Türkiye savunmasının Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz,
Hazar, Ortadoğu eksenindeki fay hatları ile ilgili olduğu tarihsel olarak
açıktır…


Sayın
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son iki üç yıldır Şanghay İşbirliği Örgütü Üyeliği
[ŞİÖ] ile ilgili açıklamalarına bir yenisi daha eklendi.


Erdoğan,
Semerkant’tan dönerken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamalarda, “Mesele
şu; Türkiye bir defa kendini rahat hissetmeli. ‘Benim için varsa, yoksa Avrupa
Birliği’ dememeli. Benim kanaatim bu. Yani, bazıları eleştiriyor olabilir ama
ben de kendi kanaatimi söylüyorum. Mesela, ‘Şanghay Beşlisi içerisinde Türkiye
niye olmasın?’ diyorum. Temenni ederim ki orada olumlu bir gelişme olması
halinde, yani Türkiye’nin Şanghay Beşlisi içerisinde yer alması, bu konuda çok
daha rahat hareket etmesini sağlayacaktır diye düşünüyorum”
dedi.


Rusya
Federasyon Konseyi Savunma Komitesi üyesi Aleksey Puşkov, Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan’ın, “Türkiye’nin Şanghay Beşlisi içinde yer alması, çok rahat
hareket etmesini sağlar”
açıklamasını değerlendirdi.


Twitter
hesabından Erdoğan’ın sözlerine yanıt veren Puşkov, “Türkiye’nin Şanghay
İşbirliği Örgütü’ne (ŞİO) üyeliği Erdoğan için mantıklı bir adım olurdu. ŞİÖ,
AB’den farklı, onun yerine geçemez. Fakat AB’den farklı olarak ŞİÖ üyeleri
tamamen egemen”
ifadelerini kullandı.[i]  


Sayın
Cumhurbaşkanını, kadim Trabzon Vilâyeti mülhakatından olmak üzere Rizeli
hemşerimizi siyasi hayatının başından beri “milli perspektif”
ve “beka”, Türk kültürü gibi konularda sürekli eleştirdim,
eleştirilere devam ediyorum. Kişilerle ve olaylarla değil fikirlerle ve
olgularla ilgiliyim. Eleştirilerim açık kaynaklarda mevcut. Pek çoğunda
maalesef zaman beni haklı çıkardı. [Fetö, Ergenekon, atamalar, eğitim
politikaları, dış politika vb]. Dünyaya farklı pencerelerden bakıyoruz. Bu
yüzden ömründe evde yemeğin tuzuna bile muhalefet edememiş ekiplerin,  ilk
gelen trene atlayan ekiplerin analiz edeceğim konuyla ilgili olarak
taarruzlarını dikkate ve kale almayacağımı belirtmek isterim.


FARKLI BİR
TABLO İLE KARŞI KARŞIYAYIZ


Sayın
Cumhurbaşkanının bu açıklamaları üzerinde, konuyla ilgili “Türkiye
odaklı kaygısı ve düşüncesi, arayışları olan” her bilim ve düşlünce
insanı, araştırmacı, kurumlar ciddiyetle durmalıdır. Klâsik, yavan sade
suya tirit, ezberler, doldur-boşaltların kimseye bir faydası yok. Artısı
,eksisi ile fotoğrafın bütünü dikkate alınarak detaylandırılmalıdır.Maalesef
Cumhurbaşkanının yanında ve pozitif teması olduğu çevrelerde bu tabloyu milli
stratejik perspektiften yorumlayacak bir bilgi birikimi, kurumsal akıl ve donanım
yoktur. Oysa ki  bilimsel etüt, değerlendirme ve tespitleri doğruları,
kendilerine çekinmeden kendi siyasi kariyeri ve ülke yararına anlatacak, Türk
tarihinde Tonyukuk’dan beri örneğini gördüğümüz  [Nizamülmülk,
Akşemseddin, Dâvûd-i Kayserî, ilh.] âlim, bürokrat
profiline ihtiyacımız vardır. 


Henüz
yoktur.Bu özeleştiri ile başlamamız lazım.


Aleksey Puskov
[=Алексе́й Константи́нович Пушко́в], Prof. Dr. Sergey Karpov gibi
danişmentleriniz olacak . [Pushkov was the Director of the Institute of
Contemporary International Studies at the Diplomatic Academy of Russia/
Pushkov, Rusya Diplomatik Akademisinde Çağdaş Uluslararası Araştırmalar
Enstitüsü Müdürü olarak görev yapıyordu.]


Türkiye’nin
coğrafi konumu, toplam millî güç unsurları, tarihsel ilişki ve ittifakları,
kültür havzası ile olan dinamikleri, reel politik durumu tekil ve tek boyutlu
bir dış politika uygulamasına engeldir.Ama kimse kusura bakmasın [katılmadığım
pek çok yönleri olmakla beraber] Vatan Partisi dışında, siyasi partilerin
hiç birinin bu konuda bilimsel temelli bilgiye dayalı bir yaklaşımı, projeleri
ve teklifleri yok. Herkes doğaçlama, yardırma, çayhane sohbeti kıvamında
gündelik laflarla zevahiri kurtarma derdinde. Türkiye maalesef stratejik akıl
ve bilgi üretemiyor. Üreten az sayıdaki mecralar ve merkezler, basit sade suya
tirit, kasaba partizan duyguları ile tarafgir bürokratlarca dikkate alınmıyor. “Yani
hem fakir hem …ki büyük!”
, bilmiyorum, eksiğim, bilgiye ihtiyacım
var ama yine  de  sormuyorum, aşağı koymuyorlar.


Türk kültür ve
medeniyeti kök değerler itibarıyla Avrasya eksenindeki 20 milyon
kilometrekarelik coğrafyada şekillenmiştir. Varlık, bilgi, değer, insan, zaman
ve mekan anlayışı kadim zamanlardan itibaren Batı dünyasından farklı
olagelmiştir.Farklı kültür ve bilgi gelenekleri, birbirine eklemlenerek ,
dönüşerek kendi zihniyet dünyası içerisinde yorumlanarak yeniden üretilerek
oluşur. Türklerin tarih içerisindeki en önemli becerisi bu sentez
kabiliyetidir.


Modern dönemde
bu hasleti kaybettik.


Düşünmeyi
bilmiyoruz; olaylar, sorunlar, semptomlar, görünüşler, bulgular “Theoriya
/Nazariye”
bağlamına oturtulmazsa, tahlil edilemez. Nazar edeceksin,
yüksek bir tepeden ormana bakacaksın, tek tek ağaçlardan ormana geleceksin.
Nazar/teoriye yaslanarak attığın ağ bütün bu sorunları kapsayıp kucaklayacak
bir imkan sunmalı.


Kontrenformasyon
bombardımanı altındayız.


Sorunlar
karşısında,kişiler ve kurumlar düzeyinde çözümleme yapamıyoruz.


Kutadgu
Bilig’i telaffuz etmekten aciz siyasi ve bürokratik elitle buraya gelinir.


Askeri, siyasi,
bürokratik elitlerimiz uzunca bir süredir vasat ve vasat altı seviyede.
Ülkemizin en büyük talihsizliği, kıramadığı kısırdöngü budur maalesef. Mevcut
tabloyu bu kadroların toparlamasının imkan ve ihtimali yoktur, özellikle not
edelim.


Bunlarla derdimize
çare bulamazsınız.


Biz halen
ezber, kes kopyala yapıştır ile kültüre ve beşeri dünyaya ait olgu ve durumlar
üzerinde konuşabileceğimizi onlar hakkında önermelerde bulanabileceğimizi
zannediyoruz.


Türkiye soğuk
savaş sonrası dönemde ortaya çıkan bölge ve dünya resmini doğru bir biçimde
okuyup yorumlayamamaktadır. Artık stratejik akıl üretememektedir. Bu anlamda
yeni bir politik ve askeri stratejiye ihtiyacı aşikârdır. Türkiye’nin
jeopolitik konumu onu Atlantik bloğunun hedef ülkesi haline getirmiştir. Bu
açıktır. Birtakım ahmakların zannettiği gibi sizin süzülüp büzülmenizle ona
buna yalakalık yapmanızla bu gerçeği değiştiremezsiniz. 


Müttefiklerimizle
yakın coğrafyamızda ve nüfuz alanlarımızda çelişkilerimiz var, bunu not edelim.
Soğuk savaş sonrasında şekillenen yeni Avrupa güvenlik mimarisinde Türkiye’ye
yönelik tehdit ve asimetrik tedhiş
karşısında NATO
maalesef makul, zevahiri kurtaracak bir desteği bile sunmaktan imtina etmiştir.


Bunun
karşısında siz ancak kendi milli güç unsurlarınızı ve potansiyellerinizi etkin
bir biçimde planlayarak bu stratejik manevra ve mücadelede yer alabilirisiniz.


Milli güç
unsurlarınızın envanterini imkan ve kabiliyetini bilmiyorsanız nasıl
planlayacaksınız?


Türkiye Avrupa
Birliği, Atlantik, Ortadoğu, İslam Dünyası, Türk Dünyası, Rusya ve Çin ile
ilişkilerini mutlak anlamda birbiri yerine alternatif olarak sunmak doğru
değildir. Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in ABD ile AB ile olan
ilişkilerine bakınız çelişki ve çatışmaları hep yönetebilir bir skalada
tutmaktadırlar. İran’a bakınız.Büyük krizlerde nasıl bir politika takip ediyor?
Kriz anlarında diplomasi dilinden sarfı nazar etmemeliyiz. Çay ocağındaki gibi
çıhış edersek gereksiz yere hem mahcup oluruz hem de yok yere bedel öderiz,
ciddiyetimiz,ağırlığımız ve caydırıcılığımız azalır.


Büyük ölçüde
tek özelliği porselen dişleri, parlak çeketi ve büyük telefonu olan kadrolarla
bu siyasi partilerde umut yok.


Ya
devlet!, “huzurevi görüntüsü” veriyor. Onlarca kez yazdım,
ciddi bölge araştırmaları yapan akademileriniz halen yoktur veya çok zayıf
durumdadır.İlgi sahalarımızın ilişki ve çelişkilerine hakim değiliz. Bu iş bir
ehliyet ve liyakat işidir.


Gülümseyerek
büyük taşlı yüzük takarak, güveç, haşlama yiyerek, şakalaşarak, tokalaşarak
ölçüsüz bir tabasbusla bu tablonun  üstesinden gelinemez.


***


Kimse
kendisini aldatmasın. Amerika’nın Avrasya’ya yönelik talepleri çoğu kere Kıta
Avrupa’sı ile de çelişmektedir. Ama görünürde her şey gayet cicidir. Diplomasi
ve siyaset bunun için vardır. “Odun ben sana …dum” tarzında
yürünmez. Türkiye stratejik perspektifini kendi kültür havzası ekseninde inşa
ederek Batı dünyası ile geniş ve etkin bir işbirliği ağı kurabilir. Rusya ile
de ilişkilerini derinleştirebilir. Atlantik ile de Hazar ve Orta Asya alanında
işbirliği yapabilir.Burada kesişen ve çelişen alanları doğru tespit etmek
gerekir.


Kendi kültür
havzasında etkin bir Türkiye Batı ve dünya nezdinde daha saygın bir konuma
yükselir.


Türkiye’nin ve
Türk Silahlı Kuvvetlerinin soğuk savaş öncesi dönemde savunma ve güvenlik
mimarisi ağırlıklı olarak NATO konseptine bağlı olarak şekillenmiştir. Türkiye
bütün unsurları ile Batı sistemini içerisindeydi.


Soğuk Savaşın
Amerika’nın önderliğindeki Atlantik cephesi tarafından kazanılmasının ardından
dünya iki kutuplu bir uluslararası ilişkiler sistemden tek kutuplu Amerika’nın
her anlamda hegemonyasına dayanan yeni bir sürece dönüşmüştür. Adeta Amerikan
kültür dünyasının da küreselleştiği bir süreci yaşamaktayız. Küresel güç ABD,
bu patronajını devam ettirebilmek için yaptığı planlama ve projeksiyonlarda
kendisine ve patronajına meydan okuyabilecek güçlere karşı önleyici! tedbirler
almaktan kaçınmadığı bilinmektedir. ABD’ye mevcut durumda meydan okuyabilecek
güçler Asya kıtasından çıkacağı bellidir. Zira dünya siyasi tarihinde Tunç
çağından itibaren dünya hegemonyası bir Asyalı bir Avrupalı güç tarafından
münavebeli olarak götürülmüştür. Tarihsel arka plan bunu göstermektedir.


YENİ RESİM
TÜRKİYE’YE AVANTAJLAR SUNUYOR


Bu anlamda
2025 yılından itibaren Asya Bloğunun toplam üretimi Atlantik bloğunu geçecektir.Bu
yeni bir siyasal sistem örgütlenmesi ve mimarisini icbar eder.Asya bloğundan
siyasi askeri ve ekonomik olarak baktığınızda en önemli güç Çin olarak
belirmektedir. ABD Çin’in yükselişini engellemek için ucuz, sürekli ve güvenli
enerjiye erişimini kontrol altına almak istemektedir. Afrika operasyonlarıyla
Çin’in bu yönelimi engellenmiştir. Yegane alternatif Orta Asya Hazar
Havzasıdır.Bu alan kontrol edilirse Çin’in alternatif olma özelliği seçenek
dışı kalacaktır.Keza AB üzerindeki ABD velayeti süreklilik kazanacak, Rusya
Urallarındoğusundaki nüfusunun azlığı sebebiyle sınırlandırılabilecektir.En
azından stratejik tahayyülü bunu öngörmektedir.


Bu yeni resim
Türkiye’ye önemli avantajlar sunmaktadır. Lakin hiçbir kurumun bu anlamda bir
zihinsel hazırlığı yok. Bize bir açıklama yapın ya bu tablo yanlış,
yanılıyorsunuz deyin ya da alternatif görüşlerinizi ortaya koyun.


Dünya
hakimiyeti yeni yüzyılda da içinde bulunduğumuz coğrafya üzerinden
yapılmaktadır.


Elbette ki
maksimalist hayalci hedeflere odaklanmadan Türkiye toplam milli güç unsurlarını
ciddi bir analize tabi tutarak ortaya yepyeni bir dış politika konsepti ortaya
koymak durumundadır. Dış politikanın sağlam temelleri Türkiye’nin Osmanlıdan
Cumhuriyet’e devrolan Cumhuriyetin nitelikli bir biçimde donattığı kurumsal
hafızada vardır.


Yeter ki
Püsküllü Fesli Kadir Hoca tarzı tarih okuması hastalığına tutulmayalım. Körü
körüne bir Batı hayranlığı ve bağlılığı irrasyonel ve gerçekçi olamayan bir
doğu ve Asya, İslam dünyası goygoyculuğunu kast etmiyoruz.


Türkiye’nin
Ortadoğu Kafkasya ve Hazar Orta Asya, Akdeniz,Asya denkleminde Batı ve Atlantik
ittifakı ile konuşabileceği jeopolitik referansları nelerdir?


Tehlikeli bir
wigizm hastalığı var cemiyetimizde özellikle siyasal iktidarın sosyolojik
tabanında. Wigizm, “tarihî geçmişi, günümüzdeki herhangi bir kavramı
ortaya çıkaracak, bugünkü sonuçları verecek şekilde örgütlemek.”
 Gazze’de
bomba patlayınca Abdulhamit Han geyiği açmak bir wigizmdir.


YAKIN
COĞRAFYAMIZ ÜZERİNE YAPILAN STRATEJİK PLANLAR


• “Kafkasya ve
Hazar üzerinden Hindistan’a uzanılacak. Türkiye, Balkan devletleri gibi
parçalanırken, Kürdistan’la Rus güney akım boru hattına darbe indirilecek.


• Bölgedeki
petrol ve doğal gaz kaynakları kontrol altına alınmak isteniyor.


• İran’ın,
Türkiye ve Suriye ile bağlantısının koparılması amaçlanıyor.


• ABD ve
İngiltere’nin amacı, kıta Avrupa’sı ve Rusya’nın ulusal ekonomisi ile enerji
sektörünün entegrasyonunu önlemektir. İran’ın siyasi gücü ele geçirmesinde en
önemli faktör, Rusya ile birlikte, Avrupa Birliği’nde önümüzdeki 100, 120 yıl
içinde tüketilecek doğal gazın yüzde 40’ını sağlaması yatıyor. ABD ve
İngiltere’nin amacı, kıta Avrupa’sı ve Rusya’nın ulusal ekonomisi ile enerji
sektörünün entegrasyonunu sabote etmek.


• NATO’nun
stratejik misyonu, İsrail’in kuzey sınırlarını Hizbullah, güney sınırlarını ise
Hamas’a karşı güvenliğe almak; Rusya’nın Doğu Akdeniz’de, Suriye’nin Tartus
limanındaki deniz üssünü ortadan kaldırmaktır.


• Karadeniz
üzerinden Kafkasya ve Hazar Denizi bölgesine ulaşamayan ABD güdümündeki NATO,
rotayı karaya çevirdi. ABD; Türkiye, Suriye, Irak ve İran’dan koparılacak
topraklarda kurulacak kukla Kürdistan ile Rusya’nın yumuşak karnı Kafkaslara
doğrudan erişimi sağlayacak, böylece bölgedeki petrol ve doğal gaz kaynaklarını
kontrol altına alacak. Projeyle, İran’ın, Türkiye ve Suriye’ye ulaşması, Doğu
Akdeniz üstünden Avrupa’ya petrol ve doğal gaz satmasının önü kesilecek.


• RAND
Corporation tarafından geliştirilen Büyük Orta Doğu Projesi planının,
Türkiye’nin “Balkanizasyonuyla” küçük eyaletlere bölünmesini
öngörüyor. Türkiye’den Hindistan’a NATO koridoru açılması planlanıyor.
Koridorun bir bölümünde kurulacak Kürdistan, Rus güney akım gaz boru hattının
güvenlik dinamiğinde önemli değişikliğe yol açacak. Suriye’deki iç savaşın
sebeplerinden biri de budur.


• Türkiye ile
İran arasında doğal gaz alanında işbirliğini geliştirmeyi ve mevcut projeleri
hayata geçirmeyi öngören mutabakat zaptı, Tahran’da Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Hilmi Güler ile İran Petrol Bakanı Gulam Hüseyin Nozeri tarafından 2008’de
imzalanmış, anlaşmadan kısa bir süre sonra Güler görevinden alınmıştı. Proje,
bakanlığın internet sitesi e yayınlarında bile anılmamıştı. Wikileaks
belgelerinde, ABD’nin, İtalya’nın enerji şirketi Eni’nin İran’ın Güney Pars
doğalgaz sahasından Türkiye’ye boru hattı inşası için fizibilite çalışması
yapmasına karşı çıktığı ortaya çıkmıştı.


NATO’nun, İran
tarafından Hürmüz boğazının kapatılması ve petrol sevkiyatının durmasıyla
meydana gelecek enerji krizini engellemek için Batı’nın stratejik koridor oluşturmak
istiyor. Stratejik planın hayata geçirilmesi için atılacak ilk adım, ayrı bir
Kürt bölgesi yaratılarak Türkiye’nin bölünmesidir. NATO, bu Kürt bölgesi
sayesinde Kafkasya’ya doğrudan erişim sağlayabilir. Bu durum, Kafkas
petrollerini kontrol etmek ve Rusya’ya karşı düşük yoğunluklu çatışmalar için
Çeçenlere destek olmayı sağlar. Bağımsız bir Kürt devletinin kurulması için
denize çıkış şart. Bu da, Türkiye’nin güney kıyılarından ya da Suriye’nin kuzey
sahillerinden sağlanabilir.[i]”


Bu tablo
karşısında angut kuşu gibi kafanızı toprağa gömerek yaşayamazsınız.Bu tablo
karşısında akılcı çözümler ve planlamalar yapma zarureti vardır. Ülkemizdeki ve
bölgemizdeki etnik ve dinsel terörü, siyasal şiddeti bu tablodan bağımsız
olarak yorumlamak beyhudedir.Muhatabımızı doğru seçmeliyiz. Kurmay öncelikle
düşmanını doğru tanımlamalıdır.


ABD şunu
görebilmelidir: Bu coğrafyada 1. Dünya Savaşı sürecinde ve sonrasında
Britanya’nın yapamadığı, tahakkuk ettiremediği hiçbir projeyi bugünde
gerçekleştirme imkan ve ihtimali yoktur. Türklerin, Arapların ve Farsların aynı
anda istemediği bir proje burada gerçekleşemez. Kürtler üzerinden 4 parçayı
birleştirerek [Türkiye, İran, Suriye,Irak] bağımsız bir devlet kurma hayalinin
bütün taraflar açısından bir rasyonalitesi yoktur.Farklı etnisiteler ve
aşiretler bu üç büyük kadim millet ve uygarlığı bastırarak alan açabilecek
kültürel ve siyasi birikime güce sahip değildir. Bu projeyi Britanya niçin
gerçekleştiremedi? buna bakılması lazım.


Oysa ki
tarihte Oğuzlar ve Kürtler aynı kültür havzasının bileşenleri
olarak Ortadoğu denkleminde çok etkili siyasi başarıları
gerçekleştirmiştir. Bu anlamda havza temelli bir gelecek inşası her anlamda
daha rasyonel ve gerçekçidir.Diğer bütün seçenekler dolaylı olarak
emperyalizmin değirmenine su taşıma anlamına gelir.


Tarihsel
jeopolitik bunu söyler. Burada toprak kayması gibi bir gecede medeniyetler yok
olur, “yaptım oldunun” bir geçerliliği yoktur. Maalesef tarihsel
coğrafyayı, bölge tarihinin felsefesini bilmeyen uluslararası ilişkiler
uzmanları , bürokratlar bu konuda büyük yanlışlar yapıyorlar. Pentagonun son 20
yıldaki bu konudaki bütün uygulamaları ABD askeri ve ekonomik gücünü,
enerjisini, prestijini zaafa uğratmaktan, bölgede imajını bozmaktan başka
bir işe yaramamıştır. Temel önceliği olan İsrail’in güvenliğine de önemli bir
katkı yapamamıştır.


Mezopotamya ve
Anadolu’nun 5000 yıllık tarihinde etnisite, din ve mezhep dekordan ibarettir,
aslolan tabiyettir.Asayişi ve hukukun üstünlüğünü kim tesis eder, güveci kim
pişirirse herkes ondan olur. [Anadolu tarihinin üç büyük siyasal geleneği
Hititler,Romalılar, Türkler coğrafyaya böyle hakim olmuşlardır].


Siz terör
örgütüyle oturup anlaşma imzalasanız bütün taleplerini karşılasanız da bu işi
bitiremezsiniz. Bu silahların , bu programın bir ilk sahibi vardır öncelikle
onu ikna etmeniz gerekir. Onu ikna edecek performans felsefi, akademik,
entelektüel stratejik perspektifi olan yeni bir tahayyülü , stratejik aklı
üretmenizle ilgilidir.


Kızmayın, acı
söyletiyorum , kelimeler ateşe dönüyor, kanatıyor, çıkarken. Dağğğva dağvva
diye ünleyerek, çağdaş, çağdaş, ileri diyerek, şiir ve özlü sözle, Cuma
tebrikatı yaparak, kum ocağı sahibi küçük müteahhit kadroları, cami çay ocağı
ufku, yanaşık düzen kafası ile bunu  üretemezsiniz. Halihazırda işler
bunlara teslim.


ASKERİ
STRATEJİK PERSPEKTİF


Türkiye orta
vadede bir bölge gücü olabilmesi için derhal yerli motordan başlayarak,uzun
menzilli füze programını, uzay araştırmalarını, kritik tenolojileri
işbirlikleri ve proje grupları ile başlatmalıdır. Kaynaklarını nitelikli
eğitime, inovasyona ve argeye teksif etmelidir.


Adam
akıllı çalışma grupları ile bir büyük ana strateji , gerçekçi bir tehdit
değerlendirmesi ve güvenlik mimarisi üretilmelidir. Kuvvet ve komuta yapısı
güncel ihtiyaçlara ve gelişmelere göre, gerçekçi bir biçimde yeniden
yapılandırılmalıdır.


Örneğin
deprem, göç, afet, insani yardım operasyonları gibi durumlara müdahale
edebilecek Kolordu seviyesindeki bir teknik askeri güce şiddetle ihtiyaç
vardır.Olası Marmara depremini senaryo etmenin zamanı geldi de geçti bile. Pek
çok yerde buna ihtiyaç vardır.


Türkiye’nin
Gürcistan ve Azerbaycan’la bir tercihli ticaret bölgesi oluşturması bunun ilk
gerçekçi adımıdır. Küresel gücün bu yüzyıldaki en büyük hedefi Çin’in
gelişmesini enerji kaynaklarını ulaşmasını engellemektir.Çin’in hedefindeki en
güvenli enerji alanı Sibirya ve Orta Asya Hazar’dır. Askeri kapasite ve tehdit
planlaması bu politik esaslara göre düzenlenmelidir.


Ortadoğu’da
Araplar arası mücadelelerde taraf olmama şeklindeki son dönem Osmanlı’dan
Cumhuriyete müdevver politika doğru bir tercihtir
.


Kamacı boş
ataklar gerçekçi değildir.


Balkanlarda
kültürel ve ekonomik ağlar daha da derinleştirilmelidir.


İstihbarat
yapılanmasına adam akıllı bir çekidüzen vermelidir.Türkiye’nin teknolojik imkan
ve kabiliyeti, ilişkiler ağı kolaylıkla bu konuyu çözer. Bunun için Türkiye’nin
yepyeni bir ARGE plantasyonuna , akademisini ihtiyaç vardır.Konuyu vaktiyle bir
siyasi partinin talebi üzerine ilkeler düzeyinde projelendirdik.


Askeri
eğitimine yeniden çekidüzen verilmelidir.150 yıllık kurumsal gelenek ve
birikim, askeri okullar, üç beş sivilceli muhteremin korkusu ile heba
edilmemelidir.Kurmay okullarında eser sahibi, kendine özgü görüş ve düşünceleri
olan aydınlardan istifade edilmelidir.


Türkiye
savunmasının Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Hazar, Ortadoğu eksenindeki fay
hatları ile ilgili olduğu tarihsel olarak açıktır. Bu alanlar aynı zamanda
Türkiye’nin yumuşak güç unsurlarını etkin bir biçimde kullanarak etkinlik
üretebileceği alanlardır.Yalnız ortada ciddi bir planlama yoktur. Dinleyen,
soran, merak eden de yoktur. Yabancı enstitü ve araştırma kuruluşları bizim bu
görüşlerimizi daha fazla merak ediyorlar, soruyorlar. Burada henüz bilgiyi bir
ihtiyaç ve değer olarak görecek mekanizmalar oluşmamış.


Kemal Üçüncü


Odatv.com



[i] Daha fazla: https://tr.sputniknews.com/rusya/201611201025894358-rusya-turkiye-sio-erdogan-puskov/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet