Sarkisyan: Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanıyoruz ama…



Sputnik Ermenistan’ın sorularını yanıtlayan Ermenistan Devlet Başkanı
Serj Sarkisyan, Rusya ile ortak askeri güç oluşturulması kararı, Dağlık
Karabağ’da son durum ve Türkiye ile ilişkiler başta olmak üzere gündeme ilişkin
önemli açıklamalarda bulundu.




Sizinle röportaj yapma fırsatını verdiğiniz için teşekkür ederiz.
Ermenistan-Rusya ilişkileri her iki ülke için de önem taşıyor. Sıcak bir
gelişmeyle başlayalım. Ortak askeri grup kurma kararı alındı. Rusya ve
Ermenistan, halihazırda Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) üyesi, şimdi
de ortak askeri grup kurulacak. Bunun amacı ne, hangi teçhizatlar kullanılacak
ve komuta kimde olacak?
 

Eğer net olmak gerekirse, bu yeni bir gelişme değil, uzun süredir
devam eden mevcut müttefiklik ilişkilerinin devamı. Ortak askeri grup, 1990’lı
yılların başında kuruldu. Komutanlık, birlikler ve teçhizat halihazırda var.
Elbette Rusya Devlet Başkanı’nın (Vladimir Putin) talimatıyla mevcut anlaşmaya
eklenecek tüm yeni unsurları dikkatle takip edeceğiz.




‘ASKERİ SÖZCÜĞÜNÜ HER KULLANDIĞIMIZDA BİR SIR VARDIR’ 

Vladimir Putin, hükümete talimat verdi, belge resmi sitede
yayımlandı? Bu nedir?




Rusya ve Ermenistan arasında her zaman ilişki vardı, ancak her
zaman müttefik değildik. Ekonomik ilişkiler her zaman vardı, ancak ortak
ekonomik alan yoktu. Ortak askeri grubumuz vardı, bu grubun komutası da vardı.
Ancak bu devam eden bir süreç, çünkü askeri-teknik ve askeri-siyasi ilişkiler
periyodik olarak gelişiyor. Yani, bu güzel bir gelişme ve bu ortak grup
istediğimiz düzeye gelinceye kadar çalışmaya devam edeceğiz. Ortada bir askeri
sır varmış gibi konuşuyorsunuz, detay vermiyorsunuz. Peki, Rusya ve Ermenistan
için KGAÖ kapsamındaki müttefiklik ilişkilerinde eksik kalan nokta neydi?
‘Askeri’ sözcüğünü her kullandığımızda, her zaman için bir sır vardır. Bunun
büyük bir sır olduğunu söylemiyorum ancak konuşmak istemediğim detaylar var.




‘GÜMRÜ HARİCİNDE YENİ BİR ASKERİ ÜSSE GEREK YOK’ 

Gümrü’nün haricinde yeni bir askeri üs kurulması beklenebilir mi?




Sanırım buna gerek yok. Zira Gümrü’deki üs, gerekli görülebilecek
tüm unsurları kapsayacak imkanlara sahip. Bu nedenle, küçük Ermenistan
topraklarında bir üssün yeterli olacağını düşünüyorum. Yapılması gereken tek
şey, bu üsse askeri güç kazandırmak.
 

‘İSKENDER FÜZELERİ AZERBAYCAN’A KARŞI BİR PANZEHİR’




Ermenistan, Rusya dışında, İskender füzelerine sahip olan tek ülke
ve füzeler Bağımsızlık Günü dolayısıyla düzenlenen askeri törende sergilendi.
Bunun bölgede silahlanma yarışına yol açmasından çekinmiyor musunuz?




Bölgemizdeki askeri duruma bir şekilde denge kazandırılmasının
zorunlu bir önlem olduğunu düşünüyorum. Azerbaycan’ın son birkaç yıl içinde
düzenli olarak yeni silahlar edindiği sır değil. Azerbaycan’daki mali imkanlara
sahip değiliz ancak her zaman bir panzehir bularak durumu dengelemeye
çalışıyoruz. Bu açıdan da İskender füzeleri, tam olarak bir panzehir görevi
görüyor. Elbette silahlanma yarışı iyi bir durum değil, bunun taraftarı
değiliz. Ancak her gün savaş tehdidi aldığınızda uygun adımları atmak zorunda
kalıyorsunuz. Bununla birlikte, Rusya ile bölgedeki dengelerin korunmasını
öngören bir anlaşmamız var. Rusya’nın bundan yola çıkarak talebimizi kabul
ettiğini ve askeri açıdan harika olan bu sistemi tedarik ettiğini düşünüyorum.
Elbette bu tür sistemler olmasaydı insanlık için daha iyi olurdu ancak mecbur
kaldığınızda bu yola başvuruyorsunuz.




‘RUSYA’NIN HAMLESİ NİSANDA OLUŞAN DURUMDA YAPILACAK TEK ŞEYDİ’ Rusya’nın
bölgedeki barışı tesis eden ülke olma rolüne bakalım. Nisan ayında Dağlık
Karabağ’da silahlı çatışmalar yaşandığında Rusya nasıl bir rol oynadı
?




Rusya bölgemizde barışın ve istikrarın desteklenmesi de dahil
kilit bir role sahip. Moskova, silahlı çatışmaların sona ermesinde başroldeydi.
Sorudaki alt mesajı anlayabiliyorum zira Ermeni toplumu Rusya’nın dengeleyici
pozisyonunu, hem kitle iletişim araçları hem de Dışişleri Bakanlığı düzeyinde
muğlak bir şekilde algıladı. Burada Ermeni toplumunu da anlamak mümkün.
Ermenistan’da halkın ezici çoğunluğu bir tehlike oluşması durumunda Rusya’nın
her zaman Ermenistan’ın yanında olacağından emindi. Ancak halkın bir kısmı
Rusya’nın dengeyi sağlamak zorunda olduğunu anladı. Çünkü bu dengenin sağlanmaması,
çok daha kapsamlı faaliyetlere yol açabilirdi. Rusya’nın yaptığı hamle, belki
de, nisanda oluşan durumda yapılacak tek hamleydi.




Rusya nasıl bir hamle yaptı? 

Ermeni ve Azeri genelkurmay başkanları Moskova’da buluştu, silahlı
faaliyetleri durdurma ve 1994 tarihli silahlı faaliyetlerin sonlandırılması
anlaşmasına geri dönme konusunda uzlaşma sağladı. Dürüst olmak gerekirse,
görüşmede neler konuşulduğunu bilmiyorum. Rusya ve Azerbaycan liderleri konuştu
mu, savunma bakanları konuştu mu, bunlarla ilgili hiçbir detayı bilmiyorum.
Ancak Putin ve benim aramda bir görüşme olduğunu ve Putin’in sözlerinin sorunun
çözümüne hizmet ettiğini kesinlikle biliyorum. Bu çok önemli.




‘HALKLARA İRADELERİNİ KULLANMA HAKKI VERMEYECEKSEK SSCB’DEN
ÇIKMAMIZA GEREK YOKTU’




Dağlık Karabağ sorunu Ermenistan için çok zorlu bir konu. Her
zaman savaşın eşiğinde bulunan bir denge sağlamak ve bazen bu dengeyi bozup
savaş durumuna geçmek kabul edilebilir bir durum değil. Sizce diplomatik
uzlaşma sağlanması ve buna dayanarak kalıcı barış tesis edilmesi mümkün mü?




Elbette. Rusya, ABD ve Fransa’nın yer aldığı AGİT Minsk Grubu’nun
tüm faaliyetleri prensipte buna yönelikti. 2007 yılında, ben henüz başbakanken,
eş başkanlar Dağlık Karabağ sorununun çözümü konusunda üç prensibe dayanan bir teklif
sundular. İlk prensip, güç kullanılmaması ya da güç kullanma tehdidinde
bulunulmaması; ikincisi, toprak bütünlüğünün korunması; üçüncüsü ise halklar
arasında eşitlik sağlanması ve bağımsızlık hakkının tanınmasıydı. Bu
prensipler, birbiriyle çelişmiyor zira medeni bir dünyada tüm sorunlar güç
kullanılmadan çözülüyor. Toprak bütünlüğü… Azerbaycan dahil her ülkenin toprak
bütünlüğünü tanıyoruz. Ancak halkların alacağı bağımsızlık kararı, toprak
bütünlüğü prensibi ile çelişmiyor çünkü toprak bütünlüğü devletler arasındaki
ilişkileri kapsarken, bağımsızlık ise anavatanlarında birlikte yaşayan halkları
ve başkentleri ilgilendiriyor. Eğer halklara kendi iradelerini kullanma hakkını
vermeyeceksek, o zaman SSCB’den çıkmamıza gerek yoktu. SSCB de bu prensip temelinde
dağıldı. Bu nedenle söz konusu prensipler birbiriyle çelişmiyor. AGİT Minsk
Grubu eş başkanlarından teklif aldıktan sonra biz Ermenistan olarak dedik ki,
bu hayalimizdeki belge değil ama yine de bu ilkeler temelinde görüşmeye
hazırız. Azerbaycan uzun süre kabul etmedi. Ancak Haziran 2008’de, Azerbaycan
Devlet Başkanı (İlham) Aliyev ile ilk görüşmemiz gerçekleşti, bu görüşmede
teklifi kabul ettiler ama Bakü’ye döndükten sonra ‘Böyle bir belge yok’
dediler. 2008 parlamento seçimlerinin ardından, Moskova’da toplandık ve dönemin
Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev’in katılımıyla gerçekleşen görüşmede bir
belge imzaladık. Bu belge, Ermenistan ve Azerbaycan liderleri arasında son 25
yılda imzalanan tek belge özelliğini taşıyor. Sonra Meyendorff’ta bir araya
geldik.




Burada imzaladığımız belgeye göre Dağlık Karabağ sorunu sadece
siyasi yollarla çözülmeli. Ardından müzakere süreci devam etti ve birkaç kez
anlaşmayı imzalamaya yaklaştık. Bu anlaşmada 3 ilke net bir biçimde ifade
edilmişti. Yani Ermenistan ve Dağlık Karabağ, güvenlik bölgesi olan arazileri
koruyor. Azerbaycan bu araziler için ‘işgal edilmiş’ diyor. Ama ilk maddede,
Dağlık Karabağ’ın hukuki statüsünün, Dağlık Karabağ halkının iradesinin özgürce
tecelli etmesi yoluyla çözüme kavuşturulacağı net biçimde belirtilmişti.
İradenin özgürce tecelli etmesinin yasal olarak bağlayıcı olduğu kaydedilmişti.
Ardından referanduma kimlerin katılacağı ve konusu belirtilmişti. Bu halkın
kendi geleceğini belirleme ilkesinin timsaliydi. Ama her defasında Azerbaycan yeni
koşullar ileri sürdü. 2011’de herkes sonuna geldiğimizi, belgeyi imzalamaya
hazır olduğumuzu düşündü. ABD Başkanı (Barack Obama), Azerbaycan Devlet Başkanı
ile beni arayarak başarılar dilemişti. Fransa Cumhurbaşkanı (François Hollande)
da Azerbaycan Devlet Başkanı ile bana mektup yazarak aynı dileklerde
bulunmuştu. Rusya Devlet Başkanı ise bu görüşmelere şahsen katılmıştı. Ama
maalesef Kazan’da, Azerbaycan bu ilkeyi reddetti. ABD, Rusya ve Fransa
liderleri belgeyi imzalayacağımızdan emindi ama Azerbaycan geri çevirdi.




‘2011’DE ALİYEV’İN SIRALADIĞI MADDELER MORALİMİZİ BOZDU’




Yani siz imza atmaya mı hazırlanıyordunuz? Bu nasıl oldu?




Tüm görüşmelerde olduğu gibi masaya oturduk, belgeler hazırdı.
Rusya Devlet Başkanı, açılış konuşmasını yaparak, barışçıl çözüme ulaştığımızın
iyi olduğunu kaydetti. Rusya Dışişleri Bakanı (Sergey) Lavrov konuştu. Sonra
Azerbaycan Devlet Başkanı söz alarak onların elbette barışçıl çözüm istediğini
ama bazı sorunların kaldığını söyleyerek 8-9 madde sıraladı. Elbette moralimiz bozuldu.




Bu sizin için beklenmedik miydi?




Benim için değil. Büyük kuşkum olduğunu ABD ve Rusya liderlerine
de söylemiştim. Çünkü Azerbaycan lideri, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını asla
tanımayacaklarını devamlı dile getirmişti.




‘BU ÇATIŞMADA ERMENİSTAN, AZERBAYCAN YA DA KARABAĞ’IN GALİP
GELMESİ SÖZ KONUSU DEĞİL’




Taraflar bu anlaşma konusunda mutabakata varmış mıydı?




Belge üzerindeki çalışmalar 3 yıl sürmüştü, elbette mutabakata
varılmıştı. Belge imzalanmaya hazırdı. Elbette bunun üzerine Azerbaycan silahlı
kuvvetlerinin kapasitesini artırmak için daha fazla çaba gösterdi. 2015
başlarında, sorunun savaşa değilse de büyük bir çatışmaya doğru gittiği açığa
çıktı. Sonra nisan olayları yaşandı. Elbette çözümün karşılıklı tavizlere
dayanması gerektiğini anlıyoruz. Bu çatışmada Ermenistan, Azerbaycan ya da
Karabağ’ın galip gelmesi söz konusu değil.




‘SADECE BU 3 İLKE TEMELİNDE SORUNU ÇÖZMEYE HAZIRIZ’




Bahsettiğiniz belgeye geri dönmeye hazır mısınız? Bu belge geçerli
mi?




Bu ilkeler halen geçerli. Ama bizim hazır olmamız hiçbir şey ifade
etmiyor, çünkü bu durumlarda tek tarafın değil tüm tarafların hazır olması
gerekiyor. Bunun yanında, nisan olayları, iki taraf arasındaki güven düzeyinin
sıfır olduğunu gösterdi. Kesinlikle hiçbir güven yok. Bu 3 ilke temelinde
sorunu çözmeye hazırız ama sadece bu 3 ilke temelinde.




Görüşmelere dönmeye hazır mısınız?




Evet.




‘NEDEN BİR ANLAŞMA DEĞİL DE AÇIKLAMA KABUL EDİLDİ?




Azerbaycan Devlet Başkanı’na görüşme teklif etmeye hazır mısınız?




Biz, ülke liderleri, dışişleri bakanları ya da çalışma grupları
düzeyinde olsun görüşmeyi hiçbir zaman reddetmedik. Ama bu görüşmelerin yararlı
olmasından, ilerleme olmasından yanayız. Eğer ilerleme yoksa, anlaşmalar da
uygulanmıyorsa bu görüşmelerin ne faydası var? Örneğin, nisan olaylarının
ardından Viyana’da toplandık. AGİT Minsk Grubu başkanı olan ülkelerin dışişleri
bakanları da oradaydı. Bir açıklama kabul edildi. Neden bir anlaşma değil de
açıklama? Çünkü Azerbaycan çok isteksizdi ama eninde sonunda kabul etmek
zorunda kaldı. Ama döndükten sonra bu açıklamanın Minsk Grubu başkanlarına ait
olduğunu, kendilerini bağlamadığını açıkladılar. Sonra Rusya Devlet Başkanı’nın
katılımıyla Saint Petersburg görüşmesi oldu ve olayları inceleme mekanizmasını
oluşturma konusunda anlaştık, zira her defa Azerbaycan ateşkesin Ermenistan
tarafından ihlal edildiğini iddia ediyor. Biz de, inceleme mekanizmasını
oluşturalım diyoruz, böylece tüm dünya kimin ateşkesi ihlal ettiğini anlar.
Sonra AGİT Başkanı’nın bölgedeki özel temsilcisinin yetkilerini genişletme
konusunda anlaşmaya vardık. Maalesef bugüne kadar her iki anlaşma da
çalışmıyor.




Yani mekanizma yok mu?




Hayır, kesinlikle hiçbir mekanizma yok.




‘ATEŞKES İHLALLERİNİ İNCELEME ANLAŞMASINI BUGÜN İMZALAMAYA
HAZIRIZ’




Belki yeni bir görüşme teklifiniz en azından herhangi bir
diplomatik çalışma için özendirici bir etken olur.




Bunu belki 5 yıldır konuşuyoruz. Öyle görünüyor ki AGİT Minsk
Grubu başkanlarının elinde hazır bir belge var ama Azerbaycan bu belgeyi
istemiyor. Onlar, ‘Elbette bu çok önemli ama Ermeni güçler Azerbaycan
topraklarından çıktıktan sonra’ diyorlar.




Yani siz bir görüşme teklifinde bulundunuz ama yanıt alamadınız,
doğru mu anlıyorum
?




Biz, ateşkes ihlallerini inceleme mekanizması anlaşmasını hemen
bugün imzalamaya hazırız. Minsk Grubu başkanlarının, tüm dünyanın ateşkesi
kimin ihlal ettiğini bilmesini istiyoruz.




‘ERİVAN’LA BAKÜ ARASINDAKİ TEK SICAK HAT CEPHE HATTI’




Erivan ile Bakü arasında sıcak bir telefon hattı var mı?




Maalesef yok, tek sıcak hattımız var o da cephe hattı.




‘EVET AZERİCE KONUŞUYORUM’




Belki böyle hat oluşturmanın bir anlamı olur. Zira siz Azerice
biliyorsunuz.




Evet, Azerice konuşuyorum ve çok iyi anlıyorum. 1990’ların
başlarında, ben Ermenistan savunma bakanıyken, böyle bir girişim vardı.
Azerbaycan Savunma Bakanlığı ile doğrudan bağlantımız vardı. Acil durumlarda
acil bağlanabiliyorduk. Ama şu anda yok.




Liderler arasında böyle bir hattın olmasını ister miydiniz?




Eğer bir yararı olacaksa, eğer olaylara acil müdahale
edebileceksek olabilir. Örneğin cephe hattında birileri ateş açtı, elimizdeki
verilere göre Azeriler ateş ediyor, ben ahizeyi alarak hemen Azerbaycan Devlet
Başkanı’nı arıyor ve ateş ediyorlar diyorum. O da bunu inceliyor. Yani böyle
bir hatta karşı değilsiniz?




Ben karşı değilim. Bu durumda, kontrol kurarak kimin ateş açıp
açmadığını net olarak söylemeye hazır olurdum, aynısını da Azerbaycan
liderinden beklerdim.




‘ÖNGÖRÜLEMEYEN BİR KOMŞUNUZ VARSA TAHMİN YÜRÜTMEK ÇOK ZOR’




Tahminleriniz ne yönde, yakın zamanda durum nasıl gelişecek?




Davranışı öngörülemeyen bir komşunuz varsa tahmin yürütmek çok zor
oluyor. Azerbaycan Devlet Başkanı ile yaptığınız röportajı hatırlıyorum.
Röportajı sırasında, Ermenistan’ın sürekli belli bir baskı altında, her an bir
şeyle olabilir düşüncesiyle yaşaması gerektiğini söylemişti.




Yani doğrudan tehdit söz konusu, hangi tahminlerden
bahsedebiliriz?




Durumun bir ay, altı ay sonra nasıl olacağı sorusunun adresi ben
değilim. Bize bağlı olsaydı, yüzde yüz olarak bizim çatışma başlatmayacağımızı,
sorunun hiçbir zaman savaşa dönüşmeyeceğini söylerdim. Ama sorunu askeri
yollarla çözmeyi amaçlayan bir komşu varsa bir şeyler söylemek veya tahminler yürütmek
çok zor.




‘SOVYETLER BİR YIL DAHA KALSAYDI DAĞLIK KARABAĞ’IN BAĞIMSIZLIĞINI
HERKES TANIRDI’




Azerbaycan yönetimi, Dağlık Karabağ sakinlerini kendi vatandaşı
olarak görüyor. Ve diyalog yürütmek, ilişkiler kurmak, bir şeyler konuşmak
yerine sürekli tehdit ediyor. Karabağ’da yaşasaydınız geleceğinizi Azerbaycan’a
görebilir miydiniz?




Bu mümkün mü? İki ülke liderinin, bölgeye barış getiren liderler
olarak tarihe geçmesini çok isterdim. Bu benim için çok önemli, çünkü tüm
hayatımı bu işe verdim. Ben Karabağ’da yaşadım ve çalıştım. Komünist Parti’nin
kurumlarında çalıştım. Yani bu sorunun doğuşunu izledim. 1988’i net bir şekilde
hatırlamanız gerekiyor, çünkü bu bölgedeydiniz ve bu konuyla ilgileniyordunuz.
Kendi hakkını hayata geçirmek isteyen bir halka karşı güç kullanmak doğru mu? O
döneme dönelim ve neler yaşandığını hatırlayalım. Hatırlarsanız, Sovyetler
Birliği’nde 1990’lı yıllarda, cumhuriyetlerin SSCB’den ayrılmasıyla ilgili
sorunları çözümüne dair kanun kabul edilmişti. Bu kanunun üçüncü maddesinde,
bunun özerk oluşumlar için de geçerli olduğu net bir biçimde yazılmıştı. 1990
yılıydı. Sonra ne oldu? Ekim 1991’de Azerbaycan Yüksek Konseyi, Azerbaycan’ın
bağımsızlığını ilan etti. Yani kendini Sovyetler Birliği’nden ayrıldı.
Sovyetler Birliği vatandaşları olan Dağlık Karabağ sakinleri de referandum
kararını aldı. 10 Aralık referandumunda, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’dan
ayrılması kararı alındı. Aralık sonlarında da Sovyetler Birliği ortadan kalktı.
Eminim, Sovyetler Birliği altı ay, bir yıl daha kalsaydı Dağlık Karabağ’ın
bağımsızlığı tüm ülkeler tarafından tanınırdı. Kimseyi güç yoluyla elinizde
tutmaya gerek yok. Bu doğru değil, bu ahlaksızca. Bu, hem uluslararası hukuka
hem de dönemin Sovyet hukukuna aykırı. Tüm değerlere aykırı.




‘TÜRKLERLE SADECE ULUSLARARASI FORUMLARDA KARŞILAŞINCA
SELAMLAŞIYORUZ, O KADAR’




Sözlerinizden anlaşma olasılığının devam ettiğini anlıyorum. Barış
yönünde ilerleme kaydetmenizi diliyorum. Diğer konulara geçelim. Türkiye,
Ermenistan’ın bir başka komşusu.




Evet, çok ilginç bir bölgede yaşıyoruz. (Gülüyor)




Komşular konusunda şanslısınız… Ermenistan ve Türkiye arasındaki
ilişkileri iyileştirme şansı var mı? Öyle bir amacınız var mı?




Maalesef bu soru da yanlış kişiye soruluyor. Çünkü biz, 2008’de
Türklere yavaş ilerleyen müzakere sürecini halka açıklamayı teklif etmiştik ve
2009’da iki protokolü imzalama aşamasına gelmiştik. Zürih’te, BM Güvenlik
Kurulu daimi üyesi 3 ülkenin dışişleri bakanları huzurunda, bu iki protokolü
imzaladık. Ama maalesef belli bir süre sonra Türklerin bu protokolleri
onaylamaya ve Ermenistan’la ön koşulsuz ilişkiler kurmaya hazır olmadığı ortaya
çıktı. Koşullarını sürmeye başladılar. Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı, onların
tabiriyle işgal edilen ilçelerden en az birini, yani güvenlik bölgesinin bir
parçasını Azerbaycan’a vermeye ikna etmesini istediler. Bu durumda Türkler
ilişkileri kurmaya, sınırları açmaya hazır olacakmış. Ama anlaşmamızda, iki
protokolde, ilişkilerin ön koşulsuz kurulacağı net bir şekilde belirtilmişti.
Yanıtımız da şu oldu: ‘Kusura bakmayın ama bunu imzadan önce, müzakere
sürecinde konuşmak gerekiyordu.’ Sonuç olarak şimdi Türkiye ile hiçbir
ilişkimiz yok. Sadece uluslararası forumlarda karşılaşınca selamlaşıyoruz o
kadar.




‘BİNLERCE ERMENİ BENİ PROTESTO ETTİ, İKNA ETMEYE ÇALIŞTIM, YALVARDIM’




Ama hiçbir şey sonsuz değil,ilerlemek lazım.




Elbette. Başka ne yapabiliriz ki. Hatta 2009’a kadar bazı
dostlarımız, soykırım kompleksimiz olduğunu, Türkler soykırımı tanımadığı
sürece onlarla hiçbir ilişki istemediğimizi bize söylemişti. Ama biz anlaşma
kararını aldık. Ne durumda olduğumu anlamanız gerekiyor. Ben tüm dünyayı
gezerek Ermeni diasporasının temsilcileriyle görüştüm. Paris, New York, Los
Angeles, Beyrut’ta binlerce Ermeni sokağa çıkarak Ermenistan Devlet Başkanı’nı
protesto ederek protokollerin imzalanmamasını talep etti. Ben çalışmalara devam
ettim, ikna etmeye çalıştım, yalvardım. Sonuç olarak imzaladık ama onlar kendi
taahhütlerini yerine getirmedi. Bu durumda ne yapılabilir? Onlara uyup, “Evet,
gelin güvenlik bölgesini Azerbaycan’a verelim”, Türkiye de sınırları açsın mı
diyeceğiz? Sonra ne olacak? Üç ay, bir yıl sonra bir çatışma çıkınca da yeniden
kapatacak. Çünkü bu bize bağlı değil. Belki artık popüler bir örnek olmayacak
ama hep söylerim, tüm evlilikler tüm düğünler her iki tarafın rızasını
gerektirir. Sorunun yüzde 50 çözüldüğünü söylemek yanlış olur. Bu anlamda
hiçbir şey bize bağlı değil.




‘SURİYE’DE KALAN ERMENİLERE YARDIM ETMEYE ÇALIŞIYORUZ’




Ermenistan Halep’e insani yardım göndererek Suriye çatışmasının
çözümüne katılıyor. Sığınmacıları kabul ederek de bu çatışmanın sonuçlarını
yumuşatmaya çalışıyor. Bu Ermenistan için kolay değil sanırım.




Evet, bunu yapıyoruz. Sığınmacılar kendilerini Ermenistan’da nasıl
hissediyor? Ülke lideri olarak sizden ne aldılar? Onların geleceğini nasıl
görüyorsunuz? Sayıları kaç? Bugün Ermenistan’da yaklaşık 20 bin Suriyeli Ermeni
var. Elbette durumları çok ağır, yıllarca Suriye’de yaşadılar, çalıştılar, aile
kurdular, bir şeyler biriktirdiler. Suriye’de büyük bir diasporamız vardı,
mirasımız: kiliseler ve kültürel değerlerimiz vardı. Her halükarda onların
hayatını kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Konut, istihdam sorunlarını çözmeye
çalışıyoruz. Bu konuda yalnız değiliz. Dünya genelinden Ermeni kardeşlerimiz
sadece Ermenistan’a sığınanlara değil Suriye’de kalanlara da yardım etmeye
çalışıyor. Orada büyük bir trajedi yaşanıyor.




‘HALEP’TEKİ DUYGULARI BEN STEPANAKERT’TE YAŞADIM’




Halihazırda Halep’te yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Örneğin Paris ve Moskova bu olaylara farklı bakıyor. Siz Halep’teki durumu
nasıl değerlendiriyorsunuz?




Orada yaşananların kesinlik trajedi olduğunu düşünüyorum. Ülke can


çekişiyor. Maalesef aynı duyguyu ben Stepanakert’te de yaşadım.
Stepanakert’e her gün 300’den fazla mermi düşüyordu. Halep’te 4 milyon kişi
yaşıyordu. Bu çok korkunç, gerçekten de korkunç. Elbette sorunun bir an önce
çözülmesini istiyoruz, sorunun Suriye halkı tarafından çözülmesini istiyoruz.
Kararın, Suriye halkı tarafından verilmesini istiyoruz. Bu onun hakkı. Suriye
hükümetinin davetiyle Rusya’nın ona sağladığı yardımı da tamamen onaylıyoruz.
Bu konuda hiçbir kuşku yok. Yardım istemek Suriye devletinin meşru hakkı.
Yardım yapmak da Rusya’nın meşru hakkı. Bu sorunun bir an önce çözülmesini
istesek de öyle görüyoruz ki bu mümkün değil. Bu ülkede halen yaklaşık 20 bin
yurttaşımız kalıyor. Elimizde net bilgi yok.




Yani orada 20 bin Ermeni daha var, doğru mu?




Evet.




‘YARI BAŞKANLIK SİSTEMİMİZ VARDI VE YARIM OLAN HER ŞEY GİBİ
EKSİKLERİ VARDI’




Ermenistan’ın iç yaşamına dönelim. Bu yakınlarda Ermenistan’da
parlamenter cumhuriyete geçiş referandumu yapıldı.
Bu Ermenistan’a neler
kazandıracak?




Bu çok önemli konu. Birçok ülke, Ermenistan’ın başkanlık sistemiyle
yönetildiğini ve şimdi parlamenter sisteme geçtiğini sanıyor. Bu böyle değil.
Yarı başkanlık sistemimiz vardı ve yarı olan her şeyde olduğu gibi birçok
eksikliği vardı.
Sadece mevcut devlet başkanının parlamentoda çoğunluğa
sahip olması ile ülke idaresi istikrarlı hale geliyor. Neden? Çünkü yarı
başkanlık sisteminde hükümeti parlamento kuruyor. Eğer başkan bir siyasi gücü,
parlamentodaki çoğunluk ise farklı bir siyasi gücü temsil ederse hükümet ile
devler başkanı arasındaki ilişkilerin kötü olacağı açık. Kötü ilişkiler önemli
değil de anayasaya göre devlet başkanı ülke güvenliği ve bütünlüğünden sorumlu.
Devlet başkanı aynı zamanda başkumandandır. Herkes şunu biliyor ki,
başkumandanın görevi, haritada orduya yön verecek oklar çizmek değil.
Başkumandanın görevi, askeri ve siyasi sorunları çözmek için devletin tüm
kaynaklarını seferber etmek. Peki, bütçenin bir kısmını bu amaca yönelik
harcama hakkına sahip olmadan bunu nasıl yapabilir? İkincisi, mevcut durumda,
hakların ve sorumluluğun aynı yerde olmasını doğru buluyorum. Parlamento ise
hak ve sorumluluklara sahip sistem ve yapılar üzerinde çok etkili bir kontrol
biçimidir. Bu nedenle bu yönetim biçiminin Ermenistan güvenliğini daha da
sağlamlaştıracağını düşünüyorum. Ermenistan yeni başbakan ve yeni hükümete
kavuştu. Genel olarak ülkeyi idare eden ekip yenileniyor. İdareye yeni isimler
katıldı. Yeni hükümetten, Ermenistan’ın siyasi hayatına giren yeni kandan
beklentiniz ne? Hükümet toplantısında da söyledim, ilk görevimiz idarenin
etkinliğini artırmak. Ardından da ekonomimizin durumunu analiz ederek tüm engel
ve sorunları tespit etmek, onları yok ederek de ekonomik büyümeyi hızlandırmak.
Ekonomimiz son 5 yılda yüzde 20 büyüdü. Yıllık büyüme ortalama yüzde 4. Elbette
mevcut göstergeler ne bizleri ne de Ermenistan vatandaşlarını tatmin ediyor.
Onlar daha iyisini talep ediyor ve biz de daha fazlasını istiyoruz. Bu yönde
ilerlediğimizi düşünüyorum. Umarım yeni hükümet bu görevi onuruyla yerine
getirecek. Bundan eminim. İşte bu konuda tahminler yapabilirim, çünkü eylemleri
öngörülebilir insanlarla iş yapıyorum. İstikrarlı büyümemizin hızlanacağını
düşünüyorum.




(Ermenistan Başbakanı) Karen Karapetyan ona güvendiğinizi biliyor
mu?




Karen Karapetyan ve ekibi, bizim ortak ekibimiz. Amaçlarımız
ortak. Evet, gerçekten de onun hükümeti, sadece ilerleyen arabamızın motorudur.
Bunu duymak çok güzel.




Başarılar dilerim.




Teşekkür ederim.




‘AVRASYA EKONOMİK BİRLİĞİ’NİN GELECEĞİ ÇOK BÜYÜK, EN AZINDAN BİZİM
İÇİN’




Halihazırda Ermenistan, Avrasya Ekonomik Birliği’ne başkanlık
ediyor. Bu başkanlıktan beklentileriniz neler? Bu statüden nasıl yararlanmayı
planlıyorsunuz?




Küçük bir düzeltmem olacak, biz Avrasya Ekonomik Birliği’ne
başkanlık etmiyoruz. Ermenistan’ın temsilcisi, eski başbakanımız AEB
Komisyonu’nun başkanı. Tigran Sarkisyan, otorite sahibi bir kişi, enerjili ve
ileri görüşlü. En başından, Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’ne dahil
olmasının taraftarıydı. Bu işi nasıl ileriye taşıyacağı konusunda bazı
fikirleri var sanırım. Birçok şeyin komisyon başkanına bağlı olduğunu
biliyorum. Ama temel sorunları Avrasya Ekonomik Birliği’ne üye ülkelerin
liderleri çözüyor. Maalesef, Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’ne dahil
olması, bu birliğin lokomotifi olan Rusya’daki ekonomik durumunun yaptırımlar
yüzünden kötüleşmesine rastladı. Elbette ekonomimiz çok küçük ve binlerce bağ
bizi Rus ekonomisine bağlıyor. Ve dış kaynaklı olumsuz etkiler elbette
göstergelerimizi kötüleştirdi. Ama birliğe dahil olarak doğru yaptığımızdan,
hiçbir şey kaybetmeden birçok şey kazandığımızdan eminim. Sanırım, Avrasya
Ekonomik Birliği ülkelerinin vatandaşları da 1-2 yıl sonra bunu hissedecek. Birkaç
örnek verebilirim. 3 milyonluk piyasaya sahibiz. Bu çok küçük bir piyasa.
Avrasya Ekonomik Birliği’ne üye olarak biz en az 170 milyonluk piyasanın bir
parçası olduk. Malların, hizmetlerin, iş gücünün ve sermayenin serbest dolaşımı
gibi birliğin temelinde yatan amaçlarımıza ulaşırsak elbette birçok şey
kazanacağız. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da ihracatımızı artırdık. Bu yıl
ihracatımızı neredeyse yüzde 50 artırdık. Büyük bir kısmı Avrasya Ekonomik
Birliği’ne oldu. Bu bizim için çok ama çok önemli. Birçok olumlu etkilerden
bahsedebiliriz. Sorun şu ki, insanlar her şeyde olduğu gibi bu konuda da hızlı
sonuç bekliyor. Bugün üye olduk yarın 2-3 kat daha iyi yaşamalıyız türünden.
Ama hepimiz çok iyi biliyoruz ki böyle olmuyor. Yavaş ama sağlam büyüme çok daha
iyi. Avrasya Ekonomik Birliği’nin geleceği çok büyük. En azından bizim için.




Bu yakınlarda, Rus vatandaşlarının kimlikleriyle Ermenistan’a
seyahat edebileceği yönünde haber yapıldı. Bu, Ermenistan’ın turistik
imkanlarını artıracak. Bu ne zaman olacak?




Biliyorsunuz, Rusya’yla hiçbir sorunumuz yok. Ancak bazen öyle
konular oluyor ki, çözüme kavuşturulmaması yanlış anlamalara yol açıyor. Böyle
konulardan biri de bu. Birkaç yıldır bu konuyu Putin ve Lavrov ile görüşüyorum.
Onlar bana, “Rusya halkının yüzde 90’ı kimlikleriyle Ermenistan’a giremiyor.
Bu nasıl oluyor? Pasaport kontrolünden geçiyoruz ama gümrük kontrolünden
geçemiyoruz”
diyorlar. Bunun sadece ekonomik sorun olmadığını biliyoruz.
Örneğin, sürekli şunu konuşuyoruz, Ermenistan’da Rusçanın korunması ve
yayılması için ek olarak hangi tedbirleri almamız gerekir? Bunun bazı
yöntemleri var. Örneğin, Rus turistlere hizmet veren oteller ve restoranlarda
Rusçası iyi olan personel çalışacak. Ve buna benzer diğer yöntemler. Sanırım,
önümüzdeki yıldan itibaren bu konuda büyük gelişme izleyeceğiz.




Ermenistan 2 yıl sonra başkent Erivan’ın kuruluş yıldönümünü
kutlayacak. Bu kent, milattan önce 782’de kurulmuş. Diğer yandan Ermenistan,
bağımsızlığının 25. yıldönümünü kutladı. Bu rakamların karşılaştırılması mümkün
değil. Büyük hayale gelirsek, Ermenistan’ı nasıl görmek isterdiniz?




Bilirsiniz, ulusal fikirlerimizin gerçekleşmesini istiyorum.




Hangisi?




Emek. Sabahtan akşama kadar çalışmak lazım.




‘ULUSAL FİKRİMİZ AZERBAYCAN VE TÜRKİYE’YLE SORUN YAŞAMAMAK’




Ulusal fikir bu mu?




Ulusal fikir, güçlü ve sağlam ülke olmak. Azerbaycan ve
Türkiye’yle sorun yaşamamak. Karabağ’ın
Ermenistan’a bağlanacağı veya en azından bağımsız olacağı günü hayal ediyorum.

Gençler kışlalarına veya evlerine dönecek ve biz her gün şunu düşüneceğiz, ölen
çocukların ailelerinin acısını nasıl yumuşatabiliriz? Türkiye sınırının
açılmasını istiyorum. Türk gençlerin, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermeni
soykırımı yaşandığından sorumlu olmadığını anlamasını istiyorum. Bugünün Türk
gençleri neden sorumlu olsun ki? İnsanların Avrupa’dan Ermenistan’a gelmesini
istiyorum, tıpkı bugün bizim büyük bir memnuniyetle Ermenistan’dan Avrupa’ya
giderek bilim, teknoloji ve sosyal alanda bunca kısa sürede nasıl böyle bir
büyüme başardıklarına şaşırdığımız gibi. Tüm Ermenilerin Ermenistan’da
toplanmasını istiyorum, bu belki asla gerçekleşmeyecek bir hayal. Çok fazla
gelecek, anlıyor musunuz? Çünkü Ermeniler bir araya toplanınca aynı konuda dört
farklı görüşleri olabiliyor. Ama en azından rahat, zira birlikte biz güçlüyüz.




Röportajınız için size teşekkür ederim. Sputnik Ermenistan’dan iş
arkadaşlarımın size sormamı istediği bir soru daha var: Burada 35 kişi, çok iyi
niyetlerle çalışıyoruz. Sputnik Ermenistan’a dilekleriniz ne olurdu?




SPUTNİK’İN GENÇLERE İLHAM VERMESİNİ İSTİYORUM’




Sputnik’in, kendi fikirlerini yaymak ve doğru bilgiyi iletmek için
güçlü bir araç haline gelmesini diliyorum. Sputnik çok büyük bir takipçi
kitlesine sahip. Günümüzde birçok şey medyanın nasıl çalıştığına bağlı olarak
şekilleniyor. Sputnik’in her zaman istikrarlı bir şekilde çalışmasını, gençlere
her zaman iyi işler yapmaları yönünde ilham vermesini istiyorum. Sputnik’in,
refaha ulaşmanın her gün yapılan yoğun çalışmadan geçtiği konusunda herkesi
ikna etmesini istiyorum.




(Burada Sn.Aliyev’in resmi konulmuş ve resim altı yazısında:Aliyev:
Sputnik, Rusya ile Azerbaycan arasındaki üst düzey güveni yansıtıyor’
diyor)


Daha fazla:
https://tr.sputniknews.com/avrupa/201611171025851585-ermenistan-sarkisyan-turkiye-azerbaycan/


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet