İsveç
Mektubu



BİR KEZ DAHA SOYKIRIM


ABDULLAH
GÜRGÜN/STOCKHOLM




11
Mart 2010 tarihinde 130’a karşı 131 oy ile yani 1 oy farkla İsveç Meclisi
Riksdagen Türklerin Ermenilere, Asurlara, Keldanilere ve Pontus Rumlarına
soykırım yaptığı görüşünü kabul etme kararı aldı. Ayrıca kararda İsveç’in, AB,
BM ve uluslararası alanda aynı tür kararların alınması, Türkiye’nin de
Türklerin soykırım yaptığını kabul etmesi yönünde çalışacağı  yer alıyordu.. Meclisin bu kararı yasa
değerinde değil, bir görüş bildirme niteliğinde olsa da mahkeme kararı imiş
gibi, her yerde Türklerin soykırım yaptığı bir gerçek olarak kabul görmeye,
itiraz edene “meclis kararı var” denerek “inkarcı” damgası
vurulmaya başlandı. 




O
tarihten sonra Öğretmenler okullarda bu yalanı yaymaya zorlandı. Üniversite
kitaplarına girdi. Gazeteler, radyo ve televizyonlar aynı yalanı ogün bugündür
yaymakta. Tek yanlı soykırım propaganda filmleri dizi halinde televizyonlarda
yayınlanmakta ve ne yazık ki kimse bunlara karşı çıkmak   da hiç bir işe yaramıyor. Medya da resmi
propagandaya alet olmakta.




Yalanların
yayılmasında, öğretmenlere ve gazetecilere kurslar veren Forum för Levande
Historia (Yaşayan Tarih) isimli, Kültür Bakanlığı’na bağlı kurum başı çekiyor.
Bu kurum daha meclis kararı çıkmadan önce bu yönde propagandaya başlamış,
meclis kararı için kamuoyu yaratmıştı. Şimdi de kendini yasal dayanak bulmuş
gibi görerek pervasızlığını zirveye taşımış durumda.




Bu
kurum, Sosyaldemokrat Partinin Eski Başkanlarından, Clinton ve Blair hayranı,
İsrail’in koyu taraftarı Göran Persson tarafından 2000 yılında kurulmuştu.
Sola, sosyalizme ve hele hele komünizme karşı da etkin mücadele yürüten bir
kuruluştu.


Bu
resmi kuruma karşı kimse etkin bir mücadele yürüt(e)miyor. Türkiye Cumhuriyeti
eskiden beri teslimiyetçi bir tutum içerisinde. Öte yandan bir itiraz
duyduğunda da “Türkiye bize baskı yapıyor” diye yaygarayı basıyor.
Bunun en son örneğini TV4’te gösterilen tamamen taraflı ve yalan yanlış bilgilerle
dolu iki bölümlük “Asur Soykırımı” filminin gösterilmesi nedeniyle
yaşadık. T.C Stockholm Büyükelçiliği Basın Sözcüsü kibar bir dille TV4’e mektup
yazarak konunun tartışmalı olduğunu belirtip filmin gösterilmesi konusunu
yeniden gözden geçirilmesi umudunu dile getirmişti. Hemen “Türkiye İsveç
basınını susturmak istiyor” yaygarası başlatıldı. Oysa ortada ne yasak, ne
ayıp ne günah vardı. Uygarca bir yanlışa dikkat çekiliyordu.




Sonuç
filmin kaldırılmasına değil daha çok izlenmesine yaradı.
 

İsveç’te
sol silinmiş gibi… Emperyalizme karşı mücadele yok denecek kadar zayıf. Eski
dinazorların çabalarıyla bazı etkinlikler düzenleniyor. Bu dinazorların başında
seksen dokuz yaşındaki, Dünya’ca ünlü yazar Jan Myrdal geliyor. 1970’li
yıllarda tanıştığımız Jan Myrdal İsveç’in “Aydınlıkçıları”
diyebileceğimiz ve o zamanlar çok güçlü olan grubun teorisyeni hatta
“guru”su durumdaydı. İri yarı vücudu, pala bıyıkları, gök gürültüsünü
andıran sesi ve özgür düşünürlüğüyle çok saygı duyduğum ve “Baba”
adını taktığım, çok sevdiğim bir kişiydi. Babası Gunnar Myrdal ve Annesi Alva
Myrdal Sosyal demokratların Nobel ödülü sahibi iki lideriydi, teorisyenleriydi.
Ama Jan Myrdal ana – baba takmamış devrimci olmuştu. Türkiye’de, “Bir Çin
Köyü Raporu” ve “Asi Bir Avrupalının İtirafları” kitaplarıyla ve
benim Aydınlık Gazetesi ve Berfin Bahar dergisi için kendisiyle yaptığım
söyleşilerden tanınıyor.




Dünyaca
ünlü İsveçli Yazar Jan Myrdal artık canına tak etmiş olmalı ki, Emperyalizme
karşı mücadelenin cephe yayın organı durumundaki Folket i Bild (Resimdeki
Halk)  Dergisi’nde bir yazı yayınladı.
Hem soykırım konusuna açıklık getirdi hem Emperyalist Batı’nın yüzüne tükürdü
hem de kendilerine “Yaşayan Tarih Forumu” diyen tarih sahtekarlarının
maskesini indirdi.




Yazıyı
Türkçeleştirerek bilginize sunuyorum.



SAHTECİLİK ÖRNEĞİ: FÖRINTELSEN* (Yokediş-Yahudi Soykırımı AG)
 

Jan
Myrdal


Türkçesi:
Abdullah Gürgün




Tutun
ki, kendimi birden 1942 yılının Şubat ayının karanlık bir sabahında14 -15
yaşlarında buluyorum. Ama Moss Caddesi’nden aşağıya doğru inen Alviks
Caddesi’nde Bromma Anex’teki okuluma doğru gittiğim 1942 yılında değil; şimdi,
2016 yılında Fagersta’da (nüfusa kayıtlı olduğum yer) ya da Varberg’de (Jan
Myrdal Kütüphanesinin olduğu yer) 14 yaşında uyanıveriyorum…
 

Karların
içinde zorla yürüyerek gittiğim okulumda 2016 yılında yine öğretmenlerimle
çatışacağımı biliyorum. 1942 yılında 
konu Hitler Almanya’sına, onun savaşlarına, toplama kamplarına ve
yoketme siyasetlerine bakış ile bunlara karşı bizlere dayatılan ikiyüzlü,
iğrenç ahlaksız yaklaşımdı. O zaman sınıfta Förintelsen (Yahudi Soykırımı AG)
konusunda öğretmenlerle kavga edeceğimin bilincindeydim. Öğretmenlerin görevi
devletin dayattığı utanç verici yalanları söylemekti. Daha çok genç olan benim
için ise onurlu olmak ve sınıfın önünde o yalanları düzeltme cesaretine sahip
olmak zorunluluğu vardı. Fark, yanlış bilgi yaymak için devletin 1942’ye göre
2016’da öğrenim alanında daha güçlü hukuksal dayanaklara sahip olmasındadır. O
zaman Almanya’da olduğu gibi şimdi de İsveç’te yalan yayma göreviyle kurulmuş
bir devlet kurumu var (Forum för Levande Historia).




AÇIK
YÜREKLİ OLMALI.


Burada çok açık yürekli olmalıyız. O zaman Hitler Almanya’sının kitlesel
kıyımlarının o kadar örgütlü ve derin suçlar içeriyor olması nedeniyle bu
konuda halkı bilgilendirmek ve bilinçlendirmek zorundaydık. Bugün de öyle. Biz
solcular o zaman da bu korkunç suçların anlatılmasında başı çekiyorduk. Yalnız
suskun koalisyon hükümetinin döneminde değil, 1950’li yıllarda da içlerinde
İsveç’in de olduğu “Batı”, eski suçlu Nazilerin yüksek görevlere getirildiği
(Dışişleri Bakanlığı dahil) Adenauer Almanyası’nı gözeterek  yalnızca mırıldanıyordu. O nedenle Arbetar
Kültür (İşçi Kültürü) 1955’te İsveç’te Lord Russell of Liverpool’un Hakkorsets Gissel (Gamalı Haçın Dikeni-
Aslı: The Scourge of the Swastika AG
)
kitabını yayınladı. Kitap, o sıralarda Rusya’ya karşı donatılmakta olan Almanya
ile ilişkileri bozacağı gerekçesi ile baskı altına alınmıştı.  İngiliz hükümeti Lord Russel’i Savaş
Suçluları Savcılığı görevinden atmıştı (Ama kitap yine de büyük başarı
kazandı). Bu kitap aynı zamanda, benim yönettiğim bir festivalin parçası olarak
Auschwitz’i (Nazi Almanlarının Polonya’daki ünlü Yahudi toplama kampı AG)
ziyaretimizin de tamamlayıcısı oldu.




Ancak
“Förintelsen (Yokediş)” kavramı bir yalan ve siyasi olarak yalana hizmet
ediyor. Yokedişler, kitle kıyımları ve bunların ideolojileri Hitler Almanyası
ile sınırlandırılamaz ve sınırlandırılmamalıdır. Japon İmparatorluğu’nun aynı
zamanlardaki kıyımları daha büyüktü. Churchill’in Bengal’deki planlı kıyımları
Hitler ayarındaydı (Artur Lundkvist buna işaret etmiştir). Ama gerçek daha da
acı.  Amerika Birleşik Devletleri yerli
halkın kıyımı yoluyla gelişti büyüdü ( Kızılderili filmlerinde sapıkça
yansıtılan). Emperyalizmle yürütülen Anglosakson devletler değişik
anakaralarda  planlı olarak kitle
kıyımları yürüterek yerli halkların soylarını kuruttular. Bunların çok iyi
bilinmesi gerekirdi. Ama susmak daha kazançlı değil mi?


Geçenlerde
(komünist olmayan) profesör Manuel Sarkisyanz’ın bir kitabı hakkında yazı
yazdım. Kitap pratikte Almanya’da baskı altına alındı. İngilizcesi yalnızca
Hindistan ve İrlanda’da yayınlanabildi. Sarkisyanz  kitabında, Büyük Britanya’da ırkçılık ve
soykırımın Dünya gücü olma amacıyla, bir ideoloji olarak  nasıl geliştirildiğini gözler önüne
seriyordu. Hitler’inki yalnızca bir yansımaydı.




“FÖRİNTELSEN
SÖZCÜĞÜNÜ YAZMAK


“Förintelsen (yokediş)” sözcüğünü belirli bir özel isim olarak yazmak gramatik
olarak Batılı emperyalistlerin asırlardır yürüttüğü ve bugün de yürütmekte
olduğu “Förintelsen’lere (yokedişlere) kibarca göz yumma anlamına gelmektedir.




Conquistadorların
(İspanyol talancıların AG) Meksika ve Orta Amerika kızılderililerine neler
yaptıklarını yazan Bartolomé de Las Casas’ı okuyarak başlayın! Mark Twain’in
Kıral Leopold’ün Kongo’da yaptıklarıyla ya da ABD’nin Filipinler’deki
kıyımlarıyla devam edin! Biz bunlara karşı yazıyoruz ve gösteriler yapıyoruz.
Ancak uluslararası suç sözkonusu olduğunda Hitler ile Bush arasında ayrım
yapılmayacağı resmi medyada bulunmaz – ve resmi sınıflarda söylenmez-. Kolay
olsa da, bunun böyle olduğu gösterilmez. Tersine, ülkelerimizdeki yalaka
yazarlar ve siyasetçiler ekmek paralarını bunları inkar ederek kazanırlar.




Bugün
14 yaşımda olsaydım sınıfta ayağa kalkıp bunları söylerdim.  Daha fazlasını da söylerdim. Geçerli
kurallara işaret ederek  öğretmenlerimin
devletin “sözde gerçek üreten bakanlığı (Forum för Levande Historia)” tarafından belirlenmiş sözde gerçekleri izleyip yaydıkları için
suçlu olduklarını söylerdim. Onlar
açık konuşsalardı işten atılırlardı.
Ekmek paralarını tehlikeye atarak benimle aynı fikirde olduklarını
söyleyemeyeceklerini biliyorum. Ama belki susup beni sonuna dek
dinleyebilirlerdi. Hiç değilse bunu umabilirim. 1941’de de beni sonuna dek
konuşturan iyi ve şerefli öğretmenler vardı. Ama onlar arkası sağlam olanlardı.


ONDÖRDÜNDE


Evet, ondördünde  ve okula gidiyor
olsaydım okul kurumlarına ve eğitim planlarına en ince ayrıntılarına kadar
karşı çıkar, Yaşayan Tarih Forumu’nu 
(Forum för Levande historia’yı)** ve onun çalışmalarını ele alırdım.
Sınıf arkadaşlarımdan http://www.levandehistoria.se/   resmi internet sitesine girmelerini ve
eleştirel bir gözle, entelektüel bir şekilde bu kurumun kaynaklarını ve yalan
tezgahlarını incelemelerini, ayrıntılarıyla sahte tarih bakış açılarını ortaya
koymalarını isterdim.




Strindberg’in
yazdığı gibi, hakim sınıflar için uygun olmayan şeyler sansürlenir. Bu devlet
kurumu sahte bilgi vermek için Hitler siyasetlerinin kurbanı olmuş milyonlarca
insanın anılarını istismar etmektedir.




Bu
kurumda çalışan İsveçli resmi akademisyenlerle Hitler’in ideoloji makinesi için
çalışan Almanlar arasında hiçbir fark yoktur. On dört yaşında bir öğrenci
olarak yalnızca protesto etmekle kalmazdım. İsim isim üzerlerine giderdim. Bu
akademisyenlerle ve bu devlet “gerçek” üretme bakanlığından (Levande
Historia AG) geçimini sağlayanlarla Hitler Almanyası’nın kurumlarında
çalışanlar aynı kumaştandır. Bunlar Hitler sonrası Adenauer Almanyası’nda
çalışmalarını sürdürüp akademik onur ve şaşalı cenazelerle gömülmüşlerdir.




Ondört
yaşında bunları yapabilirdim çünkü henüz korkarak ayak uyduruyor olmazdım.
Sonra pekçoğu gibi birer ter torbası, yalaka korkak olabilirdim. Bu sezi bir
uyarı olabilir. İnsan o yaşlarda şerefli olma cesaretiyle yanlış yapmaktan
çekinmemeli. Öyle cesur işler yapmalı ki, yetişkin yaşlarında hiçbir şeyden
çekinecek, korkacak hali kalmamalı.




(Folket
i Bild Sayı 2/2016)
 

*Nazilerin
Yahudilere uyguladığı toplu kıyımlara özel bir isim olarak “Förintelsen” adı
yakıştırılmıştır. “Yok etme, förinta”; yokediş 
“förintelse”dir. Artikeli,  “en”
dir” En förintelse: Bir yokediş… Förintelse sözcüğünün ardına “en” artikeli
eklendiğinde belirli bir olayın adı olur. 
Yahudilerin Almanlar tarafından yokedilişinin özel adı olarak da
“Förintelsen” sözcüğü türetilmiştir. Bunun anlamı da“Yokediş” oluyor. Bu
olaylar için Yahudiler İbranicede ‘felaket’ anlamını taşıyan ‘Shoah’ı ya da
Tanrı’ya veya tanrılara bir şeyi kurban etmek anlamındaki “Holokost”
sözcüğünü kullanıyorlar. AG




**
Yahudi soykırımı konusunda bilgilendirme çalışmaları yapmak üzere kurulan daha
sonra Ermeni, Asur, Süryani, Keldani ve Kürtlerin soykırıma uğradıkları
yolunda  çalışmalar yapmaya başlayan
kurum. Öğretmenlere, gazetecilere kurslar düzenliyor, Stockholm’ün en eski ve
merkezi bölgesi Eski Kent (Gamla Stan) bölgesindeki görkemli binasında sergiler
açan, konferanslar, seminerler düzenleyen, Alman Propaganda Bakanlığına benzer,
Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan, resmi bir kuruluş. AG 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet