Akıl, Özeleştiri,
Özgürlük ve Sonuç !..

Doğanın insanlara en adilce dağıttığı nimet
akıldır, demişler.   Gerçekten öyle
midir? Sanmam!   Ama hiç kimsenin kendi
akıl payından yakındığını da görmedim ve hatta duymadım diyebilirim.  Nedeni ise basittir; çünkü insanoğlunun
kişisel aklını beğenmemesi için kendi aklından ötelerini bilecek kadar bilge
olması gerekir.

Bizler gibi sıradan insanları tanımlamak üzere
Persius şöyle bir kelamda bulunmuştu;

“ Sağlıklı olmak ve yaşamak, işte benim bütün
bilgim!”.   İşte bilgiyi bu denli
saflaştırabiliyorsak, akıl payımızı değilse bile öngörümüzün ve
düşüncelerimizin yetersizliğini eleştirebilmek şansına sahip olabiliriz.   Bunun püf noktası da özgürce özeleştiri
yapabilmek erdeminden geçer.

Örneğin; MEB görevine atanan Sayın İsmet Yılmaz’a
alıcı gözle bakarak, atanmasını takiben demeçlerini ve talimatlarını okursak,
kendi akıl hissesinden şikâyetçi olmadığının ipuçlarını bulabiliriz.  Galiba kendisi dışında bir dünyası olmadığı
için, değil özeleştiri yapmak,  kendisine
yöneltilen eleştirileri bile anlamak çabası göstermediğini düşünmek
olasıdır.  Kendisine emanet edilen görevin
gerek Anayasa ve gerekse Milli Tedrisat Yasası ile ilgilerini anlamak ve
çözümlemek yerine, kendisini o makama taşıyanların ideolojilerine taşeronluk
yapmak eylemlerine yakın durmasını başka nasıl izah edebiliriz!

Değiştirilen ve dönemin Sayın Cumhurbaşkanı
tarafından onaylanan T.C. Anayasası’nın 42. Maddesinin dördüncü paragrafı
açıktır; “ Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasa’ya sadakat borcunu ortadan
kaldırmaz”.   Bu hukuksal talimat,
kişisel özgürlükler denerek veya kişisel inanç tercihleri diyerek eğitim ve
öğretim kurumlarında Anayasa’nın uyulması zorunlu olan temel ilkelerinin yok
sayılamayacağını vurgulamaktadır.  Sayın
Milli Eğitim Bakanı ise hem Anayasa ve hem de yüksek yargı hükümlerini yok
sayarak okullara sadece kendi inanç ve dolayısı ile akıl alanı içinde geçerli
sayılacak talimatlar gönderirse, Sayın Bakan’ın kendi kişisel akıl payından çok
mutlu olduğunu düşünmez misiniz.

Acaba, Sayın Milli Eğitim Bakanı’na 10.
Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’in şu yorumunu aktarsak yararlı olur
muyuz ; “ Laiklik ilkesi Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm değerlerin temel
taşıdır.” Ve devam edersek ; “ Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin, laik
cumhuriyeti zedeleyecek biçimde kullanılması önlenmiş, gerekirse laik
cumhuriyeti korumak için temel hak ve özgürlüklerin sınırlanabileceği kabul
edilmiştir”.   Bu denli açık ve berrak
talimat ve yasal maddeler varken ve veliler çocuklarının bilim ağırlıklı
öğretim görmesi için imza toplarlarken; “ müfredat değişikliğine gerek yoktur,
okullarımız dini temeli esas alacak şekilde eğitim ve öğretime devam edecektir”
mealli talimat göndermek, herhalde kendi akıl payından çok mutlu olan insanlara
özgü olmak gerekirdi!

Konuyu tartışmak için ortam ve kişiler uygun
olmazsa, tartışmadan bir sonuç değil, olsa olsa kargaşa çıkar.  Açık ve belirgin yasal hükümleri yorumlamamak
üzere direnen, akılla değil, ideolojik taşeronlukla konuya yaklaşan Sayın Milli
Eğitim Bakanı ile hangi aklı başında ve yasalara saygılı veliler tartışacaklar
ve birlikte doğruyu bulacaklar?   Zaten
Sayın Bakan, kendisine gazeteciler tarafından yöneltilen sorulara bile ‘bi
dakka, bi dakka!’ diyerek yanıt vermemek için alandan kaçıyorsa, sorunumuzu
kimler çözecektir?

Devam eden tartışmalarla da bir doğru yöne
gidilemeyeceği anlaşılmış gibidir zaten!  
Galiba Platon haklı çıkmıştır sonunda. 
Hani, Devlet adlı eserinde şöyle demişti, anımsayacaksınız;  “Akılca ve ruhça zayıf olanlarla tartışmayı
yasaklıyorum!”. 

Sonuç olarak, AKP ve iktidara eklemlenen MHP,
hasattan pay almak adına eğitim dünyamıza rüzgâr ekmişler ve bizlere fırtına
bırakmışlardır.   Şu kadar gün geçmiş
olsa bile doğru bir sınav sistemini dahi kotaramamışlardır.  Son deneme sınavı ki, galiba adına da ‘Abide’
denmiştir, öğrencilerimizin başarısızlığı halen acı ile sırıtmaktadır.

Herhalde,
tüm MEB teşkilatı da kendi akıl paylarından memnundurlar!  Aksi halde ortaya çıkardıkları kargaşayı
çözümlemek için de, örneğin; Talim Terbiye Kurulu Başkanı’nın öfke saçan
konuşmalarını bir hitabet sanatı sayarak sorunu çözemeyeceklerini anlamış
olsalar gerekirdi.  Üstelik anlaşılan
odur ki, bu vatanın sadece % 46 oy oranı toplayana ait olmadığını sonunda
mutlaka yargı makamları kendilerine bir kez daha anımsatırlar şeklindeki
iyimser beklentilerimizin ve umudumuzun da karaya vurduğu günlerden geçiyoruz.

Milli Eğitim Bakanı’na gelince, O’da günü gelince
tarihin kendisini sorgulayacağına boyun eğecektir ama yitirilen kuşaklarımıza
yazık olacaktır!..

Kıssadan hisse : “ Eğer vatan tehlikede ise, her
şey vatana aittir “ ( Danton ). 


















































Erdal Akalın (06.12.2017)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet