Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ : Giresun’da Yaşanan Sel
Felaketi İnsan Aklını Yaratığı Eserlerin Bir Sonucudur
 

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova
Üniversitesi, 
iortas@cu.edu.tr




Giresun’a geçmiş olsun. Yaşanan
sel felaketinde yaşamını yitiren, yaralı olan ve kayıp olan yurttaşlar var Kent
ve bölgede ciddi maddi ve manevi zararın olduğu ekranlara yansıyor. Neredeyse
şehrin silueti değişmiş. İnsanların yalnız malı mülkünü değil kim bilir hangi başka
özele eşyaları, anıları ve değerleri sel ile birlikte Karadeniz’in soğuk
sularına aktı gitti.


Görüntülere çok yabancı değiliz,
Daha önceden Rize, Artvin, Hopa, Trabzon’da benzeri doğanın normal akışına
karşı yapılan yapılanmada gördüklerimiz. Binaların altı oyulmuş, sokaklar dere
yataklarına dönmüş. Görüntüler doğa-çevre ve bilimsel sorgulayıcılığı olanlar
için çok şey söylüyor. Ancak Fuzulinin ” söylesem kar etmiyor söylemesem
içim rahat etmiyor” ifadesi ile kendi haline bırakalım. Vatandaşlarımızın
acısını ve çaresizliğini anlıyorum. Her tarafı ranta dönüştürülmüş, imar
afları, 2-B’ler vs. sonuçlar beklenmedik değil. Üzüldüğüm yine beylik sözler ve
vatandaşa verilen sakinleştirici güzel ifadeler.  Ancak anlamadığım
yıllardır çevre, jeoloji, biyoloji tarım bilimcileri duyarlı yurttaşların
uyarıları dikkate alınmıyor. Hatta bu tür uyarıları yapanlarda kötü insan
olarak yaftalanıyor.




Türkiye Toprakları Erozyon Altında, Bu Gerçek
Bilinmese Sorunlara Çözüm Geliştirilemez


Karadeniz’de doğal bitki örtüsünü yok
edip fındık ve çay alanlarına dönüştürme ve arkasından aşırı gübreleme ve
topraktan çıkan ve ortamın esas sahipleri olan doğal bitkilerin çapalanarak
ölçülmesi sonucu toprakların yapısı bozulmaktadır. Erozyon diye çok söylenen
Türkiye topraklarının % 75’inde hüküm süren edikleri toprakların yerinde
aşınması olayıdır. Diğer bir ifade ile bitkilerin durak ve beslenme yeri
toprağın canlılığının yok olması yani ölümüdür erozyon.


Bunu önlemenin çaresi ölümün
karşısına yalnız doğanın bitkilerce örtülmesidir. Her tarafı yerleşime açılmış,
betonla doldurulmuş alanlarda bir karış yağış yağsa bile toprağa nüfuz etmediği
için doğal olarak önüne ne katarsa gücü oranında alıp götürmektedir. Bu
dünyanın iklim değişimleri ve ekosistemin canlılığı için zorunludur. Doğa yoksa
bizde yokuz, yaşamda yok. Doğal çeşitlilik yoksa korona virüs var, hastalık
var, kılık var. Yoksulluk ve göç var. Ne olursunuz biraz anlayın artık şu
toprağın, bitkinin doğanın önemini.


 


Doğada İntikam Veya Merhamet Yok


Karadenizli, Akdenizli, doğulu,
batılı fark etmez bu tür olaylar dünde dün yaşandı yarında yaşanıyor olacaktır.
Bize düşen bu olguları anlamaktır. Anlamaz ve doğaya uygun hareket etmesek doğa
bizi takmaz. Doğada intikam veya merhamet yok. Kimsenin kimseye acıdığı veya
taraf tutuğu yok. Doğanın kendisi kuralları var. Lütfen artık ciddi bir doğa
eğitimi ile herkes dünyanın ve sosyal dinamikleri kavrasın ve nerede hangi
koşulların içinde yaşadığını anlasın. Ayrıca tek başına bu dünyanın efendisi
olmadığını da öğrensin.   


Bir köylü çocuğu olarak topraktan
doğdum, ömrümü hemen hemen doğa ile iç içe yaşadım. Sonrada tarım eğitimi
özelde de toprak bilimi ile çalışarak olup bitenlerin nedenlerini meleğim
gereğince anlıyorum. Bugünle kadar öğrendiklerimden ülkemizin bu tür
felaketleri önleyecek tedbirleri içindeki ormanlarımızın, doğamızın, kentleşme
anlayışı ve hayatı kavrayış anlayışımız maalesef yetersiz görülüyor. Yine
maalesef sık sık yaşanalar bize durumun çok kötü ve sorunların çözümüne katkı
sunacak durumda olmadığımızı gösteriyor.  Yalnız Karadeniz’in değil diğer
bölgelerde de batıda yanan, kesilen ormanlar, nehirlerin üzerine yapılan
HES’ler yapılırken bunların olası olumsuz etkileri konusunda çok insanda ve
çevre bakanlığının ilgililerin de derin bir sessizlik var. Sanki bu topraklar,
ormanlar, sular, hava canlılar bizim yaşamımızın bir parçası değilmiş gibi.
Kamu yaranına korumak yerine nüfuslu kişilere peşkeş çekildiği sıkça
vurgulanıyor. Her gün ülkemizin bir beldesinde jandarma ile karşı karşıya gelen
köylülerin çilesini ve çığlıklarını görüyoruz. Bu anlayış ve korumacılık
olmadığı için bugün bu felaketler yaşanıyor.


 


Yaşan Olay Bizim Yaptıklarımızın Bir Sonucudur


Karadeniz’deki dağların, kıyaların
ve derelerin doğal yapısının nasıl oluştuğunu bilmediğimiz için yönetimini
de bilmemiz mümkün olmayacaktır. Karadeniz’de denize paralel yayılan dağların
eteklerine vadilere çayların içine yerleştirilmiş evlerin şekillendiği çarpık
kentleşme ve plansızlık sonucu oluşmuş bir yapılanma hâkim.


Yaşanan olayın sebep sonuç
ilişkisini iyi kavrayamadığımız için yaşadığımız değerlerin kıymetini de
bilmiyoruz. Doğanın işleyişini anlamadığımı için bu acı sorunları yaşayıp
duruyoruz. Anlayışımızı değiştirmesek ve böyle giderse yakında başka bir yerde
benzer bir durum kesin yaşanır.


 


Doğanın ve Sosyal Olguların Dinamizmini Topluma
Kazandırmak için Ciddi Bir Doğa Eğitiminin Sağlanması Şart


Bölgenin jeomorfolojik yapısı
gereği dağlardan denize doğru çok sayıda dere bulunmakta ve çoğu yerleşim yerinin
ismi de dere ile bitiyor. Taşkınlar milyonlarca yıldır belirli periyotlarda
belirli debilerde akmaktadır. Derenin yapısına bakıldığında burada geçmişte ne
denli büyük sellerin geçtiği bilinir. Bu bağlamda en az 100 yıllık derenin
akışı hızı ve genişliği dikkate alınarak yapılanmaya gidilmesi beklenir.
Vatandaşın bilinci yetmese bile devletin bu tür yerlere iskân izni vermemesi
gerekir. Her olaydan sonra devletin eski-yeni yetkililerinin yaptığı
açıklamalar artık vatandaşları teskin etmeye yetmiyor. Demezler mi, devlet
olarak göreviniz değil mi göz göre göre olacak bu felaketlerin
tahribatını.   


Önümüzdeki dönemlerde iklim
değişimleri sonucu daha ani yağışlar, susuzluklar, kuraklıklar, doğal orman
yangınları, hastalık ve zararlılar, bitkisiz çöllerin olacağını bugünden
bekleyelim ve ona göre yaşam anlayışımızı düzenleyelim.


Unutmayalım bu doğa, bu topraklar,
sular, ormanlar, kimsenin değil hepimize yani insana, kurda kuşa, börtü böceğe
ait. Hepimize, bizim ait. Kıymetini hep beraber bilelim ve koruyalım.


Bu doğayı anlamaz ve hoyratça
küçücük çıkarlarımıza kurban edersek bu dünya bize bir gün ar gelir. Doğayı,
toprağı ormanı bitirmeden- tükenmeden dünyamızı gelecekteki felaketlerden
kurtarmak bizim elimizde. Kızılderili Reis bizi daha önce uyarmıştı “toprak
insana değil, insan toprağa aittir”. Yaşar Kemal bir ödül sonrası yaptığı
konuşmada “şunu çok iyi bilmeliyiz, doğanın yok olduğu gün insanlık da yok
olacaktır. İnsansız bir dünyayı düşünebiliyor musunuz?” diyordu. Boşuna doğaya
müdahale etmeyin demiyoruz. Ağaç dikin, çevreyi yeşillendirin demiyoruz.


 


Kabahat Kimin, HEPİMİZİN


Unutmayalım dünyadaki toprak ve
bitki varlığı şimdilik insanlığın karnını doyuracak yeterliliktedir. Dünya daha
iyi yönetilseydi mutlaka daha barışçıl bir yaşamı yaşıyor olurduk. Sonra Dünya
kötüde yaratılmış değildir. Ancak kötü yönetildiği muhakkaktır. Biz insanlar
kendi çıkarımıza göre planlar programlar yapıyoruz. Çoğu zaman anlamadan
yaptığımız birçok işlemin sonucu ağır olmaktadır. İnsanlar yer yüzeyindeki
bugün ki farklılaşmanın nedenidirler. İnsan düşünerek, doğa- insan eksenli bir
yapılanma gerçekleştirdiyse orası yaşanabilir, değilse yaşanılamaz durma
gelmektedir.


Bu yaşanılamaz durum bizim
eserimiz. İnsanlık uygarlığı geriye doğu bakıldığında insanın iyi ve kötü
diyeceğimiz birçok eseri ile doludur. Tarihte nerede ve nasıl anılmak
istediğimizi biz belirliyoruz. Afet riski bir bölgemizde yerel veya ulusal
düzeyde bütüncül bir afet yönetimi ve/ya afet riskinin azaltılmasına yönelik
planlama hazırlığımız var mı? Bu konuda devlet olarak vatandaşlar afete karşı
uyarılmış mı? Eğitimler verilmiş mi? Yoksa sorunlu kim? Ölenlere Allah rahmet
eylesin.




23 Ağustos 2020, Adana

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış