Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


<21yyte.org/media/k2/items/cache/c1af5410f344e099888c8a925bf52f84_XL .jpg>
<21yyte.org/tr/prof-dr-esergul-balci> Prof. Dr. Esergül Balcı : Milli Eğitim Sistemimizdeki Sınav Değişkenliği
23 Mayıs 2020
Genç nüfusa sahip olmak ülkeler için insan kaynakları bakımından avantajlı bir durum olarak görülmektedir. Ancak sahip olunan bu nüfusun potansiyellerinin, en üst düzeye çıkarılmasını sağlamak ciddi eğitim sorunlarını da beraberinde getirir.
Orta öğretim sistemimiz, daha çok lise yolundan üniversiteye öğrenci yığan bir düzende çalışmaktadır. Üniversite önündeki bu yığılmalara karşın, orta ve yüksek öğrenim arasındaki arz talep dengesi kurulamamış, geçişlere engelleyici önlem olarak giriş sınavları getirilmiştir. Engelleyici, eleyici, arz talep dengesi için bir araç olan sınavlar zamanla sistemin tamamını etkisi altına almış ve eğitim sisteminin yegâne amacı haline gelmiştir.
Türk eğitim sisteminin en önemli sorunlarından birisi sınav sistemidir. Sınavlar, dünyanın birçok ülkesinde çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Türkiye, kullanılış amaçları bakımından sınav çeşitliliğine sahip bir ülkedir. Sınavların yapılış amacına uygun olarak geliştirilmesi ve sınavdan elde edilen puanların amaca uygun kullanılması önemlidir. Sınavların yapılış temel amacı, bir üst öğretim programlarına girmek için başvuran adaylar arasından, başarılı olma olasılıkları diğerlerinden daha yüksek olanları seçerek bu programlara yerleştirmektir. Ülkemizde de merkezi sınav sistemi uygulanmaktadır. Eğitim kademeleri arasında, fırsat eşitsizliği ve nitelik farkı vardır. Nitelikli okullarda ve yüksek öğretimde herkes için yeterli yer bulunmadığı için sınavla seçim yapılmakta ve daha nitelikli olanlara öncelik verilmektedir. Öte yandan okulda yapılan sınavlar da güvenilir bulunmadığı için dikkate alınmamaktadır.
Liselere ve üniversiteye öğrenci alınırken her zaman bir eleme işlemi yapılmıştır. Çünkü ortaokul ya da lise diploması olan her kişi lise ve üniversite eğitimi görme yeterliliğine sahip değildir. Bu nedenle sınavların yapılması gerekli görülmektedir. Ayrıca Türkiye’de öğrenci sayısının fazla, yüksek öğretim kurumları kapasitesinin az olmasından dolayı güven sorunu oluşturmayacak merkezi sınav uygulaması tercih edilmiştir. 1960-1961’li yıllarda üniversiteler kendi geliştirdikleri sınavlarla öğrenci almışlardır. Fakat bu uygulamadan daha sonra karışıklıklara ve adaletsizliğe neden olduğu düşünülerek bundan vazgeçilmiştir. Buna benzer adaletsiz uygulamalar nedeniyle, Türkiye’de merkezi sınavların yapılma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Ancak bu sefer de sınav sorularının çalındığı ve sınavın şaibeli duruma geldiği olmuştur.
Türk eğitim sisteminde temel eğitimi bitiren öğrencilerin sayısı ile Fen Liseleri ve bazı Anadolu Liseleri gibi nitelikli orta öğretim kurumlarının alabilecekleri öğrenci sayısı arasında aşırı bir arz-talep dengesizliği mevcuttur. Gerek öğrenci sayılarının artması ve gerekse aynı basamakta çeşitli eğitim kurumlarının sayısının az olması, bu kurumları tercih edecek öğrenciler arasında seçmeyi zorunlu kılmıştır. Seçme işlemi sınavlar aracılığıyla yapılmaktadır.
Bütün bu sıralamaları yapmak için, eğitimde ölçme ve değerlendirme vazgeçilmez bir unsurdur. Ölçme ve değerlendirme neyi ne derece öğrettiğimizi ve nerede olduğumuzu belirlemek için çok önemlidir. Eğitim sürecinde aktif rol üstlenen eğitimcilerin ulaşmak istedikleri temel nokta, öğrencilerin tümüne önceden oluşturulan programlar çerçevesinde istendik davranış değişikliklerinin tamamının kazandırılmasıdır. Öğrencilerin bir davranışı kazanıp kazanamadığını görebilmek için farklı özellikteki sınama durumlarının kullanımı yaygınlaşmıştır.Bu bağlamda ülkemizde de çeşitli sınavlar uygulanmaktadır.
Ortaöğretime Geçiş Sınavları; temel eğitimden orta öğretim kurumlarına ve üniversiteye geçiş sınavları, Türkiye’de öğrenci katılımının en yoğun olduğu sınavlar arasında yer almaktadır. Geçmişte Orta öğretim Kurumlarına Giriş Sınavı (OKS), Seviye Belirleme Sınavı (SBS) , Temel Eğitimden Orta öğretime Geçiş Sınavı (TEOG), şimdilerde ise Liselere Giriş Sınavı (LGS) öğrencilerin iyi bir eğitim veren liseye girmelerinin ön koşuludur. Öğrencilerin iyi bir liseyi kazanması aynı zamanda kaliteli eğitim veren bir üniversiteyi kazanabileceği anlamına da geldiği için bu sınav onlar için çok önemlidir.
2008 yılında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), sayısı 79 olan lise türünü 2008/81 sayılı genelge ile 15′ e indirmiştir (2008/81 nolu MEB Genelgesi). Bundan sonraki düzenlemede ise bu çeşitlilik 9′ a düşürülmüştür. Bu yıldan sonra orta öğretime geçiş için uygulanan OKS kaldırılmış, yerine SBS uygulanmaya başlamıştır. SBS, ilk kez 6. ve 7. sınıflara, sonraki yıllarda 8. sınıflara da uygulanmaya başlamıştır. Bu sınavda her sınıf düzeyinde o yıla ait müfredat içerikli sorular öğrencilere sorulmuştur.
MEB, SBS’ nı 2013 yılında son defa uyguladıktan sonra,2013-2014 eğitim öğretim yılından itibaren onun yerine getirilen TEOG sınavına dönüş yapmıştır. MEB, 2013/27 sayılı genelge ile 2013-2014 eğitim öğretim yılında temel eğitimden orta öğretime geçişte öğretmenin ve okulun rolünü arttırarak, sınav kaygısından uzak bir değerlendirme sürecini içermesi bakımından merkezi değerlendirmeyi azaltmıştır. Böylece okul düzeyinde işlenen dersleri ve değerlendirmeyi ön plana çıkaran yeni yapı olarak adlandırılan TEOG sınavı için, ortaokulların 8. sınıflarında okuyan öğrencilerin, Türkçe, matematik, fen ve teknoloji, T.C. İnkılap Tarihi, yabancı dil ve din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden 1. ve 2. yarıyılda birer kez ortak yazılı sınava girmeleri planlanmıştır (mevzuat.meb.gov.tr/dosyalar/1666.pdf 26.05.2018).
MEB, daha sonra 2018 yılında yayımladığı yönerge ile TEOG sınavını kaldırmış, yerine LGS’nı uygulamaya koymuştur(LGS Yönergesi,2017). Bakanlık yeni uygulama ile fen liseleri, sosyal bilimler lisesi, güzel sanatlar lisesi, spor liseleri, proje okulları ile nitelikli okul olarak belirlediği liselere bu sınav sonucunda öğrenci alacağını, diğer öğrencilerin sınavsız olarak coğrafi bölge uygulaması ile adresine yakın okullara (adrese dayalı kayıt sistemi) sınavsız yerleştirileceğini belirtmiştir.
Üniversiteye Giriş Sınavları; yükseköğrenim görmek isteyenlerin ortaöğretim birikimlerinin sınandığı bu eleme sistemi, yoğun talebe karşı yükseköğretim kurumlarının sınırlı kapasiteye sahip oldukları ülkelerde belli sayıda en iyi öğrenciyi seçmek, kimi ülkelerde de yükseköğretim kurumlarında kapasite sınırlılığı olmamasına karşın, daha nitelikli öğrenci kitlesini seçmek için uygulanmaktadır.
Üniversite sınav sisteminde 1999 yılından 2006 yılına kadar tek oturum olarak yapılanÖğrenci Seçme Sınavı (ÖSS), aynı yıl ÖSS 1 ve ÖSS 2 olmak üzere tekrar değiştirilmiştir.ÖSS’de uygulanan katsayı puanları ve okul başarı puanları hesaplamaları o dönemlerin ÖSS’ye yönelik en çok eleştiri konuları arasında yer almıştır. Meslek lisesi mezunlarının kendi alanları dışında yapmış oldukları tercihler için katsayı uygulamaları meslek lisesi mezunlarını, olumsuz yönde etkilemiştir. Bu durumdan etkilenen birçok meslek lisesi öğrencisi kayıtlı oldukları okullardan kayıtlarını alarak, temel veya açık liseler adı verilen okullara kayıt yaptırmışlardır. Daha sonra bir değişiklik de 2009 Aralık ayında katsayı değişikliği ile gerçekleşmiştir. Bu uygulama ile meslek liseleri ile diğer liseler arasındaki katsayı farkı neredeyse eşitlenmiş(genel lise 0.15- meslek liseleri 0.12), 2010 yılında da fark tamamen kaldırılmıştır.
Öğrencilerin bazı derslerden sıfır çekmelerinin bir kader haline gelmesi, minimum puanların oluşmasında ve üniversiteye yerleşmede yaşanan dengesizlikler bu dönemin en çok tartışılan konuları arasındadır.
Sınav sisteminde, 2010 yılında yeni bir değişiklik yapılarak üniversiteye giriş sistemi iki aşamalı ve 6 ayrı sınavdan oluşan bir yapıya dönüştürülmüştür. İki aşamalı bu sınavların Mart ayında yapılanı Yüksek öğretime Geçiş Sınavı (YGS), Haziran ayında yapılanı ise Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS)’dır. YGS ve LYS daha sonra birleştirilerek Kasım 2017’de YKS adını almış, 2018-2019 eğitim öğretim yılında adayların sınava iki ayrı oturum olarak girecekleri açıklanmıştır. İlk oturum temel yeterlik olup, herkese zorunludur, ikinci oturumda 4 test vardır ve sorular müfredata dayalıdır. Özel yetenekle öğrenci alan programların baraj puanı ayrıdır.
Günümüzdeki Durum; görüldüğü gibi, adı sözde Milli olan Eğitim Bakanlığımız, her konuda olduğu gibi sınavlarda da,sonuçları anlaşılmadan yaptığı değişikliklerine devam etmektedir. Sınav tarihçesini anlamaya çalışmak bile insanı zorlarken, bu değişikliklerle karşı karşıya kaldığı için başı dönen çocuklarımızın hali içler acısıdır. Değişikliği alışkanlık haline getiren Bakanlığın son olarak YKS sınav tarihini öne çekmesi,bunu kanıtlamıştır. Eğitim profesörü olan Milli Eğitim Bakanı göreve geldiğinde herkes beklenti içine girerek ümitlenmişti. Ancak kısa süre sonra gerçeklerle yüzleşip hayal kırıklığına uğradılar.
Sınava girecek olan bir milyonu aşkın öğrencinin aileleri ve çocuklarımız bir yandan salgın, bir yandan yeterince ulaşılamayan EBA (ulaşım oranı %35) ile büyük mücadeleler verirken, sınav gününün öne çekilmesi ile şok yaşadılar. Üstelik öğrencilerin “YKS tarihime dokunma” tweetleri yok sayılarak. Öğrenciler okula gidemezken, kurslarına devam edemezken zar zor sınava hazırlanmaya çalışırken, dershane ortamından ev ortamına alışmaya çalışırken, sınav günü bilinmeyen ama gerçekte herkesin bildiği gerekçelerle, edebiyattaki bilip de bilmezden gelme (tecahül-ü arif) sanatını hatırlatırcasına öne alındı.
Öğrencilerin psikolojik durumu, hazır bulunuşluk düzeyi hiçe sayıldı. Şimdi aileler ve çocuklar panik halinde kara kara ne yapacaklarını düşünüyorlar, katmerli mağduriyetle. Çocuklarımızın yaptığı 80 günlük plan şimdi 50 güne sığdırılmak zorunda. Çalıştığımız kurumda yöneticimiz bize aynı şeyi yapsaydı ne yapardık acaba, hiç düşündünüz mü? Nasıl panikleyip, moralimizin bozulacağını, elimizin ayağımızın birbirine gireceğini ve hatta bu stresle işi yaparken yanlışlıklar yapacağımızı. Üstelik böyle bir durum bizim geleceğimizi belirlemezken. Biraz empati lütfen!.
Kötüye giden ekonomi, karantina koşulları, eğitimdeki kesinti, uzaktan eğitim gibi sorunlarla karşı karşıya kalan öğrencilerimizi, geleceğimiz olan gençlerimizi bir ay erken sınava sokmak en hafif ifadeyle, düşüncesizce yapılan kötülüktür. Sınav tarihini erkene çekmek evde geçen bir günü bile önemseyen Salgın (Pandemi) Bilim Kurulunun önerilerine de aykırıdır.
Bilinçli ve yetkin bir baba sorunun ve çocuğunun durumunun farkında olarak konuyu mahkemeye taşımıştır. Umarız dava ailelerin ve gençlerin lehine sonuçlanır, bütün mağdurlar yararlanır.Ya da karar vericiler biraz empati yaparak sınav tarihini eski tarihine getirirler. Özellikle Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayram Haftası günlerinde, gençlerimiz sevinirler.
Aksi halde, sınavın sonucu olarak, bilgisizliğin, cehaletin ve altyapı hazırlıksızlığının önü açılmış oluyor. 30 dakika ek süre verilerek ve baraj 10 puan düşürülerek, verilen sus payı ile sorunun veya hatanın etkisi azaltılmaya çalışılıyor. Ancak, böylelikle Temel Yeterlilik Testi (TYT)’nin başarılı öğrenciyi seçme özelliği aşağı çekilerek, ciddi çalışan başarılı öğrenciler dezavantajlı duruma düşürülmüş oldu. Buna karşılık Sayısalcılar avantaj yakalarken, Sözelciler dezavantajlı duruma geldi. Böylece Alan Yeterlilik Testi (AYT) de sakatlandı. Çünkü ATY’ye gelen öğrenci yanlış ölçüm sonucu bu sınava girmeye hak kazanacak. Kısaca bazı öğrencilerin hakkı yenilerek, haksızlık yapılmış, adaletsiz bir sınav sonucu ortaya çıkmış olacaktır.
Böylelikle sınav sisteminde bu kadar önemli yere sahip olan ölçme değerlendirme sistemi de yanlış bir kararla alt üst edilmiş oldu. Öğrenciler için sınava hazırlanmada bir günün bile önemi varken, sınav çocuklarımız için büyük bir yarışma sonucu ödül alma, yıllarca gösterdiği başarının taçlandırılması gibi bir anlam ifade ederken, bir ay öne çekilerek ve sınavın ölçme değerlendirme sistemi sakatlanarak, öğrencilerin güvenleri her yönüyle yok edildi. Bu yöntemle başarılı ile başarısız aday yeterince ayırt edilemeyecek, öğrenciler hayal ettikleri istedikleri hedefe ve mesleğe ulaşamayacak, daha hayatın başında hayal kırıklığı ile vurgun yemişçesine, kırgın ve küskün olarak yaşamlarını sürdüreceklerdir. Bu arada, ülkemizde yapılan hatalar sonucu, girdiği sınavı kazanamadığı için başarısızlığı kabullenemeyip intihar eden çocuklarımız olduğunu da unutmamak gerekir.
Sonuç olarak sınav, çocuklarımızın geleceği açısından son derece belirleyicidir. İnsan yaşamında iş ve eş seçimi önemli bir kırılma noktası ve gelecek hayatının kaldırım taşları anlamına gelmektedir.Çünkü gelecekteki yaşantılarında ya sevip benimsedikleri bir mesleğe yönelecekler ya da ömür boyu istemedikleri, sevmedikleri ve benimsemedikleri bir mesleği yapmak zorunda kalacakları için sonunda başarısız, mutsuz bireyler olarak karşımıza çıkacaklardır.
Bazılarının ekonomik çıkarları uğruna gençlerimizi feda etmeyelim, çocuklarımızın sağlıklarını, geleceklerini, psikolojik durumlarını hiçe saymayalım. Bu gençler bizim geleceğimizdir, ülkemizin ve ailelerinin onurudur, gururudur. Onlar istedikleri mesleği yapma imkanı bulurlarsa, zaten ekonomik kayıpları telafi eder, hatta ülkemizi ön saflara götürürler, Atatürk dönemindeki gibi. Yeter ki onları anlayalım ve imkan verelim. Onları hayatlarının baharında başarısızlık, güvensizlik ve hayal kırıklığı duygu durumuna sokmaya kimsenin hakkı yoktur. Bilmem yanılıyor muyum?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış