ERMENİ SORUNU & SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI

Prof. Dr. Hakkı KESKİN : Türk Diasporası, Vizyon, Stratejik
İletişim ve Yönetişim
 




Özellikle batılı demokrasilerde, önem verilen bir
konuda kamuoyunu etkilemek ve kazanmak son derece önemlidir. Halkın ve daha da
önemlisi, medyanın desteğini sağlamak, siyasi yöneticilerin ve hükümetlerin
üzerinde önemle durdukları bir konudur.

 

Bunu sağlayabilmek için öncelikle bir vizyon belirlenir. Bu vizyona ulaşabilmek
için de stratejiler geliştirilir. İzlenecek stratejiler için de tabii ki uygun
yöntem ve araçlara gereksinim vardır.

 

Çok haklı olduğunuz bir konuda bile, vizyonunuz, stratejiniz, kullanacağınız
araçlar ve uygulayacağınız yöntem doğru seçilmemişse, vizyonunuza ulaşmak kolay
olmayacaktır.

 

Haklı olduğunuz konuda öncelikle kendi toplumunuzu, insanınızı, özellikle de
katalizör görevi yapabilecek kesimleri ikna etmeniz ve kazanmanız gerekir.
Halkınızdan alacağınız destek, sizi Dünya kamuoyunda daha güçlü ve inandırıcı
yapar.

 

Kuşkusuz ülkelerin kendi çıkarları, diğer ülkelerle ilişkilerde belirleyici
olmaktadır. Yine de günümüzde medyanın ve geniş kamuoyunun etkilenerek, daha
objektif tavır alabildiği, böylece de hükümetlerin, parlamenterlerin de
etkilenebildiği unutulmamalıdır.

 

Ancak medya, siyasi partiler, belli sayıda parlamenterler, hükümetler, sivil
toplum kuruluşları ve aralarında işveren, sendika gibi değişik kurum
temsilcileri ile düzenli, sürekli bir diyalog ve bilgi alışverişi içerisinde
olmak ge rekir. En haklı davanızda bile, haklı olduğunuzun kanıtlanması, bu
iletişimin ve diyalogun sağlanabilmesine, inandırıcı yöntemlerin
kullanılmasına, sürekli ve kararlı çalışmaların yapılabilmesine bağlıdır.

 

Bu stratejileri, yöntemleri ve çalışmaları özellikle ABD ve batı Avrupa
ülkeleri çok iyi bilmekte ve öteden beri uygulamaktadırlar. Bunun için farklı
araçlar, yöntemler kullanılmaktadır.

 

Bu söylediklerimi Türkiye’nin önem vermesi gereken bir konuya ilişkin olarak
somutlaştırmak istiyorum. Diaspora Ermenileri ve Ermenistan destekli Ermeni
lobisi, yakın tarihte olan Dağlık Karabağ’ı, Hocali katliamını ve Azerbaycan
topraklarının işgalini, işgal edilen yerlerden bir milyona yakın Azerbaycanlı
Türkün topraklarından ve evinden kovulmasını, gündemden uzak tutmak amacıyla
son derece başarılı bir strateji izliyor.

 

Bir asır önce olmuş olan 1915 Ermeni Tehcir olayını, sürekli olarak değişik
yöntemlerle Dünya kamuoyuna, ülke parlamentolarına, hükümetlere, kiliselere,
gerçekler çarpıtılarak ve yanlış veriler kullanılarak taşınıyor. Bu
çalışmalarında Ermeni diasporası büyük bir süreklilik ve kararlılık gösteriyor.

 

Ermeni Lobisi öteden beri kendilerince ilginç bir strateji izleyerek, bizlerle
sözde Soykırım iddialarını, farklı görüşlerle tartışmaktan ısrarla kaçmaktadır.
Buna karşın büyük paralarla sözde soykırıma ilişkin yapılmış olan dokümanter
filmler çekiliyor, televizyon kurumlarına, yazılı basına servis ediliyor.
Özellikle kiliselerin ve belediyelerin de desteğiyle, konferanslar, toplantılar
düzenleniyor, kitaplar yayınlanıyor.

 

Ermeni lobisi bu çalışmalarında başarılı oldu. Bazı ülke parlamentoları,
Katolik Dünyası lideri Papa, ondan hemen sonra Avrupa Parlamentosu, 1915 tehcir
olayını “soykırım” olarak kabul ettiler. Bu kararlar Bundestag, Alman
Parlamentosu üzerinde de büyük etki yarattı.

 

Gerçeklerin çarpıtılarak, sahte, yanlış ve yalan verilere dayanılarak Tük
Halkı, bir soykırım yalanıyla ve suçlamasıyla karşı karşıyadır. Ne var ki
Ermeni Lobisi bu yalınında yine de başarılı olmuştur.

 

Çünkü ortaya konan bir vizyon var. Soykırım iddiaları, diaspora Ermenilerini
bir araya getiren ortak ilke ve hatta kimlik sorunu yapıldı. Buna uygun olarak
özetlediğim strateji belirlendi. Özellikle değişik iletişim araçları
kararlılıkla ve büyük bir süreklilikle kullanıldı. «Dünya›da İlk Hıristiyan
Ülke olma» algısı da medya üzerinden ısrarla işlendi.

 

Türkiye’nin elindeki arşivler, kaynaklar, olaylara tanık olan binlerce kişinin
anıları, ve hatta incelenmiş olan Rusya arşivleri, raporları, sözde soykırım
iddialarının nedenli gerçek dışı ve asılsız olduğunu açıkça kanıtlıyor.

 

O halde, Türkiye ve Türk diasporasının nasıl bir vizyona, stratejiye, iletişim
ağına ve yönetişime gereksinim vardır?”

 

50 yıldır Almanya`da yaşayan, orada yükseköğrenimini ve doktorasını yapmış,
orada 30 yıl öğretim üyeliği ve 8 yılda milletvekilliği yapmış birisi olarak,
Almanya ve Avrupa’yı çok iyi tanıdığımdan emin olabilirsiniz.

 

Türkiye’nin soykırım iddialarına karşı izlediği, “yapmadık, etmedik” gibi
sadece savunmayı öngören stratejinin etkisiz ve yanlış olduğu kanımca ortaya
çıkmıştır.

 

Vizyonumuz, ağır insanlık suçu olan “soykırım” yalanına karşı, elimizdeki arşiv
kaynakları, belgeleri, bilimsel araştırmalar, yüz-binlerin anılarıyla ve
özgüvenle hayır olmalıdır.

 

Bundan böyle izleyeceğimiz strateji ve uygulanacak yöntem ise, batılı ülkelerin
anlayacağı dilden olmalıdır. Bu konuyu parlamento gündemine alan,
televizyonlarında, yazılı basında ve konferanslarda tartışan ülkelere ilişkin
aynı çalışmaların Türkiye`de yapılması gerekir. Bu görüşümü öteden beri
söylüyor ve yazıyorum. Bunu artık anlamanın ve uygulamanın zamanı çoktan
gelmiştir.

 

Almanya, Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda veya bir başka ülke, “soykırım”
iddialarını gündemine alıyorsa, o ülkenin yaptığı gerçek soykırım ve
katliamlar, Türkiye üniversitelerinde önceden araştırılmalı, paneller ve
konferanslar düzenlenmeli, Televizyon kanallarında tartışmalar yapılmalı,
gazetelerde yazılar yayınlanmalıdır. Gerekiyorsa TBMM’sinde bu konu görüşülmeli
ve kararlar alınmalıdır.

 

İşte o zaman ilgili ülkeler bizi anında anlayacaktır. Stratejimiz, bizden hesap
soruyorsan, gel sende yaptıklarının hesabını ver olmalıdır.

 

Bu ülkelerin gerçek soykırımlarına ilişkin yapılacak bilimsel çalışmalar,
konferanslar, paneller, medya yayınları son derece etkili olacak, dikkatle
izlenecek ve ancak o zaman yaptıkları hatayı anlayabileceklerdir.

 

Bugün, 2. Haziran 2016’da Almanya Parlamentosunda 1915 olaylarını soykırım
olarak tanımlayan, parlamentodaki tüm siyasi partiler tarafından desteklenen
bir tasarı görüşülecek.

 

Buna karşı Almanya`da ve Berlin`de bir dizi etkinlik yaptık. Tüm
Milletvekillerine, bakanlara, Parti ve Gurup Başkanlarına, Şansölye Merkel ve
Cumhurbaşkanı’na gönderilmek üzere Mart ayında hazırladığım mektup, dernek
başkanlarıyla görüşülerek onaylandı ve 21 Nisan’da bu kişilere postalandı. 25
Mayıs günü bir basın konferansı düzenledik. 28 Mayıs Cumartesi günü de Berlin`
de büyük bir protesto yürüyüşü ve mitingi düzenledik. Bu etkinliklerimiz Alman
medyasında da, sınırlı da olsa yer aldı.

 

Birleşmiş Milletler tarafından Soykırım Konvansiyonu 1948 de onaylanmış ve 1951
tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Buna göre soykırım: “ulusal, etnik, ırksal ya
da dinsel bir azınlığın, tümünü ya da bir bölümünü, planlı, programlı olarak
yok etmek” olarak tanımlanmıştır.

 

Soykırım bir insanlık suçudur. Buna parlamentolar veya parlamenterler karar
verme yetkisinde değildirler. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 13 Aralık
2014 de ve yetkili üst dairesi de 15 Ekim 2015 tarihli Perinçek kararlarında bu
gerçeğin altını çizerek, 1915 tehcir olayının, Almanya’nın “Holocaust”
soykırımıyla karşılaştırılamayacağına vurgu yapmaktadır.

 

Almanya 1904 ve 1908 tarihlerinde Afrika kolonisi Namibya’da Herero ve Aman
halklarına karşı büyük katliamlar yapmıştır. Sol Parti tarafından Alman
Parlamentosuna verilen karar önergelerinde, Namibya’da soykırım yapıldığının
kabul edilmesini istemiştir. Alman hükümeti 2011 ve 2012 yıllarında verilen
önergelere yanıtında, “Birleşmiş Milletler 1948 Konvansiyonunun, geriye dönüşlü
uygulanamayacağını” belirtmekte ve “tarihi olayların değerlendirilmesinin,
bilimsel araştırmaların konusu olduğuna” vurgu yapmaktadır.

 

Oysa aynı hükümet bugün 1915 olaylarını soykırım olarak görmektedir. İşte bu
batılı ülkelerin inanılmaz çifte standardı, ikiyüzlülüğü ve utanmazlığıdır.

 

Biz yıllardır önermekteyiz. Uzman tarihçilerden oluşacak bir Komisyon kurulsun
ve nerede varsa tüm arşivler, kaynaklar, belgeler ışığında 1915 olayları
değerlendirilsin. Gerçek ortaya konsun ve bu tarihçiler komisyonu kararını
herkes kabul etsin. Ermenistan bu öneriyi kabul etmemiştir. Çünkü gerçeklerin
ortaya çıkmasından korkmaktadır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir