EĞİTİM & ÜNİVERSİTELER & AKADEMİK

Fakir Baykurt

Zeki Sarıhan : SINIF ÖĞRETMENİ

Tanzimat’ın ilanından dokuz yıl sonra 1848’de
kurulan Öğretmen Okullarının geçtiğimiz 16 Mart’ta 170. yılını kutladık. Zaman
ne kadar da çabuk geçiyor! Mahalle mektebi ve Medrese’nin devirlerini
doldurdukları ve toplumun ilerlemesinde ayak bağı oldukları bir dönemde açılan
öğretmen okulları, ülkenin çağdaşlaşmasında ve toplumun modernleşmesinde
Tıbbiye ve Mülkiye ile birlikte öncü bir rol üstlendiler. Türkiye’de öğretmen
tipini yakın zamana kadar kafasında aydınlık düşünceler taşıyan kadın ve erkek
öğretmenler temsil ederlerdi. Tevfik Fikret’in daha 1910’da yazdığı
Darülmuallimîn Marşı’ndaki ifadeyle “Düşünce ordusu, bilgi ordusu, ışık ordusu”
idiler. İsmail Hikmet Ertaylan’ın “Öğretmen Marşı”nda alınlarında bilgilerden
bir çelenkle, cehalete karşı candan bir savaş açmışlardı. 

Şimdi de öyle midir? Öğretmenliğimiz ne haldedir?
İyi yetiştiriliyorlar mı; öğrencileri için gerekli özveriyi gösteriyorlar mı?
İdealleri nedir? Yoksa Türkiye’de öğretmenlerin artık bir idealleri yok mudur?

Eski öğretmenler, durumdan hoşnut olmayan veliler
yalnız 16 Mart anmalarında değil, dost ve arkadaş sohbetlerinde de epeydir bu
sorulara yanıt arıyor. 17 Mart günü Ulusal Eğitim Derneğinde biri emekli, biri
çalışan iki öğretmenin ve iki öğretmen adayının katıldığı toplantıda konu ele
alındı. Biz dinleyicilerinden bazıları da soru ve görüşlerimizle katkı yapmaya
çalıştık. Orada birkaç dakikada özetle dile getirdiğim görüşlerimi burada biraz
daha açarak anlatayım:

SINIFIN ÖĞRETMENİ

“Malum olduğu üzere” diyeceğim ama malum
olduğundan o kadar da emin değilim. Çünkü öğretmenlik hakkında söylenen hamasi
sözler ve geçmişe özlem genellikle bu “sınıfın öğretmeni” kavramının üzerini
karartıyor. Bu arkadaşlar öğretmenleri “Cumhuriyet’in öğretmeni” ve  “cumhuriyet’in öğretmeni olmayanlar” diye
ikiye ayırma alışkanlığındadırlar. Bu öğretmen tiplerinin hangi sınıfın
öğretmeni olduğu üzerinde durulmaması, toplumun en yalın bir gerçeği olan
“sınıf” kavramının öcü gibi görülmesindendi. Fakat bu yasaklar kalkalı çok
oldu. Şimdi daha sosyolojik kavramları kullanmamız gerekmez mi?

Siyasi iktidarla eğitim arasında kopmaz bir bağ
vardır. İktidarı ele geçiren her sınıf, bu iktidarı ayakta tutacak kuşaklar
yetişmesini ister. Bunu yapacak olanların başında da öğretmenler gelir.
Muhalefette kalan sınıflar da -eğer kendileri için sınıf olabilmişlerse-
iktidarın eğitim politikalarına direnirler. Günümüz politikalarından örnek
verecek olursak, iktidardaki sınıf, Osmanlılığı diriltmeye fetih savaşlarında
şehit olmaya can atan, emir kulu kuşaklar yetiştirmeye çalışıyor. Bunu uygun
gören öğretmenleri de el üstünde tutuyor, onları eğitim yöneticisi yapıyor.
Eğitim sendikalarından en kalabalık olanı iktidarın dümen suyundaki böyle bir
sendikadır!

Bir de toplumun ezilen ve emekçi tabakalarını
oluşturan sınıfların kendileri için sınıf olduğu bilincine ulaşmış kesimleri ve
onların tarafını tutan öğretmenler var ki, fetih politikasından nefret
ediyorlar. Halkların kardeşliğinden yanadırlar ve emekçilerin iktidara
gelmesini savunuyorlar. Emeklilik ve meslek dışına atılmalar nedeniyle bunların
sayısı giderek azalıyor ve baskı altında olduklarından seslerini de fazla
çıkaramıyorlar. 

Öğretmenlik, çok uzun yıllar, taşıdıkları
değerler bakımından iktidardaki burjuva sınıfının hizmetinde bir meslek
olmuştur. Bu değerler, geçmiş ve halen de yaşamakta olan feodal değerlerden
daha ileri bir toplumu temsil ederler ama o kadar.

Daha ileriye gidebilen öğretmenler de vardı. Etem
Nejat bunu daha 1921’de canıyla ödedi. Sabahattin Ali, emekçileri savunan
görüşlerinden ötürü mesleğinden atıldı. Rıfat Ilgaz, 1940’larda “Sınıf” diye
bir şiir kitabı yazdığı için aynı sonuçla karşılaştı. Sınıf yoktu! Sınıf
tehlikeliydi! Sınıf yasaktı ama toplum gene de sınıflardan oluşuyordu.
Bunlardan burjuva-bürokrat ve toprak ağaları iktidarda, köylüler, işçiler ve
şehir küçük burjuvazisi tarlada, fabrikada, tezgâh baçında ve okuldaydı.

Köy Enstitülerinde bazı çocuklar, içlerinden
geldikleri köylülerin tarih boyunca sömürülüp ezildiğini dile getirmeye
başladılar diye enstitüleri hizaya getirmek için önlemler aldılar. 1960’tan
sonraki kitlesel uyanışta öğretmenlerin çoğu artık o eski hamasi nutukların
öğretmeni değillerdi. Kendileri zaten emekçiydi ve ancak emekçi sınıfların
çıkarlarına göre gençler yetiştirebilirlerse kendilerinin de toplumla birlikte
kurtulacaklarını anladılar. TÖS başkanı Fakir Baykurt öğretmenlerin “devrimci
tavırlı” kuşaklar yetiştirmekle görevli olduklarını anlattı. Sayıları azalmakla
birlikte hâlâ o mirası koruyan öğretmenler var.

Başımızdaki hükümet ve onun temsil ettiği sınıf,
iktidarlarını devam ettirebilmek için eğitime olağanüstü önem veriyor. Bununla
istediği kuşakları yetiştirebilecek midir? İşte bunun güvencesi yoktur. Çünkü o
program, emekçilerin somut talepleriyle çatışıyor.

HALKIN İLERİ ATILMASINA BAĞLI

“İyi öğretmen” kuşağının kaybolduğundan
yakınıyoruz. Bizim “iyi öğretmen”den kastımız, yalnız derse zamanında giren,
ders materyallerini yerine göre kullanan, düzgün konuşan öğretmenle sınırlı
olamaz. O, bütün hal ve hareketlerinde ezilenleri düşünen ve onların hak ve
çıkarlarını genç kuşaklara aşılayan öğretmendir. Bunların sayısı azalıyorsa,
bunun nedeni toplumdaki bozulmadır. Bu koşullarda umudu eğitim fakültelerine
bağlamak boş bir hayaldir.  Toplum,
1960’lardaki gibi zincirlerinden boşanırcasına ileri atıldığı zaman devrimci
tavırlı öğretmenlerin sayısı da artacaktır.

“Sınıf öğretmeni” bazılarının karikatürize ettiği
gibi öğrenciler karşısında bir propagandist değildir. Onun hangi sınıfın
öğretmeni olduğu bütün hal ve hareketlerinde kendini belli eder. Öğrenciler
arasında uyguladığı adalet, demokrasi, onlara verdiği sorumluluk, gösterdiği
ihtimam, birlikte çalışma alışkanlığı, araştırmaya yöneltmesi, onları ilerici
kültürle tanıştırması geleceğin toplumunu yönetecek halkın öğretmeni olduğunun
kanıtıdır. “Sınıf öğretmeni” yani halkın öğretmeni, taşıdığı heyecanla kendini
çabuk yetiştirir.  (19 Mart 2018)






























































zekisarihan.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir