BALABAN AŞİRETİNE DÖNÜK YAPILAN
İFTİRALAR


Emperyalizm bir ülkeyi hedef
noktasına koymuş ve onun rejimini değiştirmek, parçalamak ve kendine bağlı daha
kolay sömürülür hale gelmesi için strateji belirlemiş ise bu stratejiyi hayata
geçirmek için de yüzlerce taktik araç üretir. Bu araçları önceden belirlediği
strateji doğrultusunda çeşitlendirir ve her cepheden saldırır. Bunu yaparken de
o hedefe karşı yararlanabileceği (yönlendirebileceği) tüm araçları
mevzilendirir.


Bu araçların içine gerektiğinde
kullanılmak üzere ekonomik, askeri, sosyal, toplumsal, psikolojik, dini,
tarihi, politik bütün ne varsa koyar ve her cepheden saldırır. Ve tabii bunu
yaparken onların kendi iç çelişkilerinden de yararlanır. Onların dini, etnik,
sosyal ve siyasi çelişkilerini derinleştirir. Her etnik, dini ve sosyal kesimden
insanları bu projede görevlendirir. Bu projede kullanılan insanların büyük bir
kısmı kullanıldıklarının farkına bile varmazlar. Bu projelerin içine esası
gizleme ve perdeleme amacı ile bazı yararlı projeler de yerleştirir.  Bu
stratejinin A – modelinin başarılı olmaması halinde ileride B- modelini yaşama
geçirmek için orada ki çeşitli katmanlarla ilişkileri canlı tutar. Onlarla
bağlarını koparmamak için kulağa hoş gelen ve sürekli güncelleşen veya hiç
kopmayan projeleri devam ettirir. Böylece stratejinin yaşama geçirilmesi için
hem sürekli denetler, hem de olası karşı hamlelere hazırlı olur. Süreç içinde
yaşanan siyasi çalkantılar, ekomomik krizler, toplumsal olayların bu projeleri
aksatmaması için elindeki tüm araçları devreye sokar.


Bu stratejinin uygulanma sürecinde kendisi hiç bir şekilde öne çıkmaz.
Projelerini ikiye ayırır. Vitrininde görüneceği projeler  ve görünmeyeceği
projeler.


Vitrininde görüneceği projeler
hümanist projelerdir. Sizin yararınıza olacağına sizi inandırmıştır. Ancak bu
projelerini uygularken de toplumun dokusu, talepleri, çelişkileri,
beklentilerini sürekli takip eder ve fırsat buldukça çeşitli biçimde, genelde
demokratik talepler ve hukuk adına dahil olur.


Vitrininde görünmek istemediği projelerde ise çeşitli araçlar kullanır.
Vakıflar, meslek odaları, basın, çeşitli siyasi guruplar içinde bulduğu
elemanlarına ayırdığı bütçelerle onları yönlendirir. Bu kesimler arasında çoğu
zaman gözle görülür bağlantılar görülmez. Hatta çoğu zaman bir birine karşıt
gibi görülen eğilimler öne çıksa da bu eğilimlerin o ülkenin dokusunu bozmasına
hizmet etmesinden dolayı onları çoğu zaman çatıştırır ve fırsat buldukça da
hakem olma rolü üstlenir.


Sonuç olarak o ülkenin dokusu,
halkın birarada barış ve huzur içinde yaşama arzusu adı altında alttan alta
tahrip edilir ve dış müdahalelere davetiye çıkarır hale getirir. Çevremizdeki
coğrafyaya baktığımızda bunu net bir şekilde görebilmekteyiz.


Bu coğrafyaları çeşitli
araçlarla kan gölü haline getirenlerin daha sonra çelişkiler gidermek adına
hakim olmaya aday olduklarını da görürüz.


Bu arada emperyalizm ve onun planlarına doğrudan  veya dolaylı
dahil olan kesimlerin önüne, o ülkenin birliğini, dirliğini, barış içinde
birarada yaşama arzusunu gerçekten isteyen, anti emperyalist kesimlerin hedef
haline getirildiğini, düşünce ve icraatlarının çeşitli biçimde yıpratıldığı, bu
düşünceyi savunan insanların ağır biçimde itham edildiği, çeşitli karalamalara
maruz kaldığı süreci yaşıyoruz.


Bilmemiz gerekirki günümüzde
savaşlar sadece askeri araçlarla sürdürülmüyor. Ekonomiden, kültürel araçlara,
siyasetten siber saldırılara, tarihi vakalardan dini araçlara kadar her alanda
örtülü büyük bir savaş sürdürülmektedir. Sonuç olarak emperyalist ülkeler bu
araçları kendi çıkarları doğrultusunda Böl -parçala- yönet politikalarına
hizmet eder hale getirirler.


Ülkemizde de bu gizli savaş
çeşitli araç ve yöntemlerle sürdürülmekte, bu ülkenin insan ve ekonomi
kaynakları, tarihi birikimi, halkı bir arada tutan değerler tahrip
edilmektedir. Bu tahribatta genellikle kullanılan unsurlar gene o kesimin
içinden çıkarılmakta ve çevreleri (akrabaları) ile tamiri kolay olmayacak bir
ilişki ağının içine çekilmektedirler. Acı olan durum ise bu kesimler yer
aldıkları proje içinde çabalarının neye hizmet ettiklerini fark edememekte,
büyük fotoğrafın içinden ona (onlara) haklılık kazandırabilecek küçük bir
olumsuzluk öne çıkarılıp fotoğrafın (planın) tümünün görülmesi
perdelenmektedir.


Bu açıklamalardan sonra somut
bir konuya değinmek istiyorum.


Balabanlılar yaklaşık 300 sene
önce Malatya’dan gelip Erzincan’ın doğu kırsalına yerleşen, oradan da kısmen
Merkez, Tercan, Çayırlı, Tunceli (Pülümür), Erzurum (Hınıs) bölgesine dağılan
bir Alevi aşirettir. Aşiret üzerine yazılan kitap ve belgeler bu aşiretin 14.
Yüzyılda Yunanistan (Dimetoka) bölgesinde yaşayan ve oradan her tarafa dağılan
bir Türkmenlerden oluştuğunu gösteriyor.


Osmanlı ordusu 1. Dünya savaşı
devam ederken Aralık 1914 / Ocak 1915 kış mevsiminde kimi kaynaklara göre 70
bin, kimi kaynaklara göre de 80 bin civarında askerini Rus ordusuna karşı
yanlış bir taaruz sonucu Erzurum Allahu Ekber dağlarında donarak şehit olmasına
sebep olunca Doğu cephesi savunmasız kalıyor. Osmanlı ordusu o tarihlerde pek
çok cephede şiddetli şekilde savaşta olduğundan kısa süre içinde başka
mevzilerden asker getirip yerleştirme olanağı da bulunmuyor. Rus ordusunun
önünde askeri engel kalmadığından Osmanlı topraklarını daha kolay işgal etme
avantajına sahip oluyorlar.


Bölgede bulunan Osmanlı
subayları ise takviye askeri güç gelene kadar Rus ordusunu oyalamak ve zaman
kazanmak durumundalar. Bunun için bölgede yaşayan Alevi aşiretlerle çeşitli
toplantılar yapılarak onlardan destek istenir. Aşiretler ise kendi topraklarını
işgale karşı korumak için gönüllülerden oluşan milis kuvvetleri oluşturuyorlar.


Oluşturulan Kuvai Milliye
cephesinde Hormek Milis Alayı, Balaban Aşiret reisi Gülağa’nın Mücahit Alayı,
Çarekli Mustafa Beyin Alayı, Şavalanlı Aşiret reisi Mehmet İlyas Ağa’nın Alayı
ve Kureyşanlı Şah Haydar’ın Milli güçleri Miralay Kazım (Orbay) Bey’in
buyruğunda savaşı yürütüyorlardı.


Üçüncü Ordu Kumandanı Mirliva
Vehip Paşa’nın 3. Ordusu ile Balaban Aşireti Reisi Gülağa’nın 500 kişilik
Milisi, Dersim bölgesini savunmayı üstlenince, Dersim Aşiretleri de olayın
içine çekilmiş ve Rus ordusuna karşı Pülümür, Dersim dağlarında güçlü cephe
oluşturulmuştu. Rus ordusu bu savunma karşısında Dersim’e girememişti. (1)


Alevi bir aşiret olan Balaban
aşireti dışında, diğer Alevi aşiretleri de çeteler oluşturup Vatan topraklarını
Ruslara ve Ermenilere (2) karşı savundular. Balaban Aşireti Reisi Gülağa’nın
Milis Alayı, Kureyşanlı Şah Haydar’ın Milis gücü, Çarekli Mustafa bey ve
Şavalanlı İlyas Mehmet Ağa’nın aşiretlerinin milis güçleri ve Hınıs ile Varto
Aşiretleri, bilhassa Hormek Aşireti, Rus işgaline karşı birlikte mücadele verip,
vatan topraklarını düşman işgalinden kurtarmaya çalışmışlar.


Burada dikkat çekilmesi gereken bir ayrıntı var. Alevi aşiretler Milis
güçlerini genelde kendi aşiretlerinden temin ederken Balaban aşireti Gülağa,
bölgede bulunan diğer 17 aşireti örgütleyerek 500 kişilik bir milis alayı
oluşturmuştur. Yörede bulunan aşiret güçlerini bir amaç altında biraraya
getirip örgütlemek önemli bir çalışma olduğundan ülkemizde  emperyalizmin
çıkarları doğrultusunda faaliyet gösteren çeşitli güçler diğer aşiretleri değil,
örgütleyici unsuru, başka bir deyim ile kapsamlı bir bakış açısına sahip
olduğundan Balaban aşiretin hedef alınmış durumdadır.


Bu hedef alma çalışmaları bir
birinden kopuk gibi görünse de aynı amaç doğrultusunda mevzilenmiş durumdadır.


Son 15
yıldır Balaban aşiretinin Dersim olaylarındaki misyonu adı ile hayali
bağlantılar kurulmaya çalışılmakta, Balaban aşiretinin yurtseverliği
sorgulanmakta, olmayan bağlantılar kurulmakta, olmayan faturalar üretilmeye
çalışılmaktadır.


Aynı
şekilde son 15 yıldır Balaban aşiretinin Ermeni olaylarındaki misyonu adı ile
hayali bağlantılar kurulmaya çalışılmakta, hayali belgeler üretilmekte, bunlar
üzerinden yurtseverlik sorgulanmaktadır.


Bu
çalışmalar, içinde Balabanlıların da olduğu Alevi kökenli kişiler tarafından sürekli
gündemde tutulmaktadır.


Ancak aynı hayali bağlantılar
Ergenekon davasında da başka biçimde gündeme getirilmiş, Balaban ileri
gelenlerinin askeri darbe projesi adı altında İstanbul /Yenibosna Cem Vakfında
İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek ve içinde bir Albay’ın da bulunduğu 22 subay
tarafından askeri darbe ile ilgili gizli toplantılar yaptıkları iftiraları
atılmış, aşiretin yurtseverliği hedef alınmıştır.  Ergenekon dava savcısı
aldığı bir takım direktiflerle Balabanlılarla ilgili uydurma tutanaklar saptayıp
dava dosyasına koymuştur.


Neden bu saldırılar diğer
aşiretlere değil de sürekli Balabanlılara karşı yapılmaktadır?


Cevabını yukarıda verdik. Diğer
aşiretler esasta kendi güçlerine dayanarak Milis kuvvetleri oluşturmuş iken
Balabanlılar diğer aşiretleri de örgütlemişlerdir. Burada Balabanlıların
örgütcülüğünün hedef alındığı kolayca anlaşılmaktadır.


İşin ilginç yanı yurtseverliği
yüzünden 15 yıldır çok araştırılmasına rağmen Balabanlıları suçlayabilecek hiç
bir somut bilgi ve belge bulunamadığı için iş artık sahte belgeler üretme
noktasına gelip dayanmış ve uydurma iddialarla kafa karıştırılmaya
çalışılmaktadır. Ergenekon davasında da çokça görüldüğü gibi belge sahte olunca
çürütülmesi de kolay oluyor.


Almanya’nın Ermeni Soykırımı
yasa tasarısını parlamentoya sunma arifesinde, tasarıyı sunanların ellerini
rahatlatmak için Balaban aşireti sitesinde yayınlanan bir belgede şu iddiada
bulunulmuştur.


‘’Kemah’lı milletvekili tarafından yönetilen çeteler Gulo Ağa’nın
(Gülağa) komutası altında Kötür köprüsünde büyük bir Ermeni katliamı yapmıştır
ve malları da gasp edilmiştir.’’


İddiada öldürülenlerin sayısı
belirtilmiyor ama haberin bütünü okunduğunda sanki yüzlerce Ermeni katledilmiş,
cesedleri Fırat nehrine atılmış ve malları talan edilmiş gibi görülmektedir.


İddia o kadar tutarsız ki
nereden tutsanız orası elinizde kalıyor. Buradan tavsiyem bir daha böyle
uydurma belge açıklayanlar somut bir yer (mıntıka) adı vermesinler, geniş bir
coğrafya adı versinler ki yalanlanması kolay olmasın.


Bu iddia (iftira) için lütfen aşağıda vereceğim cevabı okuyunuz.     


1)     Tercan’da
Çarekan’lı Şahhüseyinoğulları adı ile anılan ve eskiden Mire (Kaymakam) olan
güçlü bir beyleri vardır. İsmi anılan    Kötür köprüsü Tercan’a
15 – 18 km mesafededir ve bu beylerin etki alanı içindedir. Gülağa’nın köyleri
ise Erzincan’a 30-35 km civarındadır ve bu köprüye 55- 60 km mesafededir.
Gülağa’nın Ermenileri katletmek için buraya kadar getirmesinin hiç bir mantığı
yoktur.


2)     Amaç
ölüleri Fırat nehrine atmak ise Fırat zaten Gülağa’nın köylerinin önünden, 3- 5
km ötesinden gitmektedir. Nehre atmak için o şartlarda neden 50- 60 km gidilmiş
olsun.


3)     O
çağlarda bölgede güçlü feodal yapı vardı. Bir aşiretin başka bir aşiretin etki
alanına girmesi o aşirete yapılmış ağır hakaret sayılırdı. Gülağa’nın bu
köprüde Ermenileri öldürüp Fırat’a atması o aşirete dönük açık bir savaş sebebi
sayılırdı. Böyle durumlar ağır tahrik demekti. Kaldı ki Balaban’lı Gülağa ile
Çarekân’lı Şahhüseyinoğulları birbirlerine rakiptirler. Üstelik
Şahhüseyinoğulları gerek siyasi ve gerekse ekonomik olarak Balabanlardan çok
daha güçlü durumda idiler. Bu ailenin bölgede  366 köy ve mezrasının
olduğu söylenmektedir. Böyle bir derebeyine bu şekilde malzeme verilmesi akla
yakın mı?


4)     İddia
da bu katliamın ismi belirtilmeyen Kemah’lı milletvekili tarafından yapıldığı
iddia ediliyor. Bu milletvekili Erzincan’ı temsilen mi parlamentoda yoksa Kemah
(Erzincan) doğumlu mudur? Bu tür tehcirleri askerler ve kaymakamlar mı
yapıyordu, yoksa milletvekilleri mi? Milletvekilinin pozisyonu belirtilmemiş. O
dönemlerde Kemah’ta uzunca bir süreden bu yana  Sağıroğulları ailesi beyliği
hüküm sürdürmekteydi. Kemah, Erzincan’ın batı tarafındadır. Tercan ise doğu
tarafında ve arada 150 km mesafe vardır. Milletvekilinin kendi bölgesi dışında
o günkü feodal yapıda bu denli etkisi gerçekçi midir? Üstelik katliam alanının
Şahhüseyinoğulları beyliğinin etki alanı olması nasıl izah edilebilir?


5)     Kemah’lı
Sağıroğlu ailesi Sünni Türk beyliğidir. Balabanlılar ise Alevidir. Üstelik bu 2
aile arasında derin husumetler vardır. Bu husumet o kadar derindir ki Gülağa
1918 yılında zehirlenerek bu aile tarafından öldürülmüş ve Balabanlılar bir
fedai görevlendirerek intikam amacı ile Sağıroğullarından önemli bir şahsiyeti
suikast sonucu öldürmüşlerdir. Böyle bir işbirliği akla yakın mı?


6)     Ermenilerin
katl edildiği iddia edilen Kötür köprüsü bölgesi Ermenilerin tehcir yolu
üzerinde değildir. Neden ana güzergâhtan sapılarak uzak bölgeye götürülerek
katl edilmiş olsun ki?


7)     Balabanlılar
Alevi inancı içinde bu bölgede kendi inanç geleneklerine en fazla bağlı olan
aşirettir. Balabanlılar ayrıca Erzincan’a gelmeden önceki ikrar bağı Hünkâr
Hacı Hektaş Veli dergâhına bağlı Kızıldeli Sultan Ocağıdır. Dolayısı ile Hacı
Bektaş Veli’ye daha içten bağlı ve onun öğretisine daha yatkındırlar. Hacı
Bektaş Veli’nin ‘’Biz 72 Millete aynı nazarla bakarız’’ sözü orada dururken sırf
Ermeni oldukları için katliam yapmak ne kadar inandırıcı?


8)     İddiada
Ermenileri öldürüp eşyalarının alndığı iddia ediliyor. Soygun ve talan etme
geleneği Balabanlılarda rastlanmayan bir durum. Belki bunun istinası vardır ama
Aşiret Reisi Gülağa düzeyinde – Ermenileri öldürüp eşyalarını almak- gibi bir
durum eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü yöredeki aşiret geleneklerinde soygun
değil, misafirperverlik, cömertlik (yöre dili ile hanedanlık) ve paylaşım
mevcuttur ve Balabanlılar bu gelenek içinde oldukça etkin bir nüfuza
sahiptirler. Başka bir deyimle yörede her bir Balabanlı mertliği ve cömertliği
ile tanınır.


9)     Kötür
köprüsü doğduğum köye 15 km civarındadır. Böyle bir katliam olsaydı kulaktan
kulağa aktarılarak günümüze kadar gelmesi gerekirdi. Yörede yaşanan çok küçük
ölçekli yüzlerce öyküyü ve olayı biliyoru(z/m). Böyle bir katliamı neden hiç
bir kimse duymadı ve bilmiyor?. Kaldı ki yörede aşiretler arasında bir takım
çelişkiler vardır ve böyle bir katliam olsaydı bunun daha sonra ailemize veya
aşiretimize husumet duyan kişiler tarafından duyurulması, ifşa edilmesi
gerekirdi. Neden bu konuda hiç bir söylenti olmadı?


10)                      
Eğer böyle bir katliam yapılmış ve Ermenilerin
eşyaları talan edilmiş olsaydı geride muhakkak bunun izleri kalırdı. Meselâ
kılıç, tabanca, kama, baston, gerdanlık, taç, altın veya gümüş bir süs eşyası,
tütün tabağı, kavanoz, el aleti, vs. vs. bir şeylerin kalması gerekirdi. 
Ben hiç bir Balaban ailesinde Ermenilerden talan edilmiş en ufak bir iz
bulamadım.


11)                      
İnsanlar bir ayı öldürdüğünde evine onun postunu,
geyik veya yaban keçisi vursa onun boynuzlarını evlerinin bir köşesine asar ve
‘’ne kadar yaman, yiğit ve korkusuz’’ olduklarını gösteriş içinde sergiler ve
övünerek anlatırlar. Bunu biraz da husumetli komşularına gözdağı olsun diye ‘’
bak ben çok yaman biriyim, sakın üstüme gelme’’ dercesine sergilerler. Neden
hiç bir Balabanlıda bunun izlerini görmedik ve duymadık.


12)                      
Balaban aşireti lideri Gülağa’nın 500 milisi vardı.
Eğer Ermenilere karşı katliam yapacak bir düşmanlığı olsaydı sadece orada
değil, her yerde Ermeni avına çıkar ve yakaladığı yüzlerce Ermeniyi
öldürebilirdi. Neden bu yörede bunun en ufak bir söylencesi bile bulunmuyor? Bu
kadar kapsamlı katliamlar geride hiç bir iz bırakmadan yapılabilir mi? Bu
mümkün mü?


13)                      
Dedem (3) Mehmet Balaban, Ermeni olayları için şöyle
derdi. ‘’Bazı zabitler (askerler) o dönem Ermenileri kovarken onları
yakalanmadan kaçmaları ve öldürmemek için uzaktan ateş eder ve kaçmalarını
sağlardı. Bazı zabitler de yakaladığı Ermenilere ‘’Donunu indir’’ diyerek
sünnetli olup olmadıklarına bakardı. Sünnetli olmayanların bazılarının
öldürüldüğünü duyuyorduk. Bunun için biz 2 oda dolusu Ermeniyi (muhtemelen 20-
30 kişi) bizim evde sünnet ettik ve bunlar bir oda bizim, bir oda da amcam
Kamer ağanın evinde kaldılar. Olaylar durulduktan sonra onlar kendi istekleri
ile Ermenistan’a göç ettiler. O dönemler güçlü olan feodal yapı içinde Aşiret
reisi Gülağa, Ermenileri katledecek kadar düşman olsa, aynı aşiretin diğer
mensuplarının Ermenileri kurtarmaya çalışması ve bunu başarması mümkün mü?


14)                      
Dedemin anılarında bahs ettiği Kamer ağa, dedemin
kayınpederidir. Gülağa’nın kızkardeşi ise Kamer ağanın oğlu Alibey ile evlidir.
Alibey ile Dedem Mehmet ağanın Dedeleri kardeştirler. Ve Alibey (4) o dönemler
güçlü ve sözü geçen bir insandır. Alibey’in kayınbiraderi ve akrabası Gülağa,
Ermenileri katl ederken onun Ermenileri koruması nasıl açıklanabilir?


15)                      
Nenem Şahsenem Hatun (5) Ermeni olaylarını
anlatırken sürekli ağlar ve ‘’Kapı komşularımızdı. Beraber büyüdük.
Birbirimizin ekmeğini, tuzunu yedik. Ne oldu, nasıl oldu ise araya bu düşmanlık
girdi. Ermenilerin birçoğu öldü, diğerleri ise yerinden yurdundan oldular.
Yazık oldu’’ derdi. Yörede yaşayan Alevilerden /Balabanlardan çoğunun böyle
düşündüklerini, anılarını bu şekilde anlattıklarına yüzlerce defa tanık oldum.
Neden bu insanların konuşmalarında kin ve nefret sözcüğü duymadım? Düşman
olsalardı ‘’Oh olsun’’ demeleri gerekmiyor muydu?


16)                      
Dedem bu olayları anlatırken ‘’Ermeniler iki
guruptu. Taşnaklar ve Hıncaklar. Taşnaklar halka çok zulm ettiler. İsyan çıkarıp
çok can yaktılar, adam öldürdüler. Ama Hıncaklar öyle değildi. Bunun nedeni de
şöyleydi. Taşnaklar, Ermenistandan gelmişlerdi. Hıncaklar ise buralıydılar ve
bizlerle komşuluk ilişkileri vardı. Birbirimizin ekmeğini yemiştik. Arada bir
hatır vardı. Onlar zalim değildi’’ derdi. Bu konuşmadan anlaşılıyor ki
Taşnaklar, Ermenistandan gelen ve bu coğrafyada aileleri olmayan insanlardı.
Sıradan insanlar bile Taşnaklar ile Hıncakların farkını görürken, halka zulme
etmeyen ve aileleri ile bu coğrafyada yaşayan Hıncak Ermenilerine neden aile,
çoluk, çocuk demeden katl etmiş ve eşyalarını talan etmiş olsunlar.


17)                      
Dedemin yeğeni, yani ağabeyisinin oğlu Rüstem ağa
(6) bir Ermeni hanımla evlenmişti ve eşi Bahar hanım 1948 yılında çocuksuz
vefat ettikten yıllar sonra tekrar evlendi ve çocukları oldu. Yani bu hanımla
odalık, cariye, kuma olarak değil, normal eş olarak evlenmişti. Aradan yıllar
geçmesine rağmen aile içinde bu hanımdan bahs edilirken sürekli iyi sözler
söylenir ve rahmetle anılırdı. İnsanlar eş olarak seçtiği bir insanın etnik
kökeni hakkında düşmanlık besleyebilir mi?


18)                      
Yörede böyle bir katliamı bilen, anlatan hiç kimse
bulunmamasına rağmen,  Ermenilerin bunu “kayıt altına” alıp ve bu sözde
“katliam”dan kurtulanların da Ermenistan’da bunu bir Ermeni kanalına aktarıp
böylece bu sözde katliamı  sözde “belgeleyerek”  uluslararası gündeme
taşınması ne kadar inandırıcı, ne kadar gerçeği yansıtıcıdır?


·       
* *


Yukarıdaki soruları
çoğaltabiliriz. İnsanoğlunun Ermeni olaylarından, isyandan, tehcirden herkesin
önemli ders çıkarması, bu tür etkileri yüzyıllara yansıyacak olaylardan
kaçınması gerekir. Ama galiba en önemlisi de bizleri bir birine düşüren ve
düşmanlaştıran emperyalist projelerden kaçınmamız gerek.


İnsanoğlunun tarihten ders
çıkarması ve bu tür acıların bir daha yaşanmaması için de olaylar doğru tahlil
edilmeli, olaylar olduğu gibi aktarılmalı, ve özellikle sahte belge ve
iftiralardan kaçınmalıdır. Ermenilerin tehcir olayları sırasında büyük kayıp
verdikleri, açlık, yokluk, hastalık, kötü muamele sonucu büyük bedel ödediği
maalesef doğrudur. Ancak doğrunun bir de öteki yüzü vardır ve müslümanlardan da
(Türkler / Kürtler vs) büyük kayıpların verildiği de görülmelidir. Ayrıca da
Anadolu’da azınlık durumunda olan Ermenilerin isyan ederek çoğunluğu yönetmeye
aday oldukları da göz ardı edilmemelidir.


Ancak en önemlisi yaşanan
olaylar geride kalmıştır ve insanlığın ortak acılarıdır. Bu acıların tekrar
edilmemesinin en önemli sigortası da emperyalist ülkelerin politikalarına alet
olmamaktır.


Balabanlıların yurtseverliği (7)
yüzünden uzun süredir Balabanlılarla ilgili bilgi ve belge bulmaya çalışmak,
bulamayınca da yalan ve iftiralara, sahte belgelere sarılmak insanlığa fayda
getirmez. Gerçek ve sadece gerçekler söylenmelidir.


Kazım Balaban / Viyana


Dipnotlar:


1.     Balaban
Aşireti Soy seceresi, 1998 istanbul, Mehmet Ali Balaban, Sayfa 126


2.    
Balaban Aşireti Soy seceresi,
1998 istanbul, Mehmet Ali Balaban, Sayfa 126


3.    
Mehmet Balaban, doğumu 1901
(mezar taşında 1902), ölümü 25.1.1986, Tercan Cibice Elmalı köyü


4.    
Dedemden oldukça yaşlı olan
Alibey 1958 yılında vefat etmiştir. Tercan Cibice Elmalı köyü.


5.    
Şahsenem Balaban, doğumu 1904,
ölümü 25.2.1984


6.    
Rüstem ağa, doğumu 1902, Vefatı
1978 istanbul,


7.    
Balabanlılar 1. Dünya savaşında
çeşitli cephelerde ayrıca 17 şehit vermişlerdir. Bunların kimlikleri de
bilinmektedir.  Balaban Aşireti Soy seceresi, 1998 İstanbul, Mehmet Ali
Balaban, Sayfa 179


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet