YARGI & ADLİYE & CEZAEVLERİ & HUKUK & SİYASİ DAVALAR


Ergün
Poyraz : Ergenekon işbirlikçileri (1)
 

05 Temmuz 2019, 23:01




Her şey Ümraniye’de bir
gecekondu damında saklanan bombaların sahne almasıyla başladı. Emekli bir
astsubayın askerlik görevi sürecinde çalıp, yanında getirdiği bombaları AKP’li
Mehmet Demirtaş’a ait bir gecekonduda saklaması ve Demirtaş’ın yakınlarının
korkmasıyla jandarmaya ihbarı sonucu başlayan operasyonlar zinciri gün geldi
adını Ergenekon olarak aldı. Emekli astsubay Oktay Yıldırım’ın bombaları önce
kabul ettiği sonradan da inkara kalktığı günlerce konuşuldu. Mehmet Demirtaş
gözaltında her soruya cevap vermiş, ancak… “12.06.2007 tarihinde Trabzon
İl Jandarma Komutanlığına yapılan bir telefon ihbarı ile ilgili olarak
yakalandınız ve yakalanmanıza konu olan yirmi yedi adet el bombasını
yakalandığınız esnada askerlik yaptığınız dönemde komutanınız olan astsubay
Oktay Yıldırım’ın bıraktığını beyan ettiniz ve bu beyanınıza istinaden Oktay
Yıldırım isimli şahısta yakalanmıştır. Neden bu şekilde beyanda bulundunuz? Bu
konu hakkında detaylı bilgi veriniz?…” Mehmet Demirtaş bu soru
karşısında süt dökmüş kediye dönmüş ve “Bu soruda susma hakkımı kullanıyorum”
demişti. Yıldırım, gazi olmadığı halde kendini gazi olarak tanıtmış, yetmemiş
levazımcı görevini yaptığı halde yine özel harpçi olduğu şeklinde kendi
hakkında gerçek dışı bilgiler yaymıştı. Ne garip ki, bu bilgilerin yayılmasında
Aydınlık gazetesi, Ulusal Kanal ve tabii ki Doğu Perinçek başrolü oynamıştı.
Oktay Yıldırım alelade bir astsubay olmasına rağmen Ergenekon tezgahından bir
süre önce ABD’nin İstanbul Başkonsolosu ve konsolu ile görüşmüş, bu görüşmenin
kayıtları dava dosyasında olmasına, Yıldırım tarafından inkar edilememesine
rağmen, kendini eleştiren herkese “ciyacı” diyen Perinçek hiçbir tepki
göstermemişti. Oysa Yıldırım, Perinçek için “PKK’ya sempatisi var”,
“Ruh doktoruna ihtiyacı var” demişti. Yıldırım, bu sözlerini
“Basın Danıştay’ın neresinde” adlı yazısında paylaşmış, bu yazı
Perinçek başta olmak üzere tüm partililer tarafından görülmüştü. Ne garip ki,
Yıldırım’a “CİYACI” diyemeyen Perinçek, onu partisinin genel başkan
yardımcılığına kadar yükseltti. Şaban Gülbahar Ankara Emniyetinin Fetullah
Gülen’in yargılandığı Ankara DGM ye gönderdiği belgelerde FETÖ’nün yüksek
istişare kurulunda yer alıyordu. Perinçek’in yayın organlarında bu durum
defalarca işlenmişti. Şaban Gülbahar başka bir AKP’li isim olan Mahmut Öztürk
ile Oktay Yıldırım’a vakıflardan kafe yeri ayarlamış, o dönem ortak olan bu
ikiliye her türlü desteği vermişti.




Yıldırım’ın telefon
kayıtlarında Şaban Gülbahar başı çekiyordu. Yine ne yaman çelişki ki, FETÖ ile
mücadele ettiği masalına sık sık sarılan Perinçek ve avanesi Oktay Yıldırım’ın
bu özelliğini de görmemeyi tercih etmişti. Perinçek’in Oktay Yıldırım’ın
avukatı ve yine Oktay Yıldırım’ın “can dostum” dediği Ahmet Ülger,
gazeteci Metin Göktepe’yi döve döve öldüren polislerin de avukatıydı. Avukatın
abisi ise polis müfettişi… Ne garip değil mi? Perinçek’in Oktay’ı bir de
kasatura hırsızlığından yargılanıyor ve evinde bulunan 307042 seri numaralı G-3
Piyade tüfeği kasaturasının aşırılması sebebiyle 3.Kolordu Askeri Mahkemesinin
21.10.2010 tarih ve 2010/67-60-8 sayılı gerekçeli kararı sonucu 5 ay 10 gün
hapis cezasına çarptırılıyor, bu ceza da kesinleşiyordu. Oktay Yıldırım’ın
bombalarıyla ilgili dava aynı kasatura davası gibi ayrı görülmeliydi! Doğu
Perinçek’in kahraman olarak lanse ettiği Oktay Yıldırım be Mehmet Demirtaş,
bombaların Ali Yiğit’in babasına ait olduğuna dair Ali Yiğit’e sözde bir
iftiraname imzalatarak, kendi suçlarını Yiğit ve babasına yıkma oyununa
girişiyorlar, Yıldırım ile Demirtaş, Ali Yiğit’i tehdit ve baskı altına alıyor,
özellikle Oktay Yıldırım tarafından çocuklarının ve ailesinin ölümle tehdit
edilmesi suretiyle Mehmet Demirtaş tarafından yazılan iftiraname imzalatılmak
isteniyordu. Ali Yiğit’e imzalaması için, Mehmet Demirtaş tarafından yazılan
ifade, insanlık adına tam bir yüz karası ve insanlık değerlerinin nasıl ayaklar
altına alındığının net kanıtıydı. Perinçek’in kahramanı Oktay Yıldırım’ın
tehdit ve baskılarıyla Ali Yiğit’ten dayısı yani Mehmet Demirtaş eliyle
babasını ateşe atması isteniyordu. Öyle ki, Ali Yiğit bu sözde itirafı
imzalamazsa çocukları dahil, yakınları ölümle tehdit ediliyordu. Doğu
Perinçek’in kahramanı Oktay Yıldırım, sevindirik halde Muzaffer Tekin’in yanına
geliyor ve “Komutanım, komutanım bu işten kurtulduk. Bombaların Ali Yiğit’in
babasına ait olduğuna dair ifade” diyerek Mehmet Demirtaş tarafından yazılan
kağıdı Tekin’e uzatıyor, O da bu kağıdı “ayıp ayıp” sözleriyle
fırlatıp atıyordu.




Gelin şimdi Perinçek’in
kahramanlarının Ali Yiğit’e tehdit ve baskı ile imzalattırdıkları beyanı
okuyalım: “Cezaevinde bizi ihbar edenin babam olduğunu öğrendim. Ben
bombaları ilk gördüğümde babam zaten kaçak silah alıp sattığı için bunları da
öyle yaptığını düşünmüştüm. Oraya en çok babam girip çıkardı. Babamın arka
bahçedeki merdivenden inip çıktığını büfeyi işleten Burhan amca da defalarca
görmüştür. Şu anda korkunç bir vicdan azabı çekiyorum. Çünkü hem kandırıldım
hem polisin vaatlerine kandım. Bugün, 2007 yılı Haziran ayının 19. günü. Ben;
Şevki oğlu, Trabzon ili Of ilçesi Eskipazar Köyü nüfusuna kayıtlı 1984 Sürmene
doğumlu Ali Yiğit yukarıdaki ifadeyi hiçbir baskı ve cebir altında kalmadan,
polis baskılarından kurtulup, Bayrampaşa B1 üst ve 15 No’lu karantina
hücresinde yazdığımı beyan ederim.” Yukarıda üç sayfa olarak kaleme alınan
sözde itirafname Ali Yiğit tarafından yazılmış süsü verilerek savcılığa
yollanmıştı. 06.05.2013 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde
mütalaaya karşı beyanlarında Mehmet Demirtaş’ın üçüncü sınıf orta oyuncuları
gibi verdiği ifadeyi okuyalım: “Bu yazı hakkında Mehmet Demirtaş, mealen
Ali Yiğit’e sipariş verildiğini ‘Oktay’ın ya da Mehmet’in yazısını
getireceksin’ talimatını verdi, işin özü budur. Bu mektubu dilekçeyi savcılığa
gideceğini bile bile ben temize çektim. Ama şöyle bir şey vardı. Savcılık
makamında bir Cumhuriyet savcısı oturduğunu düşünüyordum. Yanılmışım. Her insan
hata yapıyor. Sayın Başkan her insan hata yapıyor. Temel’i idam etmişler. Hakim
demiş ki son sözünü söyle “bu bana ders olsun” demiş. Bu da bana ders olsun…”
İşçi Partili Mehmet Demirtaş ve yine İP’li Oktay Yıldırım’ın gecekondu damında
sakladıkları bombalarını Ali Yiğit’in babasının üzerine yıkma için cezaevinde
yaptıkları tertipleri de Muzaffer Tekin’in 10 Eylül 2007 tarihinde savcıya
yazdığı mektuptan görelim: “Oktay, ‘Komutanım olay çözüldü, bakın konuyu
sizde öğrenin’ diyerek Ali Yiğit’e söz verdi. Karşımda baskıdan ruh gibi bir
adam ürkek, elinde bir kağıt ‘bombaları babam koymuş vs’ Yarı ezber, yarı
okuyarak saçmalıyor, canım sıkıldı ‘yarın dinlerim’ dedim ve kendi bölmeme
geçerek ilk anda bir tepki koydum. Ertesi gün, Çarşamba öğlen yine aynı konu
açılınca insiyaki olarak Ali Yiğit’e dönerek ‘sen utanmadan nasıl öz babanı
böyle bir olayın içine karıştırırsın, yarın baban vefat ettiğinde hangi yüzle
mezarının başına gidersin. Her şeyi bir kenara bırak sen bir Karadeniz delikanlısısın.
Senin bu ihanetini ailen affetmez. Yazıklar olsun’ dedim ve diğerlerine dönerek
(Oktay, Mehmet) iki defa elimi göğsüme vurarak bağırdım be bu bombalar bana ait
olsa aslanlar gibi çıkar ve ne için bulundurduğumu da söylerim’ dedim…”
Rahmetli Muzaffer Tekin, “bu bombalar bana ait olsa aslanlar gibi çıkar be ne
için bulundurduğumu da söylerim” demişti. Tabi ki onu söylemek için aslan
olunması gerekir, Oktay Yıldırım değil… Bize ayrılan yeri doldurduk ve aştık
bile. Devamında görüşmek üzere…



Yurt Gazetesihttps://www.yurtgazetesi.com.tr/ergenekon-isbirlikcileri-1-makale,16580.html



Yurt Gazetesi




*** 

Ergün
Poyraz : Ergenekon işbirlikçileri (2)




07 Temmuz 2019, 00:26 

04.06.2008 tarihinde ise
gizli tanık Deniz, Ergenekon savcısının istemi ile Diyarbakır Cumhuriyet
Savcısı’na 2009/55 talimatla ifade veriyordu. Dönemin İP’lileri gizli tanık
Deniz‘in ifadelerinin ardından, gizli tanık Deniz‘in aslında APO olduğu
balonlarını uçurmaya, milletvekilleri parti yöneticileri dahil birçok insanı
APO’nun gizli tanık olduğu konusunda ikna etmeye başlamışlardı. Şemdin Sakık’ın
gizli tanık olması ve gizli tanığın APO olduğu söylentilerinin yayılmasının
ardından bir başka tertip daha sahnelere konuluyordu. Bu tezgahla Diyarbakır E
Tipi kapalı cezaevinde kalan PKK teröristi Şemdin Sakık‘ın kitap yazdığı
şeklinde yayınlara başlanıyordu. Nihayet 17 Şubat 2012 tarihli Aydınlık‘ta;
Şemdin Sakık’ın kitabına Kültür Bakanlığı’nın bandrol ve onay vermediği
haberleri yapılıyordu. Aydınlık haberine şöyle devam ediyordu: “Şemdin Sakık
‘Kültür Bakanlığı’nın onay vermediği kitabında açıkladı; “Öcalan 1975’den beri
MİT’in kendisiyle ilgilendiğini söylerdi…” Perinçekgillerin Aydınlık’ında
yayınlanan bu haber ile Şemdin Sakık’ın Hasan Gürbüz’ün sahipleri arasında yer
aldığı Togan yayınlarından “İmralı’da Bir Tiran Abdullah Öcalan” adlı kitabına
Kültür Bakanlığı’nın bandrol vermediği haberi ile feryad-ı figan eyliyordu.
Oysa bandrol bir gün gecikmişti. 18 Şubat 2012 tarihli Aydınlık’ta Mehmet
Bozkurt imzasıyla bu kere, “Şemdin Sakık’ın kitabına izin çıktı” başlığı ile
müjde veriliyordu. Aydınlık’ın Şemdin Sakık’ın kitabı ile ilgili muştusu özetle
şöyleydi: “Kültür Bakanlığı dün Togan yayınlarına kitabın dağıtımı için gerekli
olan bandrolü verdi. Sakık’ın Öcalan ve MİT ilişkisinden, örgüt içi infazlara
kadar tanık olduğu birçok olayı anlattığı kitabı, kitapçılara dağıtıldı…”
Perinçek’in Aydınlık’ı, Şemdin Sakık’ın kitabının dağıtılmasını bir gün
geciktirdiği için Kültür Bakanlığı’nı topa tutuyordu. Oysa aynı Şemdin Sakık;
33 erimiz başta olmak üzere yüzlerce insanımızın katiliydi. Bu katilin kitabını
yayınlayan ve Hasan Gürbüz’ün sahibi olduğu Togan ise; Şubat 2011’de
yayınladığı “Kripto Yahudiler ve Pakraduniler” adlı kitapta Doğu Perinçek ve
ekibi hakkında; “Aslen Yahudi olup inanç ve ideolojilerini gizlice sürdüren,
ama zahiren Ermeni görünen, sonra da Müslümanlığa geçen Pakradun taifesi”
deniyor ve üç özellikleri diye şu bilgiler veriliyordu. “Sabataistler, Masonlar
ve Siyonist Yahudilerle sürekli ilişki ve samimi işbirliği içinde oldukları…
Çok koyu bir Türk ırkçısı ve ulusalcı rolüyle katı bir Ermeni karşıtlığı
yaparak, Yahudilerin hıyanet ve melanetlerini gizlemeye çalıştıkları… Laiklik
ve Kemalizm kılıfı altında İslam ve maneviyat düşmanlığı ile uğraştıkları…”
Başka? Yine aynı kitapta, Perinçek ‘in Özel Harp Dairesini savunup, NATO
karşıtlarını hain ilan ettiği, APO ile bir küs bir barışık olduğu, bazen Mao’ya
bazen de Marks’a aşık olduğu yine işbirliği yaptıkları yine aynı yayınevinden
çıkan kitaplarda yer alıyordu.




Üstelik bu işbirliği
yaptıkları yayınevinin yayınladığı kitaplarda Perinçek ve avanesinin İngiliz ve
Fransızlarla dost olduğu ve İngiliz gizli servisleri ile irtibatları da uzun
uzun anlatılıyordu. Perinçek ve ekibini Pakraduni ilan eden yayınevinin sahibi
Hasan Gürbüz’dü. Gelin şimdi Hasan Gürbüz’ün kim olduğuna bir daha bakalım.
Doğu Perinçek‘in avukatı ve yoldaşı, Mehmet Nuri Aytekin’in ortağı ve
kankası… Hasan Gürbüz sadece Mehmet Nuri Aytekin’in mi kankasıydı? Olur mu?
Normal şartlarda olmaz ama ne garip ki burada olmuş. Ufuk Akaya ile de, Doğu
Perinçek’in bir diğer vekili ve İşçi Partisi Başkanvekili Hasan Basri Özbey’le
de kankaydılar… Yine Togan Yayınları’ndan Nisan 2011’de yayınlanan “ABD’li
Siyonistlerin AKP’li Piyonistleri” adlı kitapta; “Perinçek’in Ermeni
Yahudisi, pakradun pişkini olduğu” vurgulanıyordu. Peki, aleyhine bunca
yayın yapan yayınevi sahibi Hasan Gürbüz ile Perinçekler neden bu denli sıkı
fıkıydı ve hemen hemen her konuda işbirliği yapıyorlardı? Ve yine hepsinden
önemlisi Perinçek ve grubu Şemdin Sakık gibi 33 askerimiz başta olmak üzere
yüzlerce Mehmetçik’in kanına giren eli kanlı katilin kitabının, piyasaya
çıkması için varlarını yoklarını ortaya döküyorlardı… Üstelik bununla da
kalmıyor, kitabın piyasaya çıkışı çok değil bir gün gecikti diye ortalığı ayağa
kaldırıyorlardı? Şemdin Sakık’ın kitabı daha kitapçılara dağıtılmadan içeriğini
yayınlayarak reklam üzerine reklam yapıyorlardı. Neden? Öyle ya; kitabın
çıkması için olağanüstü gayret gösteren Perinçekgiller o günlerde Şemdin
Sakık’ın eli kanlı bir PKK’lı olduğunu bilmiyorlar mıydı? Ergenekon davasında
tanıklık yapmadan önce övgüye boğdukları Sakık’ı tanıklığından sonra neden
yerden yere vurdular? Tarih; 6 Kasım 2012! Yer: Silivri Ergenekon Mahkemesi
Salonu! 255. Duruşma! Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, gizli tanık Deniz’in
dinleneceğini açıklıyordu. Deniz’in sesi ve görüntüsü bozularak duruşma
salonunda bulunan ekrana yansıtılıyordu. Ancak gizli tanık Deniz, açık
kimliğiyle ifade vermek istediğini ve orijinal görüntüsünün duruşma salonunda
gösterilmesini istedi. Mahkeme heyetinin bu istemi kabul etmesinin ardından,
gizli tanık odasında ifade veren Deniz’in PKK’nın ikinci adamı “parmaksız zeki”
kod adlı Şemdin Sakık olduğunu gören sanıklar, büyük bir şaşkınlık
yaşıyorlardı. Şaşkınlık yaşayanların başında İP’liler geliyor, neredeyse
şaşkınlıktan küçük dillerini yutuyorlar, yaptıkları onca planın çöktüğünü
görünce şaçlarını başlarını yoluyorlardı. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese,
“Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek hakkında beyanlarda bulunmuşsunuz. PKK me zaman,
nasıl kuruldu, dosyamız sanıklarından irtibatlı olan var mı?” şeklindeki
sorusunun ardından; Perinçek ve Küçük’ün PKK kamplarını ziyaretine değinen
Sakık, bu ziyaretlerin Abdullah Öcalan’ın imajını iyileştirdiğini savunuyordu.
Sakık “o güne kadar pos bıyığı, sesiyle köylü görünümü ile tanınıyor olmasına
rağmen Perinçek ile yayınlanan fotoğrafları sayesinde, elinde çiçek yüzünde
gülücük hoş bir önder kişilik olarak kamuoyuna yansıtıldı” diyordu.




Ertesi gün 7 Kasım 2012
tarihli duruşmada, Perinçek‘in sorusu üzerine Sakık şu yanıtı veriyordu:
“Ziyaretiniz ardından yayınlarınız sayesinde Öcalan siyasi bir kişilik
kazandı.” Doğu Perinçek’in PKK’dan kaçanların “bizi Öcalan’dan siz
koruyabilirsiniz” diyerek, kendilerine sığındıklarını belirtmesi üzerine,
Şemdin Sakık; “sizde onları yüzüstü bıraktınız. Öcalan da onları öldürdü”
cevabını veriyordu. Perinçek’in “1991’de SHP tarafından o zaman PKK’ya teklif
edilen 22 milletvekili için, Murat Karayılan’ın beni Ankara’daki partiye ait
telefondan arayıp 4 milletvekili teklif ettiğini biliyor musunuz” diye sorduğu
soruyu Sakık, “biliyorum ama neden kabul etmediğinizi bilmiyorum. 1980’e kadar
örgüte düşmandınız 1990’larda dost oldunuz. Sonradan da tekrar düşman oldunuz.
Bunu anlayamadık” şeklinde yanıtlıyordu. Doğu Perinçek’in “yoldaşım,
duygudaşım, kardeşim” diye hitap ettiği Soner Yalçın 4 milletvekilliğini
Perinçek’in neden kabul etmediğini şöyle açıklıyordu: “Öcalan başta Doğu
Perinçek olmak üzere üç Aydınlıkçının SHP listesinden TBMM’ye girmesini teklif
etti. Ancak Perinçek daha çok milletvekili istedi. Anlaşamadılar.” Neyse,
Şemdin Sakık’ın ifadesinin ardından çıkan 7 Mayıs 2012 tarihli Aydınlık
gazetesi, bu defa manşetten, “33 askerin katili Şemdin Sakık gizli tanık çıktı.
Komutanları PKK yargılıyor” şeklinde haber yapılıyordu. Halbuki aynı Şemdin
Sakık aynı Aydınlık tarafından kitaplarını yayınlatma mücadelesi verilirken de
33 askerimizin katiliydi. 8. sayfada ise, “TSK sanık PKK tanık, Şemdin Sakık
Ergenekon tanığı oldu. Ergenekon davasında gizli tanık Deniz’in bir dönem
PKK’nın iki numarası olan Şemdin Sakık olduğu ortaya çıktı” deniyor ve “Şemdin
Sakık kimdir “ başlığı altında özetle şu bilgiler veriliyordu: “1998 yılında
Irak’ın kuzeyinde yakalanana kadar, PKK’nın ikinci ismi olarak anılan Şemdin
Sakık çok sayıda PKK saldırısına komuta eTmişti. Sakık’ın en önemli saldırısı
ise Bingöl’de 33 erin şehit edilmesi oldu.” Ne garip ki; bugün bunları
hatırlayan Aydınlık, Sakık’ın kitabının basılması sırasında ise bunları
unutuyordu. 21 Şubat 2013 tarihinde ise Aydınlık’ın hırsının geçmediği, Sakık’a
olan öfkelerinin hala dinmeği görülüyordu: “Adalet PKK’nın temelidir” başlıklı
haberde, İlker Başbuğ’un sanık, Şemdin Sakık’ın tanık olduğu bir kere daha
işleniyordu. Oysa Aydınlıkçılar, çok değil 6 ay kadar önce daha kitabı çıkmadan
büyük yazar olarak lanse ettikleri, kitabı daha yayınlanmadan gazetelerinde
kitabından alıntılar verdikleri, hatta kitabın biran önce yayınlanması için
Kültür Bakanlığı’na gazeteleri aracılığıyla baskı yaptıkları, neredeyse
kahraman ilan ettikleri Şemdin Sakık’ı bugün hain olarak yaftalıyorlardı.
Neden? Altı ayda ne değişmişti? Hani diyorlarsa, “Biz Şemdin Sakık’ı yazar
zannediyorduk. Onun PKK’lı bir katil olduğunu yeni öğrendik” o başka! Ama bu
açıklamaya kargalar bile gülmez. O halde; Bu yaman çelişkilerinin sebebi neydi?
Neden 6 ay önce kitabın reklamı, tanıtımı, haberi yapılan Sakık bugün birden
bire kaka ilan edilmişti? Sakık önce “gizli tanık” olması için ikna edildi.
“Deniz” kod adını aldı. Ardından bu kod ismiyle 04.06.2008 tarihinde Diyarbakır
Cumhuriyet Savcılığı’nda sanki APO’yu andıran bir şekilde ifade verdi. Beyanlarında
ağırlık APO-Perinçek görüşmesiydi. Ardından gizli tanık “Deniz”in APO olduğu
söylentisini yaydılar. Milletvekilleri, hatta büyük büyük parti yöneticileri
bile bu masala inandı. İfade günü Perinçek, APO olarak ünlenen “gizli tanık
Deniz’i” danışıklı dövüşle yerden yere vuracak, APO’ya duruşma salonunu dar
eden yiğitler yiğidi, kahramanlar kahramanı olacaktı. Olmadı! Olamadı! Şemdin
Sakık, Perinçek’e son dakika golü attı. Bu golü Perinçek’in en yakınındakilerle
işbirliği yaparak attı. 6 Kasım 2012 günkü duruşmada gerçek kimliğini açıkladı.
Yetmedi, bir de Perinçek’i kelimenin tam anlamıyla mat etti. Böylece İP’lilerin
kahraman yazarı Şemdin Sakık, 6 ayda tekrar PKK’lı katil Şemdin Sakık oldu.



Yurt Gazetesihttps://www.yurtgazetesi.com.tr/ergenekon-isbirlikcileri-2-makale,16583.html



Yurt Gazetesi




*** 

Ergün
Poyraz : Ergenekon işbirlikçileri (3)




15 Temmuz 2019, 11:09 

Gelin size Ergenekon
tertibinde gizli tanık Mart üzerinden yürütülen bir başka tertip, bir başka
tezgâh, bir başka tuzak daha anlatayım: “Tarih; 01.11.2012! Yer; Ergenekon
mahkemeleri! 253’ncü celse! Ergenekon’un avukatlarından(!) Zeynep Küçük, Gizli
Tanık Mart’a şu soruyu soruyordu: “Bir tapudan bahsediyorsunuz. Recep Tayyip
Erdoğan’ın oğullarına ait tapu kaydının yayınevine Ankara’dan geldiğini,
bunların yayınlanan kitaplarda yer aldığını söylüyorsunuz. Bahsettiğiniz tapu
kaydının bir örneği şu anda sizde mevcut mudur?” Mart: “Dosyaya verdim efendim,
var!” Zeynep Küçük: “Togan yayıncılığın hangi kitabında yayınlandı, bu tapu
kaydı biliyor musunuz?” Mart: “Yayınlanacaktı son anda İplikçi adlı kitap,
yayınlanmama kararı alındı.” Zeynep Küçük: “Peki bu tapu kaydının 16 Ağustos
2010 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde İlhan taşçı tarafından yayınlanan tapu
kaydı olma ihtimali var mı?” Mart: “Hiçbir bilgim yok. Ama bu tapu kaydı bize
bundan önce geldi çünkü.” Ve daha sonra Mart şunları da söylüyordu: “Demek ki
başka yere de servis yapılmış, bizde yayınlanmayınca servis yapıldığı belli.
Ben onu söylemeye çalışıyorum.” Gizli Tanık Mart: “2008 yılı ve sonrasında bir
dönem Togan yayıncılıkta sorumlu müdür olarak görev yaptım… Çalıştığım dönemde
ilgili ilgisiz bir sürü siyasi evrakta yayınevine geliyordu. Bu evraklardan bir
tanesi de savcılığınıza ibraz ettiğim, fotokopi olarak Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın oğullarına ait tapu kayıtlarıydı. Bunlar yayınlanan kitaplarda yer
alıyordu…” şeklinde ifade veriyordu. Şimdi; Gizli tanık ne diyor? “2008 ve
sonrasında bir dönem yöneticilik yaptığım Togan Yayıncılık” Yani; Tapu kaydı,
Togan’a ve gizli tanığa 2008 ve sonrasında gelmiş. Bu durum gizli tanığın
beyanlarında da çok açık ve çok net. Peki; Zeynep Küçük, Gizli Tanık Mart’a
nasıl soru soruyor: “Peki bu tapu kaydının 16 Ağustos 2010 tarihinde Cumhuriyet
gazetesinde İlhan Taşçı tarafından yayınlanan tapu kaydı olma ihtimali var mı?”
Küçük avukat, bu soruyla Gizli Tanık’a can simidi atıyor, o da bunu değerlendirerek
az önce de belirttiğim şu cevabı veriyordu: “Hiçbir bilgim yok. Ama bu tapu
kaydı bize bundan önce geldi çünkü.” Ve ardından ekliyor: “Demek ki başka yere
de servis yapılmış, bizde yayınlanmayınca servis yapıldığı belli. Ben onu
söylemeye çalışıyorum.” Oysa; İlhan Taşçı, Haziran 2007’de yani Gizli Tanık
Mart’ın Togan yayınlarına gelmesinden bir yıl önce Siyah Beyaz yayınlarından
çıkan “Maskesiz Soygun” adlı kitabının eklerinde bu tapu fotokopiyi
yayınlamıştı. Ve yine; Aynı yazarın; Mayıs 2008 de basımı yapılan “Babam
Sağolsun” adlı kitabının 74. sayfasında da aynı tapu fotokopileri yer alıyordu.
Kaldı ki; bu tapu kaydı 2007 yılı içinde yüzlerce internet sitesinde yer
alıyordu. Zeynep Küçük, tam bir tertipçi kurnazlığıyla tarihi 2010’a çıkarmış,
kitap yerine gazete yazısı demiş, Mart’a pas atıp, gerçekleri gizleyerek
kasıtlı bir şekilde, çıkmayan kitabımla da üzerimde şüphe yaratamaya
çalışmıştı. Halbuki; İlhan Taşçı’nın 2010tarihi diyerek bilerek yaptığı yanlış
açıklama yerine, 2007basımı kitabını gösterse, Mart’ın tertibi ayna gibi ortaya
çıkacak, yalanı ile başbaşa kalacaktı. Ancak ne garip ki Mart’ın tertibine su
taşımış, çanak soruyla ona destek vermişti. Aldı.




Kaldı ki, Küçük avukat
TSK’ya ait kasaturayı çalmaktan hükümlü kankası Oktay Yıldırım’ın 15.06.2007
tarihli polis ifadesini ortaya çıkarsa tapu kaydının 2007’de birçok internet
sitesinde yer aldığı bir defa daha kanıtlanacak, Mart ise bir defa daha yalanı
ile baş başa kalacaktı. Nasıl mı? Şöyle: Oktay Yıldırım’ın 15.06.2007 tarihli
polis ifadesinin 14. sayfasında; “Ahmet Burak Erdoğan ve Necmeddin Bilal
Erdoğan adına düzenlenmiş 1 adet tapu belgesi” kendisine sorulmuş ve o da
bu soruya; “1 adet tapu belgesini internetten aldım” demişti. Ne garip ki;
Zeynep Küçük tüm bu gerçekleri saklamış, gizli tanığa kendisini kurtaracak ve
beni de kasıtlı olarak zan altında bırakacak çanak soruları sormuş; ve böylece
beni, haksız, hukuksuz, mesnetsiz, gerçek dışı iddialara muhatap etmiş, böylece
tertipçilere en önemli desteği sunmuştu. Bakın Zeynep Küçük şu basit bilgileri
verememiş, soruları da soramamıştı. “Yine savcı Cihan Kansız imzası taşıyan
ifadenizin ikinci paragrafında 2008 yılı ve sonrasındabir dönem “Bizim Avrasya
Yayıncılık Turizm ve İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nde sorumlu müdür
olarak görev yaptım” şeklinde bir açıklama ile kimliğinizi açıkça deşifre
ediyorsunuz, neden?” Öyle ya; en cahil insan bile bilir ki, gerek İTO’nun
internet sitesinde gerekse Ticaret Sicili Gazetesikayıtlarında bahsedilen
tarihte görev yapan Sorumlu Müdür’ün ismini görmek en fazla iki dakika sürer ve
hiç bir engelde yoktur… Avukat olan avukatın bu durum da şu soruyu sorması
gerekmez miydi? “2008 yılı ve sonrasındabir dönem “Bizim Avrasya Yayıncılık
Turizm ve İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nde sorumlu müdür olarak
görev yaptım” cümlesi ile kimliğinizin çok kolay öğrenileceği konusunda Savcı
Kansız size uyarı yaptı mı?” Ve eklerdi: “Savcılık ifadenizi dağıtan Mahkeme
gerek Ticaret Sicili Gazetesi’ne gerekse İstanbul Ticaret Odası’na kimliğinizin
deşifre edilmemesi içinyazı yazdı mı?” Ve devam ederdi: “Yine aynı mahkeme bu
konuda yani kimliğinizin açık edilmemesi için yayınevinebildirimde bulundu mu?”
Zira; yayınevine telefon eden herkes “2008 yılı ve sonrasındabir dönem”
müdürlüğünüzü yapan şahsın ismi ne dese” yayınevindeki çaycı bile ismi anında
söylemez mi? Söyler! Ve yine gizli tanığa şu soruyu sorması gerekmez miydi?
“Siz; “Bakın ifademi dört bir yana dağıtıyorsunuz, “2008 yılı ve sonrasındabir
dönem Bizim Avrasya Yayıncılık Turizm ve İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited
Şirketi’nde sorumlu müdür olarak görev yaptım” şeklinde ifade verdim… Bu
ifadeden kolayca kimliğim ortaya çıkar tedbir alınsın” dediniz mi?” Ve eklemez
miydi? “Siz, birçok kitabı olan, birçok gazetede yazı yazan bir yazarsınız
nasıl olurda bu kadar basit bir tedbiri düşünmezsiniz?” Sonra da gizli tanığın
kimliğini dolaylı olarak deşifre eden savcılık ve mahkeme hakkında suç
duyurusunda bulunurdu. Hatta şu soruyu da sorabilirdi: “Çeklerini alıp
kaçtığınız iddia edilen yayınevinin sahiplerinden Av. Hasan Gürbüz’le
işlediğiniz cinayetin ardından kaldığınız cezaevinde neler konuştunuz?” “Ben bu
olaydan nasıl sıyrılırım”diyerek taktikler aldınız mı? Bu taktikler nelerdi? Bu
taktikler arasında gizli tanıklıkta var mıydı? Av. Hasan Gürbüz benim avukatım
olduğu halde gizli tanık Mart’ın dinleneceği gün garip bir şekilde davaya
gelmedi.




Oysa bana “sen davaya
gelme ben onun ne mal olduğunu ortaya çıkaracağım” demişti. Küçük avukatı ve
Hasan Gürbüz’ü baroya şikayet ettim. Ümit Kocasakal yaman hukukçu yaaa! Zeynep
Küçük için şöyle cevap geldi; “Avukat rakibini alt etmek için her yöntemi
kullanır.” Cevapta Zeynep Küçük’ün benim rakibim hasmım olduğu belirtiliyor ve
saçmalamanın nirvanasına ulaşılıyordu. Oysa Hukuk Fakültelerinin birinci
sınıfındakiler bilir; örgüt davalarında örgüt başı örgüt üyelerinin yaptığından
da sorumludur. Onun aldığı cezayı o da alır. Küçük’ün babası ve aynı zamanda
müvekkili Ergenekon tertibinde bana da iftira olarak atılan Ergenekon örgütünün
yöneticisi olarak gösteriliyor, ben de üyesi… Ben ceza alırsam aynı ceza
avukatın babasına da yazılmıyor mu? Yazılıyor… Peki, koskoca baro başkanı Ümit
Kocasakal ve yöneticileri nasıl bu basit kuralı bilmez? Bilmemeleri mümkün mü?
Yoksa içlerindekileri bir anda dışa mı vurdular? Ve beni hasım gösterdiler…
Saçmalamanın zirvesine vardılar… Bakın Ümit Kocasakal ve arkadaşları Av. Hasan
Gürbüz hakkındaki şikayetimde, Hasan Gürbüz’ün “ben o zaman eşimle tatildeydim”
şeklindeki açıklamasını yeterli ve geçerli buldular… Ne güzel değil mi? Siz
kendinizi savunsun diye avukat tutuyorsunuz, çuval çuval para ödüyorsunuz.
Sonra avukat gelip sizi savunması gerekirken sizin paranızla tatile gidiyor.
Karşı taraf da mahkemede işbirlikçilerle şov yapıyor… Sonra da Baro Başkanı
Ümit Kocasakal ve arkadaşları o avukatı haklı buluyor. Vallahi ben baronun o
kararından sonra bir daha Zekeriya Öz’e kızamadım. O bile bu kadarını
yapamamıştı. Yine işin en garip tarafı ne, biliyor musunuz? Hasan Gürbüz’e ne
Şemdin Sakık’la ne de Mart’la ilgili hiçbir soru sorulmaması. Hatta sözde çok
gizli olan tertibin anası Ergenekon lobi belgelerini tertipten bir süre önce
Hasan Gürbüz’ün yayınevi müdürü İlhan Bahar yazdığı kitapta işlemiş, savcı da
birebir oradan almıştı. Gelecek yazıda o konuyu işleriz…



Yurt Gazetesihttps://www.yurtgazetesi.com.tr/ergenekon-isbirlikcileri-3-makale,16610.html



Yurt Gazetesi




*** 

Ergün
Poyraz : Ergenekon işbirlikçileri (4)




16 Temmuz 2019, 02:47 

İlhan Bahar ve Erdal
Şimşek, “Türkiye’de İstihbaratçılık ve MİT” adlı kitabın yazarları… Erdal
Şimşek MİT’e yakın isimlerden. Şimşek’in Mehmet Eymür’le arası oldukça iyi…
İlhan Bahar, Erdal Şimşek’in arkadaşı… Bahar, aynı zamanda, Gizli tanıklar Mart
ve Şemdin Sakık’ın gizli tanıklıklarının mimarı Hasan Gürbüz’ün yayınevinin
müdürü… İlhan Bahar ve Erdal Şimşek, “Türkiye’de İstihbaratçılık ve MİT” adlı
bir kitap yazmışlar. Kitapta, Ergenekon savcılarınca evinde bulunduğu öne
sürülen hemen hemen herkesi yönetici yaptığı Ergenekon “lobi” zırvaları,
iddianame ile birebir aynıydı. Üstelik kitap, 2004 yılında basılmış. Ergenekon
savcıları bu kitaptan Ergenekon belgelerini Hasan Gürbüz’ün ortağının
yayınladığı bu kitaptan bire bir alıntı yapmıştı… Ne garip ki, Hasan Gürbüz bu
gerçeği sürekli olarak saklamıştı… Hasan Gürbüz’ün bu durumu sakladığı gibi
İşçi partililerde benim duruşmada bunu belgeleriyle anlatmama rağmen
görmediler… Tıpkı, Hasan Gürbüz’ün; Cihan Oskay’ın gizli tanıklık yapacağı gün
mahkemeye gelmeyip kaçması gibi… Kitabın yazarlarındanErdal Şimşek, adı bazen
Akit, bazen de Vakitolan ve gazete sıfatı ile anılan yayının İstihbarat
Şefi’ydi. O gazetede yazarken İngiliz işgal günlerini özlediğini söylerdi,
nereden ilham almışsa… Aynı Erdal Şimşek, çok garip bir işe imza attı. Teke Tek
Programında Fatih Altaylı’nın yardımcısı oldu. Ardından Sabah gazetesine geçti.
Hasan Gürbüz’ün yayınevinin müdürü, hani şu Doğu Perinçek’in reklâmını yaptığı
kitapları yayınlayan yayınevinin müdürü, ortağı İlhan Bahar, Erdal Şimşek’le beraber
yukarıda bahsettiğim kitabı yazmış: “Türkiye’de İstihbaratçılık ve MİT” işte bu
kitap Nisan 2004’de basılmış ve yayınlanmış. Kitabın 433. sayfasında bakın ne
yazıyor: “Aksiyon Dergisi’nin 12 Mayıs 2001 tarihli sayısında işlediği ve Harun
Odabaşı imzası ile yayımlanan sivil Ergenekon başlıklı araştırmasında bahse
konu olan gizli teşkilatın nizamnamesinin bizzat Doğu Perinçek tarafından
kaleme alındığı iddia ediliyordu…” Şimdi diyeceksiniz ki; duymamışlardır! Peki,
bunu da mı duymadılar?




Ergenekon mahkemesi, 30.
celse de mahkeme heyetine karşı şu beyanda bulunuyordum; “Şimdi sizlere başında
çakma bir savcının yer aldığı yürütme ile yapılan işbirliği sonucunda gayri
meşru olarak ortaya çıkan karşı devrim iftira namelerinin temel belgesi olarak
sunulan ve çok gizli olduğu sürekli olarak kurgulanan Ergenekon lobi adlı temel
iftiranın, MİT tarafından kendi elemanları olduğu hususunda çok kuvvetli şüphe
taşıyan şeriatçı ve hilafetçi olduğunu her fırsatta ilan eden bazen Vakit ve
bazen de Akit adını alan gazetenin bir dönem İstihbarat Servisi Müdürlüğü’nü
yapan Erdal Şimşek’e yazdırılan ve Nisan 2004 tarihinde yayınlanan “Türkiye’de
İstihbaratçılık ve MİT” adlı kitaptan noktasına ve virgülüne kadar yürütme
olduğunu, çok kuvvetli şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde belgeleyecek ve bu
konuyla alakalı bazı taleplerde bulunacağım… Kitabın 450, 451, 452, 453 ve
454’üncü sayfaları iddianame ile birebir aynıdır. Sadece çok küçük
değişiklikler yapılmıştır… Bu kitabın yazarı MİT mensubudur. Aynı zamanda Çakma
Savcı’nın damadının başında olduğu ATV’nin haberlerini de yapmaktadır ve bu
Erdal Şimşek’in yaptığı haberler Ergenekon üzerinedir ve Ergenekon
iftiranamelerinin mutfağında yer almaktadır… Karşı devrim iftira namelerinin
sayfa 109. ve 345- 347 ve daha birçok sayfada yer alan ve “çok gizli” olduğu
iddia edilen Ekim 1999 tarihli, “Ergenekon: Analiz-Yeniden Yapılanma, yönetim
ve geliştirme” ya da diğer adıyla Lobi örgüt belgesi, Alo İhbar adlı sitede 18
bin kişi tarafından indirilmişti. Bu çok çooook gizli örgüt belgesi(!) adı
bazen Vakit bazen Akit olan siyasal şeriatçı gazetenin İstihbarat Şefliği’ni de
yapan ve Mehmet Eymür’e en yakın isimlerden Erdal Şimşek’in iddianameden
yaklaşık dört yıl önce Nisan 2004’de Kum Saati Yayınları’ndan çıkan,
“Türkiye’de İstihbaratçılık ve MİT” adlı kitabının 435.439. sayfalarından imla
hatalarına kadar bire bir yürütmeydi. Savcılar bu yürütmeleri için bir de “bu
belge öyle gizli öyle gizli ki, sadece örgüt yöneticilerinde bulunmaktadır”
diyorlardı.”




Kimin evinden çıkmışsa da
onu sözde örgütün yöneticisi, yapmışlardı. Mahkemede yaptığım bu açıklamayı
başta Doğu Perinçek olmak üzere birçok İP’li de izlemişti. Ne garip ki,
ortalığı ayağa kaldırmaları gerekirken, bu olayın üzerine gitmediler,
gidemediler, sessiz kaldılar… Ne Hasan Gürbüz’müş; Güya Cihan Oskay’la kavgalı…
Cihan Oskay cinayet işliyor, ardından onu ziyarete gidiyor ve Cihan Oskay gizli
tanık. Cihan Oskay dinleneceği gün davadan kaçıyor, pardon karısı ile tatile
gidiyor… Hay Allah müstahakkını versin Kabasakal!.. Hasan Gürbüz, Şemdin
Sakık’ın kitabını basıyor, ardından Sakık gizli tanık. Peki, Sakık’ı ziyarete
gidiyor mu? Bilemem ki!.. Bir diğer müdürü Ergenekon lobi belgelerini 2004
yılında yazıp yayınlıyor… Hasan Gürbüz, yayınevinde Doğu Perinçek ve diğer
partilileri hakkında en sert eleştirileri, hakaretleri, küfürleri yayınlıyor,
hatta yayınladığı kitaplarda Perinçek için TSK düşmanı, PKK yandaşı ve Ermeni
bile diyor, ne garip ki onlarla kanka… Ne garip ilişkiler çözün çözebilirseniz.
NOT; Yakında çıkacak olan Ergenekon İşbirlikçileri adlı kitabımda 4 seridir
yazdığım garip ilişkilerle, işbirlikçileri tüm çıplaklığıyla göreceksiniz. Hele
Tayyip’e küfrederek tutuklananların çıkarken Tayyip’e şükretmeleri arasında
geçen safhaları ibretle okuyacaksınız. Yakında…



Yurt Gazetesihttps://www.yurtgazetesi.com.tr/ergenekon-isbirlikcileri-4-makale,16615.html



Yurt Gazetesi