny’yi çağrıştıran daha eski bir ‘o (n)’
ekinden geliyor olabilir.

‘Noşt’tan
(gece) ‘noştem’ (geceleyin) gibi biçimler Slav dilleri için kesinlikle
imkansızdır, çünkü ‘noşt’ bir dişil isimdir. ‘M’, ‘om’, ’em’ ve ‘am’ gibi
ekler, Mokşa-Mordvacada ‘ftama’daki -den hali eki ‘ama’ ile ilgili olabilir.
‘Dobır’dan (iyi)-e hali ‘dobre’ gibi Bulgarca biçimler de Slav dillerine
tamamen yabancıdır. ‘E’ ve özellikle ‘i’ eki ‘big’den ‘bigi’deki18 gibi, çok
sayıda 9. yy. Bulgar taş yazmasının başlangıcında bulunan bir ön-Bulgarca
biçimde de bulunabilir. Bu ‘i’ eki, Mokşa-Mordvaca-e hali eki olan ‘i’ ile
ilgili olabilir.

Ünleme
(vocative) çağdaş Bulgarcada halen yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunun ‘e’
eki Ön-Bulgarcada da bulunuyor olabilir. Bir şekilde, çok sayıda 9. yy. Bulgar
taş yazması, ‘kan’ın (han) ünlemesi olması muhtemel ‘kane’ kelimesiyle başlar.

Bulgarca
ve Slav dilleri arasındaki esaslı bir ayrılık hem çağdaş Bulgarcada, hem de
ön-Bulgarcada, ‘kışta’dan (ev) ‘kıştata’ (bilinen ev) örneğinde olduğu gibi,
belirteç son ekinin kullanılmasıdır. Yukarda geçen deyişteki ‘kana’nın,
muhtemelen bir belirteç son eki olan ‘a’nın ‘kan’a eklenmesiyle oluştuğu
açıktır. Bu belirteçler Slav dillerinde kesinlikle bulunmaz. Ermenice,
Norveççe, Danca, İsveççe, Romence ve Arnavutça gibi çok sayıda Hint-Avrupa
dilinde bulunabilirler, fakat bu dillerde belirteçler öneklerle aynı zamanda
(eş zamanlı olarak) olarak kullanılır. Gerçekte belirteçler genellikle
Ural-Altay dillerinin tipik bir özelliğidir ve örneğin Mordva dilinde de
belirteçler vardır. Bu bakış açısıyla, Bulgarca ‘kıştata’ şekli, Mordvaca
‘kudo’dan (ev) ‘kudos’ (bilinen ev) şekli ile hemen hemen aynıdır.

Bulgarca
kişi zamirleri de Slavca olanlardan çok farklıdır, ama aynı zamanda Ural-Altay
ve Hint-Avrupa unsurlarının yine özgün bir karışımı olarak görünürler. Bu bağlamda,
Slavca ‘ya’ya denk gelen ‘az’ (ben) ve Slavca ‘mi’ veya ‘mı’ya denk gelen ‘nie’
(biz), Slavca karşılıkları ‘vi’ veya ‘vı’dan iki heceli olmasıyla ayrılan ‘vie’
(siz) ile birlikte açıkça Hint-Avrupa kökenlidir. Üstelik Bulgarca biçimler
‘tebe’ (seni), ‘nas’ (bizi), ‘vas’ (sizi) sadece Slavca değil, Toharca (yani
Hint-Avrupa) karşılıklarıyla da hemen hemen aynıdır.

Öte
yandan Bulgarca kişi zamirleri ‘men’ (beni), ‘on’ (o) ve ‘nego’ (onu) da Slavca
karşılıkları ile hemen tamamen aynıdır ama Ural-Altay dillerinde, Hint-Avrupa
dillerinden daha fazla benzerleri vardır. Nihayet ‘toy’ (eril o), ‘to’ (ortal
o), ‘tya’ (dişil o) ve ‘te’ (onlar) kişi zamirlerinin tam Slav veya Hint-Avrupa
benzerleri yoktur, fakat Komice ‘sia’ ve Çantice ‘tow’ gibi Fin-Oğurca biçimlerle
kolayca eşleşebilirler.

Bulgarcada
olumsuz zamirlerin Çuvaşçaya çok benzer bir şekilde yapıldığı da
belirtilmelidir.Örneğin, Bulgarca ‘koy’dan (kim) ‘nikoy’ (hiç kimse), Çuvaşça
‘kam’dan (kim) ‘nikam’a (hiç kimse) uyar.

Sonuncu
ama kesinlikle önemli olarak, Bulgarca’nın tüm zaman ve kip düzeni Slavca fiil
düzeninden tamamen farklıdır ve yapısı Türkçe ile neredeyse aynıdır. Diğer
pekçoğu yanında bu, görülmemiş eylemleri tanımlamak için kullanılan -miş kipi
için de geçerlidir. Bu kip, sadece Slavcaya değil, tüm Hint-Avrupa dillerine de
tamamen yabancıdır. Örneğin Bulgarca ‘çel sım’ ve ‘çel’ Türkçe ‘okumuşum’ ve
‘okumuş’a karşılık gelir.

Sayıları
sınırlı olsa da, yazılı kaynaklarda günümüze kadar korunan Ön-Bulgarca metin,
terim ve deyişler, ön-Bulgarca ile şimdiki Bulgarca arasındaki farkın eski ve
yeni Yunancadan daha fazla olmadığını iddia etmek için yeterlidir.

Bulgarca
ve Slav dilleri hem temelden farklıdırlar, hem de birbirine açıkça benzerler.
Bu bizi, Bulgarcanın güçlü Hint-Avrupa tesiri altındaki bir Ural-Altay dili,
Slavcaların ise güçlü Ural-Altay etkisi altındaki Hint-Avrupa dilleri olduğu
kestirimine götürür. Bulgarcaya en yakın Ural-Altay dilleri kuşkusuz Çuvaşça
(bir Altay dili) ve Mordvacadır (bir Ural dili) ve bu, bu iki halkın Bulgarlarla
akrabalığını gösteren bir dizi etnografik veri ile takviye bulur.

Diğer
bir deyişle, 
bir Slav dili konuştukları için
Bulgarların Slav olduğu yaygın inancı, yanlış sorulmuş bir soruya yanlış bir
cevap olarak gözüküyor: “Bulgarca neden Slav dillerine yöle yakın?”
yerine “Slav dilleri Bulgarcaya neden o kadar yakın?” diye
sorulmalıdır.
 (19)

Bazı
kuramlara göre, Slavlar M.Ö. 2000 yılında bile ayrı bir milliyet olarak vardı
ama herşeyin, M.S. 4-5. yy.’lara kadar Slavlar veya doğrusu Ön-Slavlar ile
şimdiki Litvan ve Letonların ataları olan Baltlar arasında fark olmadığını
gösterdiği görülüyor. 4. yy.’ın ikinci yarısındaki Hun işgaline kadar bugünkü
Polonya, Batı Ukrayna, Batı Akrusya, Litvanya ve Letonya’nın sakinleri,
Balto-Slav denebilecek tek ve aynı milliyete ait idiler. Aynı tanrılara
tapmışlardır ve çömlekçilik ve meskenler de dahil, kültürleri M.S. 4. yy.’a
kadar gerçekte değişmeden kalmıştır.

Bugünkü
Polonya ile Ukrayna ve Akrusya’nın batısında yaşayan Balto-Slavların güçlü
Ural-Altay ve Hint-Avrupa etkisi altına girmeleri ancak, Tuna’nın kuzeyine ve
Rhine’in batısına kadar tüm Avrupa’nın Hunlarca fethinden sonra olmuştur. Diğer
bir deyişle, Hunlar Avrupa’nın bu kısımlarını işgal ettiler ama daha kuzeye
giremediler ve onların istilası bugünkü Litvanya ve Letonya topraklarına
dokunmadı.

Bulgarcadaki
karşılıklarıyla birlikte Slav dillerindeki Ural-Altay ve Hint-İran ses ve
sözlerin, aynılığı olmasa da yakın benzerliği, Slavların ayrı bir milliyet
olarak, Balto-Slavların büyük bir bölümünün Bulgarlarla veya en azından
Bulgarlara çok yakın bazı halklarla kaynaşması sonucu ortaya çıktığını ispatlıyor
görünmektedir. (20)

Ön-Bulgarca
ve çağdaş Bulgarca kelime haznesi, ses, biçim ve sözdizimi Bulgarların
ön-Altay, ön-Ural ve Hint-Avrupa unsurlar arasındaki bir temas bölgesinde ayrı
bir milliyet olarak ortaya çıktıklarını gösteriyor. Böyle bir alan Huanghe ve
Changjiang nehirlerinin kaynakları ile Balkaş gölü arasındaki alan, yani
bugünkü Kuzeybatı Çin ile eski Sovyet Orta Asyası’nın bazı kısımları olabilir.

Özetle,
ön-Altay kabileleri burada bir Hint-Avrupa halkı olan Toharlarla birlikte veya
onların komşuluğunda yaşamışlardır.(21)

M.Ö. 6.
yy. kadar erken bir tarihte, Çin kaynakları Bo-Jiong halkından bahseder. Burada
‘jiong’ yabancı demektir; ‘Bo’ ise ‘Bulgar’ın Çince telaffuzu olabilir. Hatta
Bulgarların bu belirtilen topraklardaki varlığı ile ilgili daha güvenilir bir
kanıt, daha sonraki Çin vakayinamelerinde bulunabilir. Bunlara göre, M.Ö. 2.
yy.’da Po-le halkı Hsiung-nu (Hun) Devleti’nin batı kanadının gözetimi altında
idi. Po-le bariz şekilde ‘Bulgar’ın diğer bir Çince telaffuzu idi.
(22)

Hsiung-nu
Devleti Bulgarları, eski Türkleri ve daha sonraki basamakta eski Macarları,
aynı zamanda da Alanlar gibi Hint-İran halklarını içeren bir birlik idi. Bu
birliğin arazisi üç kısma ayrılıyordu: Merkez, sağ ve sol. Merkez, kendi hakim
konumunu yöneticinin çocuklarını (genellikle oğullarını) öbür kabile
önderlerinin çocukları (genellikle kızları) ile evlendirerek koruyan yönetici
boya ait idi.

Öyleyse
herşey, Çince kelime ‘Hsiung-nu’, Latince ‘Hun’ ve Hunların kendilerini
adlandırdığı ‘Ouar’ın eşanlamlı olmadıklarını, tüm haklara sahip tüm birlik
üyelerinin bir tanımlaması olduğunu göstermektedir. Etnik köken önemli değildi;
önemli olan şey yönetici boy ile hanedan akrabalığının olması idi.(23)

Bulgarların
erken tarihi Hunların tarihi ile yakından bağlantılıdır. Gayet tabii olarak,
M.S. 372­375 arasında gerçekleşen Avrupa’nın işgaline iştirak ettiler. Kimi
yazarlara göre Bulgarlar Balkan topraklarına oldukça erken bir tarihte kalıcı
olarak yerleşmeye başlamışlardır. Theodosius (379-395), 3. yy. sonunda iki
Bulgar topluluğuna bugünkü Dobruca topraklarına ve Mezya’ya göçme izni
vermiştir. 2. Theodosius (402-450) da diğer bir Bulgar topluluğuna aynı bölgeye
yerleşme izni vermiştir.(24)

Atilla’nın
453’te ölümünden sonra, Bulgarlar Panonya’dan Karadeniz’in kuzey kıyılarına
uzanan kendi devletlerini kurdular. Bir 14. yy. Bulgar vakayinamesine göre,
Doğu Roma imparatoru 1. Anastasius (491-518) zamanında çok sayıda Bulgar Vidin
üzerinden Tuna’yı geçmiş ve Makedonya’ya yerleşmiştir.(25)

542’den
itibaren yayılan korkunç hıyarcıklı veba salgını, çoğunlukla yerli yerleşik
nüfusu etkilediği için Mezya, Trakya ve Makedonya’da Bulgar yerleşimini
kolaylaştırmıştır. Doğu Roma imparatoru 1. Justinianus (527-565) Kutrigur
(Koturoğur) ve Utigur (Otuzoğur) Bulgarlarını birbirlerine düşürmeyi başardı
ama aynı zamanda 2000 Kutrigura iltica hakkı tanıyarak Trakya’da bir yere
yerleştirdi.(26)

6.
yy.’ın başından itibaren Balkanlar Slavları da çekmeye başladı. Doğu Roma
imparatoru 1. Heraclius (610-641), Slavların kabaca bugünkü Yugoslavya, Bosna,
Hırvatistan ve Slovenya topraklarına denk düşen İllirya eyaletine
yerleşmelerine izin verdi. Yani Slavların Mezya, Trakya ve Makedonya’ya
hareketine izin verilmedi ve Asparuh’un (Esperik) Romalılara veya Bizans’a
karşı 680-681’deki zaferine kadar Tuna’nın güneyinde, bugünkü Bulgaristan,
Trakya ve Makedonya bölgelerinde 250 veya 300 bin Slav ancak vardı. Öte yandan,
sadece Asparuh ile gelen Bulgarların sayısı 600 bin ila 800 bin kişi arasında
olmalıydı.(27)

İyi
bilindiği gibi, 665 yılında Kubrat’ın ölümünün ardından Büyük Bulgaristan’ın
parçalanması, iki Bulgar devletinin kurulmasıyla sonuçlandı: Tuna Bulgaristanı
ve İdil Bulgaristanı. Kubrat’ın en büyük oğlu Batbayan ise Karadeniz ve Hazar
arasındaki topraklarda kalır.

Gerçekte
zaten, eski Türklerin ve Rusların artan baskısı yüzünden İdil Bulgarlarının
Balkanlar’a doğru sürekli bir göçün olduğu anlaşılıyor. Son olarak Tuna
Bulgarlarına 970 yılında Bilu, Boksu ve Hesen’in yönetiminde İdil’deki
kardeşlerinden geniş bir topluluk katılmıştır.(28) Balkanlar’a Bulgar göçü, 11.
yy.’ın sonundan 13. yy. ortalarına kadarki çok sayıda müteakip dalgada gelen
Kumanlarla birlikte Tuna Bulgaristanı ve Macaristan’a ulaşan ve Batbayan
tarafından yönetilen Bulgarlarla birlikte açıkca son bulmuştur.(29)

Bulgarlar
toprak arzusu ile Mezya, Trakya ve Makedonya’ya girdiler ve onların burada
karşılaştığı yerli sakinlerin kaderi, Avrupalıların yerleşimi sırasında Kuzey
Amerika yerlilerinin kaderinin aynısı idi. Hem Slavlar, hem de Trak ve Romalıların
torunları oracıkta katledildi veya Tuna’nın kuzeyindeki topraklara
nakledildiler. Asparuh en az yedi Slav kabilesini Avar sınırına, Karpatların
güney eteklerine gönderdi. 760-763’te 208,000 Slav Bulgaristan’dan Bizans’a
kaçtı ve Anadolu’da yerleştirildi. Bizans yazarı ve imparatoru 7. Constantine
Porphyrogenetos’a (912-959) göre, Slavların kuzeyden Peleponnes de dahil Yunan
topraklarına iki kitlesel göçü vuku buldu: Birincisi 7. yy. sonunda
gerçekleşti; ikincisi ise Bulgarlar tüm Trakya ve Makedonya’yı zaptettiği
zaman, 9. yy.’da oldu.(30)

Her
milliyet yüzyıllar boyunca değişir ama herşey eski Bulgarlar ile şimdiki
Bulgarlar arasındaki farkın, Aristo zamanındaki Helenlerle şimdiki Yunanlılar
arasındaki farktan ciddi manada küçük olduğunu gösteriyor. Öyleyse Bulgarlar
(Bulgars) ile Bulgaristanlılar (Bulgarians) arasında ayrım yapmaya gerek
yoktur.

DİPNOTLAR

1
Random House Webster’s College Dictionary, New York, Random House, 1991,
179-180.

2 Mauro
Orbini, II Regno de gli Slavi, hoggi corrottamente detti Schiavoni, Pesaro,
Appresso Girolamo Concordia, 1601.

3 Ivan
Pastukhov, Bulgarska istorija, C. 2, Sofia, Khemus, 1943, 556-559.

4
Paissi von Chilandar, Slawobulgarische Geschichte, Leipzig, Insel-Verlag, 1984.
Türk, Bulgar ve Slavların İncil’e dayalı ortak ata efsanesi için bkz: De la
Croix, Abrege d’histoire ottomane, C. 1, Paris, Vincent, 1768, 2-3.

5
Ayrıntı için bkz: Plamen S. Tzvetkov, A History of the Balkans: A Regional
Overview from a Bulgarian Perspective, C. 1, San Francisco, The Edwin Mellen
Press, 1993, 3-10.

6 Stara
bılgarska literatura, C. 3, Sofia, The Bulgarian Academy of Sciences Press,
1983, 61-65.

7
Andrea Danduli ducis Venetiarum chronica per extensum descripta aa. 46-1280 d.
C., Bologna, ed. Nicola Zanichelli, 1942, 155-156, 168 ve 202.

8 Imre
Boba, “Moravia, Bulgaria, ‘Messiani’ and ‘Sclavi’ in Medieval Hungarian
Sources”, in Vtori mezhdunaroden kongres po Bulgaristika. Dokladi, C. 6,
Sofia, The Bulgarian Academy of Sciences Press, 1987, 709-726.

9
Örneğin bkz: Constantin Giurescu, Dinu Giurescu, Istoria romanilor din cele mai
vecchi timpuri pina aztazi, Bucharest, Editura Stiintifica, 1975, 21-68; Dinu
Giurescu, Illustrated History of the Romanian People, Bucharest, Sport-Turism,
1981, 11-27.

10
Ralitsa Geleva-Tzvetkova, tarihçilerin Haziran 1997’de Primorsko’daki
(Bulgaristan) yıllık toplantısında sunulan bildiri.

11
Petur Dobrev, Stopanskata kultura na prabulgarite, Sofia, The Bulgarian Academy
of Sciences Press, 1986.

12 T.
I. Alekseeva, V. P. Alekseev, “Etnogenezis slavjanskikh narodov po dannym
antropologii”, in Istorija, kul’tura, etnografija i fol’klor Slavjanskikh
narodov, Moscow, “Nauka”, 1973, 211-213; V. P. Alekseev, J. V.
Bromlej, “K voprosu o roli avtokhtonnogo naselenija v etnogeneze juzhnykh
slavjan”, ibidem, 224-231.

13 Bu
kelime çağdaş Bulgarca ‘dılug’ (uzun) ile ilgili olabilir.

14
‘Şegor’, bir Bulgar halk türküsünde geçen, bir çeşit büyükbaş hayvan olan
‘çugur’ ile aynı kökten olabilir.

15 Vl.
Saur, “Razvitieto na mekostnata korelatsija v bulgarskija ezik”, in Vtori
mezhdunaroden kongres po Bulgaristika. Dokladi, C. 2, Sofia, The Bulgarian
Academy of Sciences Press, 1987, 237.

16 Bu
kelime han sarayında bir çeşit hizmetçi anlamına gelir ve çağdaş Bulgarca’da
argo bir kelime olan ‘içkiya’ (içki) ile özdeşleştirilebilir.

17 O.
Pritsak tarafından uzun süre önce keşfedilen, Altay dillerinin çoğundaki gibi,
‘n’ yerine epentetik ‘m’nin kullanımı Ön-Bulgarcanın bir özelliğidir. Bkz: Die
bulgarische Fuerstenliste und die Sprache der Protobulgaren, Wiesbaden, Otto
Harrassowitz, 1955, 74.

18
Belki ‘Bog’un (Tanrı) paralel bir şekli.

19
Bulgar dili hakkında daha fazla ayrıntı için bkz: Plamen S. Tzvetkov, Op. cit.,
C. 1, 10-56.

20 St.
Arnold, M. Zychowski, Zarys historii Polski, Kraköw, Polonia, 1962, 5-7; J.
WyrozuM. S. ki, Historia Polski do roku 1506, Warsaw, Panstwowe Wydawnictwo
Naukowe, 1986, 59-69; Istorija Litovskoj SSR, Vilnius, Mokslas, 1978, 9-43.

21
Atlas zur Geschichte, C. 1, Leipzig, VEB Hermann Haack, 1973, 9, harita #ii.

22 D.
D. Susulov, Putjat na Bulgarija, Sofia, Kraliyet sarayında basılmış, 1936,
14-15.

23 O.
Pritsak, Op. cit., 63-64.

24
Dimitur Tabakov, Khorizontut na poznianiata. Bulgarite prez vekovete, Sofia,
1999, 87-94.

25
Jordan Ivanov, Bulgarski starini iz Makedonija, Sofia, Nauka i izkustvo, 1970,
620.

26
Vasil Zlatarski, Istorija na bulgarskata durzhava prez srednite vekove, C. 1,
Bölüm 1, Sofia, Nauka i izkustvo, 1970, 116-130.

27 Bu
rakamlar hakkında ayrıntı için bkz: Plamen S. Tzvetkov, Op. cit., C. 1, ss.
92-93 and D. D. Susulov, Op. cit., 306-308.

28 O.
Pritsak, Op. cit., 10; A. Khalykov, “Kul’turno-istoricheskie svjazi mezhdu
Dunajskoj i Volzhskoj Bolgarijami”, in Purvi mezhdunaroden kongres po
Bulgaristika. Dokladi. Simpozium slavjani i prabulgari, Sofia, The Bulgarian
Academy of Sciences Press, 1982, 381-387.

29 Bu
konuda daha fazla ayrıntı için: Plamen S. Tzvetkov, Op. cit., Vol. 1, 156-189.

30
Dimitur Angelov, Petur Tivchev, Podbrani izvori za istorijata na Vizantija,
Sofia, “Nauka i izkustvo”, 1970, 66-69.

KAYNAKLAR

Alekseev,
V. P., J. V. Bromlej, “K voprosu o roli avtokhtonnogo naselenija v
etnogeneze juzhnykh slavjan”, in Istorija, kul’tura, etnografija i
fol’klor slavjanskikh narodov, Moscow, “Nauka”, 1973, ss. 224-231.

Alekseeva,
T. I., V. P. Alekseev, “Etnogenezis slavjanskikh narodov po dannym
antropologii”, in Istorija, kul’tura, etnografija i fol’klor Slavjanskikh
narodov, Moscow, “Nauka”, 1973, ss. 211-213.

Andrea
Danduli ducis Venetiarum chronica per extensum descripta aa. 46-1280 d. C.,
Bologna, ed. Nicola Zanichelli, 1942.

Arnold,
St., M. Zychowski, Zarys historii Polski, Kraköw, Polonia, 1962.

Atlas
zur Geschichte, C. 1-2, Leipzig, VEB Hermann Haack, 1973.

Boba,
Imre, “Moravia, Bulgaria, ‘Messiani’ and ‘Sclavi’ in Medieval Hungarian
Sources”, in Vtori mezhdunaroden kongres po Bulgaristika. Dokladi, C. 6,
Sofia, The Bulgarian Academy of Sciences Press, 1987, ss. 709-726.

Dobrev,
Petur, Stopanskata kultura na prabulgarite, Sofia, The Bulgarian Academy of
Sciences Press, 1986.

Giurescu,
Constantin, Dinu Giurescu, Istoria romanilor din cele mai vecchi timpuri pina
aztazi, Bucharest, Editura Stiintifica, 1975.

Giurescu,
Dinu, Illustrated History of the Romanian People, Bucharest, Sport-Turism,
1981.

Istorija
Litovskoj SSR, Vilnius, Mokslas, 1978.

Ivanov,
Jordan, Bulgarski starini iz Makedonija, Sofia, Nauka i izkustvo, 1970.

Khalykov,
A., “Kul’turno-istoricheskie svjazi mezhdu Dunajskoj i Volzhskoj
Bolgarijami”, in Purvi mezhdunaroden kongres po Bulgaristika. Dokladi.
Simpozium slavjani i prabulgari, Sofia, The Bulgarian Academy of Sciences
Press, 1982, ss. 381-387.

Orbini,
Mauro, II Regno de gli Slavi, hoggi corrottamente detti Schiavoni, Pesaro,
Appresso Girolamo Concordia, 1601.

Paissi
von Chilandar, Slawobulgarische Geschichte, Leipzig, Insel-Verlag, 1984.

Pastukhov,
Ivan, Bulgarska istorija, C. 2, Sofia, Khemus, 1943.

Pritsak,
O., Die bulgarische Fuerstenliste und die Sprache der Protobulgaren, Wiesbaden,
Otto Harrassowitz, 1955.

Saur,
Vl., “Razvitieto na mekostnata korelatsija v bulgarskija ezik”, in
Vtori mezhdunaroden kongres po bulgaristika. Dokladi, C. 2, Sofia, The
Bulgarian Academy of Sciences Press, 1987, ss. 229-240.

Susulov,
D. D., Putjat na Bulgarija, Sofia, Printed at the Royal Court, 1936.

Tabakov,
Dimitur, Khorizontut na poznianiata. Bulgarite prez vekovete, Sofia, 1999.

Tzvetkov,
Plamen S., A History of the Balkans: A Regional Overview from a Bulgarian
Perspective, C. 1-2, San Francisco, The Edwin Mellen Press, 1993.

Wyrozu
M. S. ki, J., Historia Polski do roku 1506 , Warsaw, Panstwowe Wydawnictwo
Naukowe, 1986.

Zlatarski,
Vasil, Istorija na bulgarskata durzhava prez srednite vekove, C. 1-3, Sofia,
Nauka i izkustvo, 1970-1972.

Prof.
Dr. Plamen S. Tzvetkov

Yeni
Bulgar Üniversitesi / Sofya – Bulgaristan
















































































































































































































































































































































































































































(www.tarihtarih.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet