DEPREM
YARALARI VE TEMİZ TOPLUM




Fazlı
KÖKSAL
 

Son deprem felaketi de göstermiştir ki; temiz
toplumu gerçekleştiremez, sağlıklı bir toplumsal denetim sistemi
geliştiremezsek, daha çok deprem acıları yaşar, felaket sonralarında da
yardımların yerinde kullanılıp kullanılmadığını tartışır, bulduğumuz birkaç
suçluya yüklenerek, kendi kendimizi tatmin ederiz.




Felaket neden bu ölçüde büyük oldu; 

İmara ilişkin yasaların uygulanamaması, inşaat
yapılamayacak alanlara binalar yapılması, malzemeden çalınması, zemin
etütlerinin yapılmaması, kaçak binalar yapılması vs vs, yani rant, yani vurgun,
yani yolsuzluk, ama tek kelimeyle denetimsizlik.




Benzeri şeyleri deprem sonrası gelişmeleri
için de söylemek mümkün; koordinesizlik, çıkarcılık, hazırlıksız yakalanmak,
yardımların yerine ulaşmadığı kuşkusu vb. Bütün bunların nedeni de, yine
denetimsizlik…




Ülkemizde yolsuzluğun sebepleri nedir? Sorusu
cevaplandırılmadan; deprem felaketinin bu ölçüde büyük olmasında yolsuzluğun
etkisinin ne olduğu, deprem sonrası yardımların hiçbir suistimal olamadan
depremzedelere nasıl ulaşabileceği ve bu yardımların nasıl denetlenmesi
gerektiği? Sorularına sağlıklı cevaplar verilemez.




Bizim DENETDE olarak savunduğumuz,
yayınlarımızda, basın açıklamalarında sık sık dile getirdiğimiz bir görüşümüz
var; “Bir yerde yolsuzluk varsa denetim, denetim varsa yolsuzluk yoktur.” Bu
görüş aynı zamanda bir parçası olduğumuz denetim sistemine getirdiğimiz bir
eleştiridir. Bu kadar teftiş kurulu, binlerce denetim elemanı olmasına rağmen
yolsuzluk oluyorsa, denetim sistemimizde de yapısal bir bozukluğun olduğu inkar
edilemez.




Denetim sistemimizdeki aksaklıkların belli
başlılarını şu şekilde sıralayabiliriz;


1.    
Denetim elemanları bağımsız değildir. Bir
Bakanın emrindeki müfettişten O Bakanlıktaki, bir Genel Müdürün emrindeki
müfettişten O Genel Müdürlükteki bütün yolsuzlukların üzerine serbestçe
gidebileceğini veya gitmesine izin verilebileceğini söylemek mümkün değildir.


2.    
Denetim elemanlarının toplumsal
statüleri sürekli gerilemektedir.
Toplumsal
statünün en önemli kıstaslarından birisi, alınan ücrettir. Denetim elemanları
çok değil 10 yıl önce müsteşardan daha fazla ücret alırken, son yıllarda
denetim elemanlarının aylıkları Daire Başkanının dahi altına düşmüştür. Benzeri
gerilemeler, lojman, sosyal tesislerden ayrılan kontenjan vb. toplumsal statü
belirleyen diğer kazanımlarda da önemli bir gerileme görülmektedir.


3.    
Denetim elemanları gerekli teknik
donanımla teçhiz edilmemiştir.
Bugün denetime
tabi işlemlerin büyük çoğunluğu bilgisayarla yapılmasına karşın, denetimde
bilgisayardan yararlanan müfettiş sayısı çok azdır. Kamera, fotoğraf makinesi
ve teyp gibi teçhizattan ise hemen hemen hiç yararlanılmamaktadır. Bu da teftiş
ve soruşturmanın etkinliği ve hızını olumsuz yönde etkilemektedir.




4.    
“Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu
Muvakkat”
denetimin ve memur yargılanmasının önünde
büyük bir engeldir. Bu da Genel ve Katma Bütçeli dairelerde yolsuzlukların
üzerine zamanında gidilmesini engellemektedir. (Kanun geçtiğimiz günlerde
değiştirilmiştir.O konudaki eleştirimiz saklıdır))




5.    
Yargı kararlarında Müfettişliğin
Kariyer bir meslek olduğu vurgulanmasına ve çoğu Teftiş Kurulu’nun tüzüğünde
veya Müfettişliğe geçişin, seçme sınavı sonrası üç yıl süreyle Müfettiş
Yardımcılığı olarak stajını tamamlanmasını takiben yeterlik sınavına girerek
gerçekleşeceği vurgulanmasına karşılık, hala bazı kurumlarda bir takım
personel atama yoluyla Müfettiş yapılabilmektedir.


6.    
Müfettişler, teftişler sırasında
tespit ettikleri yolsuzlukların soruşturmasına başlayabilmek için,
soruşturma izni almaları gerekmekte,
istisnai de olsa bazen soruşturma
oluru verilmeyebilmektedir.


7.    
Teftiş programları İta amirleri
tarafından onaylanmakta, gerektiğinde değiştirilmektedir. Bunun sonucu olarak
da bazı birimler hiç teftiş edilmezken, bazı birimler çok sık aralıklarla
teftiş edilmektedir.


8.    
Türk teftiş sisteminde mükerrer
denetim
çok sık rastlanan bir olgudur. Bazı işlemler 4-5 değişik birime
bağlı denetim elemanı tarafından defalarca denetlenebilmektedir.


9.    
Teftiş kurulları aynı amirlere bağlı
olmadıkları için birbirleriyle koordineli çalışamamaktadır. Dolayısıyla, teftiş
yöntemleri, olaylara bakış tarzları, bilgi düzeyleri kuruldan kurula değişiklik
göstermektedir. Türk teftiş sisteminde rapor dizaynında, sorgu yöntemlerinde
bile birlik yoktur.   


10.Bazı
denetim elemanlarının
denetim yetkisi olmasına karşın,
soruşturma yetkisi yoktur. (Sayıştay, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu). Bu
da, tespit edilen yolsuzlukların sonuna kadar gidilmesini engellemektedir.


11.Bazı denetim
elemanları kendilerini yenileyememekte, teknolojik gelişmelere ayak
uyduramamaktadır.


12.Yazdığı
raporların sümen altı edilmesi, raporların gereğinin yapılmaması, zamanla
müfettişin idealizmini öldürmekte, bazı müfettişler sadece yazmış olmak için
rapor yazabilmektedirler.


Kısacası teftiş kurulları bu aksak
yapılarıyla, gerek yüksek bürokratlara gerekse siyasilere uzanan yolsuzluk
iddialarını sağlıklı olarak araştırmaları mümkün değildir. Çok iyi niyetli bir
ifade ile çok zordur.




Bürokrasinin Çıkmazları;




Yolsuzlukların ortaya çıkmasını engelleyen
unsurlardan bir diğeri, belki de en önemlisi bürokrasinin durağan, korkak,
yeniliklere kapalı yapısıdır.  Bürokrasinin bu konudaki belli başlı
aksaklıklarını şu ana başlıklar altında inceleyebiliriz.




Gizlilik




Max Weber: “Yasal gizlilik kavramı
bürokrasinin önemli bir keşfidir. Bürokrasi hiçbir şeyi bürokratik gizlilik
kadar savunmaz”
derken, büyük bir gerçeği ifade etmektedir.




Türk bürokrasisi çok sıradan evrakların
üzerine “Gizli”, “Çok Gizli” kaşesini basmaktan çekinmez. Bu belgeleri
müfettişe bile gösterirken son derece “hasis”dir. Yolsuzluklar, yasa
ihlalleri, uygulama hataları kamuoyuna malolduğunda, medyada yer aldığında,
Müfettişlere verilen görev genellikle, bu iddiaların doğru olup olmadığı değil,
“bunları basına sızdıranın kimliğinin tespit edilmesi”dir.




Başka bir deyişle, bürokrasi için; “kutsal
gizliliğin” ihlali, yolsuzluğu yapanın tespit edilmesinden, yasaların
ihlalinden çok daha önemlidir.




İhalelerin gizli yapıldığı, belgelerin
müfettişlerden saklandığı, açıklığı yasalarla teminat altına alınan (Tapu
kayıtları, nüfus kayıtları) kayıtlara bile çok zor ulaşılabildiği bir
bürokratik yapıda, yolsuzluklarla sağlıklı bir şekilde mücadele etmenin çok zor
olduğu ortadadır.




Sorumluluktan Kaçma;




Siyasi yapının çok sık değişmesi,
bürokratların sorumluluktan kaçma eğilimini daha da artırmaktadır. Kısa bir
süre içerisinde değişen siyasi yapının kendilerinden hesap sormasından çekinen
bürokrasi, işleri yavaşlatmakta, karar vermekten çekinmekte, gereksiz
yazışmalara girmektedir. Bu yaklaşımın sonunda açık bir yolsuzluk oluşmasa da;
işlerin yavaşlamasına, halkın mağduriyetine neden olmakta, çarkın yavaş
işlemesinden faydalanan bazı memurların rüşvet almasına müsait bir ortam
oluşmaktadır.




Yetki Devrinden Kaçınma;




Bürokrasinin sorumluluktan kaçma vasfıyla
taban tabana zıt gibi gözüken bir özelliği de, bürokraside yetki devrinden
kaçınma veya başka bir ifadeyle bürokratların dizginleri elinde tutma
isteğidir. Bürokraside takım çalışmasından ziyade, tek adam yönetimi hakimdir.
En üstteki bürokratın her şeye hakim olma, o kurumdaki her olaydan haberdar
olma isteği nedeniyle yetki devrinden kaçınması, hemen hemen bürokrasinin her
kademesinde rastlanan bir olgudur. Bu anlayış da işlerin gecikmesine neden
olmaktadır. Hele bu unsur, sorumluluktan kaçınma vasfıyla birlikte devrede
olduğu zaman, bürokrasi tıkanmaktadır. Tüm yetkiyi elinde toplayan bürokratın art
niyetli olması halinde, suistimal kaçınılmaz olmaktadır. Veya ayrıntıda boğulan
üst yönetici, yolsuzlukları gözünden kaçırabilmektedir.




Grupçuluk (Klikçilik, Okulculuk, Hemşehricilik
vb.)




Kamuda yolsuzlukların en önemli nedenlerinden
birisi iltimas ve adam kayırmadır. Burada bürokratın maddi bir çıkarı
genellikle yoktur. Ancak; mensup olduğu grubun çıkarını devletin çıkarının
önünde tutar. Aynı derneğe, aynı dini cemaate, aynı okula, aynı siyasi görüşe
mensup olduğu için veya kendisinin yahut eşinin yakın akrabası olduğu için
kişilere ihale verilir. Bazen bu grupçuluk anlayışı o kadar geniş tutulur ki,
sırf hemşehri olduğu için bazı insanlara kamu kaynakları peşkeş çekilir. Bu tür
dayanışma içerisinde olanlar sürekli birbirlerini korur ve kollarlar. Az da
olsa, müfettişler arasında da bu hastalıklara (özellikle okulculuk ve siyasi
görüş birliği) rastlanır. Bürokratın kişisel çıkarı olmadığı, çıkar sağlananın
da minnet duygusu içinde olduğu için, ispatlanması en zor suistimal türüdür.




 Denetimsiz Kamu Kaynakları;




Ülkemizde özellikle 1984 yılından sonra
sayıları hızla artan bütçe dışı fonlar ile adeta “gölge kamu sektörü”
yaratılmıştır. Fonlarda oluşan bu gölge kamu sektörünü “yer altı kamu
sektörü”
olarak adlandırmak yanlış olmayacaktır. Ekonomi çerisinde fonların
payı her geçen gün önemli artış göstermesine karşın, fonların denetimi belli
esaslara bağlanmamıştır.  Fonlar üzerinde hala etkin bir denetimden
bahsetmek mümkün değildir. Denetimin olmadığı yerde yolsuzluk kaçınılmaz olduğu
için, Fonlar Türkiye’de yolsuzluğa en açık kaynak olarak varlıklarını
sürdürmektedir.




Bürokratın Küçük Çıkarları;




Türkiye’de yolsuzlukların üzerine gidilmesini
etkileyen faktörlerden en önemlilerinden birisi de, bürokratın küçük
çıkarlarıdır. Özde temiz olan Türk Bürokratı, kendine çıkar sağlamaya yönelik
yolsuzluk yapmasa da; lojman gibi, yurtdışı geçici görev gibi, o görevde
bulunmanın verdiği manevi tatmin gibi küçük çıkarları için, yolsuzlukları
görmezlikten gelebilir, yolsuzluklara karşı tepkisiz kalabilir. Bu küçük
çıkarlar, bürokratı “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığı ile düşünmeye
zorlar. Küçük çıkarları nedeniyle bürokrat yolsuzlukları, “görmez, bilmez,
duymaz”
. Ama vicdanen müsterihtir. Çünkü gırtlağından haram lokma
geçmemiştir.




Merkezi Yönetim;  

Kamuda işlemlerin büyük ölçüde merkezden
yönetilmesi, işlerin yavaş yürümesine, bürokratik yapının hantallaşmasına neden
olmaktadır. Bu durum da, işleri hızlandırmanın tarifesinin yükselmesine yol
açmaktadır. Yani hantal yapı, rüşvetin en önemli nedenlerinden birisidir.
Merkezi yapı denetimi de güçleştirmekte, yolsuzluklarda sorumluların tespitini
zorlaştırmaktadır.




Hükümetin Memuru Olma Anlayışı;




Son yıllarda, Devletin Bürokratı olma
geleneği, yerini Hükümetin Bürokratı, hatta falan bakanın bürokratı olma
anlayışına bırakmıştır. “Bu hükümetle geldim, bu hükümetle giderim” diyen
bürokrat sayısı hızla artmaktadır. Bu da, devletin devamlılığı anlayışını
gölgelemekte, bürokratların politize olmasına yol açmaktadır.




Yolsuzlukların Oluşmasında Siyasi Yapının
Etkisi;
 

Yolsuzlukların oluşmasında siyasi yapımızdaki
olumsuzlukların da çok önemli payı vardır. Yolsuzluk-siyaset ilişkisini de şu
ana başlıklar altında sıralayabiliriz;




1) Kamu görevlilerine, sendikalara, derneklere siyaset yasağı;




Kamu
görevlilerinin, sendikaların, derneklerin siyaset dışı tutulması yanında çoğu
kültürlü insanımızın siyasete soğuk bakması, özellikle kasabalarda ve küçük
illerde siyasetin işsiz-güçsüz insanlarımızla rant peşinde koşan kişilerce
yapılan bir uğraş haline dönüşmesine yol açmaktadır.




2) Delege sistemi;




Türkiye’de siyaset yapmak isteyen herkes, ilçe
ve il başkanı, milletvekili, MKYK üyesi, hatta Genel Başkan, delegenin oyuyla
seçilmektedir. Delege de seçilmesine katkısı bulunduğu kişilerden katkısının
bedelini, işsiz çevresine iş, kamu ihalesi olarak talep etmektedir.




3) Partizanlık
veya siyasi yandaşlık;




Partizanlığın en önemli etkisi, kamu
kadrolarında şişkinlik olarak gözükmektedir. Keza ihalelerin de siyasi
yandaşlara verilmesi sıkça rastlanan bir olgudur. Partizanlık çoğu zaman
gözleri kör eder. Aşırı partizanlığın sonucu; “mutlaka birisi çalacaksa, o
benim partilim olsun”
şuuraltı düşüncesi “Bizim partide hırsız olmaz”
söylemi ile dile getirilir.




Parti çıkarı kavramı, Türkiye’de
yolsuzlukların ortaya çıkmasını engelleyen faktörlerden en önemlilerinden
birisisidir. Çoğu kez dürüst partililer, şahit oldukları, öğrendikleri
yolsuzlukları, partim zarar görmesin, mensup olduğum siyasi düşünceye bir zarar
gelmesin diye dile getirmezler. Geçmiş yıllarda, özellikle belediyelerce
yapılan işlemler için siyasi partilere büyük yardımlar talep edildiği çok sık
bir şekilde gündeme gelmişti. Parti çıkarı düşüncesi, kamu kaynaklarının siyasi
organizasyonlara aktarılmasına bile neden olabilmektedir. Kişiler rüşveti
kendileri için değil, siyasi organizasyonlarına yardım adı altında alınca,
vicdanen müsterih olmakta, hatta davasına, ideolojisine hizmet ettiği öz
savunmasıyla yaptıkları işlemler nedeniyle mutlu olmaktadırlar.




Bütün bunların yanında, bürokratik yapıdaki
aksaklıklar arasında sıraladığımız faktörlerin hemen hemen tamamını siyasi
yapıdaki aksaklıklar için de sıralamak mümkündür.




Diğer Faktörler; 

Türkiye’de yolsuzluğu etkileyen diğer faktörlerin
belli başlılarını şu ana başlıklar altında sıralayabiliriz; devletin ekonomide
çok büyük pay sahibi olması, özelleştirmelerin gerçekleştirilememesi, GSMH’nın
azlığı, gelir paylaşımındaki adaletsizlik, medyada kartelleşme eğilimi,
demokrasinin hala tüm kurallarıyla yerleşmemiş olması, kültür düzeyi, tüketici
örgütlerin güçsüzlüğü, adam sendecilik anlayışımız, hukuk sistemimizdeki
aksaklıklar, adli polis teşkilatının olmaması, yargının üzerindeki iş yükü vs.
vs. Bütün bunların dışında yolsuzlukların oluşmasında, süregelmesinde payı olan
yüzlerce etken sayılabilir. Bu faktörlerin hepsi de ayrı ayrı bir inceleme
konusu yapılabilir.




Ancak bütün bunların içinde bizce en
önemlilerinden birisi denetim sistemindeki aksaklıklardır. Biz iddia ediyoruz
ki; iyi seçilmiş ve iyi yetiştirilmiş denetim elemanlarının görev yaptığı, tek
çatı altında toplanmış, özerk bir denetim yapılanması “Temiz Toplum”
özlemlerinin gerçekleşmesinde etkili olacaktır.
 

Türkiye’de yolsuzluğun ve suistimalin
nedenlerini ana hatlarıyla bu şekilde sıraladıktan sonra, bunların ışığında,
deprem yolsuzluk ilişkilerini irdeleyebiliriz.




Depremde Can ve Mal Kaybının Artmasına Neden
Olan Unsurlar;
 

Depremde can ve mal kaybının artmasına neden
olan unsurları;




·       
Yerleşim alanlarının
seçiminde, aklın ve bilimin kurallarına riayet etmemek,

·       
Türkiye’nin en büyük
sanayi bölgesini, fay hattı üzerinde oluşturmak,




·       
Binalar yapılırken zemin
etütler yapmamak, yaptırmamak,




·       
Deprem bölgesinde çok
katlı binaların yapımına izin vermek,
 

·       
Bina projelerinde,
depreme özel önlemler öngörmemek,




·       
İnşaatlarda, projelerde
öngörülen malzemeleri kulanmamak,
 

·       
Kalifiye işçi yerine
ucuz işgücü kullanmak,




Şeklinde sıralayabiliriz. Bu hususlar tek tek
irdelendiğinde; hepsinin altında, kamunun imkanlarını bazılarına peşkeş çekme,
ranttan pay alma, haksız kazanç sağlama, kısa zamanda köşe dönme anlayışı
yatmaktadır. Yani toplumsal kirlilik, yani suistimal, yani yolsuzluk vardır.
Tabii ki yetersiz denetim de, bu usulsüzlülerin üzerine zamanında gidilmesine
imkan vermemiştir. Kentleşme, sanayileşme, teşvik, yapılaşma, projelendirme,
inşaat aşamalarında bu işlemler etkin bir şekilde denetlenebilseydi, Marmara
Depremi’nde uğradığımız mal ve can kaybı çok daha az olurdu. Ama  yerleşim
yerlerinin seçimi, sanayi bölgelerinin tespiti gibi bazı işlemlerin hiç
denetlenmediği; belediyelerin denetiminin üç dört ayrı denetim birimince
(Mülkiye Müfettişleri, Mahalli İdareler Kontrolörleri; Sayıştay Denetçileri
vb.) denetlendiği, müteahhidin maaşlı memuru gibi davranan proje ve kontrol
mühendislerinin bu çalışma şekliyle mevzuatın yüklediği yükümlülükleri yerine
getiremediği bir ortamda denetimden bahsetmek zordur. Bu konuda devletin
denetim birimlerinin denetiminin çok çok yetersiz olması yanında; aksaklıkları,
usulsüzlükleri, yolsuzlukları ihbar etmenin “ispiyonculuk” diye
nitelendirildiği toplumumuzda, toplumsal denetimden bahsetmek de mümkün
değildir.




Ancak şunu ifade temek mümkündür; eğer
ülkemizde kamu kurumlarında çalışan tüm denetim elemanları tek bir çatı
altında, TBMM’ne bağlı, özerk bir yapılanma içinde görev yapsalardı, bu denetim
yapısı yardımcı teknik elemanlarla desteklenseydi, denetim elemanları gerekli
yetkilerle donatılsaydı, kontrol mühendisliği mekanizmasını sağlıklı bir
yapılandırmaya kavuşturabilseydik, inşaatlarda kullanılan malzemelerin
kalitesini laboratuarlarda kontrol edebilseydik, imar aflarını, ceza aflarını,
disiplin aflarını alışkanlık haline getirmeseydik, 17 Ağustos Depremi’ndeki mal
ve can kaybı daha az olabilirdi.




Deprem Sonrası İşlemlerin Kontrol ve Denetimi;




Türk milleti yardımseverdir. Özellikle
toplumsal felaket anlarında yardım etme duygularımız doruğa çıkar. Ama bu
yardım etme isteği çoğu zaman fırsatçılarla istismar edilir. Fırsatçı için
zaman zemin önemli değildir. Daha doğrusu felaket zamanları fırsatçının aradığı
zaman, felaket bölgesi onun doğal zeminidir. Bu soysuzlar her fırsatı
değerlendirirler. Bazen paralar toplanırken devreye girer, paraları
maledinirler. Bazıları, topladıkları paraları başka yerlere, başka amaçlarla
veya depremzedelere ama ancak ideolojik yandaşları olan depremzedelere
aktarırlar. Bazı fırsatçılar yardımların dağıtımı aşamasında ortaya çıkarlar.
Yüzlerce km. uzaktan gelip, kendilerini depremzede gibi gösterip, bazen nakdi
yardımlardan, ama genellikle ayni yardımlardan yararlanırlar. Bazı büyük
vurguncular, ihalelerden pay kapma yarışındadırlar. Fırsat verilirse yine
malzemeden çalmaya hazırdırlar.




Bir başka çıkarcı türü de, yardım yapmalarına
veya yardım yapmaya niyetleri olmamasına rağmen, basın-yayın organlarına çok
büyük yardım yaptıkları, daha da yapacakları iddiasıyla demeç vererek,
felaketzedelerin acılarıyla kendilerinin reklamını yaparlar. Ancak hiç yardım
yapmazlar.




Depremin çok boyutlu olması, nüfus olarak
Türkiye’nin neredeyse 1/3’ünü etkilemesi ve depreme hazırlıksız yakalanmamız
nedeniyle, depremi takip eden 10-15 günlük dönemde çok büyük kargaşa yaşandı.
Bu kargaşanın arkasından Kızılay’a duyulan güveni sarsacak gelişmeler, en
güvenilen kurumlardan biri olan THK’daki yolsuzluk iddiaları, yardımların
yerine ulaşmadığı söylentilerinin çıkması, deprem vergisi konacağı yolundaki
açıklamalar, vatandaşta yardımların yerine ulaşmayacağı kuşkusunun oluşmasına
yol açtı. Bu kuşkunun doğal bir sonucu, yardım isteğinde çok ciddi azalmalar
yaşandı.




Bütün bu açıklamalar göstermektedir ki, deprem
sonrası yardım işlemleri aşağıdaki her aşamada ciddi bir şekilde
denetlenmelidir:




– Yardım taahhütlerinin yardıma dönüşüp dönüşmediğinin denetlenmesi,


– Yardım toplama faaliyetlerinin denetimi,


– Toplanan nakdi yardımların nemalandırılmasının denetimi,


– İhalelerin denetimi,


– Diğer işlemlerin denetimi, (Yardım kuruluşları, kriz masaları, aksaklıkların
nedenleri vb.)




Yapılan yardımların her aşamada denetlendiğine
inanan halkımız da, her felakette elinden gelen yardımı yapacak, devlet
kurumlarına yardım etmekten çekinmeyecektir.




Ancak bugünkü çok başlı denetim anlayışı
içinde bu denetimleri sağlıklı olarak yapmak ve halkın devlete güvenini tesis
etmek çok zordur.




SONUÇ;




Ülkemizde temiz topluma ulaşmak, yolsuzlukları
asgariye nindirmek, kamuoyunu yolsuzlukların üzerine gidildiğine ikna etmek
için; bürokratik yapıda köklü değişiklikler yapılmasında ve güçlü bir denetim
yapılanmasına gidilmesinde zaruret olduğu açıktır.




Bunun için de;




a) Öncelikle Devlet
güvenliğini ilgilendiren işlemler dışında, devletin tüm işlemlerinin şeffaf
hale getirilmesi,




aa) Her vatandaşın
belirli bir ücret karşılığı “Gizli” işaretli olanlar dışında, istediği
her konudaki belgelere ulaşmasının sağlanması,




ab) Milli Güvenliği
ilgilendiren konular dışında “Gizli” işaretli evrak kullanılmaması,




ac) İhalelerin halka
açık yapılması, belirli büyüklükteki ihalelerin radyo ve televizyonlardan
naklen yayınlanması, büyük küçük tüm ihalelerin her aşamasına ait bilgi ve
belgelerin o kurumun web sayfasında yayınlanması,




ad) İhale
davetlerinin Ticaret ve Sanayi odaları aracılığı ile yapılması, ayrıca her
türlü ihalenin oluşturulacak “kamu ihaleleri” web sayfasında yer almasının
zorunlu hale getirilmesi,




ae) Üst düzey
bürokratların malvarlıklarının, görev yaptığı kurumların, internet sayfalarında
yayımlanması, hatalı mal beyanında bulunduğu anlaşılan kamu yöneticilerinin
başka hiçbir gerekçe aranmaksızın işlerine son verilmesi, aynı işlemin
milletvekilleri ile siyasi partilerin her kademedeki yöneticileri için de
tatbik edilmesi,




b) Özelleştirmelerin
ekonominin ve ülkenin gerçeklerine uygun bir şekilde yapılması.




ba)  Özelleştirme
işlemlerinin şeffaf bir şekilde yürütülmesi,




bb) Özelleştirmede
blok satışlardan ziyade, mülkiyeti taban yayacak yöntemler geliştirilmesi,




bc) Özelleştirmede
önceliğin, zarar eden KİT’ler ile kamu bankalarına verilmesi,




bd) Özelleştirme
yapılırken, anti-tröst yasalarının da çıkarılması, tekelleşmeyi ve
kartelleşmeyi önleyici tedbirler alınması,




c) Gelir
dağılımındaki bozukluğu giderici tedbirlerin alınması,




d) Bürokratik
yapıdaki çarpıklıkların giderilmesi,




da) Unvan
yükselmelerinin belirli esaslara bağlanması,




db) Rotasyon
sisteminin mutlaka uygulamaya konulması,




dc) Kamu
görevlilerinin ücretlerinin onların insanca yaşayacağı bir düzeye yükseltilmesi,
kurumlar arası ücret dengesizliklerinin giderilmesi,




dd) Ödüllendirme ve
cezalandırma mekanizmalarının devreye sokulması,




de) Merkez
yetkilerinin önemli bir bölümünü taşraya devretmesinin sağlanması,




df) Fonların mutlaka
bütçeye dahil edilmesi,




dg) Bürokrasideki
belirli unvanların (Müsteşar, Genel Müdür gibi) siyasi etkili görevler olarak
nitelendirilerek, bu unvanlardaki bürokratların siyasi iktidarlarca rahatça
tespitine imkan veren, ancak bunlar dışındaki tüm bürokratik ünvanlara yapılacak
atamalarda siyasi etkiyi imkansız kılan yasal düzenlemelere gidilmesi,




e) Gerek örgün,
gerekse yaygın eğitimin tüm imkanları kullanılarak, erdem, dürüstlük, şeref,
haysiyet gibi kavramları yine Türk toplumunun en önem verdiği değerler haline
getirerek; çıkarcı, benmerkezci, yolsuzluğa eğilimli insan tipinin sayısını
azaltıcı tedbirlerin alınması,




f) Tüm bunların
yanında, etkin bir denetim yapılanmasına gidilmesi;




fa) Tüm denetim
birimlerinin tek çatı altında toplanması, bu organizasyonun TBMM’ne bağlı özerk
bir yapıya dönüştürülmesi, böylece yolsuzluk iddialarına daha çabuk müdahale
edilmesi, denetim elemanlarına baskı yapılma iddialarının gündemden düşürülmesi,




fb) Çok nadir de
olsa bazı birimlerde uygulanan atama ile müfettişlik uygulamasına bir daha
dönülmemek üzere son verilmesi,




fc) Bir denetim
hizmetleri sınıfı oluşturulması,




fd) Denetim
elemanlarının maaş ve harcırahlarının toplumsal statülerine uygun hale
getirilmesi,




fe) Denetim
elemanlarının, teftişi etkin bir şekilde yapmalarını sağlayacak, dizüstü
bilgisayar vb. teknik teçhizatla donatılmaları,




ff) Denetim
elemanlarına, disiplin komisyonlarında, idare kurullarında, raporlarını savunma
hakkı tanınması, keza bir üst kurullara itiraz yetkisi verilmesi,




fg) Tüm denetim
elemanlarına teftiş yetkisi yanında soruşturma yetkisi de verilmesi,




Gibi hususlar yolsuzlukla mücadelede km.
taşlarıdır.




Temiz topluma ulaşmak istiyorsak, bu km.
taşlarını yerlerine oturtmak zorundayız. DENETDE olarak biz, özellikle etkin
bir denetim yapılanması oluşturmadan temiz topluma ulaşılamayacağına
inanıyoruz.




Temiz toplum için, etkin denetim.
Etkin denetim için tek çatı altında toplanmış özerk bir denetim yapılanması.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet