Ekrem Hayri
PEKER : Ermeni tehciri üzerine




E-POSTA : ekrempeker@gmail.com


07 Nisan 2018


Tarih okumaya 7 -8 yaşında başladım. Yerli
ve yabancı tarihçiler tarafından yazılmış ülkeler, milletler tarihi kitapları
alıp, okumayı severdim. Sonraki yıllarda Antik Çağ’da Anadolu, Ortadoğu, Mısır
ve Türk tarihiyle; 1800’lü yıllardan sonra Balkan – Osmanlı Tarihi ve Kurtuluş
Savaşı yılları üzerinde yoğunlaştım.


Özel bir ilgi alanımda Kafkasya’dan
Çerkesler’in sürülmesiydi. Bu konularda sayısız kaynak kitabı, makaleyi okudum,
notlar aldım.


Sürgün, Tehcir, Soykırım… Adı ne derseniz
deyin ailem yaşadı. Bir tarafımız Kafkasya’dan sürüldü. Eşimin annesi
Rodoplardan, babası Batı Trakya’dan sürülenlerdendi.


Bazen bir cümle her şeyi anlatır. Oğlumla
2000 yılında Gökçeada’ya kamp yapmaya gittiğimizde terk edilmiş Rum köylerini
gezdik. Terk edilmiş köylerin halini gören oğlum şunları söylemişti; “Baba,
buradaki Atatürk büstleri İnönü’ye çok benziyor”, sonra şöyle devam etti; “Bu
insanları geri çağırmalıyız”.


Evet, 1923’den sonra kendi istekleriyle
göç eden veya askerlik yapmadıkları için vatandaşlıktan çıkardıklarımızı geri
çağırıp, vatandaşlık haklarını iade etmeliyiz.


Gelelim Ermeni tehciri konusuna; Ermeni
diasporası önce 1915–1918 tarihini öne sürdüler, Sonra bu tarihi 1915–1923
yıllarıyla değiştirdiler. Sebebini konusunda okuduğum bazı kitaplar ışık tuttu.


Tehcir edilen hiçbir halk geri dönmedi,
sürülen Osmanlı vatandaşı Ermenilerin %90’ı geri döndü. Hastalık, yol şartları
ve bazı Kürt aşiretlerinin saldırısıyla 10–50 bin arasında (Tarihciler
genellikle ~30 bin rakamında uzlaşıyorlar) Ermeni vatandaşımız hayatını
yitirdi.


Bugünkü Moldovya’dan Osmanlı topraklarına
göç eden ve İsviçre merkezli Yahudi kuruluşunun verdiği krediyle Bandırma’da
bir çiftlik alıp işleten bir ailenin oğlu I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Şavaşı
yıllarını yayınladığı kitapta anlatıyor. Çetecilerin çiftliklerini basmalarını,
uğradıkları haksızlıkları, Yunan işgalini ve yenilgiden sonra Averof
Zırhlısının Bandırma’yı bombalamasını, şehrin yanmasını anlatıyor; “ Rumlar ve
Ermeniler kaçtılar, biz kaldık. Çünkü Türklere bir kötülük yapmamıştık”. (Bir
Yahudinin Anıları, Albert Kant, Kastaş Yayınevi, İstanbul Temmuz 2003)


Ermenilerin Batı
Anadolu’yu (İstanbul hariç) terketmesi Kurtuluş Savaşı’nda yaşananların
neticesidir. Liberallerimiz, batılı tarihçi ve politikacılar ne derlerse
desinler, ülkemize suçlasınlar o dönemin teröristleri kadar dürüst olamazlar.
Hınçak, Taşnak ve benzeri örgütler amaçlarının ne olduğunu ve bu amaçlarını
nasıl gerçekleştireceklerini açık açık yazdılar. Sadece yazmadılar,
uyguladılar.


Aile Tarihimizi yazdım, “Çerkes Sürgünü”
üzerine bir kitap taslağım var. Bu çalışmayı yaparken doğal olarak Osmanlı –
Rus Savaşlarını, Doğu Anadolu’ya kısmi Çerkes göçünü ve I. Dünya Savaşı
yıllarında yaşananları geniş olarak araştırdım. Bölgede korkunç katliamlar
yaşanmış ve tehcir kararı alınmış. Yaklaşık 300 bin Osmanlı Ermenisi Çarlık
Rusya’sına geçmiş.


Daha sonra ilan edilen Ermeni Cumhuriyeti,
önce Azeri ve Gürcülerle savaştı (Gürcülerin Kara kitabına değinmeyeceğim).
Daha sonra Doğu Anadolu ve Trabzon’u ele geçirmek için Ankara Hükümeti’yle
savaştı. Yetmedi Bolşevik ve Menşevik diye birbirleriyle savaştılar. Savaşlar
ve yol açtığı ekonomik yıkımın getirdiği açlık Ermeni nüfusunun yarısını yok
etti.


Bu konuda Kastaş Yayınevinin (İstanbul,
1990) yayınladığı ve Dr. Sipahi Çataltepe’nin çevirdiği, Leonard Ramsdan
Hertill tarafından yazılmış bir kitaptan bahsedeceğim. “Bir Ermeninin
anılarında Azerbeycan olayları 1918 – 1922”. Kitap 1928 yılında ABD’nin
İndianapolis kentinde The Bobbs – Marvill Company yayınevi tarafından
yayınlanmış. Orjinal adı “ Men Are Like That”, Book Review Digest adlı yıllık
kitap kataloğuna kayıtlı.


Son Ermeni Cumhurbaşkanı Ovanes
Kaçaznuni’nin 1923 yılı Nisan ayında Taşnaksutyun Parti’sinin Romanya’nın
başkenti Bükreş’te yaptığı yurtdışı konferansına sunduğu rapordan birkaç
satırını okuyalım;Kaçaznuni,  “Bolşevik işgaline direnmeyeceklerini, bu
işgalin iç barışı sağlamasının yanı sıra halkın açlıktan ölmesinin önüne
geçtiğini” söylemiştir.”1920 Sonbaharında biz hem hükümet hem de parti olarak
gücümüzü kaybetmiş, çıkmaza girmiştik. Ve Bolşevikler geç kalsaydı, ,biz
kendimiz onları davet etmek zorunda kalacaktık. … Biz bitmez tükenmez
savaşlarda ülkeyi sürekli olarak silah altında tuttuk, üreten elleri savaş
meydanlarında meşgul ettik… Bolşevikler, halkı bu korkunç durumdan kurtardılar.


Bizim dönemimizde halk savaş meydanlarında
ya da açlıktan ölmekteydi, Şerur ve Vedi gibi buğday zengini bölgeleri, Akbaba
gibi hayvancılık üssünü çökerttik… Bugün Ermeni halkının tok olduğunu, buğday
ihtiyacının hemen hemen bulunmadığını duymaktayız.” (Ovanes Kaçaznuni,Taşnak
Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok-1923 Parti Konferansı Raporu-,Çeviren: arif
Acaloğlu,s:84-85Kaynak Yayınları İstanbul, Ocak 2012)


Not: Ermenice basılan bu kitap 4 yıl sonra Rusça’ya
çevrilerek Gürcistan’ın başkenti Tiflis’de basılmıştır. Moskova’daki Lenin
Kütüphanesinde mevcuttur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet