EĞİTİM & ÜNİVERSİTELER & AKADEMİK

MUSTAFA SOLAK : PARTİLERİN EĞİTİME DAİR VAATLERİ

Ülkemiz
özellikle AKP hükümetleri döneminde eğitimde gayrimilli bir dönüşüm yaşadı.
Millet olgusu yerine ümmetçilik pekiştirildi, laiklik geriledi, Atatürk
ilkeleri müfredattan budandı. Cumhuriyet devrimimizin toplumcu, insanların
birbirine hoşgörüyle baktığı, eleştirel düşünen, aklını kullanan devrimci
ruhunun kayboldu. AKP’yi ideolojik eğitim yaptığı noktasında sıkıştırmak
yanlıştır. Çünkü ideolojisiz eğitim de hukuk da kültür de yoktur. Zaten AKP
kendinden önceki durumu “İlk olarak, eğitimde geçmiş yıllardan devralınan katı
ideolojik, tek tipçi ve anti-demokratik karakteri yok etmeye
odaklandık.”diyerek eleştirmektedir. AKP de şikayet ediyorsa o zaman hata
kimsede yoktur diyemeyiz.

Öğrenci de
ve öğretmen de milli bilinçten uzaklaşıyor

Kaybedilen
ruhu, bozulan dengeyi öğrenci ve öğretmen davranışları üzerinden örnekler
vereyim.

Bir gün
sınav başlamadan öğrencilerimden şu soru yöneltilmişti:

“Öğretmenim
siz de diğer öğretmenlerimiz gibi kopya çekersek öbür dünyada hakkınızı helal
etmeyecek misiniz?”

Eleştirel,
vicdani eğitimin verilmediği bir ortamda dini kısıtlamalar bile insanları
yanlış yoldan döndüremiyor.[1]

“Siz de
diğer öğretmenlerimiz gibi” dediklerine göre öğretmenler çaresizlikten veya
işin içine dini katarak çocuklara istemeden akıl vermiş oldular. Öğretmen,
öğrencinin bana karşı dini kullanarak emek hırsızlığını, vicdansızlığı normal
gösterecek bir araç elde etmesine neden olmuştu: Din.

Arapça
dersi zor olduğu için naklini çalıştığım ticaret meslek lisesine aldıran imam
hatip öğrencisi bir gün “Atatürk’ü toprak kabul etmedi, betona gömdüler” derken
birkaç gün sonra da “Allah çarpsın en iyi içki Jack Daniels” diyebilmişti.
Atatürk’e yönelik dini argüman getiren öğrencinin en iyi içkinin ne olduğunu
bilmesi ve ağzından “Allah çarpsın” ifadesinin eksilmemesi, çelişkili görüşleri
birlikte dile getirdiğini gösteriyor. Bu durum, psikolojik dengenin kaybolması
değil de nedir!

Sivas’ın
Kangal ilçesinde bir okulda dinlediğim Din Kültür ve Ahlak Bilgisi öğretmeni
öğrencilerinin, sınıfta geçen hamam böceğini göstererek “öldürürsek sevap alır
mıyız?” diye sorduklarını anlatmıştı.  Bu
durum, vicdanın kaybolması değil midir?

Sınıfa
“merhaba” dediğimde topluca “aleyküm selam” yanıtı almıştım da “ben size
selamün aleyküm demedim ki böyle yanıt veriyorsunuz” dediğimde
“öğretmenlerimiz” böyle selamlaşıyor” diye yanıtlamışlardı. Demek ki
öğretmenler sınıflarda dini selamlaşmayı tercih ediyorlardı.

 Bilginin kaynağı öğretmenlerden tarikat ve
cemaatlere kayıyor. Atatürk’ün cinsel hayatına ilişkin hiçbir yerde
rastlamadığım iftiraları buralardan öğreniyorlar ve “bu böyle değil” dediğimde
“gelin şeyhimizle tartışın” diyebilmişlerdi.

Okulun üç
metre ötesinde yer alan “yılbaşı kutlamak haramdır” pankartını gören öğrenci
“yılbaşı kutluyor musunuz” dediğim de “günaha giriyorsunuz” diyerek bana bakışı
olumsuz hale geliyordu.

Öğretmen,
koridorlarda tespih çekiyor. Sınav başlarken savaşa gönderir gibi öğrencilere
“Allah yar ve yardımcınız olsun” diyor.

Buna
itiraz eden öğretmenler ise öğrenci, öğretmen, idareci nazarında dikkate alınmıyor,
yaftalar yapıştırılıyor.

Böyle bir
toplum millet olmaktan uzaklaşır, tebaa veya ümmet olmaya yol alır.

Cumhuriyet
yönetimine mesafeli olur. Tarikatının, şeyhine biat etmiş tek kişiye bağımlı
olur. Çünkü kendi aklıyla değil başkasının aklıyla hareket etmektedir. Akıl
günah, sevap, helal, haram,  mekruh gibi
kavramlarla dumura uğratılmıştır, kadercidir. Padişahlığa, başkanlığa,
hilafete, diktatörlüğe hayranlık beslemeye başlarlar.

Bu kişi
farklı inançlara saygılı duymaz, kendi inancının dayatmacısı, daha doğru
deyimle “kininin bekçisi” olacaktır.

BEYANNAMELERE
DAİR GENEL DEĞERLENDİRME

Partilerin
seçim beyannamelerindeki eğitime dair görüş ve vaatlerine dair tespit ettiğim
10 önemli hususa dair görüşlerini belirtelim.

Partilerin
dinsel, mezhepsel, etnik bakış açılarına karşı milleti, milli devleti, Atatürk
ilkelerini savunan, Aydınlanma seferberliği yürüten bir eğitim kavrayışları yok
veya sınırlı. Eğitimde reform, öğrenciye burs, meslek liselerine önem
verilmesi, öğretmenin özlük ve mali haklarının geliştirilmesine yönelik söylem
her partide var. Ama bundan önce eğitimin Atatürk ilkelerine, cumhuriyet
değerlerine bağlılığına dair felsefi bakış açısı ve devrimci ruhu yeterince
göremiyoruz. Mesele emperyalizme, tarikata, bölücülüğe karşı milletin bütünlüğü
olarak değil de vaatler ve teknik noktadan yaklaşılıyor. O zaman bu vaatleri
gerçekleştirecek, bilimi üretecek eleştirel ve özgür akla ihtiyaç olacak.
Dolayısıyla teknik noktaları da çözecek akılcı, milli birliği pekiştirecek
eğitim anlayışıdır. Sanki eğitimde (öğrencisi, öğretmeni, velisi dahil)
yukarıda verdiğim anlayış ve davranışlar yokmuş gibi bina yapmaya, öğretmen
maaşlarına, bursa, yurt olanağına dair çözümlerin daha fazla yer alması doğru
yaklaşım değildir.

1) Milli
eğitim eksikliği: ABD güdümlü cemaatçiliğin ve bölücülüğe karşı önünde
milletleşmeyi pekiştiren bakış açısı eksikliği var. Öğrenciyi tarikat, cemaate
bağımlı olmaktan uzaklaştıran, ümmet yerine milleti öne çıkaran vurgular pek
yok.  CHP, Vatan Partisi (VP) dışında
tarikat ve cemaatleri eğitimdeki durumuna dair görüş yok. Dolayısıyla sıkıntı
görmüyorlar.

AKP seçim
beyannamesinde “farklı dillerin yanı sıra, farklı inanç ve mezhepler konusunda
da cesur adımlar attık. İlk defa “Alevi Çalıştayları” düzenleyerek, İslam
inancının farklı yorumlarının daha özgür bir ortamda tartışılmasına ve
sorunlarının demokratik bir ortamda aşılmasına zemin hazırladık diyor. Dahası
“geleneksel irfan merkezleri ve cemevlerine hukuki statü tanıyacağız” diyerek
tarikat, cemaatlere hukuki statü tanıyacağının sinyalini vermiştir.

CHP seçim
beyannamesinde “ekonomik sıkıntı içindeki aileler, çocuklarını tarikat
yurtlarına göndermek zorunda kalmaktadır. AKP, iktidarını muhafaza etmek için
itaatkar, ve koşulsuz biat eden bir gençliğe ihtiyaç duymaktadır… Eğitimi,
Atatürk ilkeleri ve Cumhuriyet değerleri ışığında çağdaş, demokratik, laik,
bilimsel ve eşitlik ilkesine dayalı bir anlayışla yeniden yapılandıracağız.
Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamı, mücadelesi ve ülkemize
kazandırdığı her türlü eser merkezde olmak üzere Cumhuriyet Dönemi Tarihi ve
Demokrasi Kültürü derslerinin zorunlu ders olarak okutulmasını sağlayacağız”
demektedir.

Vatan
Partisi (VP) “Cumhuriyet Devrimi Kanunları’na göre yasa dışı olan tarikatlara
ve vakıflara ait okullar ve yurtlar ile bütün özel okullar ve özel eğitim
kurumları kamulaştırılarak Öğretimin Birliği sağlanacaktır” diyor. Askerî
eğitim ve sağlık kurumları yeniden açılacak, Diyanet İşleri Başkanlığı’na
verilen eğitimle ilgili yetkiler Milli

Eğitim
Bakanlığı’na devredilecektir” diyor.

Diğer
partilerde tarikat, cemaat eğitimine, yurtlarına dair ifade yok.

2)
Müfredat ne olacak?:  Atatürk’ün
kaldırılmaya, kadının emeğinin, cinselliğinin sömürülmeye çalışıldığını, cihad
kavramının nefisle mücadele ve vatan savunması olarak yansıtılmadığı, insanlık
onuruna, millet egemenliğine, laikliğe aykırı müfredatın kaldırılıp
kaldırılmayacağı konusunda sadece iki parti net konuşuyor.

İmam hatip
müfredatı ve bu okulların sayısı noktasında net duruşa ihtiyaç var. Bugün 4123
imam hatip okulunda (ortaokul ve lise) 1.297.272 öğrenci okumaktadır.[2]
Ülkemizin bu kadar imam ve hatipe ihtiyacı yok. Bu okullarda biatçı, şeriatçı
nesiller yetiştirilmek isteniyor. Partiler “ihtiyaç dahilinde” diyor ama imam
hatip konusunda cesaretli adım atamıyorlar. CHP, VP ve İyi Parti 13 yıl
kesintisiz eğitimi savunmaktalar. Geçiş nasıl olacak?

Bu soruya
ney yanıt göremiyoruz.

İmam hatip
müfredatının gözden geçirileceğine dair CHP, İyi parti, VP söylemde bulunuyor.
İYİ parti “müfredat ve sınav sistemini yeniden düzenleyeceğiz” diyor.

SP “Bölgenin
sosyal, ilmi ve manevi gelişme-sinde önemli görevler üstlenen medreselerin
resmi statüsü gözden geçirilecek ve mezunlarının ilahiyat eğitim sistemiyle
bütünleşmesi sağlanacaktır” diyerek medreselerin varlığını normal gördüğünü
gösteriyor. CHP “İmam Hatip Okulları’nda verilen eğitimin içerik, müfredat ve
niteliğinin iyileştirilmesini sağlayacağız.” diyor, VP “Karma İmam Hatip
Okullarında kız-erkek ayırımına son vereceğiz. İmam Hatip Okulları, imam ve din
adamı ihtiyacını karşılayacak sayıya indirilecektir. Önümüzdeki süreçte 40 İmam
Hatip Okulu yetmektedir. İhtiyaç fazlası İmam Hatip Okulları, öğrencilerin
tercihleri de dikkate alınarak normal liselere çevrilecektir” diyor.

MHP,
“Eğitimin her kademesinde müfredatın millî ve çağın gereklerine uygun bir
şekilde planlanması” gerektiğinden bahsetse de sıkıntıyı, laik eğitimde geri
gidişi belirtmiyor.

 3) Meslek lisesine olumsuz bakışı kırmak ve
sınavı kaldırmak: Neredeyse hepsi sınavı kaldırmaktan bahsediyor, “çocuklarımız
istemediği okul türüne yönlendirilmeyecek” diyorlar ama “meslek lisesine önem
vermeden, ihtiyaç dahilinde meslek elemanı yetiştirmeden mi bunu
sağlayacaklar?” sorusuna teknoloji liseleri gibi yanıt veriyorlar ancak; meslek
lisesine yönelik olumsuz algıyı kırmadan bu olmaz. Bu algı da ihtiyaç
planlaması yapılarak, iş olanakları artırılarak kırılır.

4) FETÖ
ile mücadele: Kimi partiler KHK’lerle meslekten atılanların görevine döneceğini
belirtiyor. Burada suçlu ve suçsun hızla ayrıştırılacağına yönelik ifadelerinin
olmaması FETÖ, PKKlileri kurtarmaya yönelik algıya neden oluyorlar. CHP,
beyannamesinde “tekçi zihniyet, itaat etmeyen ya da eleştirel konumdaki
akademisyenleri soruşturmalarla yıldırmaktadır. KHK’lerle meslekten atmaktan
çekinmemektedir” diyor.

HDP, “Bu
Suça Ortak Olmayacağız” diyerek düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını
kullandıkları için OHAL KHK’leriyle haksız ve hukuksuz biçimde üniversitelerden
atılan akademisyenlerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin geri dönmelerini
sağlayacağız” diyor. Her iki ifadede de atılan bütün akademisyenlerin FETÖ, PKK
ile bağlantıları hızlı bir yargılanmayla ortaya konmadan mı işlerine geri iade
edileceği hususuna açıklık getirilmemiştir. 
Atılmaların neye göre haksız ve hukuksuz olduğu net değildir.

5) Askeri
okullar: Deniz Tabip Albay Doç. Dr. Ece Boylu “bir sivil doktoru harp meydanına
paraşütle atmanız zordur ancak askeri bir doktor bunu rahatlıkla
yapabilir” diyerek askeri okulların önemini ortaya koyuyor. Askeri
okulların açılmasını sadece VP savunuyor.

 6) Anadilde eğitim: Seçim beyannamelerinde anadilde
eğitim, anadilin öğretilmesi kavramları içiçe geçmiş. Neyin kastedildiği net
olarak belirli değil. Bir yandan anadilin öğrenimini savunup diğer yandan
“yerel yönetimlerin özerkliklerini AB standartlarına kavuşturacağız” demek,
anadilde eğitimin de zamanla gündeme getirileceğine dair üniter devletten yana
olan kesimlerde kaygılara neden olmaktadır. Özerkliğin ilk adımı olarak
görülmektedir. Bu kaygıların giderilmesi gerekir. Üniter yapıyı zaafa
uğratmayacak, ülke demokrasisini geliştirecek çözümü daha net ortaya
koymalıdır. Eğitim Türkçe olmalıdır ama talep halinde Kürtçe gibi diller de
(hangi lehçe veya lehçeleri olacaksa) seçmeli olarak öğretilmelidir. Ama Kürtçe
eğitim demek anaokulundan üniversite bitene dek bütün derslerin Kürtçe
öğretilmesi demektir. “Kürtçe’nin ilgili lehçe veya lehçelerinin, bu dersleri
öğretebilecek kadar bilim dili özelliği var mıdır?”, “Kürtçe eğitim alanın iş
olanağı ne kadar olur? Nerelerde kullanır?” sorularının yanıtı arandığında
göreceğiz ki, üniter devlet içinde Kürtçe eğitim olanaklı değildir.

CHP “Kamu
hizmetlerinin eşit yurttaşlık temelinde tüm yurttaşlarımıza eksiksiz olarak
götürülebilmesi için anadili Türkçe olmayan yurttaşlarımızı da gözetecek bir
anlayışı hayata geçireceğiz, okullarımızda, Kürtçe dersleriyle ilgili altyapı
sorunlarını çözecek ve seçimlik dersleri çeşitlendireceğiz, Kürtçe’nin yanı
sıra Türkiye’deki tüm kardeş dillerle ilgili araştırma enstitülerini
yaygınlaştıracağız. Kapatılan tüm enstitüleri kadro tahsis ederek yeniden
açacağız, yerel yönetimlerin özerkliklerini AB standartlarına kavuşturacağız,
TBMM tarafından 8.5.1991 tarihinde kabul edilen Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartı’nı uygulayacağız, anadilin öğrenimi hakkından tüm
yurttaşlarımızın yararlanabilmesi için gerekli yasal ve kurumsal altyapıyı
kuracağız” diyor.

Burada
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerin kaldırılması üniter
devletin aşınacağına yönelik kaygıya nende olmaktadır.

MHP
Türkçe’ den başka bir dilde anadilde eğitim yapılmasına karşıdır. HDP “her
çocuğun ve gencin anadilinde eğitim hakkını anayasal güvence altına alacağız”
diyor. SP “Anadil eğitiminin ve anadil kullanımının önündeki engeller
kaldırılacak ve bu haklar anayasal güvence altına alınacaktır” diyor. Yani
anadilde eğitimin yanı sıra, yargıda ve başka ortamlarda da anadillerin
kullanılacağına yönelik öneride bulunuyor.

VP yabancı
dillerin Türkçeyi bozan etkilerini önlemek, Türkçemizi bir uygarlık ve bilim
dili olarak geliştirme olanaklarını değerlendirmek amacıyla “Türkçeyi Koruma ve
Geliştirme Yasası”nı çıkaracağından bahsetmektedir.

Sonuç
olarak bina, burs, ikramiye, akıllı tahtadan önce emeğe saygılı, kamu mallarına
özen gösteren, vatansever, paylaşımcı, insanlığa kardeşlikle bağlı, yetenekli,
bilgili, sorumlu, “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” kuşaklar yetiştirmek
önemlidir.

Dolayısıyla
Atatürk’ün eğitim felsefesin ortaya koyduğumuz bu noktalardan harekete ederek
partileri eğitime dair çözümlerini değerlendirmeliyiz.

Tarihçi

Mustafa Solak

DİPNOT

[1]Laiklikte
yaşanan sıkıntılar için bakınız: Mustafa Solak, Laikliği Doğru Anlamak, 2.
Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2017, s.188-190.
































































































[2]
Eğitimdeki cumhuriyet laiklik, kadın karşıtı dönüşüm için bakınız: Mustafa
Solak, Gayrimilli Eğitim, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2018.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir