Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


PROF DR. NEDİME KÖŞGEROGLU : Küreselleşme Kıskacında Eğitim Sancımız




E-POSTA : nkosgeroglu@gmail.com


09
Mayıs 2020 Cumartesi


“…Eğitim anlayışı öyle olmalıdır ki, hümanist bir anlayış ortaya
koymalıdır, yani öyle bir anlayıştan geçen insan bir canlıya kıyamamalıdır, bir
canlıya vuramamalıdır, şiddetten, terörden uzak durmalıdır. Çevresini ve
kültürünü korumalıdır, İşte, belki bu eğitim enstitüsüyle, yapacağı
çalışmalarıyla, bu eğitimin gücüyle, ilkesiyle tüm bu sayılan özellikler yerine
getirilebilinir…”


Hasan Ăli Yücel


Bir insanın
kültürel, toplumsal, mesleksel, bireysel olarak yetişmesinin temelinde;
araştıran, sorgulayan, sürekli öğrenmeyi hedefleyen bir eğitim sisteminin
varlığı kaçınılmazdır. Eğitim yoluyla kazanılan bilginin hayata geçmesi ise
sanatsal bir duyarlılık ve sorumluluk gerektirir. Bilgili ve sanatsal
duyarlılığı olan bireyler yetiştirebilmenin ön koşulu ise herkesin eğitim
hakkından eşit yaralanmasını gerektirir. Bu makalede eğitim sisteminden eşit
yararlanmanın önünü kesen engeller ve bu engellerin nedenlerinin ortadan
kaldırılmasında yine eğitimin vazgeçilemez önemi tartışılacaktır. Bu tartışma da
birbirinde değerli 60’a yakın kitabı olan, müfettişlik,Gazi Eğitim Enstitüsü
Müdürlüğü, ortaöğretim genel müdürlüğü görevlerinden sonra 1935’de İzmir
Milletvekili seçilen, 1938 yılında 7 yıl süreyle Milli Eğitim Bakanlığı
görevini yürüten ve o dönem de 490 kitabın çevirisini Türkçeye kazandıran Hasan
Ali Yücel’in eğitim felsefesi temel alınacaktır.


İçinde Yaşadığımız Sistem :Küresel Dünya Düzeni ya da
Düzensizliği!


Bugün içinde
yaşadığımız adına bilişim çağı dediğimiz, daha da ileri giderek Nano
teknolojinin kucağına düştüğümüz bu çağda; insan olabilmek, insan olma
bilincine sahip olmak, bu bilince ulaşmada eğitim fırsatlarında eşit
yararlanabilmek, hatta insanca yaşayabilmek… Çok zor! Neden? Çünkü içinde
yaşadığımız dünya bugün eşitsizliğin kucağında can çekişiyor! Kısaca en bilinen
ifadeyle adı kapitalizm olan yeni terminolojiyle küresel sistem olarak biline
bu sistem; para merkezli ilişkilerle, üretenle- tüken arasındaki doğrudan ve
hatta dolaylı ilişkiyi ortadan kaldıran, rekabet ortamı ile insanları büyük
balıklara yutturan, ekonomik krizler yaratarak önce işsizliği ve açlığı
tattıran, sonra da insanlar aşırı tüketen, asgari ücretle çalışmaya ve mutlu
olaya davet eden, böylece insanların önce kendisine, sonra da içinde yaşadığı
topluma ve toplumsal gerçeklere karşı gittikçe artan bir yabancılaşma duygusunu
içselleştirmeye zorlayan, insanları sürüleştirerek, içsel boşluğunu artıran
özellikleri içinde barındırır.


Bu sistemin en
yaygın söylemi ve vurgusu; “Hayatın adil olmadığını, bu düzende öne geçmenin ancak birbirimizi
ezmekle mümkün olduğunu bir yerlere, bir gruba ait olmanın gerekliliğini

aşılamaya çalışır. Bu düzen kurmacası içinde birey önce kendine ama özelliklede
diğer bireylere karşı yabancılaşır. Böylece yaşamın nesnel koşullarına
yabancılaşan insan yaşama diyalektik duruşunu yitirerek üretim süreci içinde
edilgen bir varlık durumuna gelir. Kısaca insanın insanca yaşamasını sağlayan düşünce süreci
niteliksiz ve rekabete dayalı eğitim sistemleri içinde kaybolur gider.


Eğitim Sistemi ve Zihinsel dönüşümün Dinamiği


“Eğer bir adam marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa; o değersiz bir
yaratıktır. Kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde, her
nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur onun. Emirle gelen kahramanlıktan,
bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten nefret ediyorum.”


Albert Einstein


Oysa insanı diğer canlılardan ayıran “düşünen varlık”
olarak tanımlanmasını sağlayan temel fark; bilinci, yani üst beyni kullanabilme
özelliğidir. Tüm canlılarda çevreden gelen uyarılar, sinir sistemi aracılığıyla
omurilik, orta beyin ve üst beyin tarafından algılanırlar. Diğer canlılarda,
çevreden gelen tehlikelere ya da uyaranlara anlık tepki vermeleri ve yaşamda
kalmalarını sağlayan sistem; omurilik ve orta beyindir. Bu durum insanları
çevresel tehlikelerden korumak için de geçerlidir. Burada amaç, yaşamı
korumaktır. Ancak, insanı diğer canlılardan ayıran temel özellik üst beynin
kullanılmasıyla gerçekleşir. Üst beyinin gelişimi ise verilen eğitimin niteliği
ile yakından ilgilidir. Araştırmaya, sorgulamaya, yaparak öğrenmeye dayanan
uygulamalı eğitimde amaç; insanın genetik olarak getirdiği yeteneklerin
gelişimini sağlayarak, bilincin gelişmesi ve gelişen bilincin, ilkel duyguları
egemenliği altına almasını sağlamaktır. Bu amaca yönelik eğitimden yoksun
bireylerde tepkiler; orta beyin düzeyinde, anlık duygu ve içgüdülerin
yönlendirdiği davranışlar şeklinde ya da bireyi koşullandıran inanç,
gelenekler, görenekler gibi aklın eleştirisinden geçmemiş, sadece alışkanlık
haline gelen davranışlardan oluşur. Bilinci geliştiren eğitim sistemlerinin
olmadığı, sorgulatmayan, araştırmadan uzak, yaşama geçmeyen ve ezbere dayalı
eğitim sistemlerinden geçen bireyler; her zaman “ilkel ben”e hizmet edecek
nitelikte ani, saldırgan, ertelenemeyen davranış örüntüleri içinde yıkıcılığa
hazır, şiddete eğilimli hale gelirler. Bu tür davranış örüntülerine sahip
bireylerden oluşan toplumlarsa, kendi gelişimlerinin önünde kalın duvarlar örerler.
Böylece mevcut düzeni, yani “insanın insanı sömürüsü”nü yazgıya dönüştürürler. Yani kürel
düzenin devamına katkı sağlar. Bunun sonucunda şiddet,hortlar,kan akar, bir
avuç insan servet içinde soluklanırken,yığınların nefesi açlık kokar. Kanıt mı?
Bugün; Dünya’da
Yaklaşık 7 milyarı bulan dünya nüfusunun, kadın ve çocuklardan
oluşan 4 milyarı görece yoksulluk sınırının altında yaşıyor. DB,DTÖ ve IMF gibi
uluslar arası finans kuruluşlarının politikaları sonucunda Son otuz yılda
dünyanın en zengin %20’si ile en yoksul %20’si arasındaki uçurum 240 katına
çıkmış olduğu bilinmektedir..
Bu bakış açısıyla ülkemizde mevcut
durumu değerlendirmemiz gerektiğinde; bugün yığınlarca mezun verilen ülkemizde
gençler, daha mezun olmadan gözünü yurt dışına çevirmekte, bu şansı
yakalayamayan binlercesi işsizlik ordusuna eklemlenmekte ya da “hangi iş
olursa” yapar hale gelmektedir. Bu gerçekle yüzleşmeyi derinleştiren diğer
önemli bir konu da üniversite mezunu olan gençlerin; 1923’de kurulan Cumhuriyet
Devrimlerinin yaşama geçirilmesinde, toplumsal gelişmede, bir değişim ajanı
olamamasıdır.


Tam bu noktada
üniversitelerin temel görevlerini; “araştırma, eğitim ve toplumla bütünleşme,
toplumsal gelişime öncülük etme” şeklinde sıralayabiliriz. Bir eğitimci olarak
deneyimlerim; ülkemizde üniversitelerimizin araştırma konusunda, dünya ülkeleri
içinde belirli bir düzeyde olduğunu, ancak ülke gerçeklerine yönelik eğitim
anlayışı ve toplumla bütünleşme konusunda istenilen düzeyde olmadığını
gösterdi. Bu konuyu kısaca açmak gerekirse; sizin tıp fakültesinden mezun
ettiğiniz bir öğrenci, yurt dışındaki eğitim kurumlarında hiç zorlanmadan, bir
üst eğitime kolayca devam edebilmektedir. Aynı durum farklı mesleklerde de
benzerdir. Üniversitelerde yapılan araştırmalarınız da uluslararası arenada
kabul görmektedir. Ancak ülke gerçeklerinizden uzak bir eğitim sistemi ve
araştırma sonuçları sizi, kendi toplumlunuzla bütünleştirmiyorsa, toplumun
ileriye taşınmasında bir değişim ajanı olmuyorsa, sonuçta bu süreç toplumsal
acıdan yerinde saymanıza yol açar. Bu durumu, Atatürk’ün dediği gibi, “yerinde
saymak bir anlamda geriye gitmektir” ifadesiyle birleştirdiğimizde eğitim
çıkmazında yaşanılan içsel bunaltı daha da derinleşecektir.


Çağdaş bilinç
düzeyine sahip insan, yıkıcı değil yapıcıdır. Duygusal değil, akılcıdır.
Bireysel çıkarlarını asla toplumsal çıkarların önüne geçirmez. Böylece yaşam
enerjisini, yüzü topluma dönük, insanlığın aydınlık geleceğine yönelik
çalışmaları çoğaltmaya harcar. Ve bu bilinç, topyekün ulusal kalkınma için dış
güçlerin kullanacağı kapıları kapatır, asla açık bırakmaz. Bu noktada
emperyalizmin kendi varoluşunu sürdürmek amacıyla gelişmekte olan ülkeleri
sömürmede, geçmişte sıcak savaşları kullanırken, bugün psikolojik savaşları
tercih ettiğini de, ancak ussal bir bilinç görebilir. *İlk olarak*
bir ülkenin sömürülmesinde, bağımsızlığının elinden alınmasında yegane yol, “o
ulusu borçlandırmaktır.”

*İkinci
yol*
, bu borç batağındaki insanların uyanmaması için bilinçleri
yıkamaktır. Bu noktada eğitim kasıtlı olarak ussal yapıdan çıkarılır, ezbere
dayanan, yaşama geçmeyen, geleneklerin tutsağına yapışmış yapıya büründürülür.

*Üçüncü
yol olarak*
, ülkede kadın- erkek ayrımcılığı, Türk- Kürt
ayrımcılığı, geçmişte yaşandığı gibi Alevi-Sünni, sağ-sol ayrımcılığına benzer
etnik, dinsel kökenli, ikili karşıtlar, gruplar oluşturulur. Bu karşıtlık
içinde ülke insanları yaşam enerjilerini, kendileri, ülkeleri için yaşamak
yerine, ikili karşıtlar içinde; üstün olma çabasına yöneltmelerine neden olur.
Kardeş kanları yerlere serilir. Ülke otuz yıl süren bir PKK terör batağına
gömülür. Karşısında aşırı milliyetçi bir yapı oluşturulur. Sonuçta ilkel
düzeyde, anlık duygu ve içgüdülerin yönlendirdiği davranış modeline sahip
insanlar çoğalır, ülke iç savaşa girer. Bu kez emperyalizm yeniden kollarını
sıvar; kurtarıcı olarak ülkede askeri darbeleri devreye sokar, sıkıyönetimler
kol gezer. Gezdiler de zaten.

*Dördüncü
yol olarak,*
ülkenin tarihsel geçmişi sorgulanır. Ermeni yıkımı
su yüzüne çıkartılır, tartışma ortamı açılır. Tartışma değil, aslında bu bir
tuzaktır. Ülke aydınları “özür dilerler” konu kapanır!

*Beşinci
yol olarak,*
ülkenin lideri sıradanlaştırılır, sıradan insan
haline dönüştürülür, yaşamları sıradan belgesellere çekilir. Ahlaki değerler o
günün koşullarından uzak, bugünün yapay değerleri içinde sorgulanır. Hatta daha
ileri gidilerek “bir diktatör” damgası vurulmaya çalışılır ya da aşırı dil
kirliliği yaratılarak “betonlaştırma” yoluna gidilir. Yukarıda açıklanan
konuların hepsinin, bu ülkenin tarihinde yer aldığını, ussal bir bilinç kazanan
göz görebilir.


Ussal bilinç
nasıl kazanılır?


Bu sorunun yanıtı öncelikle kendi ülkemiz koşulları içinde
aradığımızda, ussal bilince sahip bir insan, bir eğitimci ve bir devrimci
kişilik: Hasan Ali Yücel’in eğitim felsefesi içindedir. Ussal bilinç değişimi
önceler,emek üretir değişimin koşullarını gerçekleştirmek için harekete geçer.
Bu süreçte “önce insan olabilmeyi” önceler ve bu düşüncesini şu sözlerle dile
döker:
“Benim davam sağ-sol davası değil, benim davam bir
ilericilik-gericilik davasıdır.” Bu dava aslında insanın özüne yarışır eğitim
sistemlerini hayata geçirmektir.Bunun koşulu çok çalışmak ve devrimci-ilerici
eylemleri gerçekleştirmektir.
Bu ifadeyi
Makal’ın konuya ilişkin görüşlerini paylaşarak sürdürmemiz yerinde olacaktır.
“Yücel, Cumhuriyet devrinin eğitim bakanları içinde yurda en çok hizmet eden ve
bu yüzden de bütün yıldırımları üstüne çeken bir aydındı. Eğitim sorunlarımızın
çözümlenmesi işi, ondan öncekilerce de düşünülmüşse de onun zamanında
hızlandırılmış, yeni ilkeler bulunmuş ve bizim toplumumuza uygun yeni kurumlar
kurulmuştur. Yücel’in içten, insancıl ve kültürlü bir kişi oluşu, onu Bakanlığının
başında bir diktatör olmaktan kurtarmış ve ekip çalışmasına itmiştir. Böyle
olunca da adama göre iş ilkesi kendiliğinden ortadan kalkmış, yapılacak işi en
iyi bilenler bakanlığın kilit noktalarına getirilmişlerdir”

(
Makal
M.1979.S:110).


Çünkü bu film
hala gösterimdedir. Şimdi ad değiştirip “Ergenekon” olur. “Açılım” olur. Yer
altı kaynaklarımız, unutturulur. Bu konuyu Atatürk’ün sözleri ile noktalayalım.
“*Hangi bağımsızlık vardır ki yabancıların desteği ve öğütleriyle kurulabilmiş
olsun? Tarih böyle bir şey kaydetmiyor.” *


Ancak yaşam ikili
karşıtlar içinde varlığını sürdürdüğünden, *”* ussal(rasyonel-akılcı) eylem”
niteliğinde eğitim’in karşısında, ne yazık ki inanç, gelenek, örf, adet,
görenek gibi aklın eleştirisinden geçmemiş alışkanlıkların yönlendirdiği
tepkilerden oluşan geleneksel eyleme yönelik eğitim savunucuları da olacaktır.
Kaya, eğitmen uygulamalarını sonlandırılmasına ilişkin olayları kitabında şu
şekilde açıklar*. “Böylece eğitim aracılığıyla hem ülke ekonomisinin hem de
ülke aydınlanmasının yolu kesilecektir. Eğitmen uygulamalarının ortadan
kaldırılması için ilk adımı 17.04.1948 tarihli bir genelge ile Yücel’in yerine
gelen yeni Milli Eğitim Bakanı Sirer atmıştır. Bu genelgeyle eğitmen
yetiştirilmesi işine de son verilmiştir. Bunun diğer bir anlamı, eğitmenler
bakanlıkça kapı önüne konmuş oluyorlardı. 1947-48 ders yılında 339 köy okulu
kapanacaktır. Sirer’den sonra iş başına gelen Banguoğlu işi bir adım daha ileri
götürerek 31.07.1948 genelgesiyle illerde hangi eğitmenlerin işten çıkarılacağını
bildiren listeyi valiliklere gönderecektir. Böylece bir yıl içinde 1515
eğitmenin işten uzaklaştırılmasını sağlamıştır. Bu nedenle birçok köy okulunun
kapanması ve öğrenci sayısında 30 bin kadar bir azalma olmuştur. Bu durum
karşısında 20.01.1949 tarihli bir genelge ile “önemsiz sorunlardan dolayı
eğitmenlerin görevlerine son verilmemesini isteyecekti. Oysa 1946-1947 öğretim
yılı başına kadar 8675 eğitmen yetiştirilmiş, 8403 eğitmenli köy ilkokulu
açılmıştı. 1946 yılında 213.824 köy çocuğu eğitmenli köy ilkokullarında eğitim
görmektedir*.” (Kaya Y. 2001.S: 168-9)


PROF
DR. NEDİME KÖŞGEROGLU


KAYNAKLAR


  • Coşkun
    A
    (1999).
    Eğitimde Çığır Açan Devrimci; Hasan Ali
    Yücel. Çağdaş Matbaacılık Ltd şt.
    S:32-64
  • Joseph
    A Schumpeter “ Kapitalizm Sosyalizim ve Demokrasi (Cev:İlhan H) Alter
    yayınları.Mart 2007.S:161 -195
  • Kumbasar
    A.(2009)
    “Eğim, İnsan, Uyarılar ve Tepkiler”
    Cumhuriyet Gazetesi
    Olaylar ve Görüşler 12 mart. S:2.
  • Dünya
    Sağlık Raporu
    (2006). (The World Health
    Report. Life in the 21st Century A Vision For All WHO;
    2000Geneva.)21.yüzyılda yaşam, Herkes için bir vizyon, Dünya Sağlık
    Örgütü, Ankara.
  • Güran
    N.(1997). “Kemalizn’in Milli Demokratik Devriminin
    Eğitim Ayağı
    : Köy Enstitüleri-2” Bilim ve Ütopya Dergisi
    İzmir Temsilcisi.S:180.Yıl 15.Haziran.S:63-66.
  • Mutluhan
    M (2009)
    “Yabancılaşma ve Şiddet İlişkisinin Psikodinamiği”
    Bilim Ve
    Ütopya Dergisi Sayı: 182 Yıl:15 Ağustos S:36-8)
  • Bauman
    Z (2006) “Bireyselleşmiş Toplum”(Çev: Ezgi Yazıcı). Cumhuriyet Kitap Eki.Sayı:
    878. S: 18-19.
  • Makal
    M. (1979). Köy Enstitüleri ve Ötesi: Anılar,
    Belgeler.
    Çağdaş Yayınları Dizisi. No:23 .
  • Kaya
    Y. (2001). Bozkırdan Doğan Uygarlık: Köy
    Enstitüleri Antigone’den Mızraklı İlmihal.
    Tiğlat
    Maatbacılık.A.Ş .I.Baskı.Birinci Cilt.
  • Kalyan
    Ar. (2009). “Yönetimde Kadın Erkek Eşitliği: Eşitlik
    Güçlendirir
    ” Sektörel yayıncılık. Yıl:6. Sayı::63.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış