“Henüz 14 yaşında bir Ermeni kızıydım.
Çemişkezek’te oturuyorduk, anne ve babamın gözdesiydim. İki ayda evimden oldum,
ailemi kaybettim, yollara düştüm. 


Şimdi Diyarbakır
surlarının dışında, yaşıtım kızlarla iki gündür bekliyoruz. Öğleden sonra bizi
esir tutanlar şehre götürdü. Karanlık dar sokaklardan geçerek demir kapılı bir
eve getirildik. Bizi atlardan indirip içeri ittiler. Girişte bekleyen bir yabancı
yanımıza geldi. Üniformasından Alman olduğu anlaşılıyordu. Evde kalanların
tümü, askerler ve hizmetçiler dahil Almandı. Biz sekiz kızı, atların kaldığı
taş zeminli odaya kapattılar. 


Zamanın pek farkında
değildim ama gece yarısından sonra olmalıydı, askerler hizmetçilerle yanımıza
geldi. Üzerimizdeki kıyafetleri çıkardılar, çırılçıplak kaldık. Korkarak
ve utanarak üç Alman subayın bulunduğu odaya götürüldük. 


Askerler bizi
çırılçıplak karşılarında görmekten çok memnundu. Ellerimizle ve birbirimizin
arkasına geçerek çıplak vücutlarımızı örtmeye çalışıyorduk ancak askerler
sertçe çekerek bizi birbirimizden ayırdılar. Almanca konuşuyorlar, utangaç
halimize gülüyorlardı. 


Vücudumuzu okşamaya
başladılar. Biz 
‘Tanrı aşkına elbiselerimizi verin, bize dokunmayın’ diye
yalvardıkça daha çok zevk alıyorlardı. Bizi alıkoyan üç yabancı subay, o
zaman Diyarbakır’daki az sayıdaki Almanlardandı. Çok nüfuzlu oldukları
hallerinden belliydi. 


Bu evde iki hafta
esir kaldım. Bizden sonra eve pek çok kız daha getirildi. Almanlar kızlarla
gönül eğlendiriyor, bıktıkları an kentin dışındaki tehcir kamplarına
gönderiyorlardı. Subayların komutanı Alman albay, benden itaat etmemi ve
uysal olmamı istedi. Ama ben karşı koydum, 
‘İstersen
öldürebilirsin’ diyerek tüm gücümle onunla mücadele ettim. 


Hayatımda ilk
viskiyi bu evde tattım. Çok kötü bir tadı vardı. Almanlar çok viski içiyor ve
içtikçe kabalaşıyorlardı. Bir gece tüm kızları masaya oturtup viski içmeye
zorladılar. İçip sarhoş olmamız hoşlarına gidiyordu. 


Günler geçince ve
Almanlar bıktıkça, önce getirilen kızlar gönderiliyor, yerlerine yenileri
getiriliyordu. Alman komutana direndiğim ve teslim olmadığım için beni
göndermediler. Hatta, karşı koymam Alman albayı güldürüyor, eğlendiriyordu.
Beni alkışlıyordu. 


Eve benden önce
getirilmiş ve bir Almanın gözdesi olduğu için herkesten uzun kalmış bir kız
daha vardı. O, Almanların sarhoş olup kabalaştıklarında yaptıklarını bir gün
anlattı. Eve gelen kızları çıplak bir şekilde karşıya dizip memelerine
nişan alarak ateş ediyorlarmış. Bir sabah ayrılmaları emri geldi. Ve
ertesi gün alelacele çıkıp gittiler. Ermenilerden çaldıkları her şeyi
beraberlerinde götürdüler. Odaları arayıp Almanların sakladığı elbiselerimizi
bulduk, giyindik.”


2013’te yayımlanan “GAYE” kitabımda (Alfa Yayınları), 101 yıl önce
ailesiyle birlikte tehcire uğrayan Çemiş kezekli 14 yaşındaki bir kızın
anılarına yer vermiştim. Arshalus Mardigian, sağ kurtulup yerleştiği
Amerika’da, başından geçenleri 1918’de kitaplaştırmış, filmini yapmıştı. Ve
bu kitap, halen Ermenistan’daki Erivan Soykırım Müzesi’nde sergileniyor. Almanya’nın
son kararı, bu genç kızın başına gelenleri hatırlattı.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet