HDP’Lİ
MİLLETVEKİLİ GARO PAYLAN, BİLGİ YETERSİZLİĞİ SEBEBİYLE 1915 OLAYLARINI
SAPTIRIYOR.’
 


Emekli Kurmay Albay Dr. Araştırmacı Yazar ÖMER LÜTFİ TAŞÇIOĞLU



Oğuz Çetinoğlu:
Halkların
Demokratik Partisi
 (HDP)
Milletvekili Garo Paylan, TBMM’nde yaptığı konuşmada, aslı esası olmayan
beyanlarda bulundu. Röportajımızın yönünü belirlemek maksadıyla genel bir
değerlendirme lütfeder misiniz?


Dr. Ömür Lütfi Taşçıoğlu:
Garo Paylan,
Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden yaptığı konuşmalarda; “Ermeni
aydınlarının, milletvekillerinin ve kanaat önderlerinin tutuklandığını,
vekillerin Ayaş’a getirildiğini, bazılarının Diyarbakır ve Urfa’ya sürüldüğünü,
vekillerin yolda katledildiğini, Malta sürgünlerinin yargılanmaları
tamamlanmadan Cumhuriyet kurulduğu için yargılamanın yarım kaldığını”
ifâde
etmiştir.  Ancak bu ifadeler gerçekleri yansıtmamaktadır.




Çetinoğlu:
Deve
bedeni gibi doğrusu olmayan laflar…


Dr. Taşçıoğlu:
Garo Paylan TBMM’de
yaptığı bir diğer konuşmasında ise; “Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda
milletvekilliği yapan Ermeni kökenli Osmanlı vatandaşlarının resimlerini
göstererek, bunların demokratik siyasetle bir arada yaşamamızı savunduklarını,
Türklerin bu kişilerin Osmanlılık rüyasına ve demokratik siyasete ihânet
ettiğini, geçmişte milletvekilliği yapan söz konusu Ermeni kökenli Osmanlı
vatandaşları için TBMM tarafından bir araştırma komisyonu oluşturulması
gerektiğini ve kendisinin söz konusu milletvekillerinin hepsinin önünde
saygıyla eğildiğini”
belirtmiş ve bu son sözlerini Ermeni dilinde de
tekrarlamıştır.
Garo Paylan
tarafından
resimleri 
gösterilerek demokrasi havarisi gibi tanıtılan
  milletvekillerinden birçoğu Osmanlı Devletine ihânet etmiş, hatta
düşman kuvvetlerine katılarak Rus üniforması altında Osmanlı Devletine karşı
savaşmış ve Rusların Anadolu topraklarını işgali ve savaş sonrasında geri
çekilmesi sırasında  Anadolu halkını kitleler halinde katletmiş 
vatan hainleridir. 




Çetinoğlu:
Garo
Paylan’ın
meseleyi 1915’ten
ele alması, Bektaşi’nin ‘Namaza durmayın!’ yâvesini hatırlatıyor.
 

Dr. Taşçıoğlu:
Daha da ileri giderek
1890-1919 yılları arasında Osmanlı coğrafyasında ve Kafkaslarda yaşanan
olaylarla alakalı olarak yüzleşme ihtiyacından söz ediyor.




Çetinoğlu:
Gerçekleri
bilmiyor mu? Neye güvenerek böyle konuşabiliyor? Siz bu meseleyi derinlemesine
araştırmış, kitap yazmış bir yazarsınız. Öğrenmesine yardımcı olur musunuz?


Dr. Taşçıoğlu: Bilindiği gibi Osmanlı Devleti’nin
yükseliş döneminde Ermeniler devletin sâdık bir tebaası olmuşlardır. Gerileme
döneminde ise emperyalist devletlerin de kışkırtması ile Osmanlı Devleti’nden
koparacakları topraklar üzerinde bağımsız bir Ermenistan kurma hayaline kapılmışlar,
tebaası oldukları Osmanlı Devletine karşı düşmanla yan yana savaşmışlardır.




Çetinoğlu:
Bu
gerçeklerden hiç bahsetmiyor. Târih okumamış demek ki… Ermenilerin, vatandaşı
bulunduğu devletle savaşa girmelerini gerektirecek bir haksızlığa mâruz kaldığı
söylenebilir mi? Ermeniler aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin imtiyazlı
vatandaşları değil miydi? 


Dr. Taşçıoğlu:
Evet! İmtiyazlı
vatandaş statüsüne sâhipti.




Çetinoğlu: Konuyu misallerle açıklar
mısınız?


Dr. Taşçıoğlu:
Osmanlı Devleti,
Ermenileri her dönemde kendi iç işlerinde ve dinlerinde serbest bırakmış,
onlara kendi okullarında eğitim yapmaları,  kendi aralarındaki dâvâları
kendilerinin çözmesi, askerlikten muaf olmaları gibi haklar tanımış ve bu
kapsamda 1863 yılında Ermeni Milleti Nizamnamesini kabul etmiştir.
 

Osmanlı Devletinde Ermenilerden 22 bakan, 33 milletvekilli,
29 paşa, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos, 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 üst
düzey memur işbaşına gelmiştir. Bu kapsamda 1. Meclis’te 10, 2. Meclis’te 11
Ermeni milletvekili görev almıştır. Ancak verilen bütün bu haklara ve imkânlara
rağmen
1877-1878 Osmanlı-Rus
Harbi öncesinde Ermeniler Osmanlı Devleti’nden önce özerklik, uzun vâdede ise
bağımsızlık kazanmak için harekete geçmiştir. Bu durum İngiltere’nin İstanbul
büyükelçisi Henry Elliot’un  raporunda şu şekilde yer almıştır: ‘Dün
Ermeni patriği bana geldi. Avrupa devletlerinin ilgisini çekmek için ihtilal,
isyan çıkarmak gerekiyorsa bunları çıkarmanın katiyen zor olmadığını söyledi.


Robert Koleji’nin kurucusu misyoner rahip Cyrus Hamlin ise
23 Ağustos 1895 târihinde The New York Times’da yayınlanan makalesinde Hınçak
terör örgütünün gerçek maksadının ‘Rusya’yı Osmanlı devletine saldırtmak ve
savaş şartlarından yararlanarak bağımsız bir Ermenistan kurmak olduğunu
söylüyor. Bunu sağlayabilmenin aracı olarak Ermenilerin Türk ve Kürt köylerine
saldırarak bütün halkı katledeceklerini ve Türklerin mukabelede bulunmasının
Rus müdâhalesine dâvetiye çıkaracağını bir Hınçak üyesinin ifâdelerine
dayanarak detaylı olarak anlatmakta ve Hınçak militanın sözlerine devamla;


Biz Rus Ermenileri olarak Türk Ermenileri tahrik edeceğiz ve
yüzlerce millik mesafelerde göçler olacak. Aptallık edenler bedelini
hayatlarıyla ödeyecekler.’
dediğini nakletmektedir




Çetinoğlu: Cyrus Hamlin
tarafından aktarılan bu konuşma bile tek başına 1915 olaylarının arka planını
aydınlatmaya yeterlidir. Garo Paylan bunları bilmiyor demek ki…


Dr. Taşçıoğlu:
Osmanlı Devletinin
milletvekili olan Ermenilerin ve patrikhanenin görevlendirdiği papazların
liderliğinde toplantılar yapan Taşnaksutyun, Hınçak ve Ramgavar gibi Ermeni
komiteleri; 1. Dünya Harbi başlamadan hemen önce ‘Rus ordusuna katılmak,
geride kalanlarla ise çeteler teşkil ederek Rus ordusu hududu geçer geçmez
silaha sarılarak Türk ordusunu arkadan vurmak suretiyle iki ateş arasında
bırakmak ve Türk köylerini yakarak göçe zorlamak
’ konusunda kararlar
almışlardı. Bundan amaçları, katlettikleri Türklerin topraklarını ele geçirerek
Osmanlı coğrafyasındaki bazı bölgelerde nüfusun çoğunluğunu ele geçirmek ve bu
nüfus çoğunluğuna dayanarak Osmanlı’dan koparacakları topraklarda bağımsız bir
Ermenistan devleti kurmaktı.


Çetinoğlu: Siz
araştıran bir yazarsınız. Bu söylediklerinizin belgeleri hakkında bilgi verir
misiniz?


Dr. Taşçıoğlu:

Söz konusu belgeler şu kaynaklarda kayıtlıdır: Cyrus Hamlin’in söyledikleri ile
alakalı belge: Şükrü Server Aya, The Genocide of Truth, Istanbul Commerce
University Publications No:25, Istanbul, 2008, s.638-643


Ermenilerin Rus ordusuna katılma kararlarıyla alakalı belge:
Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918), Türk Târih Kurumu
Yayınları, Ankara, 2001, s.43


Türk köylerinin yakılacağına dair konuşmaların belgesi: Azmi
Süslü, Fahrettin Kırzıoğlu, RefetYinanç, Yusuf Halaçoğlu, Türk Târihinde
Ermeniler, Ankara, 1995, s.196-197


Ermenilerin bölge halkını ağır işkencelerle katlettiklerine
dair belgeler: Ömer Lütfi Taşcıoğlu, Türk-Ermeni İlişkilerinde Tarihi, Siyasi
ve Hukûkî Gerçekler, Nobel Akademik Yayınları, Ankara, s.157-185




Çetinoğlu: Ümit edilir ki, Garo
Paylan dürüst ve haysiyetli bir insansa, bu kaynaklara ulaşır, incelemesini
yapar ve TBMM kürsüsünden, yanıldığını açıklayıp özür diler.  


Osmanlı Devleti’nin, Ermeni komite liderlerini tevkif etme
kararı hakkında bilgi verir misiniz? 


Dr. Taşçıoğlu:
Osmanlı Devleti 8 ayrı
cephede savaşırken Ermenilerin çıkardığı isyanlar devleti zayıf düşürmüş,
Osmanlı orduları bir yandan bu cephelerde savaşırken, diğer yandan cephe
gerisine de asayiş için kuvvet ayırmak mecbûriyetinde kalmıştır.


Osmanlı Devleti, bütün ikazlara rağmen Ermeni çetelerinin Türk
ordusunun harekâtını sekteye uğratması ve kendilerine destek vermeyen Ermeniler
de dâhil mâsum sivil halkı katletmeye devam etmesi üzerine 24 Nisan 1915’te
Ermeni Komite Merkezlerinin kapatılarak evrakına el konulması ve komite
liderlerinin tevkif edilmesi kararını almış, bu kapsamda 77.735 Ermeni’nin
yaşadığı İstanbul’da 235 Ermeni komite liderinin tutuklanması
kararlaştırılmıştır. Ancak bunlardan 226’sı yakalanabilmiştir.




Çetinoğlu: 77.735 kişiden
yalnızca 235’i için tutuklama kararı çıkarılıyor ve 226’sı yakalanıyor. 
Bu rakamlar soykırım olmadığının apaçık delili. Mesele, yalnızca suçluların
cezalandırılmasından ibâret. Üstelik Ermenilerin yaptıklarının cezâsı her
ülkede ve her şart altında idamdır.


Tevkif edilen Ermenilerle ilgili suç unsurları hakkında elinizde
bilgi ve belge var mı?


Dr. Taşçıoğlu:
Var: Osmanlı arşiv
belgelerine göre tevkif edilenlerle birlikte 19 Mavzer, 74 Martini, 111
Winchester, 96 Manliher, 78 Gıra, 358 Filovir, 3591 tabanca ve 45221 adet
mühimmat ve bunların isyan hazırlığında olduğunu ispatlayan belgeler ve
yazışmalar ele geçirilmiştir. 




Çetinoğlu:
Bu
bilgiye ait belgeye nasıl ulaşılabilir? 


Dr. Taşçıoğlu:
Yusuf Sarınay’ın
konuyla ilgili çok değerli arşiv araştırmaları, ayrıca Genelkurmay ATASE
arşivinde isyancı Ermenilerden ele geçirilen silah, mühimmat ve dokümanlara
ilişkin raporlar mevcuttur. Yusuf Sarınay’ın “What happened on April 24, 1915?
The Circular of April 24, 1915, and the Arrest of Armenian Committee Members in
Istanbul, Int. Turkish Studies Vol 14, Nos.1&2, 2008, s.78’de yayınlanan
çalışmasında Ermeni komite liderlerinden tutuklanarak Çankırı’ya ve Ayaş’a
gönderilenlerle ilgili detaylı bilgilere yer verilmiştir. Bu çalışmada
İstanbul’da tutuklanan komite liderlerinin sayısı 226 olarak verilmiştir.


Ermeni yazar Peter Balakian ise 24 Nisan 1915’de İstanbul’da
tutuklanıp Çankırı’ya gönderildikten sonra İstanbul’a dönmesine ve daha sonra
sağlık problemleri sebebiyle Fransa’ya gitmesine izin verilen ve bir rahip olan
amcası Grigoris Balakian’ın hatıralarına dayanarak İngilizce’ye çevirdiği 2009
basımlı Armenian Golgotha adlı kitabında Ayaş’ta hapis bulunan Ermeni
komitecilerin sayısını 62 olarak, Çankırı’da hapis bulunan komitecilerin
sayısını ise 69 olarak göstermiştir.  Balakian’a göre tevkif edilen Ermeni
komite liderlerinin toplam sayı 131 kişidir.


Ancak söz konusu komite liderleri hapishaneye konulmamış,
ikişer-üçer kişilik gruplar halinde yazlık evlere yerleştirilmiş ve
şehir/kasaba içinde serbest olarak dolaşmalarına müsaade edilmiş, sadece günde
bir defa polis karakoluna uğrayarak bölgeyi terk etmediklerini göstermeleri
mecbûriyeti getirilmiştir. Hatta bunlardan Arşak oğlu Mardiros ile Arşak
Diradoryan adlı Ermeniler maddî durumlarının iyi olmadığını belirterek kendilerine
maddî yardım yapılması talebinde bulunmuş ve talepleri kabul edilmiştir.




Çetinoğlu:
Tevkif
edilenlere ne işlem yapılmış?


Dr. Taşçıoğlu: Yapılan tahkikat sonucunda Çankırı’da
denetimli serbestlik cezasında bulunan Ermenilerden 35’inin suçsuz olduklarına
karar verilerek İstanbul’a dönmelerine izin verilmiş, 25’i suçlu bulunarak
Ayaş’a nakledilmiş, 57’si ise Zor bölgesine sevk edilenlerle birlikte Zor’a
gönderilmiştir. Yabancı uyruklu komite lideri 7 Ermeni’den 3’ü sınır dışı
edilmiş, 4’ü ise hapiste tutulmaya devam edilmiştir. Kalan Ermenilerden 31’i
affedilmiş,  bunlardan 13’ü İzmit’e, 10’u Eskişehir’e, 2’si Kütahya’ya,
2’si Bursa’ya, 2’si Kastamonu’ya, 1’i Geyve’ye, 1’i ise Kayseri’ye
gönderilmiştir.


Ayaş’ta tutulan komitecilerden Taşnak lideri Serkis Bağdıkyan 9
Mart 1918’de ölmüş, Mondros Mütârekesinin imzalanmasından sonra Karnik
Madukyan, Kirkor Hamparsumyan ve Pantuvan Parzisyan serbest bırakılmış,
kalanlar ise İngiliz işgal kuvvetlerinin İstanbul’u işgalinden sonra
salıverilmiştir. 
 

Diyarbakır’a nakledildikleri sırada Krikor Zohrap ile
Ohannes Vartkes Serengülyan adlı
Ermeni
milletvekilleri Çerkez Ahmet ve Galatalı Halil adlı iki çeteci tarafından
katledilmiştir. Ancak bu çeteciler  Suriye’deki Askerî Mahkeme tarafından
yargılanarak idama mahkûm edilmiş ve cezaları infaz edilmiştir.
 



Çetinoğlu:  Ermeni komite
liderlerinin tevkif kararından  sonra neler oldu?


Dr. Taşçıoğlu:
Ermeni komite
liderlerinin tevkif kararından sonra da Ermenilerin ihânet ve katliamlara devam
etmeleri üzerine Osmanlı Devleti 27 Mayıs 1915’te Ermenilerden isyan edenlerin
ve çete kurarak sivil halkı katledenlerin bulundukları bölgelerden çıkarılarak
Osmanlı Devleti toprakları içinde yer alan ancak savaş bölgesinden uzakta olan
Şam ve Musul gibi vilayetlere nakledilmelerini kararlaştırmıştır. Esasen
Ermeniler zorunlu göç kararının alındığı 27 Mayıs tarihini değil,  Ermeni
komite liderlerinin tutuklandığı ve komite merkezlerinin kapatılarak evrakına
el konulduğu tarih olan 24 Nisan’ı sözde soykırım tarihi olarak kabul etmektedir.
Ermeniler 24 Nisan’ı sözde soykırım tarihi olarak kabul etmekl “biz
isyan için hazırlık yapıyorduk, “siz komite liderlerini tutuklayarak ve isyan
için hazırladığımız silahlara el koyarak bu hazırlıkları neden boşa çıkardınız,
Osmanlı’dan kopartacağımız topraklar üzerinde bağımsız bir Ermenistan devleti
kurmamıza neden izin vermediniz”
  demiş olmaktadır.


Diğer yandan Ermeni komite liderlerinin tutuklanma kararının
alındığı tarihte Çanakkale deniz savaşlarındaki yenilgiden gerekli dersi
çıkaramamış olan İngiliz, Fransız ve ANZAK birlikleri Gelibolu yarımadasına
çıkarma yapmak üzere Çanakkale’ye intikal halindeydi. Ermeni komite liderleri
tutuklanmasaydı 25 Nisan sabah alacakaranlık başlangıcında Gelibolu’ya çıkartma
yapan düşman kuvvetlerinin harekâtı ile koordineli olarak Ermeniler İstanbul’da
ve diğer bölgelerde yoğun olarak isyanlar çıkartmak suretiyle Osmanlı ordusunu
iki ateş arasında bırakacaklardı. 




Çetinoğlu: Garo Paylan meşgul (?!) olduğundan bu bilgilere
ulaşma imkânı bulamamıştır. Kendisini de bilgilendirmiş olduk.


Meclis kürsüsündeki konuşmasında hiç bahsetmediği gerçekler var. Anadolu’daki Ermenilerin tamamı nakil ve iskân
işlemine tâbi tutuldu mu? Bu mesele, soykırım iddiaları açısından çok büyük
önem taşıyor.


Dr. Taşçıoğlu:
Hayır! Anadolu’daki
Ermenilerin tamamı nakil ve iskân işlemine tâbi tutulmamış,  tutulanların
ise daha sonra yerlerine dönmelerine izin verilmiştir. Katolik ve Protestan
Ermeniler, İstanbul, Bursa ve Kütahya Ermenileri, Rus işgali altında olan Kars
ve Van Ermenileri, Silahlı Kuvvetlerde, sağlık kuruluşlarında, demiryolu
birliklerinde ve diğer kamu kuruluşlarında görevli olan Ermeniler nakil ve
iskân projesinden muaf tutulmuştur. Bizzat Ermeni patriği bu konuda ‘İstanbul
Ermenileriyle Kütahya sancağı ve Aydın vilayetindeki Ermeniler göç
ettirilmemişti. Hâlen İzmit sancağı ile Bursa, Kastamonu, Ankara ve Konya’da
bulunan Ermeniler buralardan göç ettirilmiş olup da geri dönmüş bulunanlardır.
Kayseri sancağı ile Sivas, Harput, Diyarbakır ve özellikle Kilikya ve
İstanbul’da göçten dönmüş, ama köylerine gidemeyen çok Ermeni vardır. Erzurum
ve Bitlis Ermenilerinin bütün bakiyesi Kilikya’dadır.’
şeklinde açıklamada
bulunmuştur.




Çetinoğlu: Bâzı bölgelerdeki Ermenilerin neden nakil ve iskân
projesinin dışında tutulduğunu da belirtir misiniz?


Dr. Taşçıoğlu:
Savaş bölgesinin
dışında oldukları ve  isyan hareketlerine katılmadıkları için …


Bu husus da soykırım iddialarının gerçek dışı olduğunun
delilidir.




Çetinoğlu: Nakledilerek savaş alanı dışındaki bölgelerde iskân
edilen Ermenilerin durumundan da bahseder misiniz?


Dr. Taşçıoğlu:
Ermenilere, iskân
edildikleri yerlerde tapulu ev, tarıma elverişli arazi, mesleklerinin icrası
için âlet, sermaye ve tohumluk verilmiştir. Ayrıca nakledilen Ermenilerin
devlete ve şahıslara olan borçları tehir edilmiş veya tamamen silinmiş ve suçlu
ve zanlılar hakkındaki takibat da durdurulmuştur.


Çetinoğlu: Çok teşekkür ederim. Devam
edeceğiz.
 



DERKENAR:  

SOYKIRIM NEDİR?

Soykırım kavramı, 1948 yılında Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın
Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde târif
edilmiştir. Bu târife göre soykırım; ‘Millî, etnik, ırkî ve dînî bir grubun
tamamının veya bir bölümünün yok edilmesi maksadıyla teşebbüs edilen şu
hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi, grubun üyelerine
ciddî bedenî veya zihnî hasar verilmesi, grubun hayat şartlarının grubun
tamamına veya bir kısmına getireceği fizikî yıkım hesaplanarak kasti olarak
bozulması, grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması ve
çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi… 


BMT Genel Kurulu ‘Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması
Sözleşmesi’ni 9 Aralık 1948 tarihinde kabul etmiştir. Sözleşme 12 Ocak 1951’de
yürürlüğe girmiş ve Türkiye sözleşmeye 31 Temmuz 1950 tarihinde katılmıştır.
Dolayısı ile söz konusu sözleşmenin kabulünden önceki tarihlere ilişkin
olaylara uygulanması hukuken mümkün olmamaktadır. 


Ayrıca bir fiilin soykırım olarak kabul edilebilmesi için fiil
işlenirken cürüm kastı denilen, bir ulusu yok etmek için özel bir kastın mevcut
olması gerekmektedir. 


Diğer yandan BM soykırım sözleşmesi soykırım iddialarını karara
bağlama yetkisini fiilin işlendiği iddia edilen devletin (Türkiye Cumhuriyeti)
mahkemeleri ile bu maksatla kurulan milletlerarası mahkemelere vermiştir.
Dolayısıyla çeşitli devletlerin Parlamentolarından çıkardıkları Türkiye’yi
soykırımla suçlayan kararların hiçbir hukûkî değeri yoktur. Bu kapsamda
Türkiye’nin soykırımla suçlanmasının hukuken mümkün olmadığı hususu Avrupa
Adalet Divanı’nın, Fransa Anayasa Konseyi’nin, Uluslar arası Adalet Divanı’nın
ve AİHM’nin kararlarında da yer almıştır. 


Oğuz Çetinoğlu: Sözde soykırım sebebiyle öldüğü iddia edilen
Ermenilerin sayısı da çok abartılıyor. Anadolu’daki Ermeni nüfusu ile nakil ve
iskân edilen Ermenilerin miktarı hakkında bilgi verebilir misiniz?


Dr. Ömer Lütfi Taşçıoğlu:

O dönemde Osmanlı coğrafyasının tamamında yaşayan Ermeni sayısı 1.294.000’dir.
Ancak göç uygulamasına sadece Anadolu’daki Ermenilerin bir bölümü tâbi
tutulmuştur. Nakil uygulamasına tâbi tutulan Anadolu topraklarında yaşayan
Ermenilerin sayısı 736.000 kişidir. Bunlardan 438.758’i göçe tâbi tutulmuş ve
göç ettirilenlerin 382.148’i (%82’si) sâlimen göç yerlerine ulaşmıştır.


Halep’teki Amerikan konsolosu Jackson 3 Şubat 1916 târihli
nakledilenler listesinde 486.000 Ermeni’nin bulunduğunu, 8 Şubat 1916 târihli
raporunda ise yerleştirme bölgesinde 500.000 civarında Ermeni bulunduğunu rapor
etmiştir.  ABD’nin Mersin Konsolosu Edward I. Natan ise  30 Ağustos
1915’te Büyükelçi Hanry Morgenthau’a gönderdiği raporda, ‘Ermenilerin
Adana’dan itibâren bilet alarak trenle seyahat ettiklerini, kalabalık
yüzünden  çektikleri zahmete rağmen hükümetin bu işi son derece intizamlı
bir şekilde idâre etmekte olduğunu, şiddete ve intizamsızlığa yer vermediğini,
göçmenlere yeteri kadar bilet sağladığını, muhtaç olanlara yardımda
bulunduğunu’
  belirtmiştir.  Söz konusu raporlar göç ettirilen
Ermenilerin katledilmediklerini, savaş bölgesi dışına çıkarıldıklarını ve büyük
bölümünün sâlimen yerleştirme yerlerine ulaştıklarını göstermektedir.


25 Kasım 1915’ten itibâren vilayetlere gönderilen emirlerle, kış
mevsimi dolayısıyla sevkiyat geçici olarak durdurulmuş, 21 Şubat 1916’da Ermeni
sevkiyatına son verilmiş, 15 Mart 1916 târihinde vilayetlere ve sancaklara
gönderilen ikinci bir genel emirle de bundan böyle hiçbir sebep ve vesileyle
sevkiyat yapılmaması bildirilmiştir. 




Çetinoğlu: Göç ettirilen
Ermenilerden geri dönenler oldu mu, bunların geri dönüşlerine izin verildi mi?


Dr. Taşcıoğlu:  Birinci Dünya Savaşı’nın sona
ermesinden sonra Osmanlı Hükümeti göçe tâbi tutulan Ermenilerden isteyenlerin
tekrar eski yerlerine dönmeleri için bir kararname çıkarmıştır. Ancak geri
dönüş kararnamesi ile Anadolu topraklarına dönen Ermeniler Doğu ve Güney Doğu
Anadolu bölgelerinde bağımsız bir Ermenistan kurma hayali ile bu defa da
Fransız işgal kuvvetleriyle işbirliği yapmışlardır.   Türk İstiklal Harbi
sırasında özellikle Fransızlar tarafından Antep, Maraş ve Adana’da önemli
miktarda Ermeni iskân edilmiş; Mısır’a gitmiş bulunan Musa Dağı Ermenileri’nden
toplanan gençler, Kıbrıs Monarga Ermeni Lejyonu Kampı’nda eğitilerek Fransız
üniformasıyla Anadolu’ya sevk edilmiş ve bunlar işgal edilen bölgelerdeki Türk
ve Müslüman halkı büyük zulümlerle katletmiştir.


Savaş sırasında Fransız idâresindeki Ermenilerin Anadolu’daki
Türk nüfusun yok edilmesi hedefine yöneldiği Rus tarihçi İrandust’un ‘Kemalist
Devrimin İtici Güçleri
’ adlı eserinde de aşağıdaki sözlerle ifâde
edilmektedir: ‘Fransızların oluşturduğu Taşnak’lardan müteşekkil jandarma
birlikleri Türk nüfusa karşı toplu cinayetlere girişerek çok sayıda Müslüman
Türk’ü öldürdüler… Ermeni çeteleri sırayla köylerin bütün halkını kılıçtan
geçirdi. Türk nüfusunun fizikî olarak ortadan kaldırılması programı tamamen
bilinçli şekilde işgalcilerin yönetiminde devam ettirildi
.




Çetinoğlu: Bu bilgiler, Osmanlı
Devleti’nin Ermenilere karşı planlanmış ve kasıtlı bir soykırım düşünce ve
tatbikatının bahis konusu edilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Tam
tersine, Anadolu’da Ermeniler tarafından büyük bir Türk katliamı yapıldığını
gösteriyor. 


Başka bir konuya geçelim: Garo Paylan ‘Malta sürgünlerinin
yargılanmaları tamamlanmadan Cumhuriyet kurulduğu için yargılanmanın yarım
kaldığını öne sürmektedir Bu iddia konusunda neler söyleyeceksiniz?
Dr.Taşcıoğlu:
Garo Paylan’ın bu iddiası da
gerçekleri yansıtmamaktadır.              
                     
      İstanbul’un işgalinden sonra İttihat ve Terakki’nin ileri
gelenlerini Malta’ya süren İtilaf Devletleri İstanbul ve taşradaki büyükelçilik
ve konsolosluklarında görev yapan Ermeni tercümanlar ile İngiliz, Fransız ve
Amerikalı tarihçi ve hukukçularını seferber ederek Ermeni iddialarını ispat
edecek delil arayışı içine girmiştir. Bu kapsamda kendi denetimlerindeki Osmanlı
arşivlerine ilave olarak ABD’de, İngiltere’de, Fransa’da, Mısır’da, Irak’ta ve
Kafkasya’da yapılan araştırmalar sonunda Osmanlı Devleti’ni suçlayacak en küçük
bir belge bile bulamamışlardır.


Arşivlerde yapılan bütün araştırmalara rağmen Malta’da tutuklu
bulunan Türkleri suçlayacak en ufak bir belge dahi bulunamadığı hususu
Washington’daki İngiliz Büyükelçisi R.C. Craigie tarafından İngiliz Dışişleri
Bakanlığı’na 13 Temmuz 1921’de rapor edilmiştir. Bunun üzerine İngiliz
Dışişleri Bakanlığı, Kraliyet Başsavcılığı’ndan Malta’daki Türkler aleyhine ‘hukûkî
bir dâva açılamıyorsa siyâsî bir dâva açılmasını
’ istemiş, ancak
Başsavcılığı ikna edememiştir. İngiliz Kraliyet Başsavcılığı, 21 Temmuz 1921
tarihli bir yazıyla, ‘eldeki delillerle Malta’daki Türklerden hiç birinin
Ermeni katliamı gerekçesiyle cezalandırılamayacağını
’ İngiliz Hükümeti’ne
kesin bir dille bildirmiş, bunun üzerine İngiliz Hükümeti, Malta’daki tutuklu
Türkleri serbest bırakmak mecburiyetinde kalmıştır.   




Çetinoğlu:
Garo
Paylan bunları da bilmiyor demek! Vah vah…


Peki Efendim, Meclisteki konuşmasında Osmanlı Meclisindeki
Ermeni milletvekillerinin Osmanlılık rüyâlarına, Türklerin ihânet ettiğini
iddia etti. Ermeni milletvekilleri mi rüyâ görmüşler Bay Paylan mı 101 yıl
sonra rüya görüyor?


Dr.Taşcıoğlu:
Garo Paylan tarafından
resimleri gösterilen Ermeni milletvekillerinden Onnik Tertsakyan Van
milletvekili ve Van’daki Taşnak örgütü lideri olarak görev yapan ve 400’den
fazla Türk’ü katleden Arşak Vramyan’dır. Vramyan günümüzde PKK terör örgütü tarafından
güvenlik güçlerine karşı kullanılan hendek ve tünel açma eylemlerinin 100 yıl
önceki mucididir ve aynı yöntemleri o dönemde Türk askerî birliklerine karşı
kullanmıştır.


Kozan milletvekili Hamparsum Boyacıyan ise, 27 Temmuz 1890’da
Kumkapı baskınına katılan, 1894’te Sason isyanını başlatan,  İngiliz arşiv
belgelerinde bile adı ‘agitatör / kışkırtıcı’ olarak geçen ve binlerce
mâsum Türk’ü başında bulunduğu çetelerle katleden  ‘Murad’ kod adlı
Hınçak çete reisidir. Hakkında verilen idam cezası İngiltere’nin baskılarıyla
ömür boyu hapse çevrilmiş, İkinci Meşrutiyetten sonra affedilmiş, ancak ihânete
devamla 30.000 Osmanlı Ermeni’sinin Rusya safında savaşa katılmasını sağladığı
için yargılanarak 24 Ağustos 1915’te idam edilmiştir.


Van milletvekili Vahan Papazyan, Osmanlı topraklarında Kürdistan
ve Ermenistan kurulması maksadıyla 5 Ekim 1927’de Lübnan’da kurulan Hoybun
cemiyetinin kurucularındandır. Taşnak örgütü temsilcisi olarak imza koyduğu
anlaşmada günümüzde BDP/HDP ile Ermenistan Taşnak Partisi arasında 29 Ekim
2013’de Washington’da, 12 Kasım 2013’de İstanbul’da ve 2 Aralık 2013’de
Diyarbakır’da yapılan toplantılarda alınan kararlara benzer şekilde ‘Türk
topraklarında Kürdistan ve Ermenistan kurulması için birbirlerinin yardımına
koşmayı taahhüt eden
’ hükümler bulunmaktadır. Ayrıca anlaşmanın 2.
Maddesinde her iki tarafın hangi toprakların Ermenistan’a, hangilerinin
Kürdistan’a ait olduğuna bakmaksızın ve sâdece 2 ülkenin kuruluşunu temel hedef
edinmiş olarak ortak düşman olarak kabul ettikleri Türkiye’ye karşı savaşmaya
devam edecekleri kayıtlıdır.


Tekirdağ milletvekili Hagop Babikyan, 1909 Adana olaylarından
sonra Hükümet tarafından teşkil edilen araştırma heyetinde görevlendirilmiş,
ancak heyetin yaptığı çalışmalarda sürekli kaçak davranmıştır.  Olayların
Ermeni papaz Muşeg’in kışkırtmalarıyla başladığını gösteren raporun
İngiltere’nin Mersin Konsolosu Binbaşı Dought Wylie’ye verilmesi sürecinde,
Hamparsum Boyacıyan tarafından tehdit edilen Babikyan, raporun sonuç bölümünü
saklamıştır. Daha sonra tamamlanan raporda olayları başlatan tarafın Ermeniler
olduğunun anlaşılması üzerine Babikyan Yeşilköy’deki evinde ölü bulunmuştur.
Babikyan’ın, kendisini tehdit eden Hamparsum Boyacıyan’ın ikazlarına uymadığı
ve Ermenilerin suçlu olduğunu gösteren raporun hazırlanmasında görev aldığı
için Boyacıyan tarafından infaz ettirildiği düşüncesi yaygındır. 


Erzurum’daki Sanasaryan Katolik misyoner okulundan mezun olan
Erzurum milletvekili Karakin Pastırmacıyan 1895 Zeytun isyanına destek
sağlayan, 26 Ağustos 1896’da meydana gelen Osmanlı Bankası baskınını planlayan
ve icra eden kişidir. Baskın sırasında çok sayıda asker ve sivil ölmüş ve
yaralanmıştır. Pastırmacıyan Birinci Dünya savaşı öncesinde Rusya’ya iltica
ederek 1905-1907 yılları arasında Kafkasya’daki Azerbaycan Türklerine yapılan
katliamlara önderlik etmiş, 1914’te Ermeni çetecilerin başında Osmanlı
topraklarına girmiş, Kasım 1914’te Bayezit’in Ruslar tarafından işgali
sırasında rastladığı bütün Müslüman halkı işkencelerle katletmiştir. Başına
geçtiği Tero-Çeho komiteleriyle Erzurum ve köylerinde taş üstünde taş
bırakmamış, daha sonra Rus ordusuyla birlikte Van’ın işgaline
katılmıştır. 


Armen Garo /Ermeni kahramanı’ kod adlı
Pastırmacıyan;  Kafkas cephesinde 180.000 Ermeni’nin ‘ezelî düşman
olarak gördükleri Türklere karşı savaşmak üzere Rus ordusuna katıldığını,
Osmanlı Ermenilerinden müteşekkil Dördüncü Ermeni Taburunun Oltu’dan
Sarıkamış’a intikal eden Onuncu Türk Kolordusunu Bardız geçidinde 24 saat
durdurmak suretiyle Türk ordusunun 60.000 kişilik Rus kuvvetlerini kuşatarak
esir almasına engel olduğunu,   kendi emir komutasında bulunan Birinci
Ermeni gönüllü Taburuyla Mirliva Halil Bey komutasındaki Türk kuvvetleriyle 3
gün çarpıştığını ve bu çatışmalarda Türk kuvvetlerine 3.600 kişilik zayiat
verdirdiğini kendi kaleme aldığı kitapta övünerek anlatmaktadır.


Ruslar 1 Mayıs 1917 ihtilalini müteakip Anadolu’dan çekilince
bölgedeki Ermeni ordusu da çekilme kararı almış ve geri çekilirken yolları
üzerindeki hiçbir köy ve kasabada canlı bırakmamış, Türk orduları girdikleri
şehirlerde günlerce sokaktaki cesetleri toplamıştır. 1918 yazında Ermenistan’ın
Washington büyükelçisi olarak atanan Pastırmacıyan Gümrü Barış Antlaşması’ndan
sonra İsviçre’ye giderek burada ‘Nemesis’ adlı Ermeni intikam örgütünün
kurucu üyeleri arasındaki yerini almış ve 1923’te ölmüştür.


Halep milletvekili Artin Boşgezenyan 3 dönem milletvekilliği
yapmış ve Osmanlı devletinin isyan eden Ermenilerin göç ettirilmesine ilişkin
kararını Meclis-i Mebusan’da ağır şekilde eleştirmesiyle tanınmıştır. Kendisi
ilk yargılamada beraat eden ancak daha sonra İngiliz işgal kuvvetlerinin ve
Ermeni patrikhanesinin itirazlarıyla üyeleri değiştirilen mahkemede yeniden
yargılanan ve ikinci yargılamanın hemen öncesinde temin edilen yalancı
tanıkların ifâdelerine dayanarak hakkında idam cezasına hükmedilen Boğazlıyan
Kaymakamı Kemal Bey`in 10 Nisan 1919`da idamıyla sonuçlanan mahkemede (Nemrut
Mustafa Divanı) sorgu hâkimliği yapmıştır.




Çetinoğlu: Paylan Efendi’nin ‘kahraman
olarak tanıtmaya çabaladığı kişilerin secere dosyası hayli şişkin. Mer-i kıptî
meselesini hatırlatıyor.


Özetini verdiğiniz secere dosyasındaki fiillere herhangi bir
Avrupa devletinde, nasıl bir cezâ uygulanırdı acaba? 


Dr.Taşcıoğlu:
Garo Paylan’ın iade-i
itibar talebinde bulunduğu milletvekillerinden birçoğunun işledikleri fiiller o
dönemde olduğu gibi günümüzde de Almanya, Avusturya-Macaristan, Hollanda,
İsviçre, Norveç, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin kanunlarında vatana
ihânet suçu kapsamında yer almaktadır.  O dönemde bu ülkelerin ceza
kanunlarının çoğunda vatana ihânet suçunun karşılığında idam cezası
öngörülmekteydi. Buna rağmen Osmanlı devleti Ermeni hülyalarını kendi toprak
paylaşımı uğrunda kullanmaya niyetlenen Avrupalı güçlerin baskısı altında çoğu
defa bunları affetmiş, ancak söz konusu milletvekilleri ve sözde aydınlar aftan
sonra da ihânetlerine devam etmişlerdir. Bunlardan Hınçak terör örgütü lideri
olan Hamparsum Boyacıyan mahkeme kararıyla yargılanıp asılmıştır. 




Çetinoğlu: Ermeni isyanlarıyla
başlayan, nakil ve iskân kararıyla devam eden bu süreçte Türk ve Ermeni
kayıpları konusunda bir karşılaştırma yapıldığında ortaya nasıl bir sonuç
çıkıyor?


Dr.Taşcıoğlu:
Gerek Osmanlı Devleti’nin, gerekse yabancı devletlerin sefâretlerinin
ve konsolosluklarının raporlarına göre o dönemde günümüz Türkiye coğrafyasında
yaşayan 736.000 Ermeni’den 438.758’i nakil işlemine tâbi tutulmuş ve bunlardan
382.148’i (% 82’si)  göç yerlerine ulaşmıştır. Aradaki fark sadece 56.610
kişi olup bunların 30.000’i salgın hastalıklardan hayatını kaybetmiştir.


Buna karşılık 1914-1922 yılları arasında Ruslar ve Ermeniler
tarafından Türkiye’nin doğu vilayetlerinde 1.189.132, Kafkasya’da ise 
413.000  Türk ve Müslüman katledilmiştir. Katledilenlere ilave olarak
1.604.039 Türk ve Müslüman, topraklarından çıkarılarak mülteci durumuna
düşürülmüş, mülteci Türklerden 1.000.000’u hayatını kaybetmiştir. Anadolu
coğrafyasında katledilen 1.189.132 kişiye, Trans Kafkasya’da katledilen 413.000
kişi eklendiğinde katledilen Türk ve Müslümanların sayısı 1.602.132’ye ulaşmaktadır. Üstelik
katledilen Türklerin durumu nakil sırasında hayatını kaybeden Ermenilerin
durumundan çok farklıdır. Ermenilerden ölenlerin çok büyük bir bölümü salgın
hastalıklar ve yol şartları gibi sebeplerle hayatını kaybederken, Ermeniler
tarafından katledilen Türkler ırkçı bir saldırının kurbanı olarak ağır
işkenceler altında yok edilmiştir. Türk zayiat rakamlarına Rus işgali ve Ermeni
katliamından kurtulmak için göç ederken hayatını kaybeden Türkler de
eklendiğinde Türk kayıpları 2,5 milyonu aşmaktadır. 


Nitekim ABD eski Başkanı Reagan’ın hukuk danışmanı olan Bruce
Fein : ‘Beyaz Saray 1981 yılında araştırma yaptı, Ermenilerin 2 milyonun
üzerinde Türk’ü katlettiği ortaya çıktı. İşgalden kaçmak ve katliamdan
kurtulmak için topraklarından göç etmek mecburiyetinde kalan Türkleri de
eklediğimizde Birinci Dünya Savaşındaki Türk kaybı 2.400.000 kişiye
ulaşmaktadır. Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu gerçeğin ortaya
çıkmasını istemiyor. … Burada asıl önemli konu, Ermenilerin ihânetidir. Osmanlı
kendisini savundu. Özellikle ABD’de yaşayan Ermeniler, soykırım yalanı ile
büyük menfaat sağlıyor. ABD yönetimi de büyük paralar döndüğü için Ermenileri
karşısına almak istemiyor. Ermeniler ısrarla kendi arşivlerini açmıyor. Çünkü
yıllardır soykırım yalanı ile dönen getirimi kaybetmek istemiyorlar. Arşivler
açıldığı anda gerçek ortaya çıkacak… ‘
ifâdeleri ile yukarıdaki rakamların
da üzerinde Türk’ün Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermeniler tarafından
katledildiğini açıklamıştır.




Çetinoğlu: Bütün bu anlattıklarınız aslında Türklere karşı soykırım
denilebilecek seviyede bir katliamın Ermeniler tarafından yürütüldüğünü
gösteriyor. Buna rağmen Garo Paylan’ın Ermeni milletvekilleri üzerinden
politika yapmasına karşı nasıl bir yol izlenmelidir?


Dr. Taşcıoğlu: Garo Paylan ve mensubu bulunduğu parti
kurulduğu günden beri TBMM çatısı altında ve meclis dışında terör örgütü PKK’yı
açıkça desteklemekte ve Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde başka
devletlerin kurulması için faaliyet yürütmektedir. Söz konusu faaliyetler
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, TCK’nun ve Partiler Kanunu’nun hükümlerinin
açıkça ihlalidir. Bu kapsamda işlenen suçlar sebebiyle BDP (DBP)’nin
kapatılması için açılmış olan davânın bir an önce sonuçlandırılması ve aynı
partinin uzantısı görüntüsü veren HDP’nin kapatılması için davâ açılması
Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası açısından hayatî önem taşımaktadır.




Çetinoğlu: Verdiğiniz bilgiler için Türk
milleti ve okuyucularımız adına teşekkür ederim.       
       


BİTTİ


Dr. E. Kurmay Albay Ömer Lütfi TAŞCIOĞLU,


13 Nisan 1951’de İstanbul’da doğmuştur. 1970 yılında Kara Harp
Okulu’ndan, 1983 yılında Harp Akademileri’nden mezun olan Taşcıoğlu, 
“Özel Komando” ve “İhtisas Komando” kurslarını müteakip Hava İndirme Tugayı 1.
Paraşüt Taburunda 1. ve 2. Kıbrıs Barış Harekâtına katılmıştır. 




1. Körfez Savaşı sırasında Amman Askeri Ataşesi olarak görev
yapan ve Türkiye’ye döndükten sonra terörle mücadelede görev alan Taşcıoğlu,
Genelkurmay Plan ve Prensipler Başkanlığı dâhil T.S.K.’nin çeşitli
kademelerinde 31 yıl görev yaptıktan sonra 30 Ağustos 2001’de kadrosuzluk
nedeniyle emekliye ayrılmıştır. 




Ömer Lütfi Taşcıoğlu Kara Harp Okulundan, Harp Akademilerinden,
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden
ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler
Bölümünden mezun olmuştur. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Uluslararası İlişkiler Bölümünde hazırladığı “Belgelere Türk Ermeni
İlişkilerinde Katliam ve Soykırım İddiaları” konulu doktora tezini 2014 yılı
Haziran ayında tamamlamıştır. 




Ömer Lütfi Taşcıoğlu’nun “Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri”,
“Ermeni Meselesi ve Bu Sorunun Çözümü İçin Alınacak Tedbirler”, “İngilizce
Askeri Terimlerde Anlam Başkalaşması”, “ABD’nin Küreselleştirme Politikaları,
Ortadoğu’da Türkiye’ye Biçilen Rol”, “Seçim Sistemimiz, Seçim Şaibeleri ve
Öneriler” ve “Türk-Ermeni İlişkilerinde Târihi, Siyâsî ve Hukûkî
Gerçekler”  konularında eserleri mevcuttur. 


Emekli olduktan sonra kapanıncaya kadar Genelkurmay Stratejik
Araştırma Merkezi’nde (SAREM) görev yapan Taşcıoğlu Temiz Seçim
Platformunun,  Talat Paşa Komitesinin ve ANKA Enstitüsü Bilimsel Danışma
Kurulunun üyesidir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet