Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Link
: http://www.turkererturk.com.tr/turkiyenin-en-buyuk-guvenlik-sorunu/

Geçen
yazımda; ABD Başkanı Trump’ın 18
Aralık 2017’de açıkladığı Ulusal
Güvenlik Strateji Belgesi’nin ülkemiz, bölgemiz ve yer küremiz için ne
anlama geldiğini anlatmaya çalışmıştım. Bugünkü yazıma ise, bu belgeden ülkemiz
için alınması gereken bir dersle başlamak istiyorum.

Trump, belgeyi açıklayan konuşmasında; “Sınırlarımızı
koruyamazsak, ülkemizi koruyamayız. Sınırları olmayan bir ulus, ulus değildir”

dedi. Bu söz esasında malumun ilanı veya bir hakikatin altının çizilmesiydi.

Seve Seve Can Vermeye Hazırım

Her
devletin bir egemenlik alanı vardır. Bu egemenlik alanına ülke veya vatan
denir. Her ülkenin de ulusal sınırları vardır. Ulusal sınırların korunması; o
ülkenin güvenliğini ve bekasını çok yakından ilgilendirir. Hele bizim
yaşadığımız coğrafyada, ulusal sınırların titizlikle korunmasında yapılacak
bilinçli veya bilinçsiz yanlışlar, ülkemizi felakete götürür.

Ulusal
sınırlarımızda nöbet tutan askerin verdiği bu tekmil; “Asil Türk
milletinin namus ve şerefini, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü,
sorumluluk bölgemde korumakla görevli gözetleyiciyim, gözüm sorumluluk
bölgemde, kulağım komutanda, vatan ve millet uğruna seve seve can vermeye
hazırım komutanım!”
sanırım sınır güvenliğinin hassasiyetini
yeterince göstermektedir.

Gözünü Kaçır, Geleni Geçeni Görme!

Ne
yazık ki; halen ülkemizi yöneten iktidar iradesi ulusal sınırlarımızın bir
bölümünü emperyalizme taşeronluk yaparak, çağdışı Siyasal
İslamcı
ideolojisini ve ayağı yere basmayan Yeni
Osmanlıcı
hayalini gerçekleştirmek için kevgir haline
getirmiştir. Özellikle Suriye sınırını bekleyen askerimize; “gözünü
sorumluluk bölgesinden kaçır, geleni geçeni görme”
diye
direktif vermiş ve Suriye’deki vekalet savaşının ateşine odun
taşımıştır.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin önemli ayaklarından olan Suriye’deki
vekalet savaşına destek vermenin ülkemizi nereye getirdiğini yaşayarak gördük.
Bu süre içinde, resmi rakamlarla ülkemize 4.5 milyon sığınmacı geldi. Bir
bölümüne vatandaşlık ve mülteci statüsü verildi. Güney sınırlarımızın iktidarın
tasarrufları ile delik deşik edilmesinin sağladığı durumdan istifade ile
meydana gelen yasadışı ve kontrolsüz geçişleri de göz önünde bulundurursanız; Suriye
ve Irak’tan
Türkiye’ye
doluşan insan sayısı 5,5-6 milyon arasında. Bazı illerimizin ve ilçelerimizin
nüfuslarının yüzde 10’dan bile daha fazlası bu insanlardan oluşuyor.

Saldım Çayıra, Mevla’m Kayıra!

İstihbarat
raporlarına göre; Türkiye’ye doluşan bu insanların 35 bini IŞİD
gibi radikal İslami
örgütler safında terör olaylarına bulaşmış, kelle koparmış,
kıtır kıtır adam kesmiş. Ayrıca; aralarında bilinmeyen sayıda IŞİD
sempatizanı var. Bu insanların yüzde 90’ı Türkçe bilmiyor,
geldikleri coğrafyada insani travmalar yaşamışlar, entegrasyonları için hiçbir
tedbir alınmıyor, eğitim ve öğretimleri ise “Hak getire, haydi Allah rast
getire”
durumunda. Adeta; “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra”
anlayışı ile ulusal sınırlarımız içine doldurulmuş bu insanlar.

Bu
durum; demografik sorunlar dahil gelecekte yaratacakları da düşünüldüğünde, Türkiye’nin
en büyük ve en öncelikli iç güvenlik tehdididir. PKK’nın
yarattığı ve yaratacağı tehdidin önceliği ve çapı bu seviyede değil. Ama
iktidar iradesi de bu durumun ayırdında değil. Belki de iktidardan hiç gitmemek
için bir avantaj olarak kullanmak niyetinde!

En Büyük Sorun İktidar

Bu
sorunu başımıza iktidar açtı! Daha başkalarını açtığı gibi! Son çıkarılan KHK’lar;
iktidar lehine adam öldürmeyi, katletmeyi ve terör yapmayı yasallaştırıyor.
Artık ülkemizin güvenliğinin ve iç barışının önünde en büyük sorun; iktidar.

2018’e
çok az bir süre kaldı! Umarız; yeni yıl ülkemize, bölgemize ve dünyaya barış
getirir. 2017’nin bu son yazısını bir okur mektubu ile sonlandırırken, herkese
mutlu yıllar dilerim.

Okur Mektubu

“Sayın Ertürk, 

Kıymetli Amiralim, 

Sevgili Paşam, 

Değerli Ağabeyim,

Ben, MEB bünyesinde 17 yıldır
görev yapan bir İngilizce öğretmeniyim. 2001 yılında MEB kadrosuna geçtim. Ve o
gün bugündür, sizin anlayacağınız AKP memuruyum!..

Öğretmenlik ve eğitimcilik
yaşamımda; tüm kalbimle ve tüm azmimle bugüne kadar huzurunda eğitim ve öğretim
verdiğim on binlerce öğrencime Allah’ın her milli günü ve haftasında,
olmadı her fırsatta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlığı adres gösteren
akıl, bilim yolunu ve mücadelesini anlattım, öğrettim.

Sırf bu yolda, yani Mustafa
Kemal’in Rönesansını anlattığım için (sizin çok sevdiğim
deyiminizle) bilim egemen kafalı ve eleştirel akla sahip çağdaş toplumu ve
çağdaş yaşamı anlattığım için ve çocuklarımı bu yolda eğitmeye çalıştığım
için defalarca ve onlarca müdür ve yardımcılarından telkin,
eleştiri, uyarı ve tehdit aldım. Tabii ki bu tür kuru gürültülere
pabuç bırakmadım ve her defasında dik durdum. Beni ezmeye çalışan
bu zihniyete ve tehditlerine karşı yasa ve yönetmelikleri göstererek,
tehditlerini yazılı olarak vermelerini resmi yollardan vermelerini talep
ettim.  Tabii veremediler. 

Ama zamanla uzun yıllardır
alışılagelen kumpas yöntemleri ile tarikatçı, cemaatçi ve AKP militanı
öğretmen ve idareciler eliyle soruşturmalar, maaş kesme cezaları, kademe
durdurma ve hatta sürgün yaşadım. 

Ben, kaderimi Mustafa Kemal’in
menkıbesi ile özdeşleştirmiş bir Türk’üm. İşte bu onurla, sürgün kararnamemi
boynuma bir madalya gibi asarak sürüldüğüm okulumda da ne pilavı ne de pilavdan
dönen kaşığı düşünmeden, Atatürk’ün aydınlığının gelecek kuşaklarımızın
istikbalini aydınlatması için çalışmaktayım. Ve şimdi de aynı azim ve
kararlılıktayım hala ve son nefesime kadar.

Amiralim, Komutanım,
Ağabeyim, ben iki erkek evlat babasıyım, eminim şimdi burada
olsanız, ellerinizden saygıyla öperler. Bugüne kadar oğullarıma oyuncak
tabanca, hatta havalı tüfek veya sapan bile almadım. Çünkü;
onlar çağdaş  olarak büyüsün, ataerkil güce değil, akıl ve bilime dayalı
bir hayat sürsünler istedim.

Durum böyleyken kıymetli Türker
Abim, ülkemde uzun yıllardır uygulanan yalan, cehalet, kurnazlık ve İslamcı
yönetimi önce şüphe, sonra tedirginlik, sonra korku ve şimdi dehşetle
izlemekteyim. Son kanun hükmünde kararname (696 sayılı), yani sivillere
karşıt görüştekileri yok etme, hatta infaz etme hakkı ve cezasızlığı veren kanunsuz
hükümdeki ihanetname, beni derin bir dehşete düşürdü. Ardından sosyal
medyada AK milis sevdalılarının verdiği silahlı, pompalı, uzun menzilli
AK47’li fotoğraflar ve MEYDAN OKUYAN MESAJLARI beni panikletti. 

Durdurulmayacaklarına
inanıyorlar…

Bunlar; köprüleri yakmışlar ve
umurlarında değil! Şehirleri de ülkemizi de yakacaklar…

Peki, Mustafa Kemal’in aydınlık
yolunun yolcuları olarak, ne zaman “GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER”
diyeceğiz ve onun yoluna baş koyanlar için kim Samsun’a, Amasya’ya,
Erzurum’a, Sivas’a gidecek? Bizi kim Kuvva-i Milliye’ye çağıracak? Biz kime
güveneceğiz, gün geldiğinde sokak başlarını çapulcular çevirdiğinde, çoluk
çocuğumuzu nereye bırakıp; “Ya İstiklal Ya Ölüm” diye
nereye geleceğiz? 

NE YAPACAĞIZ?”

Türker Ertürk

E. Amiral, Araştırmacı – Yazar

RESMİ İNTERNET SİTESİ:

http://www.turkererturk.com.tr 

Facebook:

https://www.facebook.com/turker.erturk.5

https://www.facebook.com/pages/T%C3%BCrker-Ert%C3%BCrk/556317261057681?ref=profile

Facebook Grup:

https://www.facebook.com/groups/797431790326056/?fref=ts 

Twitter:

https://twitter.com/Orsatramola

Instagram:
































































































https://www.instagram.com/turkererturk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış