Y.Ziya TOKER


(E).Hv.Kur.Alb.


S İ L İ V R İ


Merhabalar,


Silivri’nin demir
parmaklıklarının ardından, beton duvarlarının içinden MEMLEKETİM Polatlı Ankara’ya
kucak dolusu selamlar.


1980 yılında Hava
Harp Okulundan, 1992 yılında Hava Harp Akademisinden mezun oldum. TSK ve NATO’
da çeşitli görevlerde çalıştıktan sonra 2006 yılında kendi isteğimle emekli
oldum. Dedem; 7 yıl Birinci Dünya Savaşında Arabistan cephesinde ve İstiklal
savaşında savaştığı için madalyalı İstiklal Savaşı gazisi, Babam; Kunuri
savaşında katılmış madalyalı Kore gazisi, ben de Bosna Savaşının icra edildiği
İtalya’da NATO Hava Harekat Merkezinde görev yaptım ama 11.02.2011 tarihinden beri
kendi ülkemde tutsak edildim.


Asrın dijital
komplosu
“Balyoz” davasından tam 2 yıldır tutukluyum. 2003 yılında Kurmay Albay rütbesinde
ve Hava Harp Akademisi Plan Program Şube Müdürü olarak,  Akademi ders plan
ve programlarını, giriş sınavlarını hazırlamaktan sorumlu Şube Müdürü olarak
görev yapmaktaydım. Harp Akademilerinden; Kara Harp Akademisi ve Deniz Harp
Akademisi Komutanı hariç, Komutan ve komuta kademesinin tamamı, Öğretim
Elemanları ve öğrencilerden 25 karacı, 8 denizci, 15 havacı subay, 1 bayan
sivil memur yargılanmış ve cezalandırılmıştır.


VARSAYIMLARA BAĞLI
ASRIN DİJİTAL KOMPLOSU


İnsanlık tarihi
boyunca unutulmayan büyük davalar vardır. Sokrates davası (M.Ö. 400
yıllarında), Galileo’nun yargılanması (1633 yılında),   Dreyfus
Davası (1894-1906 yılları) bunların en ünlüleridir.


Bu davalarda
suçlananların uğradıkları haksızlıklar ve yaptıkları savunmalar, insanlık
tarihinin belleğinde birer hukuk abidesi olarak yer almıştır. Onları suçlayan
savcılar ve onları mahkûm eden özel mahkemeler ise olumsuz yönleriyle ve
yaptıkları haksızlıklar ile ibret hikayesi olmuşlar ve lanetlenmişlerdir.


Türk adalet
tarihinde hukuk dışı uygulamaları ile yerini alan Balyoz davası; bu davaları
çağrıştırmakta ama bana göre en çok Dreyfus davasına benzemektedir. İmzasız
sahte düzmece ve kendine gösterilmeyen bir belgeye dayanarak davanın açılması,
özel yetkili mahkemede yargılamanın yapılması, bilirkişi heyetlerinin
incelemesi, basının, devletin kurum ve yöneticilerinin tutumları
karşılaştırılabilecek özellikleridir.


Dreyfus Davası


1894-1906 yılları
arasında, Fransız kamuoyunun ikiye bölünmesine neden olan, hukuka aykırı
siyasal bir davadır. Fransız gizli haber alma servisinin; çift taraflı ajan
olarak çalışan bir bayanın, Paris’teki Alman askeri ataşesinin kâğıt sepetinde
yaptığı öne sürülen bir araştırmada,
“Fransız Milli Savunmasına ait gizli
belgelerle ilgili imzasız bir mektup bulunduğunu”
açıklamasıyla başlamıştır. Bir
Fransız binbaşı konuyu araştırmakla görevlendirilmiş ve emrine
“el yazısı” uzmanı iki kişi
görevlendirilmiştir. Bu uzmanlar mektuptaki el yazısının
“Dreyfus”un el ürünü”
olduğuna dair rapor vermişlerdir. Bu imzasız kâğıttaki yazının, el yazısına
benzerliği iddiasıyla Fransız ordusunda subay olan Yüzbaşı Dreyfus casuslukla
ve vatana ihanetle suçlandı. 1894’te Dreyfus’un rütbesi söküldü ve cezaevine
konuldu. Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde yargılanan Dreyfus, kendisine
gösterilmeyen belgelere dayanılarak ömür boyu hapisle cezalandırıldı ve bir
adaya sürgüne gönderildi.


Ünlü Fransız
yazarı Emile Zola, 1898 yılında Fransız Cumhurbaşkanı’na hitaben
“Suçluyorum” başlığıyla
yazdığı mektubu L’Aurore adlı gazetede yayımladı. Zola,  kamuoyuna açık bu
mektubunda, Dreyfus’u kanıt olmaksızın mahkûm ettiği için Genelkurmay Askeri
Mahkemesi’ni ağır bir dille suçluyordu. Kamuoyunun baskısı sonucu Dreyfus’u
suçlayan belge yeniden teşkil edilen bilirkişi heyetine gönderildi ve Dreyfus
davasının esasını oluşturan, imzasız belgenin sahte olduğu ispatlandı. Bu sahte
belgeyi düzenleyen Albay dayanamayıp intihar etti. Yargıtay davanın yeniden
bakılmasına karar verdi. 1899’da Dreyfus, Harp Divanı’nca yeniden yargılandı.
Bu kez hafifletici sebeplerle, ömür boyu hapis cezası 10 yıl hapse çevrildi.
Kamuoyu baskısıyla kısa bir süre sonra serbest bırakıldı, ancak hâlâ suçlu
sayılıyordu. Fransa devleti Dreyfus’ a
“AF” önerdi. Dreyfus kabul etmedi. Mahkemede
aklanmak istediğini söyledi. Aydınların baskısı devam etti. 1904’te Dreyfus
davasının yeniden bakılması kararlaştırıldı ve 1906’da Fransız Yargıtayı
tarafından Dreyfus’u mahkûm eden ilk karar iptal edildi. Dreyfus aklandı, bütün
hakları iade edildi, yeniden orduya alınarak
“Legion D’honneur” nişanı ile
ödüllendirildi.


Bu davaya bakan ve
Dreyfus’u haksız yere mahkûm eden mahkeme heyeti, sahte belgeyi düzenleyenler,
taraflı bilirkişiler ve bilerek doğruyu söylemeyenler bütün dünyada lanetlendi.


Balyoz Davası


Bu dava; Uzun saçlı
kendisini emekli vatansever bir subay olarak tanıtan ancak kim olduğu
araştırılmayan meçhul birinin bir bavulla bir gazeteye
“darbe belgeleri” getirdiği iddiası
ile başlamıştır. Söz konusu gazete, 20 Ocak 2010 tarihinde
“Fatih Camii
Bombalanacaktı”
, “Kendi
Jetimizi Düşürecektik”
manşeti ile belgelerin doğruluğunu araştırmadan
kamuoyuna kara propagandayı başlatmıştır. 29 Ocak 2010 tarihinde bu gazetede
çalışan bir gazeteci söz konusu belgeleri bavulla özel yetkili savcılığa teslim
etmiş ve savcılık soruşturması başlamıştır.


Emniyet ve
TUBİTAK’tan alınan teknik bilirkişi raporları eksik ve yanıltıcı olmasına
rağmen, 20 Şubat 2010 tarihinde canlı TV yayını eşliğinde TSK personelinin
evlerine, işyerlerine 20-25 kişilik polis baskınları yapılmıştır. Dalga-dalga
tutuklamalar birbirini takip etmiş, taksit-taksit iddianameler hazırlanmıştır.
“Geç gelen adalet,
adalet değildir”
özdeyişinin tam terside doğru çıkmış, “Hızlandırılmış adalette, adalet olmamıştır”. Tamamen uydurma
ve düzmece imzasız dijital verilerin dayanak yapılmasına, yeni görevlendirilen
bilirkişilerin
“bu dijital veriler sahtedir, 2003 yılında hazırlanması mümkün değildir” raporlarına,
sanık ve tanıkların gazetede yayınlanmadan yani 2010 yılından önce
“balyoz” diye bir plan
duymadık demelerine rağmen yargılama tutuklu olarak devam etmiştir.
Yargılamanın çok önemli bir safhası olan delillerin değerlendirilmesi safhası
atlanarak 325 kişiye 16-18-20 şer yıl cezalar verilmiştir. Delillerin
değerlendirilmesi safhası atlanmıştır, çünkü değerlendirilecek delil yoktur.
Hatta söz konusu gazetenin basıldığı günkü birinci sayfada yayımladığı ve 2003
yılında bombalayacaklardı dediği camii ile ilgili bastığı şema 2007 programı
ile hazırlanmıştır.


Temel İddialar


1 inci İddia;
Sözde Darbe planları (BALYOZ, SUGA, ORAJ, SAKAL, ÇARŞAF, ORAK, TIRPAN, TESTERE)
Ankara’daki Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarının haberi olmadan
bir kısım Kara, Deniz, Hava, Jandarma personeli tarafından hazırlanmıştır.
Hazırlanan bu planlar CD-11 ve CD-17 ye seminerden önce ( 5 Mart 2003) kayıt
edilmiştir ve bir daha değişiklik yapılmamıştır.


2 inci İddia;
Hazırlanan söz konusu darbe planları 1nci Ordu Komutanlığında 5-7 Mart 2003
yılında yapılan seminerde üstü örtülü olarak görüşülmüştür.


Hüküm; İmzasız
dijital veriler karara esas alınmıştır. Bu iki iddia ispatlanmak zorunda
değildir. Dijital deliller hiçbir şekilde çürütülemez. Tüm mahkum olan sanıklar
darbe planları ve sonuçlarından haberdardır.


Yani; sanık 365
kişi, mahkum 325 kişinin
“ilk defa 2010 yılında basında çıkınca darbe
planlarını duydukları”
  yönündeki emniyet ve savcılıkta verdikleri
ifadeleri anlamsız, mahkemede sundukları deliller ve savunmaları itibarsız, 31
tanığın ifadelerini lüzumsuz, yurt içi ve yurt dışından aldıkları 26 adet
bilirkişi raporlarını geçersiz sayılmış, seminer ses kayıtlarını duymazdan
hazırlanan yansıları görmezden gelinmiştir.


Seminerin
yapıldığından haberi olmayan hatta çoğunluğu 1 nci Ordu Karargahına hayatı
boyunca gitmemiş 273 kişi (ceza verilen kişilerin % 83 ü)  seminerden önce
BALYOZ, SUGA, ORAJ, ÇARŞAF, SAKAL gibi sözde planları hazırlayıp 1nci orduya
gönderiyorlar ama seminere katılmıyorlar. Bunun yanı sıra, seminere katılan 110
kişi sözde darbeden bilgisi olmadan başka bir şey tartışıyor zannı ile
seminerde fikir beyan etmiş, tartışmalara iştirak etmiştir. Hatta, seminerin
bütün planlamasını yapan, ses kasetlerini dinleyip, sonuç raporunu hazırlayan
plan subayları ve sivil bilgisayar memurları bile işin farkına varamamışlardır.
Örnek verirsek; 162 kişi spor salonuna gidiyorlar; 52 kişi basketbol maçı
seyrederken aynı yerde bulunan 110 kişi futbol maçı seyrediyor zannıyla
tartışmalara katılmıştır. 2007 yılında kurulan bir takımın maçını 2003 yılında
izlediklerini iddia edenlerden de hiç bahsetmeye gerek yok burada.


Bu 2 iddia doğru
kabul edilerek;


Uydurma olarak
hazırlanan sahte planların ek, lahika veya cetvellerinde imza satırında ismi
olanlar, içerisinde ismi geçenler, oluşturan, değiştiren, son kayıt eden, dosya
adı gibi üst verilerinde ismi veya soyadı veya eşinin adı olanlar suçlu yapılmış
ve TSK’ nın emekli ve muvazzaf personelinden 325 masum personeli en
üst sınırdan cezalandırılmışlardır. Ancak ismi olanların tamamı suçlu
yapılmadığı
gibi bir kısmının hiç ifadesine bile başvurulmamıştır. Aynı
hukuki duruma haiz sanıkların bir kısmı cezalandırılmış, bir kısmı beraat etmiş
bir kısmının bu olaylardan haberi bile olmamıştır. Yani, Anayasa’ nın eşitlik
ilkesi, Hukuk devleti olma ilkesi, Hukuk’un; Kesin delil ilkesi, şüpheden sanık
yararlanır ilkesi, masuniyet karinesi ilkesi sadece görmezden gelinen temel
ilkelerdir.


Mahkeme heyetinin “cami bombalanması” ve “ uçak düşürülmesi” ile ilgili tek
soru sormayacağına dair duruşmalardan önce diğer dava arkadaşlarımla iddiaya
girdim ve ben kazandım. Bu konularda
“tek soru” sormadılar, soramadılar! Çünkü
iddiaların saçma ve düzmece olduğu çok belliydi. Örneğin; Camilerin keşif planı
olduğu ve 2003 yılında hazırlandığı öne sürülen belgede; camii etrafında 2006
yılında belediye meclisi kararı ile verilen sokak adları kullanılmış, 2007
yılında çıkan bilgisayar programı ile şema çizilmiş, olmayan yere metro hattı
ve durağı konulmuş, 2010 yılında kullanılmaya başlanan emniyetli cep
telefonunun kullanılması planlanmıştı.


Gerçeklerin üstü
örtülemez.  


Çanakkale
savaşında öleceğini bile bile vatanını korumak için taarruz eden Mehmetçik
gibi, emekli ve muvazzaf TSK personeli suçsuzluğuna o kadar inanıyordu ki
tutuklanacağını bile bile Avrupa’dan, Asya’dan Afrika’dan Avustralya’dan kısaca
dünyanın 4 kıtasından ilk uçakla mahkemeye geldi. Tutuklandılar da… Daha da acı
olanı tutuklanma gerekçelerinde
“kaçma şüphesinin” de bulunmasıydı.


Türk milleti
tarafından gerçeğin öğrenilmesi amacıyla yargılamanın TV’lerde yayınlanmasını
mahkemeden talep ettik ve imza kampanyaları yapıldı. Ancak yayınlanma izni
alınamadı. Kamuoyu; gerçekleri dürüstçe yazan cesur birkaç gazeteci ve
mahkemeye gelen dinleyiciler ile yavaş yavaş öğrenmeye başladı. Gerçekleri
görenler gün gün çoğaldı. Görmek istemeyenlerin gözlerine ise sanki mil
çekilmişti.


TBMM Darbeleri
Araştırma Komisyonuna
“Balyoz Darbe Planının” da araştırılması için dilekçe
verdik. Ancak kabul edilmedi. Hatta Komisyon üyesi olan bir milletvekilinin,
eski bir Hava Generali olmasına rağmen. Üstelik söz konusu generalin 2003
yılında üs komutanı olduğu hava üssünde görevli 3 havacı kurmay pilot albayın;
sözde ORAJ Hava Harekat Planı faaliyetleri nedeniyle 16 şar yıl hapis cezası
almasına rağmen. Üs Komutanından habersiz 24 saat birlikte olan astları; üste
yeni bir filo kurup, darbe planları yapabilir mi? Veya Kara Harp Akademisi komutanının
haberi olmayan darbe planından, kaleminden başka silahı olmayan öğrencilerin
haberi olması mümkün müdür? Ya da akademide sivil bayan bilgisayar memurunun
haberdar olup bu çalışmalara katılması mümkün müdür? Yoksa böyle bir plan
yeryüzünde yok mudur…


Türkiye’de ve
Dünya’da tarafsız olanlar artık bu
“davanın sahte ve 2007 yılından sonra
hazırlanmış imzasız dijital verilere dayandığı”
ve TSK’ nin ülke mukadderatında
etkisizleştirildiği ve bir bölüm iyi yetişmiş yüksek eğitimli personelin
tasfiye edildiği konusunda hemfikirdir.


Davanın başından
beri savunma hakkımızın yok sayıldığı, adil yargılamanın yapılmadığı ve hukuki
hiçbir talebimiz karşılanmadığı bu yargılamada, Avukatlarımız da çaresiz kalmış
3 Mart 2012 tarihinden itibaren duruşmalara katılmamışlardır. Bunun yanı sıra;
Hukuku cesurca savunan başta İstanbul Barosu ve İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim
Kurulu üyeleri gibi memleketimizde hukuk devletine inanan, adaleti sağlamaya
çalışan hukukçuların da olduğunu burada anmak istiyorum.


Bizler tarafından
iğne ile kuyu kazılarak suç isnat edilen elektronik dijital verilerde 1957 adet
hatalı, tutarsız, çelişkili zaman, mekan, olay ve kişi olgusu ortaya
çıkarılmıştır. Dijital verilerin sahteliği konusunda, ABD ve Almanya adli
bilişimcilerinden ve yurdumuzun saygın üniversitelerinden alınan yeni bilirkişi
raporları mahkemeye sunulmuş ve iddiaların tamamı bilimsel olarak
çürütülmüştür. Ama adalet, matematiksel gerçekleri ve bilimi dikkate
almamıştır.


Diğer taraftan;
1nci Ordu Komutanlığından çalınan ve içinde gerçek savaş planlarını, devlet
sırlarını barındırdığı bilinen ve bugüne kadar tahkikat açılmayan CD’ler
vardır. Bu CD’leri kimler çalmıştır? Gazetede çoğaltılmış mıdır? Su anda
kimlerin elindedir? İstanbul ve İzmir’de
“casusluk” adıyla bilinen davalar açılmasına
rağmen aynı araştırma bu dava için neden yapılmamıştır?


Sözde BALYOZ
Güvenlik Harekat Planı


Davaya adını veren
“Balyoz
Güvenlik Harekat Planı”
nın bizzat kendisi Mikrosoft Office 2007
özelliklerine sahip programla yazılmıştı. Yani 2007 yılında icat edilen
programla yazılan bir planın 2003 yılında hazırlanıp görüşülmesi mümkün
değildi. Sözde darbe ile ilişkilendirilen belgelerin yaklaşık yarısı olan 76
adeti
“CALİBRİ” ve “CAMBRİA” yazı tipi ile
yazılmıştır. Gerekçeli karardan sonra 7 Şubat 2013 tarihinde alınan yeni
bilirkişi raporu eski raporları desteklemekte ve
“ sahtecilik yapılmadan bu dosyaların
2003 yılında mevcut olmayan 2007 yazı tiplerini ihtiva etmesi mümkün değildir”
. Demektedir.
Ayrıca, diğer 16 CD’nin aksine CD-11 ve CD-17 nin üzeri el yazısı ile değil
makine ile yazıldığı bilirkişilerce tespit edilip mahkemeye sunulmuştur. Ancak
bu gibi gerçeklere itibar edilmemiştir.


Planın içeriği de
sahteciliği kanıtlamaktadır. Örneğin sahte Balyoz Güvenlik Harekât Planının
5’nci maddesi “b” fıkrasında
“Yedek Muhabere vasıtası” olarak Kral TV
Mesaj Bant Sisteminin kullanılacağı belirtilmiştir. Oysa “Kral TV Mesaj
Bant Sistemi 2006 yılında faaliyete geçmiş olup, bu hususu kanıtlayan belge
ilgili kurumdan alınarak mahkemeye sunulmuştur. Gerçek askeri bir planda özel
sektöre ait bir TV istasyonunun kullanılamayacağının ötesinde, olmayan bir
sistemin yedek muhabere sistemi olarak, bir askeri plana yazılması ve 2003
yılında görüşülmesi mümkün değildir.


Sözde Balyoz
davasının ek ve cetvellerinde 2003 yılında olması mümkün olmayan hatalı 2004
ila 2009 yıllarına ait çelişkili binlerce bilgi mevcuttur. Bu bilgilerin bir
kısmı 2003 yılından önce olmuş, bir kısmı ise hiç olmamış veya 2004-2009
yılları arasında meydana gelmiş olayları kapsamaktadır. CD-11’ e en son kayıt
edilen bilgi 2009 yılında Trakya Üniversitesine kayıt olmuş bir öğrenciye
aittir.


Sahte ORAJ Hava
Harekat Planı


“Balyoz Güvenlik
Harekat Planı” sahte olunca zaten onun türevleri otomatik olarak sahtedir.
“Ağacın bir meyvesi
zehirli ise bütün meyveleri zehirlidir.”


“ORAJ Hava Harekat
Planı” nın da bizzat kendisi Mikrosoft Office 2007 özelliklerine sahip
programla yazılmıştı. Yani 2007 yılında icat edilen programla yazılan bir
planın 2003 yılında hazırlanıp görüşülmesi mümkün değildir.


Sahte ORAJ Hava
Harekat Planında ve onunla ilişkilendirilen lahika ve cetvellerde adı olan
toplam 43 havacı personel yargılanmıştır. Bir emekli kurmay albay yaşananlar
sonucunda kendi hayatına son vermiştir. 42 kişi ise 16-20 yıl ceza almıştır.
Havacıların 17 kişi General rütbesinde ve çoğunluğu Hava Kuvvetlerinin
geleceğinde söz sahibi olacak kurmay pilot albaylardır. Hava Kuvvetlerinde
cezalandırılan 2 kişi hariç her personele birer adet 2-3 satırlık sahte dijital
veri konulmuştur. Farklı şehirlerde, ayrı kişilerce, değişik bilgisayarlarda
hazırlandığı öne sürülen dijital veriler birbirinin virgülüne, noktasına kadar
aynıdır. Bilirkişiye bile gerek yoktur. Üst üste koyup, cama tutup baksanız tek
bilgisayarda hazırlandığını ve sahte olduğunu anlarsınız. Her bir suçlanacak
personelin adına üretilen birer adet sahte dijital veriye ilave olarak
bazılarının adları 2 ayrı listede de yazılmıştır.


Hava Kuvvetleri
personelinden 36 kişinin adı soyadı sicili rütbesi ve görevini ihtiva eden
basit bilgilere sahip 2 Liste
“COK GİZLİ” gizlilik derecesinde ve listenin
başlıkları çok özeldir.


1. 1nci Ordu
Komutanlığı Sorumluluk Sahası Hava Kuvvetleri Personeli Özel Görev Yeri,


2. Sıkıyönetim
Görevlerinde Kullanılacak Personel Listesi.


197 kişinin adı
olan birinci listeden 21 kişi, 90 kişinin adı olan 2 nci listeden 15 kişi
yargılanıp cezalandırılmıştır. Aslında bu 2 listede adının geçmesi de 
önemli değildir. Çünkü bu 2 listede de adı geçmeyen 6 kişi de
cezalandırılmıştır. Listelerde adı olup ta ifadesi dahi alınmayan 244 kişi eğer
merak edip listelere bakmamışsa darbeden hala haberi yoktur!


Söz konusu birinci
liste
“CAMBRİA”, diğer liste “CALİBRİ” yazı tipi ile
yazılmıştır. Bu iki yazı tipi 2003 yılında henüz yoktu ve 2007 yılında icat edilerek
kullanılmaya başlandı. Yani; 2007 yılında trafiğe çıkan bir otomobil ile 2003
yılında kaza yapıp cezalandırılmanız gibi bir durumla karşı karşıyayız.


Karşı delillerimiz
bunlarla da sınırlı değildir.


Listeler
incelenince içeriğinde 2003 yılında olması mümkün olmayan bilgilerin
kullanıldığı görülmektedir. 2003 yılından sonra gerçekleşen olayların
kullanılması planların düzmece olarak yapıldığının en önemli kanıtlarıdır.
Örneğin
“Devralınacak kamu kuruluşları” sayfasında adları bulunan havacı subayların
2006, 2007 ve 2009 yılında meydana gelen sınıf değişiklikleri 2003 yılında
olmuş gibi gösterilmiştir. Düzmece ve çelişkili bilgilerle dolu sözde
“el konulacak
üniversiteler”
sayfasını inceleyelim;


Listede 1995 yılı
Hava Harp Okulu mezunu olan ve sınıfı ve rütbesi Mühendis Üsteğmen olarak
yazılan bir kişinin sınıfı 2003 yılında
“Piyade”dir. Üniversitede gördüğü öğrenim sonrası
19 Ağustos 2009 yılında ise sınıf değiştirerek
“Mühendis” sınıfına
geçmiştir. Üniversitede öğrenim görerek 2009 yılında Mühendis sınıfına geçen
birisinin 2003 yılında aslında var olmayan sınıfını yazmanın bir tek açıklaması
vardır. Söz konusu personel listesi sahte olarak en erken 2009 yılında
üretilmiştir. Örnek bir tane değildir. Yani sehven yapılmamıştır.


Listede sınıf ve
rütbeleri Mühendis Üsteğmen olarak yazılan; Hava Harp Okulu 1995 mezunu Havacı
Üsteğmenler;


Birisinin
sınıfının 2003 yılında Uçak bakım olduğunu 2009 yılında ise sınıf değiştirerek
Mühendis sınıfına geçtiğini, Diğerinin sınıfının 2003 yılında İkmal olduğunu
2006 yılında ise sınıf değiştirerek Mühendis sınıfına geçtiğini, Bir diğerinin
sınıfının 2003 yılında Uçak bakım olduğunu 2007 yılında ise sınıf değiştirerek
Mühendis sınıfına geçmiştir.


Yani bu planları
hazırlayan komplocular tarafından 2006, 2007, 2009 yıllarında doğan çocuklara
2003 yılında nüfus kâğıdı çıkarılmıştır.


Bu bilgiler; Sözde
ORAJ personel listelerinin 2003 yılından sonra üretildiğinin sayısız
kanıtlarından birisidir. Eğer güncellenseydi söz konusu kişilerin rütbelerinin
Üsteğmen değil Binbaşı olması gerekirdi. Doğru olsaydı 2003 yılında
sınıflarının
“mühendis” değil “Piyade, Uçak bakım, İkmal”  olması gerekirdi. Diğer taraftan söz konusu
listelerde adı geçen 287 kişinin rütbe ve garnizonları 2003 yılı bilgilerine
aittir. Yani güncellenmemiştir. Halbuki ortalama olarak her yıl personelin %25
inin rütbesi terfi nedeniyle bir üst rütbeye yine %25 tayin nedeniyle
garnizonun değiştiği bilinen bir gerçektir.


Yine söz konusu
listede 2003 yılında Balıkesir ve Bandırmadaki Büyük Alışveriş Merkezlerinin
Kontrolü ve Denetimi için personel planlaması yapılmıştır. Ancak 2003 yılında
Balıkesir ve Bandırmada henüz büyük alışveriş merkezi açılmamış durumundadır.
Balıkesir’deki büyük alışveriş merkezinin birisi 2010, diğeri 2011 yılında
açılmış, Bandırma’da ise büyük alışveriş merkezi 2011 yılında açılmıştır.


Sayı olarak 1-2
tane değil 287 kişilik 2 Liste de 55 adet rütbe, ad, soyadı ve garnizon adı
hatası tespit edilmiştir. Harekat planı hazırlayanların hele bir kurmay albayın
287 kişilik bir listede bu kadar çok hata yapması bununla da darbeye teşebbüs
edilmesi mümkün değildir.


Hava Kuvvetleri
personeli ile ilgili söz konusu listelerde; TSK’lerinde eğitimi en zor olan,
zaman alan ve milletin kıt kaynakları ile yetiştirdiği, F-16, F-4 pilotları,
kurmay subayları; İDO (İstanbul Deniz Otobüsleri), İMKB (İstanbul Menkül
Kıymetler Borsası), Cezaevleri, Alış veriş Merkezleri, Üniversiteler, Tren
İstasyonları, Oteller, Defin İşlemleri gibi uzmanlık alanları ile ilgisi
bulunmayan havacıların fiilen yapmadığı, yapamayacağı görevlere adları
yazılmıştır.


Yine ilginç olan
Hava Harp Akademisinde görevli bilgisayarda yazı yazmaktan sorumlu Sivil Kadın
Memuru da 16 yıl ceza almıştır. 1nci Ordu Komutanlığının seminerde görevli plan
subayları, CD’lerin hazırlandığı, arşivlendiği ve çıkarıldığı öne sürülen yerde
görevli bilgisayar memurları darbeden haberdar olmayıp sanık olmazken Hava Harp
Akademisinin bilgisayar memurunun darbeden haberdar olup cezalandırılması da
ilginçtir. Yine tek sivil Mühendis havacılıkla ilgili olsa gerek HAVELSAN Genel
Müdürü de 13.4 yıl ceza almıştır.


BALYOZ davasının tarihe geçecek en önemli boyutları


Balyoz davasının tarihe geçecek birçok hukuksal, siyasal, askeri ve kişisel
boyutu vardır. Kanımca, gelecekte bugünlerin tarihini yazacak tarihçiler,
hukukçular, siyaset bilimciler, askerler davanın çeşitli yanlarını
inceleyeceklerdir. Bunlar;


· Sahte CD’ler ve içerisindeki imzasız delillerle varsayımlara dayalı
yargılama yapılması,


·   Bilirkişi raporlarındaki eksik, yetersiz ve çelişkili
hususların çokluğu,


·  Gerçek seminer bilgileri ve diğer belgeler kullanılarak, sahte
planların hazırlanması ve harmanlanarak mahkemeye sunulması, mahkemenin ise
delilleri değerlendirmemesi,


· Dalga-dalga tutuklamalar, taksit-taksit iddianameler, paket-paket
yargı düzenlemeleri,


· Polis tutanaklarının hiç değişmeden iddianame ve iddianamenin de
hüküm olması,


· En basit hukuk kurallarının uygulanmaması, bir gecede 163 TSK
personelinin tutuklanması ve dünyanın 4 kıtasından uçarak gelenlerin dahi
tutuklanarak, kaçacaklar diye hapse atılması,


·  Tutuklanan subay sayısı dalga-dalga artırılarak bir daha
bırakılmaması


· Genelkurmay Başkanı Orgeneral I.KOŞANER’in; çağdaş hukuk kurallarına
uygun yargılama yapılmaması ile personelin hak ve hukukunu koruyamadığı
gerekçesi ile istifa etmesi ve daha sonra Genelkurmay Başkanlığının olayları
büyük bir sessizlik ve dikkatle televizyondan seyretmesi,


· TSK’nin 325 personeline yasanın belirlediği en üst sınırdan
cezalandırılması, hatta babalık ve kocalık haklarının alınmasına yönelik
hususların hükümde yer verilerek mahkemede özellikle okunması,


· TSK’lerinin kalifiye personelinin itibarsızlaştırılması ve tasfiye
edilmesi, Hava Kuvvetlerinin pilotsuz, Deniz Kuvvetlerinin kaptansız
bırakılması, Kara ve Jandarmanın kalifiye insan gücünün tasfiye edilerek,
TSK’nın etkinliğinin ve bölgesindeki caydırıcılığının zayıflatılması,


·  İstanbul Barosunun hukuk mücadelesi,


·  Basının hukukun yanında yer alanlar ya da intikam alanlar
olarak ikiye ayrılması,


· Ailelerin her türlü zorluklara rağmen asla mücadeleden vaz
geçmemesi,


· Ama hukuki ve insani olarak en önemlisi davanın sanıkları olan
hiçbirimizin suçu kabul etmemesi, mahkeme önünde diz çökmemesi ve boyun
eğmemesidir. Çünkü masumduk. 16-18-20 yıl ceza almamıza rağmen İstiklal
marşını, Harbiye marşını söyleyerek mahkeme salonundan ceza evine gittik. Bu
husus en önemli olgu olarak tarihe geçecektir.


Türk hukuk tarihine geçen bu davadan kuşkusuz çıkaracağımız dersler vardır.
Bunlar;


· Gerçeklere gözünüzü kapatamazsınız. Geçmişi bugünden geriye bakarak
hatasız olarak kuramazsınız. Her geçen gün yalanın boyutları ortaya çıkar.


· Avrupa Birliği, Almanya, ABD dahil pek çok ülkenin adalet ile ilgili
kuruluşlarının hazırladığı raporlarda
“deliller şüpheli” görülmesine
rağmen mahkemenin bu şüpheyi görmemesi,


· Özel yetkili mahkemeler, her türlü cezayı verebilirler ama haksızlık
yaptıkları için vicdanlar bu cezaları kabul etmez. Sokrates’in, Galilei’nin,
Dreyfus’ün, mahkemeleri gibi…


·  Haksızlığa uğrayan masumlar, fütursuzca yargılananlar hukuk
tarihinin başköşelerinde yerlerini alırlar.


· Sadece kanun yapmak yetmez, esas olan kanunların uygulanış
biçimidir.


·  En çok aileler mağdur olmuş, en büyük zararı TSK görmüş, en
büyük yarayı adalet sistemi almıştır.


Devletin yöneticileri, kurumları ve yetkili kişilerin tutumları olumlu veya
olumsuz olarak milletçe değerlendirilmiştir. Test edilmiştir. Bir bölümü ölmeden
mezara gömülmüştür…


Selam ve
saygılarımla.


Y.Ziya TOKER


5 No.lu CİK. C-10


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet