EKONOMİ & FİNANS & KALKINMA & DIŞ TİCARET & KRİPTO PARA (BITCOIN) & ÖZELLEŞTİRME



Mehmet Ömer Dedeoğlu : Atatürk ekonomik krizden nasıl çıktı ??


LİNK : https://odatv.com/ataturk-ekonomik-krizden-nasil-cikti-13081842.html


Atatürk devrimlerine sımsıkı sarılmaktan
ve birlik olup arı gibi çalışmaktan başka çıkış yolumuzun olmadığını devlet
büyüklerimizin acilen anlamaları lazım…


Yönetimimizin, her açıdan müreffeh bir toplum
olabilmek için, cumhuriyet devrim ve ilkelerine geri dönmemiz gerektiğini
anlaması için bizim ülke olarak başımıza daha ne gelmesi gerekiyor? Hamaset,
popülizm ve din sömürüsüne dayalı siyaset tarzı Türkiye’de artık tıkandı. Bu
tarzın söyleyecek bir sözü, savunacak bir iddiası da kalmadı. Bizim, Ulu Önder
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunu izlemekten başka kurtuluşumuz yok ve buna
yarın değil şimdi başlamamız lazım. Bu yol ne? Bilim ve akıl ışığında
aydınlanmış, fikri ve vicdanı hür bireylerden oluşan, tam bağımsız bir Türkiye…


Tam bağımsız olabilmek için en başta iktisadi
olarak bağımsız olmamız lazım. Değiliz, gırtlağımıza kadar borç içindeyiz…


GELECEK
NESİLLERİN HAKLARINI YİYEREK REFAH SÜREN BİR TOPLUM AYAKTA KALAMAZ


Lozan’da 560 yıllık kapitülasyonlar cumhuriyetin
kurucu kadrosunun büyük mücadelesi sonucu kaldırıldı. Kapitülasyonların,
bilimden uzaklaşan Osmanlıyı ne hale getirdiğini bilen bu kadro o yüzden dış
borçlanmaya karşıydı. Kaynakları kısıtlı olan ülkemizin tek kalkınma umudunun
bilime dayalı eğitim olduğunu biliyorlardı ve onca sıkıntıyarağmen
borçlanmaktan kaçındılar. Osmanlı borçlarının %70’ini üstlenen genç cumhuriyetimiz
bunları alnının akıyla ödedi. 1947’ye kadar da dış borçtan uzak durmayı
başardı. Mali bağımsızlık olmazsa bağımsızlık olmaz, ülkeler çöker. Satıp
yiyerek ve borçlanarak olan büyüme suni bir büyümedir. Gelecek nesillerin
haklarını yiyerek refah süren bir toplum ayakta kalamaz.


Atatürk şöyle der:


“Herhangi
bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için
değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Aklı başında bir adam
ancak böyle davranır. Yaşamda tüm zevk ve mutluluk, ancak gelecek kuşakların
onuru, varlığı ve mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.”


Gazi Mustafa Kemal bir gerçekçiydi ve şartlar
onun için umudun sınırıydı. Osmanlı sarayındaki batılılaşma sevdası Gazi ile
halkın çağdaşlaşmasına dönüştü. Bu laik, uygar ve gelişmiş bir toplum hayalidir.


Cumhuriyetimiz ile başlayan bilim ve akıl
ışığında başlatılan halk aydınlanması da sekteye uğradı…


ATATÜRK’E
GÖRE TEK TİP DÜŞÜNCE VE İNANCI TOPLUM İÇİN ÖLÜM BELİRTİSİYDİ


Ulu önder saltanat yerine cumhuriyet, hilafet
yerine laiklik ve medrese yerine okul getirdi. Aydınlanmayı halka yayabilmek
için halkevleri ve köy enstitüleri gibi kolektif eğitim ve kültür kurumları
hayata geçirildi. Buralarda kültür, sanat, bilim, tarım, vatandaşlık bilinci
gibi olgular Anadolu halkına aşılandı. Bu kurumlar, borç aldığımız ABD’nin
talimatıyla Demokrat Parti tarafından kapatıldı yerine imam hatipler çoğaldı.
Daha iyi eğitim alma imkanı olmayan köy çocukları bu gerici eğitim kurumlarının
kucağına itildi. Sorgulamaktan ve bilimsel düşünceden uzak nesiller yetişmeye başladı.
Bu ise özünde kültürden, ahlaki yapıya kadar geniş bir yelpazede halkımızı
çağdışı bırakmaya başladı. Bu durum, hamaset ve popülizmden kopamayan
siyasetimizin işine geldi. Atatürk’e göre tek tip düşünce ve inancı toplum için
ölüm belirtisiydi.


Yeteri kadar bilinç sahibi olamamış, çağdaşlıktan
uzak toplumlar yanlışa daha rahat sürüklenir.


Gazi bununla ilgi şunları söyler:


“Bir
ulus, varlığı ve hakları için tüm gücüyle, tüm düşünsel ve maddi güçleriyle
ilgilenmezse, bir ulus kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını
sağlamazsa, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Bireyler düşünür
olmadıkça, topluluklar istenilen yöne, herkesçe iyi veya kötü yönlere
sürüklenebilir. Kendini kurtarabilmesi için her kişinin geleceği ile
ilgilenmesi gerekir.” 


Yarı sömürge durumuna gelen Osmanlı Devleti
yıkılışa doğru giderken İttihat ve Terakki içerisinde çıkar yollar aranmış ve
bu arayış “Ulusal Ekonomi” akımını
doğurmuştu. Maalesef İttihat ve Terakki de bağımsızlığı Almanya gibi bir süper
gücün güdümüne girerek kazanmak istedi. Bu çelişki Kurtuluş yıllarında da
İngiliz veya Amerikan mandası isteme doğrultusunda devam etti. “Ekonomikve siyasal tam bağımsızlık”
alanında tek kararlı ve gerçekçi tutumun Atatürk tarafından sergilendiği ve
uygulamaya konulduğu gün gibi ortadadır. Emperyalizmin emelleri, diğer mağdur
halklara da örnek teşkil edecek şekilde, Ulu Önder’in bu kararlı ve halkı ön
plana çıkaran bu tutumu sayesinde bozuldu.


ATATÜRK
DEVRİMLERİNE SIMSIKI SARILMAKTAN BAŞKA…


Eğer denildiği gibi bugün emperyalizme ve dış
güçlere karşı ekonomik bir savaş içindeysek, büyük oyunu görüp bozmaya
çalışıyorsak, kurtuluş için referans noktamız bellidir. Sözde “Yeni Modeller” peşinde
koşmak yerine biraz eskiye bakıp Gazi ve silah arkadaşlarının deneyim ve
uygulamalarından ders çıkartabilirsek üstesinden gelemeyeceğimiz sorun yoktur.
Bunu görmemiz lazım. Artık şakası kalmadı. Millet ve devlet olarak bekamız buna
bağlı.


Tevfik Fikret’in “Ferda” şiirinin son dizelerini hatırlatmak
isterim:


“Yükselmeli, dokunmalı alnın göklere;


Doymaz insan denilen kuş yükselmelere…


Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;


Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!”


Atatürk devrimlerine sımsıkı sarılmaktan ve
birlik olup arı gibi çalışmaktan başka çıkış yolumuzun olmadığını devlet büyüklerimizin
acilen anlamaları lazım…


Mehmet
Ömer Dedeoğlu


Odatv.com