ADNAN
PELVANLAR


Tarihimizin son 150 yılı Ermenilerin, Türklere
ihanetleri ve düşmanlıkları ile doludur ve hala bu haksız ve nedensiz
düşmanlıkları devam etmektedir.


Türkler Anadolu’ya gelene kadar
Ermeniler, Bizans’ın askeri, siyasi ve mali baskısı altında yaşamaktaydılar.


İlk Türk, Ermeni ilişkileri Çağrı Bey’in, 1015’lerden
itibaren Anadolu seferleri ile başlamıştır. Bizans adına yönetilen Kars,
Ermeni Kral Gagik tarafından 1064’te Alparslan’a yapılan davet ve halkın
katıldığı tören ile teslim edilmiştir.


Anadolu’nun Türkler tarafından fethi ile birlikte
Ermeniler, Bizans’a karşı güvencede kalarak rahat bir nefes almışlardır.


Fatih, İstanbul’u fethettikten sonra
Bursa’daki Ermeni ruhani lideri Hovakim’i, İstanbul’a getirterek patrik ilan
etmiş, Samatya’daki Sulu Manastır kilisesini emrine vermişti.
Böylece Ermeniler, bugün de olduğu gibi din, eğitim, öğretim ve aile
işlerini kendi adetlerine göre düzenlemeye başlamışlardı.


Osmanlı Ermenileri, askerlikten muaf
olarak sanat ve ticaretle uğraşıp varlıklı hale gelirken
devlet görevlerinde en üst makam olan nazırlığa kadar da
yükselmişlerdir.
Ticari gayelerle Osmanlı topraklarının, Balkanlar dahil
her köşesine gidip, yerleşmişlerdir.


1774 yılındaki Küçük Kaynarca
Antlaşması, Osmanlı için bir kırılma noktası olmuştur.
Rus Çarlığı, Küçük Kaynarca Antlaşması’na dayanarak, Osmanlı
Hıristiyanlarının koruyucu rolünü üstlenmiş, Osmanlı Devleti’nin içişlerine
karışmaya başlamıştır. Bundan sonra Ermeniler kendilerini Rus tebaası gibi
görmeye başladılar.
Her Osmanlı-Rus savaşında, Rusların beşinci kolu gibi
çalıştılar.


Diğer taraftan 1820’den itibaren
Amerikalı misyonerler Anadolu’ya gelmeye başladılar.
Açtıkları okul, hastane gibi kurumlarla Ortodoks olan Ermenileri, İngiliz
misyonerle birlikte Protestan mezhebine soktular. Fransızlar ise, Ermenileri
Katolik yapmaya çalışıyordu.


Bu süreçte, yabancı konsolosların Ermenilere
telkinleri “Ne duruyorsunuz, Yunanlıların, Bulgarların yaptığını yapsanıza…”
şeklindeydi… Rusya, Fransa ve İngiltere, Avrasya’daki çıkarlarına aracı yapmak
istedikleri Ermenilere, Anadolu’da bir Ermenistan kurma sözü verdiler.
Ermeniler bağımsız bir devlet için silahlı ayaklanmaya hazırlanırken bu
devletlere güveniyorlardı.


1860’lardan itibaren Anadolu’da isyanlar
çıkarmaya başlayan Ermeniler, Bulgaristan’da Taşnak örgütleriyle üslenmeye
başladılar.
Taşnak Örgütü, 1901 ile 1909 arasındaki
4 genel kurulunu Filibe, Sofya ve Varna’da yaptı. Filibe’de askeri talim
görmeye başladılar.


Sultan Abdülhamit’e 1905’te yaptıkları
suikastı Sofya’da planladılar.


1906’da Bulgar Askeri Akademisinden mezun olan Taşnaklı
Ermeniler, Boris Sarafov’un yardımlarıyla Rila manastırı’nda kendi askeri
eğitim akademisini kurdular. Bu okulun masraflarının büyük bir kısmını ABD
üslendi.


1911’de Trablusgarp savaşının başlaması
ile Osmanlı’nın zor durumda kalması, Taşnakların bağımsız Ermenistan kurma
ümitlerini artırmıştı.


8 Ekim 1912’de 1. Balkan savaşı başladı. Aynı gün,
törenle yemin eden 273 kişilik Taşnak Ermeni bölüğü Bulgar ordusuna katıldı.
23
Ekim’de Sofya’dan cepheye hareket ettiler. Gönüllü Ermeni Birliği’nin başında
Taşnak Komitecisi Antranik Ozanyan bulunmaktaydı.


Gönüllü Ermeni Birliği’nin, Osmanlı kuvvetleriyle ilk
çarpışmaları 4 Kasım 1912’den başlayarak Mestanlı, Uzun Hamitler, Balkan
Türesi ve Gümülcine
bölgelerinde olmuştur. Daha sonra Malkara, Keşan ve
İpsala
bölgelerinde bulunup Osmanlı tebaası Ermenilerce törenle
karşılandıkları Tekirdağ’a geçmişlerdir.


Troçki, Sofya’da Ermeni Gönüllü Birliği’nden 20 kadar
yaralıya rastlamış ve onlardan bilgi almıştı. Yaralılar, Troçki’ye sivil
Türkleri boğazladıklarını itiraf etmişlerdi.


Osmanlı Devleti kayıtlarında: “Antranik Ozanyan ve
çetesi Rumeli’nde, Edirne, Keşan, Malkara, Tekfurdağı (
Tekirdağ)’ında
biçare, aciz İslam kadın ve çocuklarını boğazlamakta, sıbyan ve aciz ihtiyarları
camilere doldurarak diri diri yakmakta ve İslam mabetlerini kiliselere
dönüştürmekteydi
” yazılıdır.


Savaşta gösterdiği başarılarından dolayı, Antranik’e
Bulgaristan Kralı Ferdinand emriyle Bulgar Ordusunda teğmen rütbesiyle 600
frank maaş bağlanmıştır.  


Emekli büyükelçimiz, değerli aydınımız
Bilal N. Şimşir (
Ermeni Meselesi) kitabında şöyle
diyor:
“…Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne ihaneti var, düşmana hizmeti var;
Mehmetçiği arkadan hançerlemesi var; masum Müslüman köylüleri kılıçtan
geçirmesi var, alçaklık, kalleşlik var, yalanın, hilenin daniskası var, her
türlü adilik, kötülük ve de emperyalizmin bütün çirkin oyunları var.”


Bugün ise Türkiye’de, Ermeni soykırım yalanını insan
hakları, barış ve demokrasi adı altında benimsetmeye çalışan; Soros’dan
beslenen TESEV gibi vakıf ve dernekleri, “Soykırımdan kurtulan Ermeni
aileleri
” başlıklı fotoğraf sergisi açan (CHP) belediye,  “Ermeni
soykırımı ile yüzleşelim
” pankartları ile yürüyen (CHP, HDP) siyasileri
görüyoruz.


Diplomatlarımızı öldürmüş katilleri “Ermeni Ulusal Kahramanı” ilan etmiş, Azerbaycan topraklarını işgal
ederek, Azeri Türklerine soykırım uygulamış, Anadolu’muza göz dikmiş, Türklere
karşı olan kin, öfke ve intikam duygularını milli duygu haline getirmiş
Ermenistan ile bu koşullarda barış mümkün değildir
. Barış olsun diyenler de
iyi niyetli değildir. Bunları bilelim, uyanık olalım, oyunlara gelmeyelim.


Kaynaklar:


1-Selçuklu-Ermeni İlişkileri, Prof. Dr.
Ali Sevim Türk Tarih Kurumu


2-Bulgaristan’daki Ermeni Komitelerinin
Osmanlı Devleti Aleyhine Faaliyetleri- 1890-1918, Yrd. Doçent Bülent Yıldırım,
Türk Tarih Kurumu


3-Ermeni Meselesi,1774-2005, Bilal N.
Şimşir, Bilgi Yayınevi


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet