FACEBOOK  07.06.2017

BEYNİN YARISINI KULLANAMAMAK

Yabancı dil
öğrenmek gelişmemiz ve uluslararası alanlara ulaşmamız için olmazsa olmaz
kurallarımızdandır. Tabii ki; kesinlikle Türkçeyi bir kenara koymamak ve
dejenere etmemek koşuluyla. Yabancı dii öğrenmeye değil, yabancı dilde eğitim
yapılmasına karşıyım….  Kesinlikle
Yabancı dil öğrenmekle“, “Yabancı dilde eğitim yapmak
aynı şey değildir. Yabancı dil öğrenmek için “yabancı dilde eğitim
görmek, yapmak
” kesinlikle zorunlu değildir.  Eğer özünden farklılaşmış başka bir insan
olması, yetiştirilmesi  istenmiyorsa… Yabancı
dilde eğitim yapılmasını yadırgıyorum, içime sindiremiyorum, buna isyan
ediyorum.  Bu türde eğitim veren
kurumları da asla tasvip etmiyorum.  Kendi
ülkemde bizden farklı tuhaf bir yaratık ortaya çıkaranları kesinlikle red
ediyorum. Bu tarz eğitim gören ocuklarımız, temel bilimleri, kavramları yabancı
dilde öğreniyorlar.  Bu nedenle, bugün en
basit temel kavramları bile bilmez haldeler.  Dolayısıyla birbirimizi anlayamaz haldeyiz. Bu
durum her geçen gün daha da kötüleşmektedir. Çünkü, beyinde yabancı dilde imaj
oluşmuyor ve ezberleyerek sınıf geçiliyor.  Doğal olarak da ezber fazla gitmiyor.

Yabancı dilde
eğitim yapan bir okulda okuduğunuzda ilk başta kendi kültürünüzden, inançlarınızdan,
gelenek ve göreneklerinizden kopmaya başlarsınız ve devamında da bunlardan
koparsınız.  Ama ne yazık ki birçok
analar ve  babalar da çocuklarını bu tür
okullarda okutmakla övünüyorlar. Böylelikle çocuklarına iyi bir gelecek
hazırladıklarını zannediyorlar. Çocukların kafalarında kendimize ait
kavramların, kültürün  kalmadığını çok
geç farkediyorlar. Bu durumda iş işten geçmiş, artık yapabilecek fazla bir şey
kalmamıştır

Yabancı dilde
gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında eğitim yapanlara bakalım.  Yurt içinde yabancı dilde eğitim yapanların
bir çoğu artık ya bu ülkeyi beğenmiyor ya da yurt dışına kaçıyor. Asıl amacımız
ya da hedefimiz “yabancılar için eleman (insan) yetiştirmek midir?
Yurt dışında okuyanların ya da yabancı dilde eğitim gördükten sonra gidenlerin
büyük çoğunluğu artık ülkemize geri dönmüyorlar. Sonra da “beyin
göçünden” şikayet edip duruyoruz.

Yıl 1980,
gazetelerden birinde rahmetli, Saygın Haldun TANER’in bir yazısı çıkmıştı.  O sırada UNESCO’nun 1981 yılını, dünyada
ATATÜRK yılı yapılması için çalışmalarda bulunmak üzere bulunduğu yurtdışından
yeni dönmüştü.  Yazısında diyordu ki,
(mealen yazıyorum), “edindiğim genel izlenim şu oldu.  Batılılar bizim gibi ülkelerin ne atom bombası
yapmalarından, ne de Türkiye’de inanılmaz ölçüde petrol yataklarının
bulunmasından korkuyorlar.”  Tek
korktukları şey, kendi ülkesinde yetişmiş, batıda eğitim görmüş ama
inançlarını, geleneklerini, ülkülerini kaybetmemiş insanların eğitimleri
bittiğinde ülkelerine dönerek verecekleri hizmetlerdir.”  Burada anlatılmaya çalışılan kişiler, bir
zamanlar bizlere “prens” olarak lanse edilen ya da yutturulan kişiler
değildirler.

Yabancı
dilde eğitimi neden onaylamıyor ve şiddetle karşı çıkıyorum?.

Çünkü, lisan
beynin bir fonksiyonudur.  Beyin
algılarken zorunlu bir biçimde ana dilini kullanır.  Düşünme, normal olarak ana dilde gerçekleşir.
Siz düşünme işlemini başka bir dilde yapmaya çalışırsanız, zorlanırsınız. Var
olan düşünme kapasitenizi de ancak sınırlı olarak kullanabilirsiniz. En genel
ifadeyle, “beyninizin yarısını kullanamazsınız ! ”. Sonuçta
da Kendinizden, özünüzden, öz benliğinizden vazgeçmek zorunda kalırsınız.  Sonrasında geriye ne kalır?

Böylece sizin yok
edilmeniz için, çok fazla bir şey yapılmasına da artık gerek yoktur. Çünkü
beyninizin, kendinizin, özünüzün yarısı yoktur.  Konfiçyüs der ki: “Bana bir dil verin,
size bir millet vereyim..”  Bu arada
küçük yaştaki çocukları için ”küçük yaşta yabancı dil öğrenirse daha iyi
öğrenir” düşüncesiyle yabancı dadı ya da bakıcı tutanların da kulaklarını
çınlatalım. Çok genç yaşta profesör olmuş, Türk Einstein”i olarak da adlandırılan,
ömrü boyunca Türkçe için savaşım vermiş rahmetli Saygın Oktay SİNANOĞLU Koç
üniversitesindeki konferansında şunları söylüyordu.

Dil gönlü
yüzdüren gemidir

”Akla hükmeden
gönül olmalı. Akıl bilgisayar gibidir, hesaplamaya yarar. İnsana nereye
gideceğini ise gönül söyler. Toplumun da gönlü kültürdür. Kültür, Hakkari’nin
köyünde bale gösterisi yapmak değildir. Her ülkenin kültürü vardır. Dilini
unutan millet, gönlünü batırmış olur. Onunla birlikte tarihten gelen bütün
birikimi, kültürü gider. Gidince, seni köle yapmak İsteyenlerin kölesi olursun.
Çünkü bir milleti askeri yöntemlerle ancak bir süre köle yapabilirsin. Milletleri,
her şeyini yok edip ilelebet köle yapmak istersen, dillerini yok edersin. Bunu
iyi düşünün. Milletler, tarihten böyle silinmiştir.”

Oktay SİNANOĞLU,
gönüllü olarak köle olmak isteyen böyle bir toplumun ilk kez görüldüğünü
savunarak, ”(Türkçe giderse, o kafalar, gönüllü olarak tapuları da yabancılara
teslim eder) diye 30 sene önce yazdık. Bugün ne oluyor; tapular veriliyor.

Gönlünü teslim
etmiş bu kafa değişmezse, bu ülke gider. Ama çok şükür insanlar uyanmaya
başlamıştır’‘ diye konuştu. Bazı kişilerin ”Adam toprağı cebine alıp
gidecek değil ya
‘‘ dediğini dile getiren SİNANOĞLU, ”Adam cebine koyup
gitmez, daha kolayı var; seni sepetler. sepetleyecek de görürsün
” dedi. Bu
arada İsrail’in nasıl kurulduğunu bilmiyorsanız öğrenmenizi öneririm.

Kalın
sağlıcakla,  

Gazi
GÜDER 






















































Bil.
Yük. Müh.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet