ÖZEL BÜRO NOTU : KOMUTANIMIZ HAKSIZ BİR CEZA ALDIĞI İÇİN ÇOK ÜZGÜNÜZ AMA KOMUTANIMIZ
ÜZÜLMESİN. BUGÜNLERDE GELİR GEÇER. BUGÜN MUTEBER OLAN YARIN DEMODE OLUR. BU
KAFA VE ZİHNİYET MODERN DÜNYADA YAŞAYAMAZ. BU DÖNEMDE CEZA ALANLAR İLERİDE
GURURLA ANILACAKTIR.




LİNK : http://www.ilk-kursun.com/haber/262754/gecekondu-adaleti/ 

E. Amiral Türker Ertürk’ün, bugün Çağlayan Adliyesi’nde “Cumhurbaşkanı’na
hakaret”
iddiası ile yargılaması vardı. Duruşmada Türker
Ertürk, gerçekten bir hukuk dersi verircesine, tarihe geçecek bir savunma
yaptı. Ama nafileydi! Çünkü; ülkede hukuk ve adalet, sürdürülen operasyonlarla bitirilmişti.
Hakim; Türker Ertürk’e, 11 ay 20 gün hapis cezası verdi ve bu cezayı 10500 TL
para cezasına çevirdi.




Türker Ertürk, kendisine sonucu sorduğumuzda; “Bugün
Çağlayan’a; “Bitirilmiş, yok edilmiş ve çöl haline getirilmiş hukuk ve adalet
sistemimiz içinde bir vahaya rast gelebilir miyim”
düşüncesi ile
geldim ama, boşuna hayal kurduğumu daha mahkemenin başında anladım.




Hem savunma yapıyordum, hem de yargıcı ve halet-i ruhiyesini
anlamaya çalışıyor ve gözlerinin içine bakıyordum. Hakim, baskı altındaydı,
vicdani ile İktidarın ezici tahakkümü altındaydı.

Rahat değildi ve tedirgindi. Erdoğan’ın türbanlı avukatı; bu baskıyı görüntüsü ile Hakim’e
devamlı anımsatıyordu. Sonunda Hakim, bana para cezası vererek, durumdan
sıyrılmaya çalıştı. Masum olduğumu, hakaret etmediğimi o da biliyordu ama zor
durumdaydı. Emin olun, ona kızmıyorum.
 

Günümüzde, ülkemizde ne yazık ki mahkemeler; İktidarın muhalifleri
susturma, korkutma ve başkanlığa doğru gidişte, daha doğru bir ifade ile
diktatörlüğe giden yolda sindirme operasyonlarının silahı haline gelmiştir.
Bize, bu silahtan kurşun sıkıldı. “Eyvallah!” diyoruz. Çünkü biz;
Mustafa Kemal’in askerleriyiz, sonuna ve ölümüne kadar bu mücadelenin
içindeyiz.
” şeklinde ifade etti.




İşte; E. Amiral Türker Ertürk’ün, Çağlayan 2.Asliye Ceza
Mahkemesinde yaptığı tarihi savunma:
 

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimliği’ne

Dosya No;2015/131E




Sayın Yargıcım; 

Bugün burada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiğim
iddiası ile yargılanıyorum. Halbuki, hakaret ettiğim iddia edilen sözler,
zamanın Başbakanı Erdoğan’a hakaretle halen yargılandığım mahkemenin haberiydi.


Savcı, iddianamesine esas aldığı köşe yazımda; “Cumhuriyet Savcıları
teröristlerle işbirliği yapan, anayasal suç işleyen, etnik ve mezhepsel
kışkırtıcılık yaparak toplumsal barışımızı bozan Erdoğan hakkında soruşturma
açmalı, benim değil”
sözlerimin ve “Faşist ve
Diktatör”
başlığımın suç olduğunu iddia etmiş.




16 Şubat 2016’da, huzurunuzda yaptığım savunmada; savcının
tarafıma yönlendirdiği suçlamaların doğru olmadığını, asılsız olduğunu,
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik hakaret kastı olmayan, sadece ve sadece
eleştiri içeren sözlerimin, maksadı aşan biçimde zorlanarak yorumlandığını
somut delillerle ifade etmiştim.
 

Bunu yaparken; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptıklarına,
yapmadıklarına ve açıklamalarına, bu konuda yerli ve yabancı medyada çıkan
haberlere, Yargıtay Başkanı’nın sözlerine, Yargıtay ve mahkeme kararlarına,
evrensel hukuk normlarına, AİHM kararlarına, Anayasamıza ve yasalarımıza
referans yapmış ve savunmamda söylediğim her sözü ve iddiayı delillendirmiş ve
bir dosyada mahkemenize sunmuştum.




Cumhurbaşkanı Erdoğan için söylediğim sözlerde asla ve kata
hakaret kastı yoktur. Bir siyasetçi, gazeteci, Anayasal ve yasal
sorumluluklarını bir yaşam boyu eksiksiz yerine getiren, 31 yıl ülkesine sıdkı
sadakatle hizmet etmiş, sicilinde değil bir leke hep başarı ve takdir dolu eski
bir denizci ve asker ve de Türk Yurttaşı olarak, ifade özgürlüğümü kullandım.
 

Artık bir iç hukuk normu haline gelen AİHM kararları; “Bir
siyasetçiye yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir şahsa
yönelik eleştirilere göre daha geniştir. Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı
olarak; her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz biçimde gazetecilerin ve
halkın yakın denetimine açar. Ve bu nedenle, daha geniş bir hoşgörü göstermek
zorundadır”
diyor.




Şimdi müsaade ederseniz; 16 Şubat 2016’da yani 2,5 ay önce
yaptığım savunmamı, geçen bu süre içinde elde ettiğimiz ve savunmamı daha da
güçlendirdiğini değerlendirdiğim yeni delillerle tekemmül ettirmek istiyorum.
 

Sayın Erdoğan, barış isteyen akademisyenlere; “Alçak,
zalim, kapkaranlık”
sözleriyle hitap ediyor, daha sonra
hakkında hakaret davası açılınca; “ifade özgürlüğümü kullandım” diyor.




Yalova Asliye Ceza Mahkemesi, 13 Mayıs 2015’te Soma için yapılan
yürüyüşte attıkları sloganlar nedeniyle, Cumhurbaşkanı’na hakaretten yargılanan
15 sanık hakkında verdiği beraat kararının gerekçesini açıkladı: “Cumhurbaşkanı
değil, siyasi parti başkanı gibi”
dedi. Mahkemenin gerekçeli
kararında; “Hırsız
katil Erdoğan”
sloganını değerlendiren mahkeme, ‘hırsız’
ifadesi için “17-25
Aralık operasyonlarıyla ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet iddialarına protesto
mahiyetinde görüşlerin ve eleştirilerin dile getirilmesi” ifadelerini kullandı.
‘Katil’ ifadesi için ise; Soma katliamı ve Gezi direnişinde gerçekleşen
ölümlere atıf yapılarak, Erdoğan’ın o dönemlerde iktidar partisinin başında yer
aldığı vurgulandı
. Yalova Asliye Ceza Mahkemesi, 15 kişi
hakkında, 29 Şubat’ta beraat kararı verdi. Haber uzun, ayrıntısıyla dosyamızda
var.
 

10 Mayıs 2016 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin haberi: Cumhuriyet
Gazetesi Yazarı Özgür Mumcu’nun, 2015 yılının Mart ayında yayınlanan “Zalim ve
Korkak”
başlıklı köşe yazısında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a
hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı dava karara bağlandı. Mahkeme,
unsurları oluşmayan suçtan, sanık Özgür Mumcu’nun beraatına karar verdi.




Geçtiğimiz Nisan’da yayınlanan Avrupa Parlamentosu raporunda;
Türkiye’nin Kopenhag kriterlerinden uzaklaştığını, demokrasi ve hukuk devleti
alanında gerilediğini, medyaya saldırıların arttığını, ifade özgürlüğünün
sınırlandırılmaya çalışıldığını, yargı, temel haklar ve özgürlükler alanında
ivedi reformlara ihtiyaç olduğunu söylüyor ve yolsuzluklarla mücadele,
Türkiye’nin önceliklerinden biri olmalı diyor.
 

Türk halkındaki yaygın inanç şu; “Hakaret etmek saraya serbest ama
halka eleştiri yapmak bile yasak, hatta hakaret iddiası ile suç.”
Sayın
Erdoğan, CHP
lideri Kılıçdaroğlu’na; “Cahil, çirkef, ahlaksız, çirkin, namus fukarası,
pişkin ve serseri mayın diyor”
, savcılardan tık yok. Ama biz; “Sayın
Erdoğan Anayasa’yı ihlal ediyor, Meclis’ten yetki almadan teröristlerle
pazarlık masasına oturuyor.”
diye eleştiri yapıyoruz ve
hakaretten hakkımızda dava açılıyor.




Yine geçen ay, ABD yönetiminin geleneksel insan hakları ülkeler
raporu yayınlandı ve Türkiye’ye 74 sayfa ayrıldı. Özetle; “Özgürlüklerin
Türkiye’de adım adım yok edildiği, Cumhurbaşkanı ve diğer üst düzey hükümet
yetkililerine hakaretten ceza soruşturmalarının özgürlükleri kısıtlamaya
yönelik olduğu ve hükümeti eleştirmenin anında misilleme göreceği yönünde korku
yaratıldığı ve oto sansüre neden olduğu”
anlatılmaktadır.


 26 Nisan 2016 tarihli Hürriyet Gazetesi’nden Mehmet Y. Yılmaz’ın
köşe yazısından; “ ‘Alçak,
zalim, kapkaranlık, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız, mandacı,
ruhu kirlenmiş’
. Birisinin yüzüne karşı bu kelimeleri kullanacak olursanız, en
iyi ihtimalle benzeri sözlere muhatap olursunuz. Kötü ihtimal; kafanıza bir şey
atılması olabilir ki, şiddete eğilimli bir toplumda böyle bir tepkiyle
karşılaşmanız da yadırganmaz. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın
avukatları, bu sözleri ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini
söylüyorlar”


Ama arkasında gerekçeleri, belgeleri ve kanıtları olan eleştirilerin; hakaret
kapsamında değerlendirilmesi mahkemelerden isteniyor ve baskı yapılıyor.
Bunu,
bütün dünya biliyor!
 

Geçtiğimiz Mart ayı içinde, ABD’nin eski Türkiye Büyükelçileri Morton Abramowitz ve Eric
Edelman; Washington Post’a yazdıkları yazıyla Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a
istifa çağrısında bulundular.




Medyamızda da yayınlanan bu yazıda; “Açıkçası, Erdoğan’ın varlığı söz
konusuyken, demokrasinin gelişmesine imkan yok. AKP’nin gerçekleştirdiği
reformlar, sistematik bir kötüye kullanımın, temel hak ve hürriyetlerin
çiğnenmesinin önünü açmış görünüyor. AKP, ordunun anti-demokratik davranışları
için, hesap verebilir hale getirildiğini müjdelerken öte yandan üretilmiş sahte
delil ve şahitler ile politik muhalifler de bu meseleye dahil edilmekteydiler.
Medya ile girişilen bu mücadelenin öncesinde, önde gelen ulusal medya
kuruluşlarından birisine (Doğan Medya), 2.5 milyar dolarlık bir vergi borcu çıkarılmış
ve bu sayede 2007 yılında önemli bir muhalif köşe yazarının kovulması (Emin
Çölaşan) sağlanmıştı, o günlerde yaşananlar bugün medyayı susturmaya çalışan
AKP’nin varacağı noktanın bir işareti gibiydi, gazeteciler hapis edilirken
hükümet geniş ölçekli susturma operasyonlarına izin veriyordu. Sonunda sivil
toplum; Erdoğan’ın zalim taktiklerini kabullenemez hale gelmiş ve Gezi Parkı
Direnişi hayat bulmuş, fakat onlar da polisin ölümcül şiddeti ile
karşılanmışlardı.
 

Gerçekten de Türkiye’nin son zamanlarda vardığı
nokta, 20.yy’ın tek partili totaliter döneminin karanlığını anımsatmakta.

Sadece birkaç gün öncesinde, Erdoğan’ın çıkıştığı bir medya kuruluşu, AKP’li
bir parlamenterin öncülüğünde saldırıya uğradı. Benzer durumlara düşen
binlercesinin içerisinde, şu iki örnek ilginçtir: 13 yaşındaki bir çocuk
Erdoğan’a hakaretten tutuklanırken, adamın biri karısını benzer sebeple şikayet
ederek mahkemeye verdi. Dinsel azınlıkların ve ateistlerin çocukları, İslami
eğitim veren okullarda eğitim almaya zorlanır hale geldiler.
Şimdilerde
ise Erdoğan, başkan olabilmek ve haklarını daha fazla kötüye kullanım şansı
elde edebilmek için anayasal bir değişiklik arzusunda.

Otoriter liderler, mevcut tutumlarını haklı çıkarmak için,
ekonomik ve toplumsal istikrar sağladıklarını öne sürerler. Türkiye’de bu
durum, Erdoğan’ın politikalarının bu iki olguyu bir adım ileri taşımasına sahne
oldu. Suriye meselesine dahil olarak aşırıcı grupların desteklenmesi ve
silahlandırılmasından sonra, Türkiye artık kendi eliyle beslediği terörist
grupların hedefi haline gelme noktasına varmaktan kaçınamadı. İstanbul ve
Ankara’da yaşanan bombalı saldırılar neticesinde gerçekleşen katliamlar, ortaya
dehşet bir tablo serdi”




Yazı bu minvalde devam ediyor. İki Amerikalı Büyükelçi söyleyince
mi daha değerli oluyor. Biz de aynı şeyleri söyledik ve yazdık, hem de çok
önce. Sayın Yargıcım anımsarsınız; 16 Şubat 2016’da, ilk duruşmada karşınızda; “AKP’nin
hukuk ve adalet üzerindeki ağır baskısı olmasaydı, ben bugün burada huzurunuzda
olmazdım”
demiştim. Demeye devam ediyorum. 

21 Mart 2016 tarihli bir haber, hemen hemen bütün basında yer
almış. Cumhurbaşkanı Erdoğan; “çözüm sürecinde valilere terör örgütüne baskı yapmayın talimatı
verdiklerini ve bunun terör örgütü tarafından istismar edildiğini”
söylemiş.


Cumhurbaşkanı, böyle bir emir veremez. Anayasal ve yasal dayanağı yok. Bu, bir
suçtur. Bunu zamanında da söyledim ekranlarda ve gazetedeki köşemde de yazdım.
Çözüm süreci denen, esasında terörist başıyla masaya oturulan müzakere süreci
de yasal değildi. Meclis’ten yetki alınmamıştı.
 

Ülkemizde İngiltere olarak adlandırılan Birleşik Krallıkta da
terör sorunu vardı. Onlar; demokratik geleneklerden ayrılmadan, Meclis’ten
yetki alarak görüşmeler yaptılar ama, IRA’nın silah bırakmasını ve terör
eylemleri yapmamasını şart koştular.




Adalet Bakanı Bekir Bozdağ; “AK Parti, Tayyip’in partisidir. Kurumsal olarak var oldukça da
Tayyip’in partisi olmaya devam edecektir. AK Parti’yi Sayın
Cumhurbaşkanımızdan, Sayın Cumhurbaşkanımızı da AK Parti’den ayrı düşünmek ve
ayrı düşürmek mümkün değildir”
diyor. Halbuki Anayasamız;
“Cumhurbaşkanı seçilen kişinin parti ile ilişiği kesilir” diyor.

Adalet Bakanı, Anayasamız gibi düşünmüyor. Buna, Cumhurbaşkanı Erdoğan da
dahil.
 

Sayın Ahmet Davutoğlu, geçtiğimiz günlerde yapılan AKP
Kongresinde, Genel Başkan olarak yaptığı son konuşmada; “Yeni bir
kongre için karşınıza çıkmak, arzu ettiğim bir şey değildi. Bu durumun sizin ve
milletimizin mahşeri vicdanında yarattığı rahatsızlığın farkındayım”

dedi. Davutoğlu, sıradan birisi değil. Bu söyleminde çok açık olarak; Sayın
Erdoğan’ın onu devirdiğini, kendisinin böyle bir niyeti olmadığını demek
istiyor.




Yarsav Başkanı Murat Aslan, Odatv’den Nurzen Amuran’a verdiği uzun
röportajda;
“Cemaat bahane, biat etmeyen tüm yargı üyeleri tasfiye ediliyor”
diyor
ve ; “Yaşanan
gelişmeler; AKP iktidarının ya da daha doğru bir ifadeyle tek adam iradesinin,
devlet yönetimini demokratik ve hukuk devleti bağlamından kopararak
totalitarizme ve faşizme kaydırdığını, bunun gerçekleşmesi için de en büyük
silahın yargı olduğunu, yargıyı iktidar savaşının bir aracına dönüştürdüğünü,
hem siyaseti, hem kurumları, hem de toplumu yargı aracılığıyla yeniden
kurgulamaya çalıştığını”
söylüyor.


Mevcut durumu, en iyi Hürriyet Gazetesi’nden İsmet Berkan anlatmış.
Şöyle diyor; “Türk siyasetinin ana ve asıl konusu; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan’ın, fiili durumu hukukiye çevirip çeviremeyeceğidir”


İddianamede
tarafıma, Cumhurbaşkanına hakaret ettiğim iddiası ile yönlendirilen suçlamalar
doğru değildir. Bir siyasetçi ve gazeteci olarak; Anayasal hakkım olan ifade
özgürlüğümü kullandım ve Sayın Erdoğan’ın sözlerini, yaptıklarını,
yapmadıklarını, yapamadıklarını ve idari tasarruflarını eleştirdim. Bu, benim
aynı zamanda vazgeçilmez evrensel bir hakkımdır.

AİHS’nin ifade özgürlüğü; yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz
olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı
uyandıran “bilgiler”
ya da
“düşünceler”
için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık
düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz
diyor.


AİHM
kararlarında yer alan bir diğer önemli kıstas da, olaylara ilişkin
açıklamalarla, değer yargıları arasındaki farktır. Olguların varlığı
ispatlanabilirken, değer yargısının gerçekliği kanıtlanamaz. Davanın konusu
olan ifade, yeterince somut bir temele dayanmayabilir. Bu durumda bile AİHM;
kamuya mal olmuş bir kişi söz konusu olduğunda, bu kişi bilerek ve kaçınılmaz
biçimde kamu kontrolüne tabi olacağından, kendisine yöneltilen eleştirilere, özellikle
daha toleranslı olması gerektiğini ifade etmektedir.


Sayın
Yargıcım, sizin de bildiğiniz gibi 18’inci yüzyılda bir Alman köylüsü, saray
yaptırmak için arazisine el koymaya çalışan Alman İmparatoru Büyük Frederik’e
meydan okuyor; “gitsin sarayını başka yere yapsın” diyor ve
korkmuyor. Çünkü Alman yargısına güveniyor ve “Berlin’de hakimler var”
diyor.


Biz
de her şeye rağmen; “Türkiye’de hukuk var, adalet var, Atatürk önderliğinde yapılan ve
çağdaşlığın olmaz ise olmazı olan, Aydınlanma Devrimleri ile şekillendirilmiş
Cumhuriyetimizin koruyucusu hakimler var”
demek istiyoruz.

Umarım;
Alman köylüsünün 18’inci yüzyılda Berlin’de bulacağından emin olduğu adaleti,
ben de 21’inci yüzyılda, İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’nde ve bu mahkeme
salonunda bulabilirim.


Günümüze
ulaşan ve hukuk tarihinde kara leke mahiyetinde ki kayıtlara göre; Eski
Yunan’dan bu güne kadar, düşünenler, düşüncelerini açıklayanlar ve yönetenleri
eleştiren aydınlar, her dönemde suçlanmış, yargılanmış, çeşitli cezalara
çarptırılmıştır. Hatta Sokrates, Atina Şehrinin tanrılarına inanmadığı ve onları
eleştirdiği için yargılanmış ve baldıran zehri ile yaşamına son verilmiştir.


Tabii
ki, Sokrates değilim! Ama ben de; bugün ülkemizi yönetenlerin, başta
Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iyi yönetmediğini ve Türkiye’yi felakete
doğru sürüklediklerini, “testi kırılmadan” söylemeye çalışanlardan sadece
birisiyim ve onu en acımasız biçimde eleştiriyorum. Çünkü bu; ülkeme ve
evlatlarıma karşı sorumluluğumdur.


Ancak
günümüzde ki yöneticiler; Sokrates dönemi yöneticileri gibi, tahammülden,
hoşgörüden yoksun ve farklı düşüncelere açık olmasalar da, çok şükür, ne
yasalar Sokrates dönemi yasalarıdır, ne de yargıçlar Sokrates dönemi
yargıçlarıdır.


Bu
nedenle; mahkemenize ve adalete olan güvenimi belirterek, gerek AİHM
müktesebatını dikkate alarak, gerekse Türk mahkemelerinin benzer sözleri
kullanan, gazetecilerle ilgili davalarda ki bağlayıcı içtihatları örnek alarak,
Siyasetçi ve Gazeteci olmam itibarıyla, sözlerimi hakaret maksatlı olmayıp,
düşünce ve eleştiri özgürlüğü çerçevesinde söylediğimi göz önünde
bulundurmanızı ve bu şekilde değerlendirilmesini takdirlerinize sunuyor ve
beraatımı talep ediyorum.


Türker Ertürk

31
Mayıs 2016


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet