ERMENİ SORUNU & SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI


BAKALYAN DAVASININ TEMYİZ
DURUŞMASI YAPILDI


Alex Bakalyan v. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası
davası, Kaliforniya’da Ermeniler tarafından Türkiye’de bulunan ve günümüzde
İncirlik askeri üssünün de bir kısmını kapsayan arazinin kendilerinden
“soykırım” sonucunda zorla alındığı iddiasına dayanarak açılmış bir tazminat
davasıdır. Ermenilerin iddiasına göre arazi üzerinde elde edilen gelirle
ABD’nde Türkiye’nin ve bazı kurumlarının ticari faaliyetleri bulunmaktadır ve
bunlar Amerikan hukukuna aykırıdır. Ayrıca Ermenilere göre haksız el koyma
suçu, “soykırım” ile yürütüldüğünden, Türkiye’nin ve kuruluşlarının Amerikan
mahkemeleri önünde yargı bağışıklığı da ortadan kalkmaktadır. Siyasi bir hedefi
bulunan bu dava Ermenilerin “soykırım” iddialarının Amerikan mahkemeleri önünde
tartışmaya açılması ve Türkiye’nin bu davalar yoluyla ABD mahkemeleri önünde
söz konusu iddialara muhatap bırakılması amacı taşımaktadır. Ancak davanın
seyri Ermenilerin istediği gibi olmamıştır.


Ermeniler tarafından Osmanlı döneminden kalma hayat
sigortası poliçelerinden doğduğu iddia edilen haklar ile ilgili ABD ve Alman
şirketleri aleyhine Kaliforniya mahkemelerinde açılan dava Ermenilerin
aleyhinde sonuçlanmıştır.[1] Movsesyan davası olarak bilinen
(Movsesian v. Victoria Versicherung Ag (Munich Re)) bu dava sonucunda, Amerikan
Anayasa Mahkemesi (Supreme Court) Ermenilerin tazminat iddialarına temel
oluşturan ve “Ermeni soykırımı” ifadesinin Kaliforniya kanunlarına dolaylı bir
şekilde eklenmesini sağlayan  Kaliforniya Sulh Hukuk Usulü Yasası’nın
“Ermeni Soykırımı” ve “Ermeni Soykırımı Kurbanı” tanımlarını içeren 354.4 ve
354.45 sayılı kanun maddelerini iptal etmiştir.[2] İptal gerekçesi, söz konusu kanun
maddelerinin ve dolayısıyla Kaliforniya eyaleti yasama organının, federal
hükümetin ve Başkanın politika yürütme yetkisini gasp etmesidir. Anayasa
Mahkemesi’ne göre “soykırım” konusu bir dış politika konusudur ve “soykırım”
ifadesinin kullanılması Kaliforniya yasama organının yetkisi dışındadır.[3] Bu suretle Ermeni söylemi hukuki bir
yenilgiye uğramıştır.


Bu iptal kararı sonrasında, aynı maddelere dayanarak
açılmış olan Bakalyan[4] (ve Davoyan) davasının iptaline yönelik
ilk temyiz duruşması 17 Aralık 2018’de 9. Bölge Temyiz Mahkemesi’nde
gerçekleştirilmiştir.[5] 9. Bölge Temyiz Mahkemesi’nin daha önce
Bakalian davasını ele almış üç kişilik jüri heyetinden bir üye cinsel taciz
suçlaması ile görevinden alınmış, diğeri vefat etmiş ve geriye Wardlaw adındaki
hakim kalmıştı. Wardlaw’a iki yeni hâkimin eklenmesi ile yeni bir heyetin
yaptığı bu duruşma ile ilgili bazı tespitler yapmak gerekmektedir.


Bunlardan belki de en önemlisi Ermenilerin
avukatlarının, Movsesyan davasındaki political
doctrine
içtihadına rağmen hala “soykırım” iddialarına dair
pozisyonlarını korumaya çalışmalarıdır. Ermenilerin avukatları, sözde
“1915-1923” arasındaki olayların o dönemdeki uluslararası hukuku ihlal ettiğini
öne sürmüşlerdir. Bu iddialarını, Paris Barış Antlaşması, Sevr Antlaşması,
1919’da “Türkiye’de” yapılan askeri yargılamalar ve Lozan Antlaşması
hükümlerine dayandırmışlardır. Ermenilerin avukatlarına göre bu dört unsur, o
dönemde Osmanlı’nın Ermenilere yönelik bir insan hakları ihlalinden sorumlu
olduğunu göstermektedir. Ermeni tarafının iddia ettiğinin aksine bunların
hiçbirinde insanlığa karşı suç işlendiğine dair Osmanlı devleti ya da Türkiye Cumhuriyeti’ne
yönelik bir tespit ya da suçlama bulunmamaktadır.


İkinci önemli iddia, Ermeni avukatlara göre insanlığa
karşı suçun evrensel olmasından hareketle, o dönemde Osmanlı devletinin ve
Türkiye Cumhuriyeti’nin işlediği iddia edilen suçların, dolayısıyla bu suçlar
neticesinde yapılan haksız el koyma işleminin de zamanaşımına tabi olmadığıdır.
Ancak mahkeme heyeti bu önermeyi sorunlu bulmakta, örneğin buna göre Amerikan
yerlilerinin bir Rus mahkemesinde ABD aleyhine benzer bir dava açabileceklerini
değerlendirmektedir. Bu tür bir karşılaştırmanın davanın seyri açısından büyük
önem taşıyacağı söylenebilir. 


Üçüncü dikkat çekici nokta, duruşma boyunca Ermeni
tarafının avukatlarının, daha önce de radikal Ermeni yazar Sasunyan tarafından
öne sürülen, Türkiye’nin ve ABD’nin halihazırda Ermeni iddialarını birden fazla
defa kabul etmiş olduklarına dair iddiadır. Ermeni tarafının bu iddiasının
mahkeme heyeti tarafından dikkate alınmadığını söylemek yanlış olmaz. Böyle bir
tanımanın yapılıp yapılmayacağına dair tespitin Amerikan Anayasa Mahkemesi
tarafından yapılmış olduğu mahkeme heyeti açısından değerlendirilmiş olabilir.
Ayrıca Amerikan Anayasa Mahkemesi’ne göre önceki Amerikan başkanları “soykırım”
ifadesini kullanmış olsa dahi, bu bir sonraki Başkan’ın bu ifadeyi kullanmama
olasılığını ortadan kaldırmaz, kaldırmamalıdır. Kaliforniya’daki kanunun
sorunlu olan tarafı, Amerikan Başkanına verilmiş olan, “soykırımı” tanıma veya
tanımama yetkisini gasp etmekte olmasıdır.


Bu durum her ne kadar Bakalian, Davoyan ve benzeri
davalar açısından Amerikan mahkemelerinde Ermeniler aleyhine karar çıkmasını
sağlıyor olsa da, uluslararası hukukta çok katı bir şekilde, hem Birleşmiş
Milletler Soykırım Sözleşmesi, hem de uluslararası hukuk içtihatları ile
tanımlanmış olan bir suçun, Amerikan iktidarları için siyasi bir tercih
olabildiğinin tespit edildiğini göstermektedir. Bu suçun siyasi bir karara
indirgenmesi, ABD’nin uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerinin ve taraf
olduğu anlaşmaların ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Soykırım suçunun
tespiti, Amerikan başkanlarının yetkisinde olmamalıdır. Nitekim BM Soykırım
Sözleşmesi, ülkeleri bu sözleşmeyi onaylamış olsun veya olmasın, uluslararası
hukuk açısından bağlayıcı hukuki bir düzenlemedir. Bu haliyle aslında Amerikan
mahkemelerinin, Başkanların böyle bir yetkisi olup olmadığı tartışmasından
öteye geçmesi ve uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri hatırlatmaları
beklenirdi. Bu halen yapılmış değildir.


Mahkeme heyeti ve Ermenilerin avukatları, bu
eylemlerin insanlığa karşı suç olmasından hareketle zamanaşımı ilkesinin
uygulanıp uygulanamayacağını tartışmışlardır. Hakimler Nürnberg
yargılamalarının da geriye dönük yargılamalar olduğunu ve Holokost yargılaması
döneminde “soykırım” suçunun henüz tanımlanmamış olduğuna dikkat çekmişlerdir.
Bu yorum, kritik bir şekilde, 1915 olaylarının “soykırım”dan ziyade “insanlığa
karşı suç olarak” değerlendirilmesi yönünde mahkeme heyetinden Ermeni
avukatlara yönelik, kendi deyimleri ile “destekleyici” bir yorum olarak
yapılmıştır. Örneğin birçok yorumda mahkeme heyeti, söz konusu olayların bugün
olsa veya bugünün hukuku açısından “şüpheye yer bırakmayacak
şekilde insanlığa karşı suç olduğunu söylemiş, hatta söz konusu
“soykırımın” o dönemde gerçekleşen savaş koşulları ile ilgisi olup olmadığının
ortaya çıkarılması gerektiğini ifade etmişlerdir. Bu ifadeler şüphesiz yukarıda
ifade edilen ve Amerikan mahkemelerinin ABD’nin uluslararası hukuktan doğan
yükümlülüklerini göz ardı eden bir yaklaşımdır. Bu tartışmada, soykırım suçunun
tespiti, Amerikan mahkemelerindeki hakimlerin, Amerikan başkanının veya diğer
bir otoritenin yetkisinde değildir. 


Yine dikkat çekici bir tartışma ve Ermeni tarafının da
iddialarının temelsiz olduğunu gösteren önemli bir nokta, üzerinde hak iddia
edilen söz konusu arazilerin mülkiyetinin Ermeni davacıların varislerine ait
özel mülkiyetler olduğu iddiasıdır. O dönemin hukukunun basit bir incelemesi,
söz konusu arazilerin Osmanlı hukuku açısından çok daha farklı bir statüde
olduğunu gösterebilecektir. Bu durum Türk tarafının avukatlarınca açık bir
şekilde vurgulanmıştır.


Bu tartışmalar bir yana, 9ncu Temyiz Mahkemesi
heyetinin, Ermeni avukatların iddiaları karşısında sorgulayıcı bir tavır
takındıkları ve tarihsel açıdan tartışmalı olan 1915 olayları ile ilgili bilgi
sahibi oldukları, davanın esası olan dış politika doktrini, zamanaşımı hukuku
ve benzeri kritik konularla ilgili sorularından anlaşılmaktadır. Davanın ne
zaman karara bağlanacağı belli değildir. Sonuç her ne olursa olsun, Türkiye’yi
bağlayan bir karar olmayacaktır. Mahkemenin Ermeniler aleyhine karar vermesi
beklenir.  


17 Aralık 2018 tarihli duruşmanın video kaydına şu adresten
erişilebilir.


[1] Daha ayrıntılı bilgi için bakınız Aslan Yavuz Şir,
“Diaspora Ermenileri ve ABD Mahkemelerindeki Tazminat Girişimleri,” Ermeni Araştırmaları, Sayı
41, 2012.


[2] Aslan Yavuz Şir, “Diaspora Ermenileri ve Tazminat
Girişimleri: Movsessian Davasının Yansımaları I,” AVİM, 26 Şubat 2012, https://avim.org.tr/tr/Yorum/DIASPORA-ERMENILERI-VE-TAZMINAT-GIRISIMLERI-MOVSESIAN-DAVASI-NIN-YANSIMALARI-I.


[3] Aslan Yavuz Şir, “Diaspora Ermenileri ve Tazminat
Girişimleri: Movsessian Davasının Yansımaları II,” AVİM, 27 Şubat 2012, https://avim.org.tr/tr/Yorum/DIASPORA-ERMENILERI-VE-TAZMINAT-GIRISIMLERI-MOVSESIAN-DAVASI-NIN-YANSIMALARI-II.


[4] Bakalyan davasından önce açılmış ve aynı iddialar
üzerinde temellenen Davoyan davası diye bir başka dava daha bulunmaktadır.


[5] “13-55664 Alex Bakalian v. Central Bank Rep. of
Turkey,” United States Court of Appeals for the Ninth Circuit, yayınlanma: 17
Aralık 2018, erişim: 23 Ocak 2018, https://www.youtube.com/watch?v=0s-75XaGL-8.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir