Merkantilizm

 

Batı Avrupa
ülkelerinde ortaçağın sonu ile endüstri devrimi arasındaki dönem feodal
sistemin yıkılışı ve merkezi devletlerin ortaya çıkmasına bağlı ekonomik
sonuçlar kapitalizmi doğurmuştur. Batı Avrupa da 16. Yüzyıldan 18. Yüzyıl’a
kadar geçen süreçte merkantilizm uygulanmıştır.

 

Merkantilizm’in kökeni merkant kelimesinden gelmekte
olup Latince tüccar anlamına gelmektedir. Merkantilizm’e alman iktisatçı F.k.
Menn karşı çıkmışsa da, merkantilizm kelimesini ilk kullanan kişi olan A. Smith
bu sistemin gerekliliğini vurgulamıştır. Bu kişi hatta merkantilist görüşe
sahip olanların parayı kapitalizm ile eşdeğer sayacak kadar önemsediklerini
söylemiştir.

 

Merkantilizm, 16. Yüzyılda Batı Avrupa da ortaya
çıkmış ekonomik bir terim olup, devletin zenginliğini madene bağlamıştır.
İktisat alanında ilk sistematik düşünceye sahip olanlar merkantilist görüşü
benimsemiş olanlardır. Yeniçağ ile birlikte feodal sistemin ziraat ve zanaata
dayanan ekonomisinin yerini genişleyen ve önem kazanan ticaret almaya
başlamıştır. Ekonomik olayları açıklamaya çalışırken ahlaki ve dinsel
yetkilerden etkilenmemişlerdir. Merkantilist düşünce para, faiz, dış ticaret,
devletin iktisadi yaşama müdahaleleri, himayeci ekonomik politika ve büyük
pazarlarla ilgili olarak yeni görüşler ortaya koymuştur. Bu makalede de
merkantilizm, merkantilist devletler ve onların Osmanlı devleti ile
ilişkilerini açıklamaya çalışacağız.

 

MERKANTİLİZM HAZIRLAYAN ETKENLER

 

Feodalizm halkı yağmacılardan koruma amacı
gütmekteydi.  Avrupa’da düzenli bir hayat kurulduktan sonra ( ticaret kara
ve deniz yoluyla daha güvenli bir şekilde yapılmaya başlanıldı.) Derebeylerinin
etkisi azaldı. Bu gelişme ulusal devletin kuruluşuna olduğu kadar iktisadi
alanda da ulusal ekonominin oluşmasına fayda sağlamıştır. İktisadi açıdan
ulusal bir durum göstermesi devleti ister istemez müdahaleci bir görüme
büründürmüştür.[1]

 

Bir çok alanda yapılan değişiklik bilhassa tarım
üretiminde yapılan değişiklik şehir ekonomisinin yıkmış, elinde fazla ürün
bulunan mal sahibi fazla olan ürünü satabilir veya ürüne karşılık olarak başka
bir ürün alabilmektedir. Reform ve Rönesans hareketleriyle bireycilik
gelişmiştir.

 

Nüfusun artması, ticari faaliyet sınırlarını
genişletmiştir. Nüfusun çoğalması, ülkenin emek ihtiyacının karşılanmasında
önemli bir rol oynar. Zaten merkantilistler de ülke nüfusunun artmasından yana
bir görüş sergilemektedirler.

 

Merkantilizm klasik çağda doğa tarihi ile genel
dilbilgisinin önünde açılan alanların yanında bir servet alanının açılmasını
sağlamıştır.[2] Ticari faaliyette gelişmeler
yaşanırken, ticari faaliyete yönelik dini tavırlarda da değişiklik olmuştur.
Calvin bir eylemi değerlendirirken kıstas olarak faizi ve ticareti meşru
kılmıştır. Kalvenizm ticareti hoş görmekle kalmamış ticaret etkinliğini yücelterek,
ermişliğin bir işareti olarak saymıştır.

 

MERKANTİLİZM’İN DAYANDIĞI İLKELER ve MİLLİ SERVET ANLAYIŞI

 

Batıda milli devletlerin doğuş yıllarına rastlayan bu
dönemde merkezi hükümetlerin gücünü arttırmak, endüstriyel ve ticari sektörleri
hızla büyütmek ve savaş anında gerekli silahları temin etmek için devletin
gelirlerini arttırmak temel amaç olarak belirlenmiştir.[3] Krizohedonizm yani değerli madenlere
karşı bağlılık ilkesi getirmiştir. – bilhassa altın ve gümüş’e karşı bir
sempati vardır.-

 

Merkantilistler, altın ve değerli madenleri servetin
kaynağı olarak görmüşler.[4] Serveti, devlet ve siyasi iktidarın
görüş açısından ele alırken, klasikler birey yönünden incelemişlerdir. Paranın
hızlı ve muazzam bir şekilde dolaşımını öngörmüşlerdir. Birey değil devlet
önemlidir.

 

Müdahalecilik; temel amaç devlet ve ulusun çıkarları
olduğu için ekonomide ve diğer bütün alanlarda devlet müdahaleci yani olaylara
karışabilir.

 

Kolonyalistlik; bu dönemde sömürgecilik yaygın ve
denizcilik faaliyetlerinde ön planda olmuştur. Amaç değerli madenleri toplamak,
ülkeye getirmek olduğunu belirtmiştik.  Bu duruma göre korsancılık yasal
sayılmıştır. Sömürge, kölecilik açısından önemlidir. Çünkü ucuz iş gücü daha
fazla üretim avantajı sağlamaktadır. Hollanda korsanlığı iyi bir şekilde
kullanarak yabancı gemileri sömürerek gemideki değerli madenleri ülkesine
götürmüştür.

 

Ülkedeki madenlerin devletin elinde olması devletçilik
ilkesinden doğmaktadır. Değerli madenlerin ülkeye getirilmesi otoriter bir
devlet sağlayabilirdi. Merkantilizm’e göre karşı ülkeler zarar gördüğü,
gerilediği taktirde o ülkelere karşı bir avantaj sağlanmış olunurdu. Devlet
avantaj sağlarken yapacağı mücadele sağlam olmalıdır çünkü devletin sağlam bir
orduya ihtiyacı olacaktır.

 

Merkantilistler her alanda nüfus artışını her alanda
özendirmişlerdir. Merkantilistlerin nüfus politikası ortaçağ düşüncesiyle özdeşleşmiştir.
Yani her alanda nüfusun artmış olması gerektiğini vurgularlar. İktisadi ve
üretim artışı da nüfusla ilgilidir. Merkantilistler nüfusun artışı için teşvik
edici yollara başvurmuşlardır. Bekarları evlenmeye teşvik etmiş, bekarlara ceza
vermişler. Evli olanları vergilerden muaf tutmuşlar, ülkeye göç ile gelenlere
de kolaylıklar sağlayarak ülke nüfusun artmasına destek vermişlerdir.

 

Merkantilist politikanın milli servet anlayışı
tüccarların çıkarlarını ön planda tutmuştur. Bu da bağlı olarak da ticaret
devlet için olumlu yönde gelişecektir. Devletin gücü milli servette
bulunmuştur.(Milli servet olarak ülkeye giren değerli madenlerden
bahsetmekteyiz.)  Devletin güç kaynağı olarak nitelendirdiğimiz değerli
madenler, özel ayrıcalıklarla donatılmış tüccarların ve üreticilerin serveti
demektir.[5]

 

MERKANTİLİZM’İN UYGULAMALARI

 

Merkantilizm’in bu özellikleri ve dayandığı temeller
farklı ülkelerde muhtelif şekilde uygulanmıştır. Şimdi bunlardan birkaç
tanesini inceleyelim.

 

İspanyol Merkantilizmi

 

İspanyol merkantilizmine “külçeli” ya da “bülyonist”
merkantilizmde denir. Çünkü İspanyollar metal para darbını biliyorlardı.
İspanyollar sömürgelerinden ülkelerine akan madenlerin biriktirilmesini temel
amaç olarak görmüştürler.[6] En önemli amaçlarından biride
merkantilistlerin genel amacı olan ülkeye giren bu değerli madenlerin dışarıya
çıkmasını önlemektedir. İspanyol merkantilistlere göre bu madenler 3 şekilde
biriktirilebilirdi.  1) değerli madenlerin çıkışını önlemek 2) ülkede faiz
haddini yükseltip yabancı paraları çekmek, ardından paraların ayarını bozmak.
3) ticari anlaşmalar yapmaktır.

 

16. yüzyılın başında ispanya, sömürgelerinden gelen
değerli madenler sayesinde güçlü devletler arasında olmuştur. Fakat bu güç
fazla sürmemiş ülkeye gelen değerli madenlerin dışarıya çıkmaması için içeride
alınan önlemler İspanyol ekonomisini çıkmaza sokmuştur. Şöyle ki madenlerin
dışarıya çıkarılmaması için yasaklar konulunca bu önlemler geri tepmiştir. Eşya
fiyatları yabancı ülkelere göre çok yüksek bir düzeye ulaşınca mal ithali
yoluna gidilmiştir. Buda ekonomiyi çökertmiş, devlet ihracat yapamamış ve buna
bağlı olarak dış ticaret kötüleşmiştir. Fiyatlar devamlı olarak artmıştır.
İspanyol merkantilistlerinden Ortiz ve Mariana külçeci bir amaca yönelen
himayeciliği eleştirmişlerdir. Mariana, özel ekonominin gelişmesine engel olan
finansal yasaların ve ağır vergi uygulamasına karşı çıkmış, bülyonist fikirleri
eleştirmiştir.

 

Sonuç olarak İspanyol ekonomisi çökmüş, altın ihraç
etmeye başlamıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi 16. Yüzyılın başlarında
dünyanın en zengin ülkelerinden olan İspanya, bu yüzyıl sonlarında ülkeye gelen
değerli madenleri ihraç etmeye başlamıştır.

 

İspanyanın komşusu Portekiz ise İspanyanın aksine zıt
bir politika izlemiş, geniş çapta deniz ticareti ile uğraşmış ve bunu kendine
yararlı görmüştür. Portekiz ülkesine gelen değerli madenlerin dışarıya çıkmasına
izin vermiş böylece İspanyanın içine düştüğü durumla karşı karşıya
gelmeyeceğini düşünmüşlerdir.

 

Fransız Merkantilizm

 

İspanya’nın yanı sıra, Belçika ve İtalya’nın da sanayi
alanında gerilemesi, Fransa ‘da sanayinin gelişmesini kolaylaştıracaktır[7]. Fransa ne kendi ülkesinde ne de
sömürgelerinde işletebileceği değerli madenlere sahipti. Buna rağmen
merkantilizmin uygulandığı ülkelerden biri de Fransa’dır. Fransız merkantilizmin
temsilcisi “ devlet demek ben demek” sözü ile tanınan “güneş kral” 14. Loui’nin
maliye bakanı J. B. Colbert’dir.  Yabancı ülkelere satışları geliştirmek
için ticari şirketler ve fabrikalar özendirilmiş, dış ticaretin bunlar
tarafından yapılması için her türlü önlem alınmış, sanayi kurularak devlet
himayesi altına alınmıştır. Bu sanayi kuruluşlarının dışarıya sattıkları
ürünlerin karşılığı altın ülkeye girecek ve böylece altın stoku
arttırılacaktır.

 

14. Louis devrinde Fransa büyük bir koloni imparatorluğu
haline gelmiştir. Fransız malları özellikle ipekli dokumalar hemen hemen bütün
Avrupa ülkelerinde aranır olmuştur. Bunun yanında oldukça sıkı önlemler
alınmıştır. Himaye unsuru kapsayan gümrük tarifeleri yürürlüğe konmuştur.
Fransa bunun yanında tahıl ihracatını yasaklamıştır. Fransız merkantilizminde
başrolü Colbert oynamıştır. Colbert uzun bir çalışma süresi sonunda Fransa’yı
endüstri devleti haline getirmiştir.

Fransız merkantilizmi ve düzenlemesini tam anlamıyla
uygulamıştır[8]. Fransız merkantilistlerinden başka kişiler
ise: Jean Bodin’dir. “Reponses aux” adlı kitabında fiyat hareketlerinin
ayrıntılı analizini yapmış, fiyat yükselişlerinin en önemli nedenlerinden
biride ticari faaliyetlerin genişlemesi ve yapılan maden akışıydı demiştir.
Devletin müdahalesini gerekli görmüştür[9]. Diğer bir kişi olan Antoine de
montchretien ise ulusal ekonominin önemini ilk kez açık bir şekilde ifade
etmiştir. Bunun yanında insan emeğinin de önemini vurgulamıştır.

 

İngiliz Merkantilizm

 

Endüstri İngiltere’ye daha geç gelmiştir. İngilizler
15. Yüzyıl sonlarına kadar tarımla ilgilenmiştir. İngiliz merkantilizmin diğer
bir ismi de “ticari merkantilizm”dir.  Bu tip sistemde özellikle ticaret,
kredi ve para sorunlarıyla ilgilenmiş, gereken kararlar ve önlemler alınmıştır.
Bu ticari doktrinde amaç; ülke zenginliğini arttırmanın temel yolu olarak dış
ticaretin, diğer ülkeler aleyhine olumlu yönde gelişmesidir.  Borçlu
ülkeler borçlarını altın ile ödeyecek ve böylece İngiltere zengin olacak. Ülkeye
olumlu bir dış ticaret dengesi sağlanmaya gayret edilmiştir. Bütün bunların
yanında Crowwel’in gayretleri unutulmamalıdır ki hatta bazı iktisatçılar
İngiliz merkantilizmini Crowwel’in kişiliğinde bütünleştirmektedirler.

İngiltere, 1664 yılında Kuzey Amerika’daki Hollanda
sömürgesini New- Amsterdam’ı da ele geçirecektir. Böylece deniz üstünlüğü
İngilizlere geçmiş bulunmaktadır[10]. İngiltere’de denizciliğin gelişmesi
Crowwel’in düzenlemiş olduğu “denizcilik kanunları” ile sağlanmıştır. Kanunlara
göre İngiltere’den Avrupa dışı kıtalara yapılacak taşımaların tekeli İngiliz
ticaret filosuna verilmiştir. İngiltere, önce İspanyol donanmasına, sonra
Hollanda deniz gücüne üstünlük sağlamış daha sonrada Fransa’nın genişlemesini
durdurmuştur[11]

 

Alman Merkantilizmi

 

Alman merkantilizmi “kamerilizm” olarak da
bilinmektedir. Almanlarda, Fransızlar gibi ulusal endüstrinin gelişmesiyle
ilgili önlemler almıştır. Üretim ve tüketim düzenlenmiş, uluslar arası ticaret
ön plana çıkmıştır. Bununla birlikte tarımı da göz ardı etmemişlerdir. 
Alman kameristleri birkaç istisna dışında dış ekonomik ilişkiler, ticaret ve ödemeler
dengesi gibi sorunlarla çok az ilgilenmişler, ağırlığı yurt içi tarım ve sanayi
faaliyetlerine vermişlerdir. Almanlar diğer ülkeler gibi,

nüfus konusunda geniş
davranmışlar ve nüfus artması için çözümler aramışlardır. Özellikle göçmenlerin
nitelikli olmalarına özen göstermişlerdir.

 

Hollanda Merkantilizmi

 

Hollanda, İspanyol merkantilizmin tersine devlet
güdümlülüğüne başvurmayan liberal merkantilizmi uygulamıştır. Kişinin özel
girişimlerini frenleyen devlet söz konusu değildir.

 

MERKANTİLİSTLERİN YÖNTEMİ

 

Merkantilist düşünceye sahip olanlar önceleri kilise
öğretisinin ve daha sonraları ise liberal öğretinin uygulamış olduğu
tümdengelim yöntemi ile beraber tümevarım yöntemini de kullanmışlardır.
İstatistiklerin incelenmesiyle ilgilenmişlerdir.

 

Merkantilistlerin
politik aritmetik dedikleri rakamlarla çalışma bugünkü ekonometrinin atası
olduğu söylenebilir[12]. Sir William Petty’de politik aritmetikle
uğraşmış, “Political Arithmetick”[13] adlı eserinde karşılaştırma kullanmak
yerine ölçüler kullanmıştır.

 

William Petty bu yöntem ile her türlü hesabın
yapılabileceği inancındadır. Merkantilist düşünürler para, servet, nüfus gibi
ölçülebilir büyüklüklerle uğraşmışlardır.  Merkantilizm, Avrupa’nın her
ülkesinde farklılık gösteren iktisat politikası olmuştur. Devletlere göre
değişen bu sistem dört sınıfta toplanmıştır.

 

Hollanda ve İngiliz Okulu serbest ticarete
yönelmiştir.

 

Fransız Okulu devlet eliyle sanayileşmeyi
desteklemiştir.

 

Alman okulu devlet maliyesi konularına önem vermiştir.

 

İspanyol ve İtalyan Okulu parayla ilgili konular
üzerinde durmuştur.

 

MERKANTİLİZM VE OSMANLI İMPARATORLUĞU

 

Başlangıçta İtalya, Portekiz, İspanya dünya
ticaretinde Akdeniz de hâkimiyet mücadelesi verirken, ekonomik merkezin Akdeniz
den Atlantik’e kayması ile İngiltere, Hollanda ve Fransa bu mücadelede ön plana
çıkmıştır. Akdeniz de güçlü devletlerden biride Osmanlı devletiydi.

 

Merkantilist dönemde Osmanlı- Avrupa ilişkilerinde
yeteri kadar araştırma yapılmamıştır. 17. Yüzyıl’da merkantilizm Avrupalılar
için diğer devletlerle ticari yaklaşım oluşurken, Osmanlı için farklı olmuştur.
Osmanlı ekonomik sistemi merkezi otoriteye bağlı olmuş ve geleneksel toplum
yapısından kaynaklanmıştır. Osmanlı da sultanın görevi toplumda güvenliği
sağlamak ve diğer alanlarda adaleti sağlamaktır. Sultanın bunu yapması devletin
geliri ve mali gücü ile doğrudan alakalıdır. Buna göre devlet ekonomiyi kontrol
etmekle yükümlüdür. Zaten Osmanlı devleti 14. Ve 16. Yüzyıllardaki inkişafı
ortaya koyan vasıfları 19. Yüzyılın ilk yarısına kadar değiştirmemiştir.

 

Osmanlı ekonomik mantalitesi hakkında önemli
araştırmalar yapmış olan Mehmet Genç bu konuda yani Osmanlı devletinin
merkantilizm karşısında ki duruş ve şekli üç temel dayanağa dayandırmıştır[14]. Provizyonizm(iaşecilik),
tradisyonalizm(gelenekçilik) ve fiskalizmdir (gelircilik). Bunlar Osmanlının
ekonomik olarak dünya görüşünü oluşturmuştur.

 

Provizyonist yaklaşıma göre piyasada mümkün olduğu
kadar bol, ucuz ve kaliteli mal bulundurmaktadır. Üretici için mal ve hizmetin
kalitesi birinci sırada değil de pahalı satmak birinci sıradadır. Merkantilist
dönemde Osmanlı devletinin politikası provizyonist yaklaşım olmuştur. Bunun
içinde devlet gerektiğinde ekonomiye müdahale edebilmektedir.

 

Tarımsal alanda maksimum üretim için topraklar sürekli
ekilmelidir. Ülke içindeki üretim yetersizse dış alım teşvik edilir. Bu
anlayışla merkantilizmin tersine, yurt içi ihtiyacın karşılanmasıdır. Devlet
iktisadi hayatı düzenlemekte iaşe ilkesine dayanmaktaydı. Bu ilkeyi sağlıklı
bir şekilde uygulayabilmek için Osmanlı devleti müdahaleciliği benimsemiş
bulunmaktadır. İaşe ilkesi için ihracat, üretim faaliyetinin hedefi değildir.
Üretimin hedefi yurt içi karşılanmasıdır[15].

Gelenekçilik ise var olan ve işleyen sistemi muhafaza
etmektir. Amacı insanların ihtiyacını karşılamaktadır.

 

MERKANTİLİST AVRUPA İLE OSMANLI TİCARİ İLİŞKİLER

 

Devletin kurulmasından itibaren Venedikliler[16], 16. Yüzyıldan itibaren Fransa ve
İngiltere; 16. Yüzyıl sonuna doğru ise Hollandalılar Osmanlı sınırlarına
gelmeye başladılar. 16. Yüzyılda özellikle Güney Avrupalılarla daha sıkıydı.
Daha sonra ise kuzey batı Avrupalılar ile ilişkiler daha sıkı olmuştur. Osmanlı
1580’de İngilizlere, 1612’de ise Hollanda ya kapitülasyon vermiştir. Osmanlı
imparatorluğu bu kapitülasyonları boş yere vermemiş kendine müttefik edinmeye
çalışmıştır.

Venediklilerle tekstil ürünleri üzerine ticari
ilişkiler kurulmaktaydı. Hasat’ın bol olduğu zamanlarda ise buğday ticaretinden
söz edilmektedir. 16. Yüzyılın sonlarına doğru Hollanda bölgesindeki buğdayları
güneye taşımaya başlamalarından sonra Osmanlı devletinin buğdayına olan talep
azalmıştır. Bu yüzyılda merkantilist devletler arasında Osmanlı ticaretine
hâkim olma meselesi yüzünden sorunlar yaşanmıştır.

 

Bu devletler için Osmanlının en önemli ticaret merkezi
Halep idi. (bu bölge ipek ve baharat ticareti açısından önemliydi.) daha sonra
bu önemlilik İzmir’e geçecek ve 17. Yüzyılda Osmanlı ticaretinde Hollanda
üstünlük kurmuştur[17].

 

SONUÇ

 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi merkantilizm, 16.
Yüzyılda Batı Avrupa’da feodalizmin çökmesiyle başlayan ve 18. Yüzyıla kadar
devam eden bir dönemi kapsadığını söylemiştik. Merkantilist düşünce yapısında
paraya ve dış ticarete önem verilmişti. Merkantilizmde iktisadi temeller daha
rasyonel temellere oturtturulmuştur. Bu yönüyle kendilerinden sonra gelecek
olan fizyokratlara öncülük etmiştirler.

 

Altın ve gümüşü ise paranın tek zenginlik kaynağı
olduğunu belirtmişler ve devleti ön planda tutmuşlardır. Devlet, elinde bulunan
altın ve gümüş kadar güçlüydü. Bu yönden devlet ekonomide müdahaleci
davranmıştır.

 

Asıl önemli olan düşünce ise dış ticarettir. Yani
ülkede maden üretilmediği zaman maden stokunu dış ticaret yoluyla yapmaktı.
Dışarıdan içeriye ne kadar altın ve gümüş sokulursa o kadar iyi sayılırdı.
Devlet zaten dışarıya değerli maden satmayı yasaklamıştı.

 

Merkantilizm Avrupa Ülkerlerinde değişik şekillerde
karşımıza çıkmaktadır. İspanya, Hollanda, Fransa, İngiltere ve Almanya’da
merkantilizmin farklı şekillerde uygulandığını görüyoruz. Henri Denis Ekonomik
Doktrinler adlı eserinde bu uygulamaların eleştirisini vermiştir.

 

Merkantilizmin, Osmanlı ile olan ilişkisini de
yukarıda belirtmiştik. Başlangıçta Osmanlı devleti ve merkantilizm hakkında pek
fazla bilgi yoktur zaten Osmanlı devleti farklı bir yaklaşımla yaklaşmıştır.
Avrupa’da merkantilist düşünce hâkim iken bu devirde Osmanlı devletinin iktisadi
yaklaşımı için Mehmet Genç’in “ Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi”
adlı kitabına bakabiliriz.  Osmanlı devleti merkantilist düşünürlerin
aksine mal bolluğuna önem vermiş ve ithalatı teşvik etmişlerdir.

 

Fizyokrasi, merkantilizme karşı olarak ortaya çıkmış
ve bununla birlikte dünya ticaretinin genişlemesi, keşifler ve farklı alanlarda
yeni akımların ortaya çıkması merkantilizme eleştiriyle bakılmasına neden
olmuştur. Merkantilizmin çöküşünü hazırlayan nedenler aynı zamanda sınaî
kapitalizminde doğuşunu hazırlamıştır.

 

AŞKIN BULUT

 

LİNK : http://akademikperspektif.com/

 

Son notlar

 

[1] Gülden Ürgen, “ Merkantilizmden Liberalizm’e Geçiş
ve Piyasa Ekonomisi”, İ.Ü Maliye Araştırma merkezi Konferansları
dergisi, İstanbul 2000,  c. 40, s. 85-99

[2] Veli Urhan , “19. Yüzyılda Klasik
Servet Analizinden Modern İktisat Politikasına Geçiş”, Sosyal ve Beşeri
Bilimler Dergisi, c.3, 2011 Ankara.

[3] Mehmet Bulut, “17. Yüzyılda Osmanlılar
ve Merkantilistler”, Ekonomik Yaklaşım Dergisi, C. 11, , 2000 Ankara, S. 39.

[4] Kenan çelik,  Uluslar Arası
İktisat, Trabzon 2008, s.6-7.

[5] Gülten kazgan, İktisadi Düşünce
veya Politik İktisadın Evrimi, İstanbul 1997, s.38.

[6] Mehmet Bulut, “17. Yüzyılda Osmanlılar
ve Merkantilistler”, Ekonomik Yaklaşım Dergisi”, c. 11, s.39, 2000 Ankara.

[7] Henri Denis, Ekonomik Doktrinler
Tarihi, çev. Atilla Tokatlı, İstanbul 1973, S. 139.

[8]  Ülgen, a.g.m, s. 87

[9] Cahit Talas, Ekonomik Sistemler
Dayandıkları Düşüncelerle, Ankara 1969, S. 29

[10] Dennis, a.g.e. S.139

[11] Nazif Kuyucuklu, İktisadi Olaylar
Tarihi, Kırklareli 1982, S.21

[12] Kazkan, a.g.e, s. 38

[13] Ahmet Arif Eren, “Sir William Petty
Merkantilist Bir Düşünür mü?”, Ekonomik Yaklaşım Dergisi, c. 22, S.79,
2011 Ankara

[14]Bulut, S. 27.

[15] Mehmet Genç, Osmanlı
İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi, Ankara 2007, S. 9

[16] Immanuel Wallerstein, çev. Faruk
Tabak, “ Osmanlı İmparatorluğu, Akdeniz ve Avrupa Dünya
Ekonomisi”, Osmanlı, cilt 3, S.206


























































































































































































































































































[17] Mehmet Bulut,” 17. Yüzyılın İlk
yarısında Hollandalı Tüccarların Osmanlı Bölgesinde ki
Faaliyetleri”, Osmanlı, cilt 3, S. 212