“Ben
asker olarak harpte bulunuyordum. Aldığım yaradan ötürü Bitlis’e doğru çekilen
birliği takip edemediğim gibi, yaralı ve sakat üç erle birlikte geri kaldık. Az
sonra Rus Kazaklarının öncüleri olan Ermeniler yanımıza geldiler.
Arkadaşlarımızdan Harputlu Hüseyin adındaki erin gözlerini çıkararak, ’Kalk
bak, Türk askeri geliyor mu?’dediler. Sonra zavallıyı kurşunlayarak şehid
ettiler. Diğer erin sağ yanından derisinin bir kısmını yüzerek çanta şekline
koydular. Bu zavallıya da, ’Elini sok, bu çantada padişahınızın parası var
mı?’diye işkenceye başladılar, sonra şehid ettiler.



Üçüncü arkadaşımızı yere yatırıp tenâsül aletini kestiler; sonra ağzına
koyarak, ’Bu boruyu çal, size Osmanlı askerinden yardıma gelsin!’yollu
hakaretlerden sonra, onu da şehid ettiler.



Artık sıra bana gelmişti. Bu alçaklıkları yapanlar bana yabancı gelmiyorlardı.
Yüzlerine baktım, içlerinden üçünü tanıdım. Bunlardan birisi Muş Ermenilerinden
ve Çıkar Mahallesinden Keşiş oğlu Aram. İkincisi yine Muş’un Yaş Mahallesinden
Bağdasar Körük oğlu Alkesam, üçüncüsü yine aynı mahalleden avukat Herant Efendi
oğlu Herant idi.




Bunlar beni bir dereye götürdüler. Yaktıkları ateşte tüfeklerini, şişlerini
güzelce kızdırdıktan sonra yirmi dört yerimden dağladılar.



Yalvarmalarıma, bağırıp çağırmalarıma, sızlanmalarıma asla kulak vermiyorlardı.
O sırada birkaç Rus askeri yetişti. Bunlardan birisi beni ölümden kurtardı. Bu
asker gizlice kulağıma Rusya’daki Müslümanlardan olduğunu söyledi.



Artık Rus, Kazak ve Ermeni çeteleriyle birlikte Bitlis’e doğru yola çıktık.
Yolda kaçak kafilelerine, ordunun arkasından göçen zavallılara rastladık. Ermeniler,
bu müdafaasız kadın ve çocuklarla, zavallı ihtiyarlara şiddetle saldırıyor,
yürekler parçalayıcı, insanlık dışı vahşilikle zavallıları katlediyorlardı.



İçlerinden Muş’un Ziyaret Köyü ahalisinden olduğunu tanıdığım bir Ermeni ile
altı arkadaşı, altı Müslüman kızını getirdiler. Bunları rükû’a varacak şekilde
çırılçıplak durdurdular, sonra iffetlerini kirletmeye başladılar. Bir taraftan
bu çirkin ve insanlık dışı işi yapıyorlar, bir taraftan da, ‘Bundan sonra
Müslümanlara böyle namaz kıldıracağız!’ diyorlardı.



Biz oradan ayrıldık, Til Köyüne vardık. Orada üç gün kaldık. Bu üç günde
evvelce beni kurtarmış Tatar Abdulmelik ekmek verdi. Üçüncü gün, artık yardım
edemeyeceğini, zira bir Müslümanı himaye ettiği anlaşılırsa şiddetli ceza
göreceğini söyledi. Bu sebeple başımın çaresine bakmam lâzım geldiğini anlattı.


 


Gecenin
karanlığından faydalanarak oradan kaçtım. Şafak sökerken Muş’un Korkut
ilçesinin Kızanan Köyünün karşısındaki tepeye yetiştim. Köyden feryad ve
figanlar işitiliyordu. Ermeni çeteleri bir taraftan bu köyü ateşe vermişler,
diğer taraftan katliâma girişmişlerdi. Oradan da kaçtım. Bir çok tehlikeler
atlattıktan sonra muhacirlerle birlikte geri çekildik.”


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet