İNGİLTERE’YE VERDİĞİMİZ
400 TON ALTININ SIRRI

İşte başlıyoruz dostlar… Merkez Bankası rezervlerinden
İngiltere’ye 400 ton altın neden verildi? Şu an bu altınların durumu nedir?
Altınlarımızı geri alabilecek miyiz? Dünya devleri neden altın depoluyor? hepsi
bu floodumuzda…

Şimdi öncelikle şunu söyleyelim ki Türkiye’nin 490 ton
olan altın rezervini İngiltere’ye altın rezervinin 2 taksit halinde (400+50
ton)şeklinde gönderildiğini duyanlar ilk başta çok şaşırmış olabilir.Hatta “Bu
nasıl olur altınlarımızı nasıl verirler İngiliz’e” de demiş olabilirler.

Büyükşehir Belediyelerine yapılan görevden istifa
ettirmelerin asli sebebi bu belediyelerin mali kaynaklarını kullanmak doğru.
Bunu hesabımıza girerseniz bir flood olarak detaylı biçimde yazdığımızı da
görürsünüz, Ankara, İstanbul ve Bursa’nın bütçesi 13 bakanlığa eşit.

Ancak durum öyle değil… Hatta “normal şartlar altında” bu
durum şaşırılacak bir olay olmadığı gibi dünyadaki küresel sistem içerisinde
“gayet doğal” bir olay… Ancak konuya biraz daha vakıf olabilmemiz açısından bazı
bilgileri vermemiz gerekiyor…

Dünya’da ülkelerin bastıkları paralarının karşılığını
altın esas olarak Merkez Bankalarında bulundurma prensibi 1800’lerin başında
yıllarda ilk olarak ABD tarafından uygulandı ve daha sonra tüm Dünya tarafından
kabul gördü. Ancak 1.Dünya Savaşı sonrasında işler tersine döndü…

Yaşanan Dünya Savaşının yarattığı ekonomik tahribat
sonrasında tüm Dünya ülkelerinde enflasyon ciddi oranda arttı. Vatandaşlar
ellerindeki kağıt paralar ile Merkez Bankalarının kapısına dayanıp parasının
altın karşılığını istemeye başladı…

Hal böyle olunca Merkez Bankaları bu baskıya daha fazla
dayanamadılar ve kağıt paranın altın karşılığı esaseını kaldırdıklarını
açıkladılar. Sadece ABD hariç. ABD para briminin değerini 35 Dolar = 1 Ons
altın olarak sabitledi. Ve parası karşılığı altın tutmaya devam etti.

Ancak 100 yıldan daha fazla bir süre kullanılan “Para
karşılığında Merkez Bankasında altın tutma” prensibi özellikle gelişmiş
ülkelerin rezervlerinde oldukça yüklü miktarda külçe altın birikimi oluşmasına
neden olmuştu…

2. Dünya Savaşı’nın ardından ise Dünya’da kartlar yeniden
karılırken ortaya çıkan 2 yeni süper güç oluşmuş, Dünya ABD ve SSCB arasında
tercihini yapmış safını belirlemişti. Ancak tüm dünya başlayan “soğuk savaşın”
her an sıcak savaşa dönüşme endişesi ile diken üzerinde yaşıyordu.

İşte tam da bu noktada 2.Dünya Savaşı’ndan perişan çıksa
da hala ciddi külçe altın rezervi olan gelişmiş ülkelerin “Altın Güvenliği”
endişesi ortaya çıktı. Zira bu altınlar her an yaşanması olası yeni bir savaş
esnasında güvende ve ulaşılabilir olmalıydı…

İşte tam da bu nedenle 1946 yılından itibaren Dünya’da
ciddi miktarda külçe altın rezervi olan ülkeler bu altınlarını olası bir
savaşta kendilerinden “daha güçlü” ve “daha güvenilir” olduğunu düşündükleri 3
ülkeye depolamaya başladılar…

Bu 3 ülke İngiltere, ABD ve Fransa oldu… Ancak özellikle
Batı Avrupa ülkeleri altınlarını büyük ölçüde İngiltere’de saklama yöntemini
tercih ettiler. Kimi ülkeler Almanya gibi hem ABD hem Fransa’da altın depoladı…

Peki bu esnada bizde durum neydi? Türkiye ne yapıyordu?
Öncelikle biz gelişmiş ülkeler “Para karşılığı altın biriktirme” prensibini
uygulayıp, Merkez Bankaları’nda altın stoku yaptığı dönemde bırakın “gelişmiş
ülkeyi” Osmanlı’nın çöküş, Cumhuriyetin “emekleme yıllarını yaşadık…

Bu nedenle zaten stok yapacak bir altınımız yoktu.Var olan
altın stoğumuzu ise dış ticaret notasında kullanıyorduk… Ama yıllar geçtikçe
özellikle 80 sonrası liberalleşen ekonomi, TL’nin konvertibilite özelliğini
kazanması şartları değiştirdi..

Ve Türkiye Merkez Bankası altın stok rezervi miktarını
hızla yukarıya çekti… Tarihler 2016’ya geldiğinde bu miktar 490 ton altına
ulaştı…

2016 yılına girilmeden hemen önce uluslararası finans
kurumları ve kredilendirme merkezleri yıl sonu kapanış raporlarını yapıp, son
çeyrek değerlendirmesi yaptığında görüldü ki Türkiye cari açıkta Cumhuriyet
tarihi rekoru durumda…

Bundan önce yazdığım “2008’DE TEĞET GEÇEN” KRİZ, ŞİMDİ
NEDEN “DELİP GEÇİYOR” başlıklı floodumda uluslarası güç odaklarının Türkiye’yi
nasıl bir “gizli amborgo” ile kuşatma altına aldıklarını yazmıştım…

2016 uluslararası kredilendirme kuruluşları notlarımızı
düşürüp, uluslararası bankalar kredi musluklarını kesince ve son darbe olarak
Körfez sermayesinin akışı da kesilince AKP iktidarı kısa vadede borç faizlerini,
orta vadede maaşları ödeyememe tehlikesi ile karşı karşıya kaldı.

Bu 400 TON ALTININ SIRRI işte tam da bu noktada başladı…

Küresel finans çevreleri Türkiye’nin acil kredi ihtiyacını
çözmek için altın rezervinin %72’lik kısmını teşkil eden 400 TON, sonrasında da
50 TON daha altının İngiltere’deki BANK of ENGLAND’ın kasasına “emanet”
bırakılmasını istediler…

Şimdi bakınız bu “emanet” ibaresi çok önemli ve kritik.
Floodumuzun başında aslında bir devletin güvendiği 3. bir başka devlete
altınlarını transfer etmesinin doğal olduğunu ifade etmiştik. Ama orada bir
“Altın depolama ve güvenliği” hizmeti söz konusu…

Yani bu şekilde 3. bir ülkeden “Altın depolama ve
güvenlik” hizmeti alan devlet bunun bedelini ödeyerek bu hizmeti satın alıyor…

Ama bizim altınlarımız “Depolama ve güvenlik” hizmeti
karşılığı BANK of ENGLAND kasalarına gitmedi… Resmi açıklamada “Emanet” olarak
gittiği ifade edildi…

Bu kibarca şu demek: “Biz sizin varlıklarınızı yahut
merkez bankanızdaki paranızı TL”rezerv para” olmadığı için teminat olarak kabul
etmiyoruz. Nakit kredi için altınlarınızı ipotek olarak alıyoruz”

“Dış borca karşı altınları rehin aldılar?” Hayır, Dış
borca karşı değil, Zaten 450 ton altının değeri dış borcu karşılamıyor.Yeni
kredi vermek için rehin aldılar.Her kredi miktarını bizim verdiğimiz 450 ton
altının ederinden düşecekler.Verdikleri krediler ise sadece dış borç faizlerini
döndürmemizi sağlayacak.

Türk TL’si “rezerv para” statüsü taşımadığı için eli kolu
bağlanan Türkiye basiretsiz AKP yönetimi sayesinde öyle bir batağa düştü ki
kredi alabilmek için 2 parti halinde 450 TON altını “diplomatik dille ” BANK of
ENGLAND’a “emanete” bırakmaya aslında ise “rehin vermeye”razı oldu.

Peki neden İngiltere? Türkiye’nin bu “emanet” işlemi
esnasındaki ekonomi bakanı kimdi? Mehmet Şimşek… Kendisi” İngiliz vatandaşı”,
İngiliz Devi Merrill Lyinch’ten siyasete “yıldız transferimiz” Mehmet Şimşek,
Yüksek tahsil de İngiltere’de tabii…

Normal şartlarda ülkeler Merkez Bankaları’ndaki “altın
rezervini” kötü günler için tutar.Bir nevi annelerimizin altın günlerinden
biriktirdiği ve kocasının borçları için çıkarıp bozdurduğu altınlar gibi…

Bu altın rezervleri sayesinde ekonomisi krize giren
devletler dış ticaretlerini bir süre daha devam ettirebilirler. Peki bizim
halimiz ne olacak? Cari açığımız her sene “coştukça coşuyor” yeni rekorlar
kırıyor. Yani ithalatımız ihracatımızın kat be kat fazlası…

Merkez Bankası’nda döviz rezervi tükenme noktasında… Altın
rezervimizin %72’Sİ İngiltere’de İPOTEKLİ…

Bu durumda Türkiye karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:
Türkiye’nin “İPOTEK” ettirdiği altın miktarının rakamsal değeri belirlenecek.
Ve Kreditörler yüksek faizler ile bu bedelden düşülmek üzere Türkiye’ye azar
azar kredi verecekler.

Verilecek kredi miktarları ise ancak Türkiye’nin kısa
vadeli dış borç faizlerinin çevrilmesine yetecek. Yani aslında bir ceplerinden
parayı verecek diğer ceplerine koyacaklar.

Bizim ana borcumuzdan hiç bir eksilme olmadığı gibi ipotek
ettirdiğimiz altın rezervimizin belirlenen rakamından bu verilen krediler
düşecek,düşecek. Ve bir gün gelecek -ki bu cari açık tablosu ile o günün
gelmesi uzun sürmez-ipotekli altınımızın ipotek bedeli de bitecek.

Bize “İpoteklediğiniz kadar altının bedelinde krediyi
verdik. Artık altınlarınız bizim” diyecekler… Yani biz tam bir uluslararası
tefecilik sarmalının ortasında, ana borcunu ödeyemediği gibi elindeki öz
sermayesini de kaybeden bir şirket olarak ortada kalacağız…

Ama işte “o gün gelmeden ” çok daha önce bizi bekleyen bir
sıkıntı daha var…

Merkez Bankası’nda şu an bulunan rezervlerin büyük kısmı
özel şirketler ya da kişilerden tahvil senedi ve kredi karşılığı alınan
paralardan oluşmakta… Yani bu para Hazinenin kendi parası değildir. Yeterli
rezerv olmazsa, günü geldiğinde tahvillerin ödemesi yapılamayacak…

Oysa döviz rezervlerimiz kısıtlı olsa da altın
rezervlerimiz İPOTEKLENMEMİŞ olsa bu ödemelerin finansmanı altın rezervi ile
karşılanabilecekti.

Yani dostlar bu İngiltere’ye giden altınlardan bence
herkes umudu kessin. O altınlar bir daha geri gelmez. Kaldı ki İngiltere
zamanında parasını peşin verdiğimiz Sultan Osman ve Reşadiye Savaş Gemileri’ne
el koyup vermemiş, 100 yıllığına “kiraladığı” Kıbrıs’ı ilhak etmiş bir devlet.

İşte efendim biz bu altınları neden verdik, bize kurulan
tezgah nedir durum aynen bu şekilde… Umarım biz yanılırız da altınlar geri
gelir yoksa zaten halimiz harap diyerek Dünya devlerinin son 5 yıl içerisinde
değişen son 2 yılda zirve yapan “altın politikalarına” geçiyoruz…

Öncelikle Almanya’ya bakalım isterseniz… Almanya 2. Dünya
Savaşı sonrası ekonomi ve savunma alt yapısı ABD tarafından dizayn edilmesinin
de etkisi ile altınlarının büyük bölümünü ABD’ye, bir kısmını ise Fransa;’ya
“depoladı” Dikkat ediniz “Depoladı” bizim gibi “emanete” vermedi

Peki şimdi ne yapıyor Almanya. Normal şartlarda
Almanya’nın ABD ve Fransa ile olan “Altın depolama ve güvenlik” sözleşmesi
2020’ye kadar devam etmekteydi. Ancak Almanya beklenmedik şekilde altınlarını
geri çekmeye başladı…

Almanya ABD’de bulunan altın rezervlerinin 120 tonunu,
Fransa’da bulunan altın rezervlerinin ise 111 tonunu Almanya’ya geri transfer
etti. Londra’da bulunan 445 ton altının ise İngiltere’de kalmasına karar
verildi.

Fransa’da bulunan toplam altın rezervi 374 ton olan
Almanya bu rezervin tümünün Almanya’ya alınmasını kararlaştırırken, 111 tonluk
ilk transfer operasyonunun ardından geride kalan 263 ton altının da Almanya’ya
taşınması ile operasyonu tamamlayacak…

Şimdi de yeni dünyanın 2 yeni gücü Rusya ve Çin’e bakalım…
Son 2 yılda Rusya ve Çin’in tabiri yerindeyse “deli gibi” Dünya piyasasından
altın topladığını görüyoruz…

Bundan 10 sene öncesine kadar altın rezervi sıralamasında
ilk 10 içerisinde olmayan Rusya ve Çin 2017 yılı ilk çeyrek verilerine göre
artık Dünya’nın En Fazla Altın Rezervine Sahip 10 ülkesi listesine girdi…

2017 ilk çeyrek verilerine göre Çin Merkez Bankası altın
rezervi 1843 ton ile Dünya 6.sı olurken, Rusya Merkez Bankası Altın Rezervi
1687 ton olarak gerçekleşti ve hemen Çin’in ardından 7. sıraya yerleşti…

Peki bizim gibi basiretsiz ülkeler altın rezervlerini 3.
ülkelerde ipotekleye dururken, Dünya devi ülkeler neden 3. ülkelerdeki
altınlarını kendi ülkelerine getiriyor ve altın rezervini arttırmak için stok
yapıyor….

Bu sorunun temel 2 yanıtı var… 2.Dünya Savaşı sonrasında
ortaya çıkan “Soğuk Savaş” döneminin yarattığı güvenlik endişelerinin ülkelerin
altınlarını 3. ülkelerde korumaya almasına yol açtığını belirtmiştik…

1991’de SSCB’nin yıkılması için Batı Avrupa için “Sovyet
işgali” tehdidi sona erdi… Ama 1991 itibariyle bu kez de ABD’nin “tek kutuplu
dünya düzenine” geçildi…Ekonomik,siyasi ve askeri ilişkiler bu yeni dizayna
göre yeniden dizayn edildi…

Bu yeniden dizayn içerisinde küresel ekonomik sistemin
bozulmadan işlemesi için altın rezervlerinin ABD ve İngiltere tarafından
kontrol edilmesi kararı alındı… Yani SSCB yıkılsa da yeni düzene entegre olmak
zorunda kalan ülkeler altınlarını geri almadı / alamadı…

2000’lerin başına gelinirken AB, AET’den sadece ekonomik
olarak değil,siyasal olarak da birlikte hareket eden çok ciddi bir ekonomik
hacme sahip küresel bir aktör olarak sahne almaya başladı…

AB ülkeleri kendilerini ABD nüfuzundan yavaş yavaş
kurtarırken İngiltere AB İÇERİSİNDEKİ TRUVA ATI olarak AB üyesi ülkelere
sıkıntı çıkardı…

Yine de bir kısım altınlarını kendi ülkesine transfer eden
ülkeler çok daha fazla miktarda altını yeniden ülkelerine transfer etmek
istiyorlardı ancak ortak anayasanın kabul edilmemesi ve AB ordusunun
kurulamaması nedeni ile yine ABD-İngiltere AngloSakson ittifakına mahkum
kaldılar.

Ancak 2007 itibariyle Rusya ve Çin’in gerek ekonomik
gerekse askeri olarak yükselişi artık durdurulamaz hale geldi. Bu ikili Şhangay
5’lisini 1996’da kurmuştu. Ancak 2001’de Özbekistan’ın da katılımı ardından
Orta Asya’da Amerika’ya karşı çok sert bir tavır takındı, ABD geriledi.

Böylece 2001 itibariyle Çin-Rusya ittifakı de facto olarak
“Tek kutuplu Dünya düzenine” son verdi…

Buna paralel olarak AB de stratejik hamle ile Doğu Avrupa
açılımını başlattı ve nüfuz alanını balkanlar üzerinden Rusya sınırına kadar
taşıdı…

Böylece dünya ABD-İngiltere-İsrail, Çin-Rusya ve AB olmak
üzere 3 ana gücün kozlarını paylaştığı “Çok kutuplu sisteme” geçti…

Çok kutuplu sisteme geçişle birlikte ülkeler 3.
ülkelerdeki altınları kendi ülkelerine döndürmeye başladı. Ancak bu son 2
seneye kadar sınırlı miktarlarda oluyor ve dikkat çekmiyordu. Ayrıca Rusya ve
Çin deli gibi altın stoklamıyordu…

Peki bu nasıl okunmalı? Bu altın stoklama çılgınlığı daha
bağımsız ekonomi sevdası mı sadece… Tabii ki hayır… Zaten bu ülkeler artık
Dünya’nın süper güçleri yani tam bağımsızlar…

Peki o zaman durum ne? Durum şu… Altın “istikrarsız ve
güvensiz piyasaların finansal enstrümanıdır”… Bu işin teknik tanımı… Düz olarak
söyleyecek olursak “Altın savaş coğrafyalarında olan yahut olacak ülkelerin
rezerv stok tercihidir”

Amerika-İngiltere-İsrail Ortadoğu’ya BOP projesi ve
İsrail’in güvenliği genel penceresinden müdahil olup, bölgedeki enerji
hatlarını kontrolü altına almak istedi… 1. Körfez Savaşı’ndan beridir de
aslında işleyen senaryo bu…

Olaylar Arap Baharı ile birden hızlanıp Suriye’ye
sıçradığında ise Rusya’nın hem enerji hatlarının kontrolü, hem bölgede Suriye
üzerinden sağladığı nüfuz alanı, hem de Lazkiye Limanı’nda bulunan askeri üssü
ve Rus 5.Filosu ile Akdenize çıkış kapısı tehlikeye girdi.

Rusya-Çin ittfakına son 5 yıldır dahil olan İran da eğer
Şam’ın düşmesi sonucu yaşanırsa sıranın Tahran’da olduğu gerçeğini gördü…
Rus-İran ittifakı Esad’ı destekleyerek savunma hattını Şam’a kurdular ve bizzat
“savaş alanına” indiler.

Yani Rusya altın stoku yapmak zorunda hissetti kendisini
zira ucu açık bir mücadele süreci var burada ve ne zaman biteceği, nereye
evrileceği de kestirilemiyor..

İran’da Reza gibi pek çok adam yolu ile altın stoğunu
yaptı…

Çin 2 nedenle altın stoğu yapıyor. Birincisi çıkabilecek
en azından Orta ölçekli bir savaş projeksiyonları var. Ve bu projeksiyon
gerçeğe dönüşürse Çin sadece müttefiki Rusya ile Ortadoğu’da savaşmaz,
Pasifik’te de bir cephe ile karşı karşıya kalacaktır…

Bu altın stoğunun 1. sebebi… 2. sebep ise Çin’in ABD’den
2025-2030 aralığında almak istediği Dünyanın en büyük ekonomik süper gücü olma
hedefi bağlamında ABD’ye karşı geliştirdiği “Kıskaç” stratejisi…

Nedir bu kıskaç stratejisi? ABD doları karşılıksız
basmakta ve savaş ekonomisini finanse etmek için de sürekli borçlanmakta. Bugün
ABD dünyanın en borçlu ülkeleri arasında ama geliri borçtan fazla olduğu için
şimdilik bu sorun yaratmıyor.

Çin ne yapıyor? Her yıl verdiği devasa bütçe fazlasının
büyük bölümünü ABD tahvillerine yatırıyor. YANİ ÇİN, ABD’Yİ KENDİSİNE
BORÇLANDIRIYOR…

Bir yandan da altın stoğu yaparak ABD tahvillerini almak
için harcadığı parayı altın stoğu yaparak telafi ediyor…

2030 yılına gelindiğinde ABD, Çin’e olan borçlarını
ödeyemez hale gelebilir. Çin o zaman o tahvilleri götürüp “ABD’ye karşılığını
ver” der. Ama ABD doları karşılıksız bastığı için o talebe cevap veremez…

Bir hamle şansı kalır o zaman: Dolar’ı regüle etmek… Yani
dolara devlet müdahalesi ile doların değerini yükseltmek ve Çin’e olan borcunu
bu hamle ile azaltıp ödenebilir seviyeye çekmek.

İşte burada altın stoğunun asli stratejik sebebi devreye
girer. Yüklü altın stoğu olan Çin, Dolar’ın değer artışını bu stok sayesinde
dengeler. ABD’ye “Şah-Mat” der…

Almanya’ya gelecek olursak. Almanya 1.Dünya Savaşı’ndan
hatta daha geriye gidersek Bağdat – Berlin demiryolu projesi döneminden beri
Ortadoğu’da emellerinden hiç vazgeçmemiştir. Şu an bölgede en fazla istihbarat
görevlisi Alman İstihbaratı BND’ye aittir.

Almanlar AB’yi domine ettikleri için AB içerisinde kendi
ulusal çıkarlarına uygun AB’nin genel politikaları dışında hatta bu
politikalara bazı noktalarda ters bir dış politika izleme hakkını kendilerinde
görmektedirler.

AB ülkelerinin Ortadoğu’daki kanlı savaşa ve çatışmalara
dahil olmamak ve bölgeye uzak durmak olarak özetlenebilecek genel politika
eğilimleri işte bu noktada Almanya’ya uymamaktadır.

Almanya kısa süre içerisinde tarafını seçerek Ortadoğu’da
“sahaya inecektir” kendi nüfuz alanlarını kurmak istemektedir. Muhtemeldir ki
tarafı da ABD-İngiltere-İsrail ittifakı olacaktır. Zira Ortadoğu’ya gelen her
gücün asli geliş sebebi enerji kontrolüdür…

Almanya ise ekonomisi endüstriyel üretim ekonomisine bağlı
bir ülke olarak yoğun enerji talebi olan bir ülke konumunda ve enerji alanında
Ortadoğu’daki karşı cephenin öncüsü olan Rusya’ya bağımlıdır.

İşte Almanya geleceği adına varoluşunun ve gücünün asli
sebebinin endüstri üretimine dayalı sanayisi ve ekonomisi olduğunun bilinciyle
enerji bağımlılığını kırmak zorunda hissetmektedir.

Bu nedenle Ortadoğu Almanya için yaşamsal olarak stratejik
öneme sahiptir ve Almanya “sıcak çatışma alanına ” girecektir. İşte Almanya’nın
depreşen altın aşkının nedeni de budur…

Biliyorum uzun oldu dostlar… Ama bizim basiretsiz
iktidarımız eldeki altınlarımızı İPOTEKLEYİP ekonomiyi iflasa sürüklerken,
Dünyanın gerçek “küresel” güçleri hem de burnumuzun dibindeki Coğrafyada altın
üzerinden nasıl 20-30 senelik stratejiler kuruyor anlatmak kısa sürmedi…

Sabredip okuyan, değer veren tüm dostlara teşekkür
ediyoruz…






































































































































































Bu Konu, Celal Eren Çelik‏ @yazparov Kullanıcı adıyla
paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek
oluşturulmuştur…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet