Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Sabir ŞAHTAXTI
: İKİ YÜZ YILLIK ERMENİ SALDIRGANLIĞININ GÜÇ ALDIĞI KAYNAKLAR
 

Blog No : 2019 / 40


 “Ermeniler
her zaman işgalci bir siyaset gütmüşler, biz ise her zaman savunmada
kaldık. Bazen de geri  çekildik. Şimdi de aynı durumdayız!”[1]


Haydar Aliyev


Her milletin yaşam tarzında ve gelişmesinde ideolojinin rolü
eşsizdir. Modern dünyada ulusal ideoloji, o milletin güvenliğinin temelidir.
Ancak, ideolojinin temelleri sağlam, adil, gerçeğe uygun ve barışçıl olmalıdır.
Aksi taktirde sadece diğer milletlere değil ait olduğu millete de fayda
getirmez. Sonunda ciddi bir direnişe yol açar. Konuşmak istediğimiz konu sahte
bir “Büyük Ermenistan” ile ilgilidir. Bu iddia yaklaşık iki yüz yıl boyunca
Anadolu’da, Kafkaslarda ve şimdi ki İran arazisinde Müslüman-Türk ahaliye karşı
büyük cinayetler soykırım ve zorunlu göç politikası izlenmiştir. XIX. asrın
sonlarından başlayarak Osmanlı Devleti’ne karşı Ermenilerden daha etkin bir
şekilde istifade eden büyük güçler, I.Dünya Savaşı’nda onları yaşadıkları ve
vatandaşı oldukları devlete karşı gerçek anlamda kışkırttılar.


Şimdi fikirlerimizi daha açık bir hale getirmek için sahte “Büyük
Ermenistan” hayalleri ile ilgili genel bir bilgi vermek gerekirse sahte Ermeni
etnoğrafisine ait gerçekleri şöyle sıralayabiliriz:


-Bazı yalanları Ermeni toplumuna gerçek gibi sunmak,


-Olmayan konuları olmuş gibi göstermek,


-Sahte olaylar üzerinde tartışmalar yaparak
farkındalık yaratmak,


-Bütün Ermenileri sahte “Büyük Ermenistan” iddiasına
inandırmak ve bunu gerçekleştirilmesi için oluşturulan bütçeye ödeme yapmaya
mecbur etmek,


-Her tür meseleden istifade ederek dünya kamuoyunda
taraftar toplamak.


Bu iddiaların neticesi olarak 1918-1920 yılları arasında Ermeniler
tarafından yapılan toplu katliamların Bakü, Guba, Şamahı, Kürdemir, Lenkeran,
Şuşa, İrevan, Zengezur, Nahçıvan, Şerur, Ordubad, Kars bölgelerinde acımasız
bir şekilde yapılması sonucunda binlerce Türk öldürülmüştür. Bir milyondan
fazla insan doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmıştır. 1918-1920
yıllarında şimdiki Ermenistan arazisinde yaşayan 575 bin Türk’ün 565 bini öldürülmüş
veya göçe zorlanmıştır. Bu rakamı Z. Korkodyan  kendi yazdığı “Sovyet
Ermenistan’ının Ahalisi 1831-1931”  adlı kitabında belirtmiştir. Ona göre:
1920 yılında Sovyet Ermenistan’ın da 10 bin kişiden daha az Azerbaycan Türkü
kalmıştır. 1922 yılında 60 bin göçmen geri dönünce Türklerin sayısı 72.596
kişi, 1931 yılında ise 105.838[2] kişi olmuştur.


Öncelikle belirtmeliyim ki modern dünyada Müslüman-Türk halkına
karşı Ermenistan’ın ve Ermeni milliyetçilerinin saldırıları aktif bir şekilde devam
etmiştir. Ancak bunlar birbirine bağlı olsalar da karıştırılmamalıdır. 1918
yılına kadar yani eski Azerbaycan topraklarında Ermenistan devleti kurulana
kadar bu fonksiyonu Ermeni milliyetçi grupları idare ettiler. Bunlar Ermeni
kiliselerinin imkanlarından ustalıkla istifade ettiler. 1918 yılında bu tarafa
ise Ermenistan Devleti ile Ermeni milliyetçi gruplarının faaliyetleri
birleştirildi. Konunun özelliğini daha iyi kavramak için Ermeni cinayetlerini
istatistik olarak değil siyasi bakımdan tahlil etmek gerekir. 1917 yılında Çar
Rusya’sı Hükümeti’nin, Bolşevik İhtilali sonucunda yıkılması, uzun yıllardan
beri askeri baskı altında olan halklara, tabi ki de Azerbaycan’a bağımsız
devlet kurma şansı verdi. Ancak üç deniz arasında devlet kurmak hülyası ve iddiası
Anadolu’nun doğusundan, Güney Azerbaycan topraklarından ve Kafkasya’dan çekilen
Çar Rusya’sının askeri birlikleri silah ve teçhizatlarını Ermenilere vererek
Müslüman-Türk halkı için yeni bir tehlike yarattılar. Böylelikle 1905-1907
yıllarındaki kanlı olaylardan sonra 1918 yılının Mart ve Nisan aylarında
yeniden toplu katliamlar başladı. Bu katliamların asıl sebebi uzun yıllar Çar
Rusya’sının esaretinde kalan Azerbaycan’ın bağımsızlık isteklerini
engellemekti. 28 Mayıs 1918 yılında Tiflis şehrinde bir grup aydın tarafından
doğudaki ilk demokratik devlet olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ilan edildi.


Bağımsızlık beyannamesinin imzalanması bölgedeki durumu
değiştirdi. Azerbaycan’da milli ordunun olmaması, ekonominin bozulması, cahil
insanların varlığı, Bolşevik ideolojisinin hızla yayılması,  Cumhuriyet
hükümetinin önünde duran en büyük problemdi. Ancak bundan daha tehlikelisi
Ermeni silahlı birliklerini Azerbaycan’da korkunç bir şekilde yaptıkları
katliamların bitmemesi, aksine Ermeni birliklerinin dış destek bularak daha
fazla silahlanması ve bunun sonucunda daha da azgınlaşmasıydı. I. Dünya
Savaşında Osmanlı’ya karşı savaşan Ermenilerin silahlanmasına yardım etmeyen
ülke yoktu. Bu konuda ki önemli bir tarihi gerçeği 1919 yılının Ocak ayında
Nahçıvan’a vali olarak atanan İngiliz yarbay Frederik Eastfield Laughton, ve
bir müddet sonra bunun yerine atanan yarbay John Chalmers  Simpson’ın[3] davranışlarında görebiliriz. Onlar,
Türklerden Ermenilere tahıl satmalarını istiyorlardı. Görüldüğü gibi Ermeniler
silah temin etseler de erzak bulmakta zorluk çekiyorlardı. Bu ortamda
diplomatik girişimini süratle yapan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Hükümeti 1918
yılının Mart ayında yapılan katliamları araştırmak için oluşturduğu acil
araştırma komisyonu ve 31 Mart tarihinin “Azerbaycanlıların Soykırımı Günü”
ilan edilmesi, Ermeni katliamlarının  ifşa edilmesi konusunda ilk önemli
siyasi adım olarak tarihe geçti.


Hükümet gizli bir şekilde Ermenistan’da ki diplomatik temsilci
M.X. Tekinski’ye  özel bir görev verdi. Bu temsilci İrevan ve Kars’ta
Ermeni silahlı birliklerinin Müslüman-Türk halka karşı yaptıkları katliamları
detaylı bir şekilde araştıracaktı. Buralarda yaşayan halkın zarar ziyanı, boş
kalan evler, öldürülen ve yaralanan insanların adları ile ilgili istatistiki
verileri toplayıp Dış İşleri Bakanlığı’na gönderecekti. Kaynaklara göre M.X.
Tekinski’nin yardımı ile “İrevan Müslüman Milli Şurası” acil bir şekilde
İrevan’da yaşayan Azerbaycanlıların dayanılmayacak kadar kötü olan durumları
hakkında doküman hazırlayıp Avrupa ve Amerika gibi büyük devletlere gönderilmek
üzere, Dış İşleri Bakanlığı’na göndermeyi başarmıştı. Azerbaycan Dışişleri
Bakanlığı bu bilgileri dış temsilciliklerine iletti. Burada ki bilgilere göre
tartışmalı araziler dikkate almadan Azerbaycan Türklerinin sayısı
Ermenistan’daki tüm nüfusun yarısını oluşturuyordu.


Burada “Büyük Ermenistan” ideolojisinin farklı bir yönünden söz
edeceğiz. Değişen siyasi ve sosyal durumlara uygun olarak hedeflerine varmak
için kolaylıkla taktik değiştirmekteydiler. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti
Hükümeti’nin yıkılışı 28 Nisan 1920 yılında oldu. Azerbaycan’ın Sovyet Rusya’sı
tarafından yeniden işgal edilmesi ülkede bütün alanlarda durgunluk yarattı. En
önemlisi ise Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin arazisinin 113.9 bin kilometre
karesinin 97.3 bin kilometre karesi tartışmasız topraklar, 16.6 bin kilometre
karesi ise tartışmalı topraklardan oluşmaktaydı[4]. Şu anda ise Azerbaycan Cumhuriyeti’nin
arazisi 86.6 bin kilometre karedir[5]. Saldırgan Ermenistan, Azerbaycan
topraklarının %20’sini işgal altında tutmaktadır. Göründüğü gibi
Cumhuriyetimizin yıkılmasından sonra Azerbaycan’ın  toprakları zaman
geçtikçe Ermenistan tarafından gasp edilmiştir.


Zengezur’un Ermenistan’a verilmesi ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti
coğrafi bakımdan Azerbaycan’dan ayrıldı. Ermenistan topraklarındaki
Müslüman-Türk halka karşı zorunlu göç politikası izlendi. Bolşevik maskesi ile
iyice güçlenen Ermeni milliyetçileri bütün imkanlardan istifade ederek
Kremlin’e yerleşmeye ve Sovyet kanunlarından faydalanarak Azerbaycan halkına
karşı çeşitli baskı kanunlarını hayata geçirmeye başladılar. Böylelikle 23
Aralık 1947 yılında SSCB Bakanlar Kurulu, Kolhozcuların ve diğer Azerbaycan halkının
Ermenistan SSC’den Azerbaycan SSC’nin Kür-Aras ovasına göç ettirilmesi
hakkındaki kararı kabul etti. Aynı kararda 1948-1950 yıllarında gönüllülük
esasına göre Ermenistan’da yaşayan yüz bin Kolhozcu Azerbaycan’ın Kür-Aras
ovasına zorunlu göç edecekti[6].


Ermenilerin 1905-1907, 1918-1920 yıllarında yaptıkları
cinayetleri, Zengezur’un işgalini ve 1948-1953 yıllarında yapılan acımasız
zorunlu göçü, Sovyet makamları unutturmaya çalışsa da halkın hafızasından
silemedi. Azerbaycan’ı kan içinde Sovyetleştiren Bolşevikler, eski SSCB’nin
yıkıldığı yıllarda da aynı yolu seçtiler.


Dağlık Karabağ tartışmasını bahane eden eski SSCB, Glastnost ve
Prestroyka oluşana kadar “Azerbaycan’ın başı dertten kurtulmamalıdır!”
prensibine uygun davrandılar. Geçen asrın öncesinde olduğu gibi sonunda da
bağımsızlığımıza karşı oluşan kötü niyetlerin hayata geçirilmesinde yine
Ermenilerden istifade ettiler. Ermenistan ve Azerbaycan’la çok yönlü ilişkileri
olan Ermeniler 20. asrın sonunda yine ihanet yolunu seçtiler.


1987 yılının sonbaharında ilk defa ortaya atılan “Dağlık
Karabağ’da toprak iddiası” iki tarafı yeniden karşı karşıya getirdi. Eski SSCB,
bu tarafların her ikisinin hakkını, adaletini koruması aynı zamanda suçlu
tarafı cezalandırması gerekirdi. Ancak Ermeniler sürekli olarak toprak iddia
eden ve suçlayıcı bir şekilde, Azerbaycan tarafı ise teskin edici sözlerle
savunmada kalıyordu. Bu süreçte Ermenilerin hilekarlığı yine de kendi rolünü
etkili bir şekilde oynadı.


Önce Azerbaycan’ın Sumgayıt şehrinde her tarafın kayıp verdiği bir
çatışma yaratıldı. Ermeni kökenli olup İsveç’ten gelen kameraman Artaşes
Gabrielyan’ın filme aldığı Sumgayt olayları aynı gece birkaç Avrupa ülkelerinin
televizyon kanallarında haber yapıldı. Bu olay açıkça Azerbaycan halkına karşı
kasıtlı olarak çıkarılan  siyasi ve ideolojik bir yayındı. Avrupa ülke
vatandaşlarının SSCB’ne çok zor seyahat edebildiği bir zamanda Artaşes
Gabrielyan’ın Sumgayt’a gelmesinin amacı neydi? Bu soruların cevabı bugün bile
bilinmemektedir.  Artaşes Gabrielyan’ın haberine göre binlerce Ermeni
öldürülmüştü ancak konu ile ilgili olarak kurulan soruşturma komisyonunun resmi
ifadesine göre ölenlerin sayısı 32 kişiydi. Bunların yarısı Azerbaycanlıydı[7].


Bir diğer gerçek de Sumgayit olaylarına katılan ve acımasız
ölümleri yapmakla suçlanan Ermenilerin soruşturma komisyonuna verdikleri
ifadelerdir. Ermenilerin katliamlarından zarar gören aslen Ermeni olan
L.Mejlumyan, Grigoryan Eduard Robertoviç’in bir çok Ermeni’yi öldürdüğünü ve
kendisinin de tacize uğradığını anlatmıştır. Eduard Grigorian’ın isyanlar
sırasında insanlara bedava uyuşturucu dağıttığına yönelik kanıtlar da vardır.
Sumgayıt olayları aslında iki tehlikeli hedefi birleştirmiştir: İlk olarak,
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmayı kışkırtmak ve sözde “Büyük
Ermenistan” iddiası için üyelik ücreti vermeyen Ermenileri cezalandırmak.


SSCB Devlet Güvenlik otoritelerinin gözleri önünde yapılan
Sumgayıt olayları sırasında, Azerbaycan tarafına bilgi akışı tamamen
engellenmiştir. Moskova merkezli basını, mazlum bir Ermeni imajı yaratmaya
başladı. Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti, bu ülkedeki Türk-Müslüman nüfusunu,
silah zoru ile anavatanlarından ve kadim Türk topraklarından kovdular.


3 Eylül 1991’de Haydar Aliyev’in Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Yüksek
Meclisi Başkanı olarak seçilmesi uluslararası toplumun, özellikle de önemli
politikacıların dikkatini Nahçıvan’a yöneltti. Büyük liderimizin politik
faaliyetinin çok yönlü ve hedefleri doğru belirlenmiş politikaları, Nahçıvan’ın
aydınlık geleceğini sağlayarak işgal tehdidini ortadan kaldırdı.


19 Ocak 1992’de Haydar Aliyev, 19 Ocak’ta kardeş ülke Türkiye’yi,
1 Nisan’da AGİT’i, 27 Mayıs’ta Birleşmiş Milletler’in Nahçıvan’a gönderdiği
özel heyeti, 17 Haziran’da ABD’nin Azerbaycan’daki temsilcisi R. Mayls’ı, 23
Temmuz’da, Rusya’nın özel görevler temsilcisi Dağlık Karabağ’ın barışçıl
yollarla çözümü konusundaki arabulucu başkanı Vladimir Kazimirov’u, 5 Mart 1993
yılında İngiltere’nin Azerbaycan’daki daimi temsilcisi Harold Fomstok’u ve
Fransa’nın Azerbaycan’daki büyükelçisi Jan Perren’i kabul etti[8].


Bu toplantıların her birinde, Nahçıvan’ın, saldırgan Ermenistan
tarafından ablukaya alınması ve işgalci devletin askeri tehdidinin yarattığı
tehlikeler, Haydar Aliyev tarafından  uluslararası basın da kullanılarak
BM’nin dikkatine sunuldu. Haydar Aliyev, Nahçıvan’a liderlik ettiği zaman, uzak
görüşlülüğü sayesinde Özerk Cumhuriyet’i tehdit eden sorunları ustalıkla
savuşturuyor, halkın taleplerini minimum düzeyde de olsa karşılıyordu. Ulu Önder’in
yaptığı görüşmeler ve imzaladığı antlaşmalar, Özerk Cumhuriyet’in siyasal,
sosyal ve ekonomik sorunların çözülmesi için ortam yarattı.


Nahçıvan’ın Bakü ile ulaşımını sağlayan tek yol hava yoluydu. Bu
nedenle hava limanı yeniden inşa edildi. Türkiye’den ve İran’dan yardımlar
geldi. Haydar Aliyev, Türkiye’ye ve İran’a yapılan resmi ziyaretlere bizzat
katılarak devlet başkanları ile görüşüp antlaşmalar imzaladı. Böylece Türkiye
ve İran’dan elektrik enerjisi alındı ve Nahçıvan’da bu ülkelerin baş konsoloslukları
açıldı. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tek temas noktası olan Nahçıvan’daki
“Ümit Köprüsü” nün hizmete açılması, Nahçıvan’ın yaşam tarzını hızla
değiştirdi. Böylece Nahçıvan’ın savunma gücü de gelişti. Haydar Aliyev,
Nahçıvan’ı korumak için Kars Antlaşması’ndan istifade etti.


XX. yüzyılın başlarında Mustafa Kemal Atatürk, Kazım Karabekir,
Behbud Bey Şahtaxtinski ve diğer kahramanların yaptıklarını, bu asrın sonunda
da Haydar Aliyev hayata geçirdi. Nahçıvan’ın kurtarılmasında Türk Devleti’nin, hükümetinin
ve halkının büyük yardımları oldu. Eğer Haydar Aliyev 1993 yılında halkın
imdadına yetişmeseydi Azerbaycan Devleti yok olabilir, bu ise Türkiye’de de
bazı problemlere yol açabilirdi.


19 Aralık 1991’de Ermeniler, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki
demiryolu trafiğini, büyük çaplı silahlı saldırılar da dahil olmak üzere tüm
araçları kullanarak durdurdular. Böylece Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ni tamamen
ablukaya aldılar. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in dediği gibi: “O zamanlar,
Nahçıvan halkı, Ermenistan’ın tüm saldırılarına karşı, Haydar Aliyev’in
önderliğinde büyük kahramanlık ve cesaret göstermişlerdi. Ermenistan tarafından
yapılan tüm saldırılar, gerekli karşılık verilerek durduruldu. O zamanlarda
Nahçıvan’ın kaderi belli oluyordu. Eğer Haydar Aliyev Nahçıvan’da olmasaydı bu
kader çok acınacak bir hal alacaktı.[9]


Haydar Aliyev Nahçıvan’da siyasal iktidara gelmeden önce,
Azerbaycan Parlamentosu’na Ermenilerin Dağlık Karabağ’a yönelik iddialarının
yol açtığı tehlikeyle ilgili bir açıklama yaptı ve daha sonraki dönemlerde
milli savunma kavramına ihtiyaç duyulduğunu basın yoluyla bildirdi. Bu milli
savunma kavramına hem askeri savunma hem bilgi ablukasını delmek hem de
ideolojik mücadelenin ortaya çıkması için belirlenen hedefleri içeriyordu.


1993’te Azerbaycan halkının ısrarcı talebi ile, milli lider Haydar
Aliyev’in siyasal iktidara dönüşü, Azerbaycan’ın bağımsız bir devlet olarak
ortadan kaldırılması planlarını bozdu. Büyük Lider Haydar Aliyev’in girişimi ve
katılımıyla Azerbaycan parlamentosu, 20 Ocak 1990 gecesi ve daha sonra 25-26
Şubat 1992 tarihlerinde Hocalı’da işlenen soykırımı özel bir yasa ile
değerlendirdi ve daha sonra asılsız Ermeni iddiaları ile ilgili çalışma yaptı.
Ancak, bu kararlar Ermeni saldırganlığına karşı bir bütünleşmeyi garanti
etmiyordu. Çünkü, Ermeni milliyetçi çevrelerinin yirminci yüzyılın ilk
yıllarından ve kurulduğu günden itibaren Azerbaycan ve Türkiye’ye (Osmanlı
devleti dahil), Müslüman Türk halkına karşı düşmanlık ediyordu. Ermenilerin
gerçek yüzünü dünyaya göstermek için onların karakterlerini öğrenmek
gerekliydi.


Sonunda, milli lider Haydar Aliyev 26 Mart 1998 tarihli
“Azerbaycanlıların Soykırımı Günü” emrini imzaladı. Böylece tarihte ilk
kez sözde “Büyük Ermenistan’a” yönelik genel eylem programının temellerini
attı. 31 Mart’ta alınan bu kararla “Azerbaycanlıların Soykırım Günü” ilan
edildi. Bu kararname uyarınca yapılan çalışmalar, oluşturulan arşiv
materyalleri, yabancı uzmanların da dahil olduğu araştırmaların tanıtımını
sağlamıştır. Büyük Lider Haydar Aliyev’in, 1993-2003 yıllarında Azerbaycan
Parlamentosu’nun Dağlık Karabağ’daki çatışması konusunda yapılan görüşmelerde
defalarca bir tarihçi özeni göstererek sahte “Büyük Ermenistan”
ideolojisinin kullandığı yöntemleri ve onların hedeflerine ulaşmak için
yaptıkları çalışmaları gerçekçi bir şekilde ele aldı.


Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 1918 yılında ki Azerbaycan’ın
Soykırımının 100’üncü yıldönümünde, 18 Ocak 2018 tarihli bir belge imzalamış ve
bu belge çerçevesinde önemli işler yapılmıştır. “Azerbaycanlıların
Soykırımı Günü” kararnamesi, sahte “Büyük Ermenistan” davasının
en tehlikeli prensibini ortaya çıkarmıştır. Çünkü Ermeniler “hedefe
ulaşmak için her şey yapılabilir” ilkesini benimsemişlerdir. Sonuç olarak,
kurnazlık, yalancılık, söylenti, casusluk, sahtekarlık, cinayet ve soygun gibi
suçlar Ermenistan’da normal faaliyet halini almıştır. Bunları doğrulayacak
birkaç örnek anlatabiliriz:


-20. yüzyılın
başlarında, şimdiki İran’ın doğu ve batı Azerbaycan vilayetlerinde mevcut olan
“Cilovluq” silahlı hareketinin asıl amacı Aras Nehri etrafındaki Türk-Müslüman
nüfusu öldürmek ve göçe zorlayarak  Ermeni ve Asurileri oralara
yerleştirmek olmuştur[10]. Bazı tarihi kaynaklara göre,
Ermenilerin, soykırımın tarihi ve yasal sorumluluğundan kurtulmak için
İran’daki Asurileri kendileri ile beraber hareket etmeye yönlendirmiştir.
Tarihçiler, Ermenilerin Asurileri sarhoş edecek kadar içirdikten sonra ellerine
silah vererek Müslümanları öldürttüklerini söylemektedirler. Böylece Asuriler
ne yaptıklarını, Müslümanları neden öldürdüklerini anlamamışlardır.


-Mart 1918’de,
Ermeni silahlı kuvvetleri İran’ın Hoy kentine saldırdı. Yerel güçler, şehri
tehlikeden kurtarmak için şehir kapılarını kapatarak halkı kalede topladılar.
Bu arada, Osmanlı Ordusu üniforması giyen üç subay şehre gelerek yetkilileriyle
konuşmak istediklerini söyledi. Subaylar kaleye alındı ve yetkililerle
görüştüler. Onlar, Osmanlı Ordusu askerlerinin şehre yardım için geldiklerini
ve şehrin dışında beklediklerini, kapıların açılarak ordunun içeri alınmasını
istediler. Görüşme sırasında kentin büyükleri gelen subaylardan şüphelendiler.
Halil adında cesur bir adam, şehir kapılarının açılmasına karşı çıkarak
kendisinin kontrol için gidebileceğini söyler. Bir iple kale duvarlarından aşağı
inerek etrafı kontrol eder.  Ermeni silahlı kuvvetlerinin saldırmaya hazır
bir halde kale duvarlarının dışında beklediklerini görür. Ermeni kuvvetlerinin
Rus silahları ile donatıldıklarını hatta makineli tüfeklerinin bile olduğunu
görür. Askerlerin hepsinin Osmanlı üniforması giydiklerini, böylece kaleye
girerek insanları öldürecek, belki içlerinden bir iki kişiyi sağ bırakarak bu
katliamı Osmanlı ordusunun yaptığını etrafa yaymak istediklerini anlar. Böylece
halkın Osmanlı’ya karşı olan güveni sarsılacaktı.  Halil’in zamanında bu
bilgiyi vermesi nedeniyle Hoy halkı katliamdan kurtuldu.[11]


-1905-1907’de
Samahı’da toplu katliam yapan Ermeniler, Taşnakların Sünni Müslümanlara
dokunmadığına dair söylentiler yaydı[12]. 1918’de Bakü’deki Müslüman nüfus
soykırıma maruz kalınca Dağıstan’dan yardım için gelen gönüllüleri geri
döndürmek için, Bakü’nün resmi olarak İngiliz birliklerine teslim edildiğine
dair söylentileri Ermeniler kasıtlı olarak yaydı. Böylece Bakü’ye yardımın gereksiz
olduğunu düşünen Dağıstanlılar Xırdalan’dan geri döndüler. Ermeniler, Sovyetler
Birliği’nin çöküşü sırasında Azerbaycan’a karşı başladıkları toprak
iddialarının gerçekleştirilmesi için yalan söylentiler yayma yöntemini yaygın
olarak kullandılar.


– Hocalı
soykırımının yapıldığı günün sabah vaktinde, yani 26 Şubat’ta, ortalık
aydınlandığında, ormanda çaresiz kalan Azerbaycanlılar, silahlı bir grup
görüyorlar. Silahlı adamlar onları Azerbaycan dilinde yanlarına çağırır.
Böylece, Ermeni teröristlerin sözlerine inanan Hocalı vatandaşları esir
edilirler.


– 2009’da ABD
vatandaşı Sara Shroud, İran’ın batısındaki Azerbaycan vilayetinde tutuklandı.
Milliyeti Ermeni olan Sara Shroud, iyi eğitimli ve deneyimli bir casus olduğu
anlaşılmıştır. Topladığı casus materyallerin bir kısmını tutuklanana kadar
istenen adrese ulaştırmayı başardığı anlaşılır. Casus kadın İran topraklarına
Ermenistan üzerinden yasadışı yollardan girdiği ve topladığı bilgileri çeşitli
yöntemlerle Ermenistan’a gönderdiği tespit edilmiştir. S. Shroud, 2010 yılında
500.000 $ karşılığında serbest bırakılmıştır[13]. 2011’de, bir başka Ermeni casus kadını
İran’a girdi. 34 yaşında olan Hol Taleyan adındaki bu casus, İran’ın Culfa
şehrinde yakalandı.  Taleyan’ın özel görevle Ermenistan’dan yasadışı
olarak İran’a geçtiği tespit edildi. İran istihbarat servisinin çalışmaları
sonucunda Hol Taleyan’ın üst diş protezinde video kaydı ve ses kaydını
yapabilen eşsiz bir cihaz olduğu anlaşıldı.[14]


– ASALA’nın
Erivan’da kuruluşunun 37. yıldönümü Ocak 2012’de çok gösterişli törenlerle
kutlandı. Törene, yabancı devlette yaşayan terörist örgütün bazı üyeleri
katılmıştır. Bunlardan beş tanesi farklı ülkelerde farklı kanlı eylemlere
katılan teröristlerdi ve cezalarının belli bir bölümünü çektikten sonra serbest
bırakılmışlardı.[15]


– Şubat 2016’da
Ermeni vatandaşı olan bir grup Ermeni, İstanbul’da yaşayan bir Ermeni ailesini
öldürdü. 85 yaşındaki Yakup Demirci öldürüldü, 79 yaşındaki karısı Ayda Demirci
ise ağır yaralandı. Ayda Demirci gazetecilere verdiği demeçte, Şişli
bölgesindeki evlerine giren soyguncu çete üyelerinin kocasını iple ellerini
bağlamış. Daha sonra  şiddetli işkenceler yapılan  Demirçi, haydutlar
tarafından domuz ipiyle boğuldu. Soyguncular yaklaşık 33.000 $ karşılığı Türk
Lirası ve çok miktarda altın takıları aldılar.[16] Kurbanlar neden herhangi bir iple veya
bir halatla değil de bir domuz ipi ile öldürülmüş olabilir? Kullandıkları
yönteme bakıldığında bunların profesyonel katiller oldukları açıkça
görülmektedir. Buna ek olarak, Ermeni vatandaşı Stella ve oğlu Varlam’ın
temizlikçi olarak çalıştıkları evin sahibi Vedat Yöngel’i İstanbul’daki evinde
18 Şubat 2019’da öldürdüler. Türk polisi katil anneyi ve oğlunu Interpol ile
ararken, katillerin cinayeti  gerçekleştirdikten sonra Kars’a giderek
oradan  Gürcistan’a ve Ermenistan’a gittikleri tespit edildi.[17]


– Gerçek
araştırıldığında, Ermeni teröristler sözde “Büyük Ermenistan” ideolojisine
 maddi yardımda bulunmayan Ermenileri bu şekilde cezalandırdıkları
anlaşıldı. Yani, Ermeni terörizmi Ermenileri de hedef almaktadır. Ermeni terör
örgütlerine maddi yardım sağlamayı reddeden ve bölücü Ermeni milliyetçileri
gibi düşünmedikleri için 1903’te Moskova’da bankacı Camgarov, 1907’de New
York’ta Tavşanciyan, 1908’de Kahire’deki Devrimci yazar Arpiar Arpiaryan,
1914’te Türkiye’de Aram Aramyan, 1915’te Türkiye’de Mıgırdıç Arutyunyan ve Vaqe
Ixsan (Esayan), Ermeni teröristler tarafından acımasızca öldürüldüler. Ermeni
parlamentosunda 27 Ekim 1999’da yapılan terör eylemi de dahil olmak üzere bu
listeyi daha da genişletmek mümkündür.


Çağdaş, dünyaca ünlü
şarkıcı ve diplomat Charles Aznavur, araştırmacı Christopher Kann, siyasetçi
Paruyr Ayrikyan, Moldova milletvekili Aureliya Grigoriu ve diğerleri Ermeni
terörizminin tehditleriyle karşı karşıyadır. Bazı araştırmacılara göre, Ermeni
kökenli gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesi emrini de bizzat sözde “Büyük
Ermeni” ideolojisini yürütenler vermiştir.


– ASALA, Nisan
2011’de, Türkiye’ye meydan okuyan bir bildiri ile yeniden ortaya çıktı.
Bildirinin sonunda yapılan açıklama ile Ermeni milliyetçilerinin gerçek yüzü
tamamen anlaşılıyordu: “Agop Agopyan yaşıyor, hepimiz Agopyan’ız!”
diyerek ortaya çıktılar. Peki, Agopyan kimdir? Asıl adını yardımcısının bile
bilmediği muhtemelen Lübnan asıllı bir Ermeni’dir.  Gürgen Yanıkyan
tarafından ABD’de iki Türk Büyükelçi öldürüldükten sonra bazı Ermeni
aydınlarının desteğiyle kurulan ASALA’nın  kurucusu sayılmaktadır.


1951’de Musul’da
(Irak) doğdu ve 28 Nisan 1988’de Atina’da öldürüldü. Migranyan Migran ve
Takosyan, Arutyun, Vahram Vahramyan gibi takma isimler altında uzun yıllar
yaşamış olan terörist, Agop Agopyan’dır. Sonunda, 28 Nisan 1988’de Atina’da
 bir taksi beklerken kendi silah arkadaşları tarafından öldürülen
Agopyan’ın üzerinde Yemen vatandaşı Abdul Mohammed Kasim adına düzenlenmiş
sahte bir pasaport bulundu[18].


-Kuveyt’in kolluk
kuvvetleri 11 Temmuz 2011’de örgütlü bir suç teşkilatı olan Ermeni grubunun
etkisizleştirilmesi için bir bilgi yayımladı. Bu ülkenin İçişleri Bakanlığı
Ceza Soruşturma Dairesi memurları, büyük villalardan ve kuyumcu dükkanlarından
altın ve mücevherat çalan altı Rus vatandaşından oluşan profesyonel bir suçlu
grubunu tutukladı. İki Ermeni kadını da içeren soyguncular ve haydutlar, son
dört yılda bir milyon Kuveyt dinarına (yaklaşık 3.700.000 $) değerinde altın
takılar çalmışlardı. Kuveyt’te çoğunlukla yaz aylarında ticari vize ile gelerek
zengin kişilerin villalarını soymuşlardı. Ön soruşturma sonucunda, bu Ermeni
çetesinin soygun ve soygundan kazanılan ganimetlerin Arap ülkelerinde faaliyet
gösteren Ermeni diaspora örgütleriyle paylaştığı ortaya çıktı.[19]


– Ağustos 2009’da
PKK destekçileri Erivan’ın merkez meydanında Türk karşıtı mitingler
düzenlediler. Bununla ilgili son bilgilere göre, Ermenistan topraklarında ve
işgal altındaki Azerbaycan topraklarında PEJAK militanları için askeri eğitim
kampları kuruldu[20]. PKK’nın Türkiye’yi ve PEJAK’ın da
İran’ı parçalaması için hedefler belirlenmişti. İran’da yakalanan PEJAK
üyeleri, Ermenistan topraklarında eğitildiklerini itiraf ettiler. Bu terör
örgütlerinin hiçbirinin faaliyeti Kürt halkı için yararlı olarak
değerlendirilemezdi.


Yukarıda bahsettiğimiz ve gerçeklere dayalı Ermeni teröristlerin
yaptıkları eylemlerin listesini uzatabiliriz. Bütün bunlar Ermeni terör
örgütünün uluslararası suçlarının sadece küçük bir bölümüdür.  Bu
cinayetlerin analizi, ve çeşitli alanlardaki eylemler toplu olarak 
değerlendirildiğinde, sahte “Büyük Ermenistan” ideolojisinin bölgedeki
istikrarı, gelişimi, ilerlemeyi ve karşılıklı iyi ilişkileri ihlal eden bir
faaliyet olduğunu göstermektedir. Bahsettiğimiz şey, bu sahte ideolojinin
açıklanması için en çarpıcı örneklerdir. Bu hastalıklı düşüncenin ifşa edilmesi
için birtakım işlerin yapılması zorunludur:


Bunlardan biri, uluslararası topluma, Ermeni milliyetçi çevreleri
ve Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak isteyen büyük güçlerin yüzyıldan fazla
bir süredir Türk halkına karşı kullandıkları sözde Ermeni soykırımının sahte ve
yalan olduğunu anlatmaktır. Sahte Ermeni soykırımı iddiası, modern Türkiye’ye
karşı yürütülen politik bir baskı aracıdır. Her zaman, dünyanın siyasi
haritasındaki değişimle birlikte, Amerika Birleşik Devletleri de dahil,
dünyadaki değişik devletler bu olayda farklı bir konum sergilemiştir. Eski ABD
Başkanı Ronald Reagan’ın hukuk danışmanı Bruce Felin, Beyaz Saray’ın
araştırması sonucunda Ermenilerin 1915’te 2 milyon Osmanlı Türkü’nü öldürdüğünü
söylemiştir.


1981’de sözde Ermeni soykırımı, Beyaz Saray tarafından araştırıldı
ve Ermeni iddialarının asılsız olduğu kararlaştırıldı[21]. Maalesef ki, ABD arşiv belgelerine
dayanarak aldıkları bu pozisyonu her zaman göstermiştir. Yukarıda belirtilen
görevlerden biri de yabancı araştırmacıları sözde Ermeni meselesi hakkında
bilgilendirmektir. Bu anlamda modern dönemde Ermeni meselesi konusunda yazılmış
en değerli eserlerden birisi, Alman araştırmacı Jonnos Roun’un “Ermenistan
ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ Çatışması: Toplanmış Tarihi
Belgeler” kitabıdır. Litvanyalı bilim adamı Imantas Melyanas’ın
“Azerbaycan Halkına Karşı Soykırım (1905-1994)” adlı tarihi çalışması, ABD’li
Samuel A.Weems’in “Ermenistan: Terörist “Hristiyan” Ülkenin Sırları”
eserlerini göstermek mümkündür. Bu arada, Fayal Erix[22] ve Quram Marxuliya[23] ve diğerlerini ekleyebiliriz.


ABD araştırmacısı Samuel A.Weems’in diplomatik misyonunu
kullanarak ABD, Avrupa ülkeleri ve Rusya tarafından Osmanlı İmparatorluğu’na
karşı yürütülen casusluk faaliyeti hakkında çok gerçekçi belgeler ortaya
koymuştur. Yazarın kaleme aldığı “Ermenistan:Terörist “Hristiyan”
Ülkenin Sırları,”  (Samuel A. Weems, “Armania: Secret of a
“Chiristian” Terörist Satate, St. John Press, Texass, 2002) kitabında
uluslararası sansasyon yaratmıştır.  Bu bilim adamı defalarca Ermenilerin
tehdidine uğramasına rağmen yolundan vazgeçmeden çalışmış ancak  işinde
başarılı olamamıştır. Kitabın yayınlanmasından bir süre sonra ABD’de ki evinde
gizemli bir şekilde ölen Samuel A.Weems’in ölümünün ardındaki gerçek nedeni
hakkında resmi bir açıklama yapılmamıştır. Bahsettiğimiz kitabın ikinci
cildinin henüz yayımlanmamış bölümü araştırmacının evinden çalınmıştır[24].


Son yıllarda bu alanda yapılan çalışmalar neticesinde, Rusya’nın
siyasi ve bilim adamlarını temsil eden tanınmış kişiler, bu konuda sağlıklı bir
pozisyon göstermeye başladılar. Öyle ki, Rusya’nın tanınmış tarihçi ve siyasi
analisti Tarih Bilimleri Doktoru Oleg Yuryevich Kuznetsov, Mart 2017’de Hocalı
Soykırımı’nın tanınması için dilekçe vermiştir. Bilim adamı, 7 Ocak 2017
tarihinde, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi Başkanı adına Ermeni teröristler
tarafından, 40 yıl önce Ermeniler tarafından Moskova’da işlenen bir dizi terör
eylemi hakkında gizlilik kararının kaldırılmasını talep eden bir dilekçe
sunmuştur.


Son olarak, hiçbir yorum yapmadan, önemli bir tarihi olaya kısaca
atıfta bulunmak istiyorum: 20 Şubat 2018’de, Türkiye’nin Kayseri şehrinin Talas
Belediyesi arazisinde Hocalı Parkı ve Hocalı Soykırımı Kurbanları için bir
anıtın açılış töreni yapıldı. Törene Rusya Federasyonu Devlet Duma
Milletvekilleri Irina Rodnina, Dmitry Savelyev, Oksana Puşkina ve Duman’ın
sorumlu çalışanı Ramin Gasimov katılarak birer konuşma yaptılar. Rus
milletvekilleri, aynı gün anıta çiçek koyarak 25-26 Şubat 1992 gecesi,
Azerbaycan halkına karşı yapılan cinayetlerin “Soykırım” olduğunu beyan ettiler[25].


[1]Haydar Aliyev’in  Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti’nin
ilk oturumunda yaptığı konuşma.


“Vatan Sesi” Gazetesi, No:9, 27 Şubat 1991.


[2] Ali Hasanov, Azerbaycanlılara Karşı Etnik Temizleme ve Soykırım
Merhaleleri, Bakü, 2017, s. 400.


[3] Azerbaycan Cumhuriyeti Kars Başkonsolosluğu Yayınları, 
Tarihi ve Çağdaş Nahçıvan, İstanbul, 2016, s.206.


[4]
https://az.wikipedia.org/wiki/Azərbaycan_Xalq_Cümhuriyyəti#cite_note-4


[5] https://www.e-gov.az/az/content/read/21


[6] http://www.iravan.info/1948-1953_deportasiyasi.html


[7]  “İzvestiya” Gəzetsi”, 30 Mart 1988.


[8] Vasif Talibov, Qayıdış, Azerneşr, 1990, s.839.


[9] Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Konuşması, Azerbaycan
Gazetesi, 6 Ağustos 2009.


[10] https://president.az/articles/26762


[11] M.Azadi, Azerbaycan Müslümanlarının Cilovlular Vasıtası İle
Soykırım Tarihi, Urumiye, 2011, s.230.


[12] S.H. Qaniyev, 1918.Yıl Şamaxı Soykırımı, Bakü, Nurlan, 2003,
s.14.


[13] www.mehrnews.com/tr/NewsPrint.aspx?NewsİD=1227386
.


[14] www2.irna.ir/tr/news/view/line-117/1009154033101012.htm
 


[15] www.armtoday.info/printnewsitem.asp&Lang=_Ru&NewsID=59068.


[16] http://www.hurriyet.com.tr/gaspcilar-ermenistandan-40052837


[17]
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/kayip-is-adaminin-ailesine-sok-mesaj-baban-bizim-evde-git-al-41124484


[18] http://www.publika.az/index.php?action=static_detail&static_id=19279


[19] Kuveyt’de
Ermenilerden İbaret Cinayet İşleyen bir Grup Yakalanmıştır. “El-Der” Gazetesi,
Kuveyt,  11 Temmuz 2011, № 1054 (Arapça)


[20] PEJAK
Terrorist Group Receiving Training in Armenia, “Tahran TİMES” Gazetesi, 18
Ağustos 2011.


[21] Ermeniler 2 milyon Osmanlı Türkü’nü öldürmüşler, Azərbaycan,
“Xalq Gəzeti”, 24 Haziran 2009.


[22] Fayal Erix, Ermeni Mifomaniyası, 2007, s.153.


[23] Quram Marxuliya, Ponti-Kafqs Mekanı və “Böyük Ermənistan”ideyası. «Ирс
Наследие», 2007, №4-6 (28-29), s.44.


[24] Samuel
A.Weems. Ermənistan-Terörist “Christian” Ülkenin Sırları., I c., Bakü, 2004,
s.385
.


[25] https://azertag.az/xeber/1206610

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış