Aşağıdaki savunma, Ergenekon namıyla maruf Silivri
duruşmalarından birinde, eski İnönü Üniversitesi rektörü tabip Prof. Dr. Fatih
Hilmioğlu tarafından 22.11.2011 günü mahkeme heyetinin yüzüne okunmuştur.


Cumhuriyet gazetesinin 20.10.2012 tarihli Bilim Teknoloji
ilavesinde yayınlanan savunma şöyle:


Sayın
Başkan,


Savunmam
ile ilgili konuşmama başlamadan önce izninizle son yaşanan Kaşif Kozinoğlu’nun
ölüm olayına ilişkin olarak mesleğimin gerektirdiği sorumluluk nedeniyle bazı
açıklamalarda bulunmak istiyorum.


Bundan
önce yine mesleğimle ilgili olarak yapmış olduğum bir konuşmada son olarak
tahliye olan ve kendisini ilk kez burada tanıdığım Mehmet Koral’ın bana
göstermiş olduğu ve 20’ye ulaşan tansiyon değerlerini sayın heyetinize
göstermiş ve bu yükseklikteki tansiyon değerlerinin tıbbi açıdan iki sonucu
olacağını, bunlardan birinin kalp enfarktüsü, diğerinin ise beyin kanaması
olduğunu, her iki durumda ani ölümle sonuçlanabileceğini ifade etmiştim.


Bu
nedenle bu tür hastaların ilgili uzman doktorların olduğu bir merkezde birkaç
haftalık tedavi ile tansiyonlarının kontrol altına alınması gerektiğini arz
etmiştim.


Bu
konuda sizleri bilimsel olarak inandıramadım. Ancak ismini bile ilk kez bu dava
nedeniyle duyduğum Kaşif Kozinoğlu’nun, 20’ye ulaşan yüksek tansiyon sonucu
enfarktüs geçirerek yaşamını kaybetmesi, bu konuda daha önce söylediklerimin
tümüyle bilimsel gerçeklere dayandığını açıkça göstermektedir.


Benzer
şekilde ‘ölümcül kalp ritm bozukluğu’ olmasına rağmen ve cezaevinde ağır stres
koşullarında olan bir başka hasta Mehmet Haberal’dır. Mehmet Haberal’ın da bu
koşullarda ‘yüksek ölüm riski’ taşıdığını söylemiştim. Ayrıca dünyanın en
önemli tıp merkezlerinden biri olan Harvard Üniversitesi’nin Kardiyoloji
Bölümü’nün bu konudaki bilimsel yayınını da göstermiştim. Harvard
Üniversitesinin bilimsel yayınının da sayın heyetinizce dikkate alınmadığını
üzüntüyle görmekteyim.


Bu
bilimsel değerlendirmelerin dikkate alınması için Mehmet Haberal’ın da
akıbetinin Kaşif Kozinoğlu gibi olması mı gerekir?


Yine
burada şahit olduğum bir başka hasta Yusuf Erikel’dir. İlk kez burada tanıdığım
ve sizlerin meslektaşı da olan bu kişi, bir yıl boyunca şikayetleri nedeniyle
gittiği Silivri Devlet Hastanesi’nde grip vs, tanılarıyla geçiştirilmiş ve
geniz tümörü 6-7 santim çapa, yani bir portakal büyüklüğüne eriştikten ve sayın
mahkemenizin huzurunda kan kustuktan sonra ancak tahliye olabilmiştir.


Kanserde
erken teşhisin tedavide ne denli hayat kurtarıcı olduğunu artık on yaşındaki
çocuklar bile bilmektedir. Erken teşhis ve tedavi ile geniz kanserinde son
derece iyi sonuçlar alınabilirken, Yusuf Erikel’in hastalığında teşhisin
gecikmesi nedeniyle kanser vücudun diğer kısımlarına yayılmış ve bu nedenle
Yusuf Erikel, bu şansını kaybetmiştir, artık günleri sayılıdır.


Normal
bir hukuk düzeninde bu durumun sorumluları tespit edilir ve gereği yapılır.
Ancak ben bugüne kadar bu konuda tek bir girişimin yapıldığını duymadım.
Ülkemizde yaşandığı iddia edilen ileri demokrasi bu mudur?


Şahit
olduğum diğer bir kişi ise ilk tutuklandığımda aynı koğuşu paylaştığımız Erol
Manisalı’dır. Tutuklanmadan üç-dört sene önce, üç kez beyin felci, üç kez de
kalp enfarktüsü geçiren hasta, ancak meme kanseri teşhisi konulduktan sonra
tahliye olabilmiştir.


Şahit
olduğum diğer bir hasta ise ismini ilk kez bu dava nedeniyle duyduğum ve
kendisini ilk kez aynı gün Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nden Silivri
Devlet Hastanesi’ne sevk edildiğimiz gün gördüğüm Levent Ersöz’dür.


Tahliye
olsa bile yılın 11 ayını hastanede geçirecek ağırlıkta hastalıkları ile bu
yargılama sürecinde akıbetinin ne olacağını bilmek için sanırım hekim olmaya
gerek yoktur.


Sayın
Başkan,


Bu
dava sürecinde yaşanan hastalıklar ve ölümler, sanıklarda aslında bir yargılama
sürecinde değil, bir rus ruleti sürecinde bulundukları izlenimi yaratmıştır.
Sanıklar, kendilerine ve diğer sanıklara sessizce ve derin bir endişe ile
gözleriyle sormaktadır. Şimdi sıra kimdedir?


Ölümcül
ritm bozukluğu olan Mehmet Haberal’da mı?


Artık
yatalak hale gelmiş olan Levent Ersöz’de mi?


Kalp
damarlarındaki tıkanıklık nedeniyle Hasan Atilla Uğur’da mı?


Yoksa
cezaevi koşullarında her biri bin ton stres yükü altında olan bir başka sanıkta
mı?


Kim
bilir belki de sıra bendedir.


Bütün
bunları,


Bekleyerek
göreceğiz,


Yaşayarak
göreceğiz,


Ya da
ölerek göreceğiz,


Sonra
da bütün bunlara adalet diyeceğiz öyle mi?


Adalet
insanı öldürür mü hâkim beyler?


*** 


Sayın
Başkan, Sayın Üyeler, Sayın Cumhuriyet Savcıları,


Lütfen
biraz düşününüz bu dava sırasında;


Onurlarına
yediremeyerek intihar edenleri,


Onurlarına
yediremeyerek hastalanıp ölenleri,


Ruh
sağlığını kaybedenleri,


Beyin
kanaması, kalp enfarktüsü geçirenleri,


Kanser
olanları,


Ölümü
bekleyenleri ve ölenleri düşününüz.


Ve
yine yaratılan bu korku ikliminde meslektaşlarımın hekimlik mesleğini korkmadan
ve özgür bir şekilde yapamadıklarını düşününüz.


Hekimlerin
bu duruma gelmesinde hangi koşulların neden olduğunu düşününüz.


Burada
bulunan sanıklar arasında sanıyorum 6 hastane ile en çok sayıda hastanede
bulunan kişilerden biriyim. Yattığım bütün hastanelerde, meslektaşlarımın
yüzlerinde, gözlerinde, tutum ve davranışlarında ve hatta ses tonlarındaki
korkuyu ve tedirginliği gördüm.


Hangi
hekim bu koşullarda mesleğini layığı ile yapabilir ki? Belki de çok az bir
kısmı.


Bir
tıp akademisyeni olarak söylemek isterim ki;


Bu
davalar çerçevesinde yargılanan sanıklarla ilgili hekimlerin kanaatleri,
hastanelerin heyet raporları ve de özellikle Adli Tıp kurumu raporlarının bu
korku iklimi altında bilimsel geçerliliği artık kalmamıştır. Artık bilimsel bir
değer taşımayan bu kanaat ve raporların hukuki bir değer taşıdığını iddia
etmek, hukukun bilimsel bir temele dayanmadığını iddia etmekle eş anlamlıdır.


*** 


Sayın
Başkan,


Bilindiği
üzere bir insan için en kutsal hak, ‘YAŞAM HAKKI’dır. ‘YAŞAMA HAKKI’dır. Ve bir
insan için en yüce değer de ‘ÖZGÜRLÜK’tür.


Özgür
ve demokratik bir hukuk devletinde insanların en kutsal hakkı olan ‘YAŞAMA
HAKKI’nın meslekteki karşılığı hekimliktir. Bakınız bu konuyla ilgili olarak
Amerika’da görev yapan dünya çapındaki Türk doktoru Prof. Dr. Mehmet Öz şöyle
diyor:


‘En
iyi hekim, hasta olan hekimdir. Çünkü en iyi empatiyi onlar yaparlar.’


Öte
yandan yine özgür ve demokratik bir hukuk devletinde insanlar için en yüce
değer olan ÖZGÜRLÜK’ün mesleki karşılığı ise hâkimliktir. Bakınız, bu konuyla
ilgili olarak hukukçu akademisyen Prof. Dr. Adnan Güriz, ‘Hukuk Felsefesi’
kitabında şöyle diyor:


‘Empati,
yani karar verenin kendisini karar verilen yerine koyması, hukukun etkinliği ve
tarafsızlığı bakımından çok önemlidir.’


*** 


Sayın
Başkan;


Hiçbir
somut delile dayanmadan ve tümüyle akıl ve mantıktan uzak, hayali suçlamalar
nedeniyle, 30 ayı aşkın bir süredir tutuklu olmam nedeniyle ben
yukarıdakilerden birisiyim. Birisi de sizlerin meslektaşı olan iki profesörün
söylediklerinden daha da öte şunu açıkça ifade etmek isterim.


‘EMPATİ
YAPAMAYANLAR, HEKİMLİK DE HÂKİMLİK DE YAPAMAZLAR, YAPMAMALIDIRLAR!’


Eminim
ki her iki profesör de, bu yargılama sürecinde yaşananlara şahit olsalardı,
benden farklı düşünmezlerdi.


Sayın
Başkan,


Bu
yargılama esnasında sadece sanıkların değil, sanık yakınlarının da beden ve ruh
sağlıklarını nasıl kaybettiklerini gördüğüm veya bunları duyduğumda sanıkların
beyin kanaması, kalp enfarktüsü geçirmesine, kanser olmasına ve nihayet
ölümlerine şahit olduğumda;


İsyan
ediyorum ve


Sadece
hekimliğimden değil, insanlığımdan da utanıyorum.


Ancak
benim tıbbi bilimsel açıklamalarımın, sayın heyetinizce bir sivrisinek
vızıltısı kadar bile dikkate alınmadığını görsem de, ben mesleki açıdan
sorumluluğumun gereğini yapmaya devam edeceğim.”


Prof.
Dr. Fatih Hilmioğlu.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet