MİLLİ SORUNLAR DOSYASI (Ege Adaları, Boğazlar, Kıbrıs, Darbeler, Doğu Türkistan, PONTUS – RUM Faaliyetleri)


CAHİT ARMAĞAN DİLEK : EGE’Yİ DE FIRAT’IN DOĞUSU GİBİ
KAYBEDİYORUZ
 

E-POSTA : cahitdilek@yahoo.com




06 Temmuz 2019 

Türkiye’nin çevresindeki
kuşatmanın Doğu Akdeniz ve Ege bölümünde son dönemde önemli gelişmeler var.


Fatih sondaj gemisinden sonra
Yavuz sondaj gemisinin de Doğu Akdeniz’e gönderilmesi öncesinde Çipras Yunan
Güvenlik Konseyini topladı. GKRY’nin haklarını koruma vaadinde bulunup eğer
Türkiye Meis adası açıklarında da sondaj yaparsa askeri müdahale imasında
bulundu tehdit etti.


Buna verilecek en somut yanıt
Yavuz gemisinin sondajını Meis açıklarında yapması olurdu. El mi yaman bey mi
yaman görürdük. Ama Erdoğan yönetimi bu blöfü göremedi. Eğer bu blöf görülseydi
Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) üzerinde koparılan Yunan-Rum
yaygarası da susturulurdu.


Ama öyle yapılmadı. Türkiye
Yunan-Rum yaygarasına ayak uyduruyor ve Doğu Akdeniz’de MEB konusunu ana konu
olarak ele almayı tercih ediyor. Aslında burada kullandığımız Türkiye kelimesi
yerine görevde ve emekli az sayıda kişinin söylemleri demek daha doğru olur.


Türkiye’nin milli kritik
konuları son dönemlerde nedense kişilere etiketlenerek ele alınıyor. 16 Nisan
anayasa değişiklikleriyle Cumhurbaşkanının her şeyden sorumlu tek kişi olması
da bunun bir sonucu.


Hatırlanırsa PKK ile
mücadelede de “bu iş benim işim ben çözerim” gibi ortaya çıkan
Genelkurmay Başkanları İçişleri Bakanları Valiler gördük. Şimdilerde Ege ve
Doğu Akdeniz konusu da aynı şekilde yürütülüyor.


Terörle mücadele gibi çevre
denizlerdeki hak ve menfaatlerimizin korunması kişilere bağlı değil devlet
politikası halinde ele alınması gerektiğini herkes bilir. Ahmet mhmet bugün var
yarın yok ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak.


Kişiye endeksli politikalardan
kişisel PR çıkar devlet adına sonuç almak mümkün değil. Cumhurbaşkanlığı Hükmet
Sistemi bunun en son ve somut örneği.


İşte bu kişisel çıkışların da
yönlendirmesiyle Türkiye Yunan-Rum eksenindeki anlaşmazlıklarda Ege’yi bir
kenara koymuş Doğu Akdeniz’e öne çıkarmış gözüküyor. Evet 1960 Kıbrıs
Cumhuriyeti anlaşmalarıyla Yunan-Rum ikilisiyle anlaşmazlık alanı da Trakya’dan
Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’e kadarki hat üzerinde genişledi.


Ama mevcut anlaşmazlık ve sorunlar
doğru analiz edilirse bu hattaki anlaşmazlıkların temelinde Ege sorunları
olduğu görülür. Ege sorunlarının ağırlık merkezi ise Kıta Sahanlığı’dır. Ve
Türkiye doğal olarak burada çok güçlüdür.


Kıta sahanlığı kavramı 1958
Deniz Hukuku sözleşmesinde yer almıştır. MEB’e göre daha eski bir kavramdır ve
kıta sahanlığına sahip devlete doğal kalıcı haklar tanımaktadır. MEB 1982
sözleşmesinde yer almıştır ama MEB kavramının ortaya çıkması kıta sahanlığı
kavramını ortadan kaldırmamıştır.


MEB sınırlarının
belirlenmesinde kabaca karasuları hatları üzerinden gidilmektedir. Hal böyle
olunca Ege gibi binlerce ada/adacığın bulunduğu Anadolu yarımadasına yakın
adaların çoğunluğunun da Yunan tarafında olduğu düşünüldüğünde kıta sahanlığı
kavramı yerine MEB üzerinden gidilecek sözde çözümlerde Türkiye’nin Ege’yi
tamamen kaybetmesi denizaltı ve üstü hiçbir kaynaktan faydalanamaması anlamına
gelir.


Halbuki Ege’de kıta sahanlığı
kabaca bir S harfi şeklinde Ege’yi ortadan bölmektedir. Bu yapı içinde Doğu Ege
adaları yanlış tarafta’dır. Yanlış tarafta olmak o adaların mutlaka Türkiye’ye
ait olması anlamına gelmiyor ama Yunalara ait ada/adacıkların MEB’inin olmasına
kıta devletinin hak ve avantajlarının kaybına engel olur.


Ege’de kıta sahanlığı
çözülmeden Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve MEB’i çözmek mümkün değil.
Türkiye’nin en son Mart 2019’da Doğu Akdeniz’deki MEB’e ilişkin BM’ye
bildirdiği haritanın batı ucundaki belirsizlik de Ege’deki kıta sahanlığıyla
doğrudan ilintilidir.


Ama Yunan tarafı tartışmalı
olarak kalacak Doğu Akdeniz’deki MEB mücadelesinin köpürtülmesinden Ege’deki
kıta sahanlığının unutulmasından memnun.


Bakın önceki gün Yunan
Dışişleri Bakanı ne diyor: Ege’de Türkiye ile ezelden beri sahip olduğumuz
farklılık kıta sahanlığının belirlenmesi olmuştur.


Yunan Bakan işgal ettikleri
adalarımıza ilişkin karşı söylem geliştirenleri Türk milliyetçisi ve Kemalist
muhalefet diye de suçlamış diplomatlarla daha iyi anlaştıklarını da söylemiş.


Bu açıklama bile Yunanistan’ın
kıta sahanlığı konusundan korktuğunu gösteriyor.


Yunanlar ABD ve AB’yi de
arkasına alıp bunlara ait şirketlere ulufe gibi arama-sondaj ruhsatları vererek
Doğu Akdeniz’de koruma kalkanı kurduklarını ve güçlü olduklarını düşünüyor.


Ellerinin zayıf olduğu Ege’nin
değil Doğu Akdeniz’in konuşulmasını istiyor.


Muhakkak ki Ege-Doğu Akdeniz
birbirine giren yekpare bir sorun alanıdır ama ağırlık merkezi Ege’deki kıta
sahanlığıdır.


Suriye kuzeyindeki hata burada
tekrar edilmemelidir. Çünkü Suriye kuzeyinde Fırat’ın doğusu PKK terör koridorunun
ağırlık merkezi olmasına rağmen Türkiye önceliği Fırat batısına vermiş günün
sonunda Suriye kuzeyinde ABD destekli PKK planının işlemesini önleyememiş Fırat
doğusunda PKKistan oluşmuştur.


Aynı hataya şimdi Ege ve Doğu
Akdeniz hattında da düşülmemeli hedef-tehdit önceliği doğru belirlenmeli Ege
kaybedilmemeli.


Hattı müdafaa yoktur sathı
müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Bu vatana Mavi Vatanın her milimi de
dahildir.




LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/egeyi-de-firatin-dogusu-gibi-kaybediyoruz-52504yy.htm