MİLLİ SORUNLAR DOSYASI (Ege Adaları, Kıbrıs, Darbeler, Avrupa ve ABD’de PKK Faaliyetleri, vs ..)

İLETEN : Mahmut Özyürek – ankhukuk1@gmail.com 

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan,
partisinin Kocaeli Gençlik Kolları İl Kongresi öncesi kendisini bekleyen
vatandaşlara seslendi. Erdoğan, CHP’den Ege’deki adalara ilişkin yapılan
eleştirilere yanıt veren Erdoğan, “Çünkü biliyorsunuz uluslararası camiaya eğer
kendinizi anlatmazsınız, meydanda kazanırsınız, masada kaybedersiniz. Lozan’da öyle olmadı mı?
Kılıçdaroğlu’na sorsan Lozan’da kazandığımızı söyler. Ondan sonra da adaların
faturasını AK Partiye kesmeye kalkar. Adaları
siz verdiniz siz. Sizin partinizin başında olanlar verdi. Tarihi
dosyaları hazırlatıyorum ve Lozan da dâhil olmak üzere bunların önüne, milletin
önüne bu belgelerle anlatacağız. Görecekler kim nerede neyi vermiş. Öyle yalanlarla,
dolanlarla bu milleti aldatamazsınız”  buyurmuşlar. 27 Ocak 2018

Siyasal alanda yalnızca karşı devrimin değil, faşizmin
kurumsallaşmaya yöneldiği bu günlerde geçmişte emperyalizmin devşirdiği sözde
aydın, dinci gericilikten beslenen bir kesimin dile getirdiği bu ve benzeri “Cumhuriyet Tarihi Yalanları” bugün
üzüntüyle belirtmek gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin
birliğini temsil eden bir makam sahibi tarafından dile getirilmektedir.

Cumhuriyet Tarihini çarpıtarak, Çağdaş devrime ve Atatürk’e
kurtuluş ve kuruluşumuzu sağlayan kadroya saldırarak siyaset yapmak, yalnızca
bunu yapanların değil, aynı zamanda Türkiye cumhuriyetinin uluslararası alanda
itibarsızlaştırılmasıdır.

1919 la başlayan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş sürecini meşru
olmayan yol ve yöntemlerle çarpıtmak, karalamak, itibarsız kılmak Mustafa Kemal
Atatürk’ten intikam almak, Atatürk’le Türk halkının bağlarını koparmak
Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin önceliğidir. 1950’li yıllarda başlayan bu
yeniden sömürgeleştirme süreci, günümüzde iktidar gücünü de yanına alarak
pervasızca sürdürülmektedir. 

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı,
 ya kadrolu saray tarihçileri bilinçli ve kasıtlı olarak yanlış
bilgilendiriyorlar, ya da Erdoğan siyasal alanda bazı kazanımlar elde etmek
amacıyla doğruları dile getirmekten özellikle kaçınıyor. Her iki durumda da
gerçekten kaygı vericidir.  Ancak unutmamak gerekir ki tarih İktidar gücü
ile yazılmaz. Yazılmış olsa bile, o tarih değildir ve  bir “utanç” belgesi olmak dışında değer ve
anlam taşımaz.

  Bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının Ulusal
Bağımsızlığımızın, Ulusal birliğimizin, topraklarımızın “tapu senedi” Lozan’a
saldırması için, ya tarih bilmemesi, Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrası
koşulları analiz edememesi, ya Sevr
Antlaşması’na bel bağlamış olması ya da akli melekelerden yoksun
olması gerekir.  

Şimdi Gelelim
Ege Adalarını Kimlerin – Kime Verdiğine

1.  II. Mahmut (1808 – 1839) Rusya`nın baskısıyla
Eylül 1829`da imzalanan Edirne Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Bu
antlaşmanın 10. Maddesine göre Yunanistan’ın özerkliği sağlanmıştır. Yine II.
Mahmut döneminde 1830 Londra Antlaşması ile Yunanistan’ın bağımsızlığının
resmen tanınmasını getirmiştir. Yunanistan’ın 1830’da bağımsızlığını
kazanmasıyla Mora ve Attika Yarımadası’nın elden çıkmasına ek olarak; Eğriboz,
Kuzey Sporat Adaları, Siklat Adaları da Türklerin elinden çıkmıştır.

2.  Sultan Mehmed Reşad (V. Mehmed) (1909 -
1918) Uşi Antlaşması (18 Ekim 1912):
1911
Eylül sonunda İtalya Trablusgarp’a saldırdı. Osmanlı hazırlıksız yakalandı. II.
Abdülhamit döneminde donanmanın Haliç’te çürütülmesinden dolayı Osmanlı şimdi
çok zor durumda kalmıştı. Osmanlı Donanması’nın zayıflığından yararlanan İtalya,
12 Adalar’a saldırıp işgal etti. İtalyan donanması Çanakkale’yi geçmeyi bile
denedi, ancak başarısız oldu. İtalya’nın bu saldırılarından cesaret alan Balkan
ülkeleri de Osmanlı’ya savaş ilan ettiler. Osmanlı Donanması’nın zayıflığı,
Yunanistan’ın da iştahını kabarttı. Yunanistan, Averof zırhlısıyla Ege
adalarını, özellikle Midilli’yi işgal etti. İki cepheden kuşatılan Osmanlı,
İtalya ile Uşi Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile Osmanlı, 12 Ada’yı
Balkan Savaşı sonuna kadar İtalya’ya bıraktı. Ancak kısa süre sonra başlayan I.
Dünya Savaşı’nda Osmanlı ile İtalya’nın karşı karşıya gelmesiyle adalar
İtalya’da kaldı. Böylece 12 Ada, fiilen 1912 ve 1914 yıllarında elden çıktı.

3.  Londra Antlaşması: (30 Mayıs 1913), Atina Antlaşması (14 Kasım 1913):
Osmanlı Devleti, I. Balkan Savaşı sonunda çok ağır bir yenilgiye uğradı. Bulgar
orduları Çatalca’ya kadar geldi. Edirne kaybedildi. İşte o günlerde Ege Adaları Yunanistan tarafından işgal edildi.
Osmanlı, 12 Ada’nın ve Trablusgarp’ın işgaline karşı koyamadığı gibi, Ege
Adaları’nın işgaline de karşı koyamadı, çünkü donanması yoktu. Balkan
Savaşı’ndan sonraki Londra Antlaşması’na göre Ege Adaları’nın geleceğinin
“büyük devletlerce” belirlenmesine karar verildi. Ayrıca Girit Adası
Yunanistan’a bırakıldı. II. Balkan Savaşı sonundaki Atina Antlaşması’yla da Ege
Adaları’nın geleceğinin yine “büyük devletlerce belirlenmesine” karar verildi.

4.  Büyükelçiler Konferansı (Şubat 1914): Ege Adaları Yunanistan’ın elindeydi ama Osmanlı
Devleti, 22-23 Aralık 1913’te büyük devletlere, Anadolu kıyılarına yakın
Midilli ve Sakız gibi adaları Yunanistan’a bırakmak istemediğini bildirdi.
Ancak büyük devletler, buna karşı çıkınca Osmanlı geri adım attı. Sonuçta
Londra’da Büyükelçiler Konferansı toplandı. Burada alınan kararlar 14 Şubat
1914’te Osmanlı’ya iletildi. Buna göre Meis Adası hariç 12 Ada İtalya’ya, İmroz
(Gökçeada) ve Bozcaada dışındaki bütün Ege Adaları Yunanistan’a verildi.
Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyerek 15 Şubat 1914’te büyük devletlere bir
nota gönderdi. Ancak bir sonuç alamadı. Bu sırada I. Dünya Savaşı’nın
başlamasıyla Ege Adaları fiilen Yunanistan’da ve İtalya’da kaldı. Türkiye’nin
elinde ise fiilen Gökçeada, Bozcaada ve Meis vardı.

5.  Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920): I. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’yi parçalayıp
paylaşmak için Osmanlı’ya imzalatılan Sevr Antlaşması’nın 84. Maddesi’ne göre
Türkiye, Gökçeada (İmroz), Bozcaada, Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam,
Nikarya gibi tüm adaları Londra, Atina ve Büyükelçiler Konferansı kararları
doğrultusunda Yunanistan’a verecekti. Sevr Antlaşması’nın 122. Maddesi’ne göre
Türkiye, İtalyan işgali altında bulunan Stampalia, Rodos, Herkit, Kerpe, Kaşot,
Piskopis, İncirli, Kalimnos, Loryos, Patnos, Limpos, Sümbeki, İstanköy adaları
ile bunlara bağlı adacıklar ve Kastellorizo Adası üzerindeki bütün haklarından,
sıfatlarından vazgeçecekti.

Bu anlaşmalar
Ege Adaları
ve 12 Ada’nın neredeyse tamamının, 1923 yılındaki Lozan Antlaşması’ndan
yaklaşık 10 yıl önce kaybedildiğinin resmi belgeleridir. Ege Adaları, 12 Ada
1912, 1913, 1914 yıllarında fiilen zaten kaybedilmişti. Sevr Antlaşması’na göre
tüm Ege adaları Yunanistan’a, 12 Ada ise İtalya’ya bırakılıyordu.  Tarihe
“Fesli Deli Kadir” gözüyle bakmayan, ortalama zekâ seviyesindeki hemen herkes
1923 ten önce Ege Adalarının tümünün elden çıkmış olduğunu anlayabilir. Ancak
Sevr’i geçersiz kılan Türk Kurtuluş Savaşının başarıyla tamamlanmış olması
Lozan da Ege Adalarının bir kez daha müzakere konusu olmasını sağlamıştır.

6.  Lozan Antlaşması(Lozan, 24 Temmuz 1923 )Lozan Görüşmelerinin beşinci
gününde Ege Adaları, Birleşik Krallık delegesi Lord Curzon’un başkanlığında
görüşülmeye başlanmıştır. TBMM’yi temsilen giden heyetin başındaki İsmet Paşa
Türkiye’ye bırakılması istenen adaları sıralamıştır. Bu adalar arasında
Gökçeada ve Bozcaada da bulunmaktadır. Ancak adalara özerklik teklifinde dahi
bulunulmasına karşın Gökçeada, Bozcaada ve Meis dışındaki tüm adaların
Yunanistan’a bırakıldığı ısrarla belirtilmiştir. Daha sonra görüşmelere ara
verilmiş ve 23 Nisan 1923’te Eşek Adası’nın Türkiye’ye bırakıldığı kabul
edilmişti. Meis Adası ise Türkiye’ye verilmedi. Yine anlaşma sağlanamadı ve
görüşmeler kesildi. Sonunda 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre Gökçeada,
Bozcaada, Tavşan Adası, Eşek Adası gibi adalar alınabilmişti. Ayrıca Anadolu
sahillerine üç milden az uzaklıkta bulunan adalar ve adacıklar da Türkiye’ye
verilmişti.

Ege
Adaları’nın hukuki yorumu
 ise burada başlıyor. Lozan’da Yunanistan’a ve Türkiye’ye
verilen adalar dışında bir de egemenliği hukuksal olarak belirtilmemiş
adalar-adacıklar bulunuyor. Bütün bu savaşlar öncesinde Ege Adaları Türklerin
kontrolünde olduğu için ve de Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın mirasçısı ve
hukuki devamı olduğu için adalarda hukuken hak iddia edebiliyoruz. Yunanistan’a
antlaşmalarla verilen adalar belli ise geriye kalan tüm adaların Türkiye’ye ait
olması kadar doğal bir şey yoktur. Burada Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı’nın
devamı ya da mirasçısı olmadığını düşünenler olabilir. Oysaki Türkiye
Cumhuriyeti Osmanlı’dan kalan borçların kendi üzerine düşen kadarını ödeyip
reddi miras yapmayarak hukuki olarak Osmanlı’nın devamı ve mirasçısı olduğunu
zaten kabul etmiştir. Dolayısıyla Ege’de hukuksal konumu belirlenmemiş her ada
ve adacık Türkiye Cumhuriyeti’nin
vatan toprağıdır.

Yunanistan
tarafından işgal edilen ada ve adacıklar;

Koyun Adası 17,4 km2, Eşek Adası’nın 14,5 km2, Fornoz adası 10
km2’, Nergizcik Adası. 6.6 km2, Hurşit Adası, Bulamaç Adası, Kalolimnoz Adası,
Keçi Adası, Sakarcılar Adası, Koçbaba Adası, Ardacık Adası ve bu yıl işgal
edilen Ardıççık Adası. Bir de Girit çevresinde hukuki statüsü belirlenmediği
için Türk toprağı sayılan adalar var: Gavdos, Dhia, Gaidhouronisi, Koufonisi ve
Dionisades Adası.

İstanbul’un hemen yakınındaki Büyükada’nın yüzölçümü 5,4 km2
olduğu düşünülürse işgal edilen adaların toprak büyüklükleri hakkında bir
yargıya varabiliriz.

 2004 yılından
itibaren Türkiye’nin vatan toprakları Yunanistan tarafından adım adım işgal
edilmiştir. Bugün Türkiye’ye ait 18 ada ve bir kayalığa Yunan bayrağı çekilmiş,
Yunan askeri, adalarda konuşlanmıştır. 

Doğu Ege Adalarının aidiyeti ve silahsızlandırılmış statülerine
ilişkin temel belgeler
1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Anlaşmalarıdır. Aidiyet ve silahsızlandırma
konusunda Lozan Barış Anlaşması’nın 6.
12. 15. ve 16. maddeleri, Paris Barış Anlaşması’nın da 14 maddesi ayrıntılı
hükümler içermektedir.

Bu adaların “Türkiye
Cumhuriyetinin egemenlik alanı içinde” olduğu uluslararası kabul görmüş
bir olgudur. Adaların Türkiye’ye ait olduğu 20. yüzyılın İngiliz ve Amerikan
haritalarında da belirtilmiştir. Ayrıca Lozan Barış Antlaşması’nın 15.
maddesinde sözü edilen 2 numaralı haritada da adaların Türk hâkimiyetinde
olduğu altı siyahla çizilerek gösterilmiştir. (Harita – 1) Söz konusu haritada
Yunan ve İtalyan Adaları da altı kırmızı ile çizilerek gösterilmiştir.
Yine 1943 yılına ait İngiliz
haritasında, 1951 yılına ait Amerikan haritasında da adalar Türk
toprağı olarak gösterilmiştir. Hal böyle iken daha fazla kanıta ihtiyaç var
mıdır?

Peki, Türk Hükümetleri adaların işgaline neden ses çıkarmadı? Her
gün “Suriye bizim iç işimiz”
diyen bir hükümet, Yunanistan’ın adalarımızı işgalini iç işi olarak görmüyor
mu?

Bu sorunun yanıtını Emekli
Albay Ümit Yalım veriyor.

Gizli
mutabakat yapıldı

“İşgal
2004’te başladı, bunun AB’den müzakere tarihi alabilmek için verilen bir
taviz olduğu söyleniyor”
diyor ve ekliyor “Bu
gizli bir mutabakat. Kayıtları var mı bilmem. 2006’dan itibaren Türkiye ile
Yunanistan arasında istikşafi görüşmeler başladı. Bu görüşmeler maalesef gizli
olarak, Türkiye’den üç diplomat, Yunanistan’dan da iki diplomat ve bir amiral
tarafından yürütüldü. Kamuoyuna bilgi verilmedi. Sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan
ve Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi vardı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir personeli
olarak benim de haberim yoktu, ta ki 2008’deki bir hava sahası ihlaline kadar.”

Yalım devamla; “Binali
Yıldırım, Başbakan olunca gördük ki, kendi seçim bölgesi olan Koyun Adası’na
pasaportla girmiş! Koyun Adası, İzmir’e bağlı. Türkiye Başbakanı vatan
toprağına pasaportla giriyor, hem de Yunan gümrüğünden geçerek! Daha da vahim
bir şey var. Yıldırım, teknedeki Türk Bayrağı’nı rulo yaparak saklıyor ve
tekneye Yunan Bayrağı çekiyor! Bu şekilde 3 kere gitti Koyun Adası’na. Milletin
gözüne bakarak “Tek bayrak” diyen Başbakan, Yunan Bayrağı ile vatan toprağına
gidiyor. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde savcıların bu işin peşine düşmesi
lazım.”

Söz konusu adaların bizde olması demek adaların karasularının 3
mil olduğu düşünüldüğünde karasularımızın artması, Ege’de etkinliğimizin
artması demektir. Ayrıca her adanın kendine ait ekonomik münhasır bölgesi de
bulunmaktadır. Bu da o adaların etrafındaki ve üzerindeki doğal zenginliklerin
bize ait olduğunu göstermektedir. Bilindiği üzere Ege’de ve özellikle Girit çevresinde
petrol ve doğalgaz yatakları olduğu düşünülmektedir. Hatta Girit çevresinde
çalışmalar başlamıştır. Adalarımızın işgaline göz yumarak bu fırsatları da geri
tepmiş oluyoruz.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan
girişte verdiğimiz ve bu yazıya konu olan konuşmasında “Tarihi dosyaları hazırlatıyorum ve Lozan da dâhil olmak üzere bunların
önüne, milletin önüne bu belgelerle anlatacağız” diyor. Cumhurbaşkanı ve
AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a anımsatalım. Tarihi belgelerin
hepsi tüm açıklığı ile ortada. Şayet Erdoğan bu belgeleri, “hocam” diyerek sarayda ağırladığı, “Keşke Yunan galip gelseydi. Ne Hilafet
yıkılırdı, ne Şeriat kaldırılırdı, ne Medrese lağvedilirdi, ne hocalar
asılırdı, hiçbiri olmazdı” diyen, Kuvayı millîye düşmanı ve işgalci
emperyalistlerin yandaşı Kadir Mısıroğlu’na hazırlatacaksa bu dosya bir “hezeyanlar yığını olmaktan öte bir anlam taşımaz
ve yeri “milletin huzuru”
değil tarihin çöplüğüdür.

28 Ocak 2018






























































Mahmut ÖZYÜREK




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir