MİLLİ SORUNLAR DOSYASI (Ege Adaları, Kıbrıs, Darbeler, Avrupa ve ABD’de PKK Faaliyetleri, vs ..)

Türkiye’de en sık
gündeme gelen konulardan birisi de Ege
Adaları.

Bazen ismini hiç
duymadığımız bir adanın Yunanlılar tarafından işgal edildiğine dair bir
haberle, bazen de Türkiye’ye çok yakın
mesafedeki bir adanın nasıl Yunanlıların elinde olduğuna dair yorumlarla
Türk kamuoyu adaları tartışmaya başlıyor.

Gündemin çok sık
değiştiği Türkiye’de bu konular da çabucak unutuluyor.

Ancak toplumu sürekli
gerilimde tutmak isteyen politikacılar gündem sıkıntısı çektiklerinde hemen
akıllarına Ege Adaları geliyor.

Fatura
Lozan’a ve bu adaları almayı başaramayan Türk Heyeti başkanı İsmet Paşa’ya
kesiliyor.

214.000
kilometre kare bir alana sahip olan Ege Denizi’nde yer alan 1.800 civarında
irili ufaklı ada
dan sadece yirmi dört tanesinin yüzölçümü yüz
kilometrekareden büyüktür.

Ege
Adalarının Türk egemenliğine girme süreci Fatih devrinde başlamış ve Taşoz, Semadirek,
Limni, Gökçeada, Bozcaada, Midilli, Eğriboz, Şeytan Adaları ve Sisam bu dönemde
fethedilmişti.

İkinci
büyük fetihler Kanuni devrinde gerçekleşmiş, 1566’ya kadar Rodos, Menteşe
Adaları, Kiklad Adalarının tamamı ve Sakız alınmıştı.

1669’da
Girit’in ve 1718’de İstendil’in fethiyle Ege Adalarının tamamı Türk
egemenliğine girmişti.

Ege
Adalarındaki Osmanlı hakimiyeti bu şekilde 1830’a kadar devam etti.

Osmanlı
Devleti, 1829 yılındaki Edirne Antlaşmasıyla Yunan devletinin kurulmasını kabul
etti.

Yunanistan’a
Mora ve Attika yarımadalarıyla beraber Eğriboz, Şeytan Adaları ve Kiklad
Adaları bırakıldı.

Diğer Ege Adalarında
ise Osmanlı egemenliği devam etti.

İtalya’nın
1911’de Trablusgarp’a saldırmasıyla

Ege’de de mücadeleler yaşandı.

Libya’da ilerleyemeyen
İtalyanlar Osmanlı Devleti’ni barışa
zorlamak için 1912’de önce Sisam’ı ardından Menteşe adalarını işgal
ettiler.

Bu sırada Balkan Harbi
başladığından Osmanlı Devleti,
İtalyanlarla Ouchy (Uşi) Antlaşması’nı
imzalamak zorunda kaldı.

Bu antlaşmayla Trablusgarp ve Bingazi
İtalyanlara bırakılıyor, İtalya da işgal ettiği adalardan çekilmeyi kabul ediyordu.

Ancak İtalyanlar adaların Yunanlıların
eline geçeceği bahanesiyle antlaşmaya
uymadılar.

Osmanlı Devleti de
Balkan Harbinden dolayı sorunun çözümünü savaş sonrasına bıraktı.

Balkan Harbiyle
birlikte Ege Denizi’ndeki adalara hakim
olmak isteyen Yunanistan’la Ege’de savaş başladı.

Osmanlı
donanması, Yunanlıların
üstün donanması
karşısında Rauf Bey’in (Orbay) kumandasındaki Hamidiye kruvazörüyle başarılar
kazansa da işgallere engel olamadı.

Yunanlılar
Ekim 1912’de Limni, Taşoz ve Gökçeada’yı; Kasım ayında da Semadirek ve
Bozcaada’yı ele geçirerek Trakya ve Boğazönü’ndeki adalara
hakim oldular.

Ardından Saruhan Adalarını ele geçirdiler.

3 Aralık 1912’deki Çatalca Ateşkesi sonrasında yapılan
görüşmelerden bir sonuç çıkmadı.

Yunanistan
ateşkese rağmen
işgallere devam
ederek Mart ayında Meis ve Sisam’ı ele
geçirdi.

30 Mayıs 1913’deki Londra Antlaşması savaşı sona
erdirdi ve Osmanlı Devleti, Girit’te Yunan egemenliğini tanıdı.

Ege
Adalarının durumuna
ise büyük devletlerin
yani İngiltere, Fransa, Almanya,
Avusturya-Macaristan, Rusya ve İtalya’nın karar vermesi kabul edildi.

Altı büyük devlet 1914’de Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları
haricindeki adaları Yunanistan’a bırakan bir karar aldılar.

Osmanlı Devleti iade
edilen adalarla ilgili kararı kabul ettiyse de diğer adaların Yunanlılara
bırakılmasına karşı çıktı.

Ancak Birinci Dünya
Savaşı’nın başlamasıyla adaları geri alma imkanı kalmadı.

Birinci Dünya
Savaşı’nda yenilen Osmanlı Devleti 10
Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması’nı imzalayarak Ege Adaları üzerindeki egemenlik
haklarından tamamen vazgeçti.

Kurtuluş
Savaşı’nın kazanılması sonucunda Sevr’in yürürlüğe girmemesiyle 20 Kasım
1922’den 24 Temmuz 1923’e kadar devam eden Lozan Barış Konferansı’nda Ege
Adaları
da gündem oldu.

Adaların
görüşüldüğü oturumda İngiltere, Fransa, İtalya, Romanya, ABD, Japonya,
Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı ve Yunanistan temsilcileriyle Türk heyeti yer aldı.

İsmet
Paşa Anadolu’nun bir parçası olan adaların Türkiye’ye verilmesinin bir
zorunluluk olduğunu söyleyerek Gökçeada, Bozcaada ve Semadirek’in mutlaka iade
edilmesini, Limni, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikerya adalarının da güvenlik
yönüyle Türkiye’ye verilmesini
talep etti.

Yunan temsilci Venizelos ise adalarda nüfusun çoğunluğunu
Rumların oluşturduğunu; Rodos, İstanköy ve Bozcaada hariç Türk nüfus olmadığını
ileri sürerek adaların Yunanistan’da
kalması gerektiğini ifade etti.

İngiliz
temsilci Lord Curzon
da Osmanlı Devleti’nin
adaların geleceğini Büyük Devletlere bıraktığını ve bu devletlerin de İtalya’ya
verilenler hariç diğer adalarda Yunan
egemenliğini kabul ettiğini ifade etti.

Türk tarafının bir
teklifi de Gökçeada, Bozcaada ve
Semadirek dışındaki adalarda özel bir rejim kurulması olduysa da bu
teklif kabul görmedi.

Türk heyeti ayrıca Türkiye’ye yakın adalar eğer Yunanistan’da
kalacaksa bu adaların askerden arındırılmasını teklif etti.

İtilaf devletleri 30
Ocak 1923’de Gökçeada ve Bozcaada’yı
Türkiye’ye bırakan, diğer adaları ise Yunanistan’a veren, fakat
bazılarında asker bulundurmayı yasaklayan bir teklifte bulundular.

Türk tarafı bu teklifi
reddetti.

Adaların
durumu Lozan’ın ikinci devresinde belirlendi.

Gökçeada,
Bozcaada ve Tavşan adaları Türkiye’ye, Doğu Akdeniz adaları ve Limni,
Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya Yunanistan’a verildi.

Asya kıyısından üç
milden daha az mesafede bulunan diğer
adalar da Türk egemenliğinde kalacaktı.

Ayrıca Yunanistan’a devredilen adalardan Türkiye’ye
çok yakın olan Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya adaları askeri amaçla
kullanılamayacaktı.

Antlaşmada sadece
adalara yer verilmiş, daha küçük adacık ve kayalıklarla ilgili hükümler yer
almamıştı.

Ayrıca Gökçeada ve Bozcaada’da yaşayan Rumların
haklarıyla ilgili olarak da Türkiye’nin sorumlulukları belirlendi.

Türkiye,
On iki Ada’nın ve ilave olarak Meis’in İtalyanlara ait olduğunu Lozan’da
onayladı.

Bu
bölgedeki kayalıklar
ise İtalya’ya
devredilmediğinden Türkiye’de kaldı.

İkinci Dünya
Savaşı’nda adalarla ilgili çeşitli pazarlıklar yapıldı.

İtalyanların
Yunanistan’ı işgalinde büyük bir direnişle karşılaşmaları üzerine Almanlar Ege Adalarını işgal ettiler.

Almanlar da Sovyetlere
saldırmadan önce Türkiye’nin
tarafsızlığını sağlamak için bazı adaların Türkiye’ye verilebileceğini
açıkladılar.

Aynı dönemde Stalin de bazı adaların ve On iki Ada’nın
Türkiye’ye verilebileceğini söyledi.

Savaşın son yılında
ise Mihver devletlerinin yenilmesiyle Rodos
ve On iki Ada, Türk tarafının tarafsızlık politikasının da bir sonucu olarak
fiilen Yunanlıların eline geçti.

Türk basınında bu
adaların Türkiye’ye bırakılmasına dair birkaç yazı çıktıysa da resmi çevrelerde
sessizlik yaşandı.

10 Şubat 1947 tarihli Paris Antlaşması ile de yirmi bir devletin
onayıyla bu adaların tamamı Yunanistan’a verildi.

1970’lerde Demirel
hükümetlerinin Dışişleri Bakanı İhsan
Sabri Çağlayangil, Bakanlık arşivi kayıtlarına göre Türkiye’nin İngiltere
aracılığıyla konferansa önce katılımcı, ardından gözlemci olarak davet
edilmesine rağmen olumlu cevap verilmediğini iddia etti.

Dönemin Dışişleri
Bakanlığı bürokratlarından Feridun
Cemal Erkin ise bu iddiaya 1976 ve 1982’de bir gazetedeki yazı ve
hatıralarında cevap vererek Türkiye’nin
kesinlikle konferansa davet edilmediğini yazdı.

Ege
Adaları ilk defa Yunanistan’ın kurulmasıyla elden çıkmaya başlamış, Trablusgarp
ve Balkan Savaşlarıyla bu kayıplar devam etmiştir.

Sevr’de
Osmanlı Devleti’nin Ege Adalarından tamamen vazgeçtiği dikkate alındığında
Lozan’da en azından Tavşan Adaları, İmroz ve Bozcaada Türkiye’de kalmıştır.

İkinci Dünya Savaşı
sonunda 1912’den bu yana İtalyanların elinde bulunan On iki Ada’nın Yunanlılara verildiği göz önüne alındığında Lozan’a taraf
devletlerin Ege Denizi’nde Türkiye lehine bir düzenlemeye onay vermeyecekleri
açıktır.

Bu şartlarda Türkiye’nin
Ege’de uluslararası antlaşmalardan doğan haklarını sonuna kadar savunması temel
amaç olmalıdır.

Özellikle Lozan’da üç mil olarak belirlenen sınır ve
askerden arındırılan adalar konusunun ısrarla takibi şarttır.

Çünkü bunlar, Lozan’a
iştirak eden devletlerin onayı ile yapılmış düzenlemelerdir.

Bu şartlarda Türk ve
Yunan taraflarının yanlış bilgilerle kendi halklarını provoke etmekten
vazgeçmeleri ve anlamsız gerginliklerden kaçınmaları, iki taraf için de temel
strateji olmalıdır.

Kaynaklar:

F. İnce, “Lozan Barış Antlaşması ve Ege Adaları”,
AÜ Atatürk Yolu Dergisi, S. 53, 2013;

N. Hayta, “2. Dünya Savaşı Yıllarında Ege Adaları
Sorunu”, ATAM Dergisi, S. XII.




























































































































































































































































Originally published
at www.tr724.com on February
21, 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir