SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

DOĞA & AFETLER (Doğa ve Yaşam Sorunları, Ağaç Katliamı, Deprem-Sel-Fırtına-Kasırga-Yangın, Tsunami)

DOĞA SORUNLARI DOSYASI : KAZ DAĞLARINDA AĞAÇ KATLİAMI YAŞANIRKEN KIZILDERİLİ ŞEFİNİN MEKTUBUNU OKUYALIM (SENE : 1852)

DOĞA & AFETLER (Doğa ve Yaşam Sorunları, Ağaç Katliamı, Deprem-Sel-Fırtına-Kasırga-Yangın, Tsunami)
Bu haber 24 Eylül 2020 - 10:20 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


1852 yılında hiç bir okul eğitimi almamış bir kızılderili
reisin mektubundaki bu derin ve içten doğa sevgisini ve saygısını acaba
günümüzün talancı tayfası anlayabilecek midir ?
 

Naci Kaptan / 04.08.2019


http://nacikaptan.com/?p=72115


Bir zamanlar insanlarımız bu
topraklara tıpkı rüzgârda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kuru yüzeyleri
kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık
hüzünlü bir anı oldu. Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır.


Biz bunları belki de vahşi
olduğumuz için anlayamıyoruz! Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için
kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz
kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu;
halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır.
Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz
buna inanırız.




Beyazlar için durum böyle
değildir. Bir beyaz, öldükten sonra yıldızlar alemine göç ettiği zaman, doğduğu
toprakları unutur. Bizim ölülerimiz ise bu toprakları unutmaz. Çünkü
kızılderili, gerçek anasının toprak olduğuna inanır. Nasıl biz dünyanın bir
parçası isek, o da bizim bir parçamızdır. Güzel kokulu çiçekler, bizim kız
kardeşlerimizdir. Geyik, at, büyük kartal bunlar da bizim erkek kardeşimizdir.
Kayalık tepeler, ıslak çayırlardaki damlalar, atın vücudundan bularlaşan ısı ve
insan; hepsi aynı ailedendir. Öyleyse, Washington
’daki Büyük Şef, topraklarımızı almak isterken bizden çok şey istemiş oluyor. Bu bizim için büyük bir fedakarlık olur.


Büyük Şef bize rahatça
yaşayabileceğimiz bir yer ayırdığını söylemiş. O bizim babamız ve biz de onun
çocukları olacakmışız! Öyleyse topraklarımızı alma önerisini düşüneceğiz. Ama
yine de bunun kolay olmayacağını itiraf ederim. Çünkü bu topraklar bizim için
kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan pırıltılı sular, sadece su değildir.
Onlar bizim atalarımızın kanıdır. Eğer toprağı size satarsak, onun kutsal
olduğunu hatırlayınız ve bunu çocuklarınıza da öğretiniz. Göllerin berrak
sularındaki her bir yansıma, halkımızın yaşamından olaylar ve anılar anlatır.
Suyun mırıltısı, babalarımızın babalarının sesidir. Nehirler ise bizim erkek
kardeşlerimizdir. Susuzluğumuzu giderirler, kanolarımızı taşırlar ve
çocuklarımızı beslerler.


Bu toprakları size satarsak, bu
suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek. Biz
nehirleri ve ırmakları kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi
gösterebilecek misiniz kardeşlerimize? Eğer toprağımızı size satarsak hiçbir
zaman unutmayın ve çocuklarınıza da öğretin ki, nehirler bizim olduğu kadar
sizin de kardeşinizdir. Bu nedenle herhangi bir kardeşinize göstereceğiniz
saygıyı nehirlere de göstermelisiniz.


Kızılderili her zaman, ilerleyen
beyaz adamın önünde geri çekilmiştir. Tıpkı dağlardaki sisin sabah güneşi
önünden kaçması gibi. Ama babalarımızın külleri kutsaldır. Mezarları kutsal
topraklardır. Bu tepeler, ağaçlar dünyanın bu parçaları, bize sunulmuştur.


Beyaz adamın bizim yollarımızı
anlamadığını biliyoruz. Beyaz adam için, toprağın bir parçası diğeri ile
aynıdır. O sadece geceleri bir hırsız gibi gelip, topraktan ihtiyacı olanı alıp
giden bir yabancıdır. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur.
Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder.
Aldıklarının kendinden parçalar olduğunun bilincinde değildir. Çünkü toprak
beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istedigini alınca
başka serüvenlere atılır. Dünya onun anası değil düşmanıdır. Onu yendikçe
ilerlemeye devam eder. Ve yolunda giderken babalarının mezarını geride bırakır.
Buna da hiç aldırmaz. Dünyayı çocuklarından uzaklaştırır. Buna da aldırmaz.
Babalarının mezarları da, çocuklarının bu dünyadaki hakları da unutulmuştur.


Beyaz adam, anası dünyaya ve
kardeşi gökyüzüne sanki satın alınabilen veya yağma edilebilen bir mal gibi,
koyunlara ve parlak boncuklara davrandığı gibi davranır. Onun bu iştahı ve
hırsı bir gün dünyayı yiyip bitirecek ve geriye sadece çorak bir çöl
bırakacaktır.


Beyaz adamın kurduğu kentleri de
anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz
adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı
sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz. Bilmiyorum, bizim yollarımız
sizinkilerden farklı. Sizin kentlerinizin gürültüsü bile Kızılderili
’nin gözlerine acı verir. Beyaz adamın kentlerinde sakin yer yoktur. Orada bahar gelince
yapraklar
ın açılışını veya böceklerin kanat seslerini dinleyecek yer bulunmaz. Ama bu
belki de benim vahşi olduğumdan ve anlamadığımdandır. Çünkü, takırtı bizim
kulaklarımıza bir hakaret gibi gelir.


Ben Kızılderiliyim. Bunlardan
başkasını anlayamam. Belki de bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama, benim
ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan eğer ağaçtaki bir kuşun
yalnız başına ağlayışını veya su birikintisi etrafında toplanmış tartışan
kurbağaların ve doğanın seslerini dinleyemezse, yaşamın ne anlamı ve değeri
kalır?


Bir kızılderiliyim ve anlamıyorum.
Biz kızılderililer, bir su birikintisi üzerine vuran rüzgarın yumuşak sesini,
yağmurun temizliğini, çam kokulu rüzgarı herşeye yeğler. Ormanının kokusunu
taşıyan ve yağmurlarla yıkanıp temizlenmiş meltemleri severiz. Hayvanlar,
ağaçlar, insanlar, hepsi aynı nefesi, aynı havayı paylaşır. Hava Kızılderililer
için çok kutsaldır. Aldığı nefes, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Beyaz
adam, öleli uzun günler olmuş ve kötü kokuyla uyuşmuş gibidir.


Ama eğer size toprağımızı
satarsak, havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza
havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava?
Atalarımız doğdukları gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden
önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı? Unutmamalısınız ki, hava sağladığı
tüm yaşamla aynı ruhu taşır. Büyük babamıza ilk nefesi veren rüzgar, onun son
soluğunu da kabul etmiştir ve aynı rüzgar çocuklarımıza yaşam ruhunu verir.
Eğer size toprağımızı satarsak, çayırlardaki çiçeklerden tad alan rüzgarı
koklamasını öğrenmelisiniz, onu korumalısınız ve kutsal tutmalısınız. Bu kokuya
beyaz adamın bile gereksinmesi vardır.


Toprağımızı almak önerinizi
düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek, bir koşulumuz olacak: Beyaz adam
bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak
… Kızılderililer sizin yollarınızı, sizin adetlerinizi anlamazlar. Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm!.. Beyaz adamın, geçerken dumanlı demir attan vurup bıraktığı ve ne amaçla öldürdüğünü hala anlayamadığım binlerce bufalo.. Ben vahşiyim ve dumanlı demir atın bufalodan nasıl önemli
olabileceğini anlayamıyorum!.. Ve biz vahşi olduğumuzdan bufaloyu yalnız aç
kalmamak için öldürürüz. Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki?


Canlıların yok edildiği bir
dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın,
bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün
hepsinin arasında bir bağ vardır. Eğer bütün hayvanlar yok olsaydı, insan ruhu
o büyük yalnızlığa dayanamaz ölürdü. Ayakları altındaki toprakların, büyük babalarımızın
külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz. Toprağın, akrabalarımızın
yaşamlarıyla dolu olduğunu çocuklarınıza söyleyiniz. Böylece toprağa saygı
duyarlar.


Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak
insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki herşey, bir ailenin
fertlerini biribirine bağlayan kan gibi, ortaktır ve biribirine bağlıdır. Bu
nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş
sayılır.


Bildiğimiz bir gerçek daha var:
Sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yaratıklarıyız.
Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu farkedecektir.
Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan
Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur. Ve kızılderililer gibi Tanrı
da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine
saygısızlıktır.


Beyaz adamı bu topraklara getiren
ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini
anlayamıyoruz. Tıpkı buffalo
’larin öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.
Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağlari örten ormanlar yok olmuş,
yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o
gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin
başlangıcı olacak.


Gündüz ve gece bir arada olamaz.
Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı
gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum
ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef
’in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, bir kaç kış daha geçecek. Bu geniş topraklara yerleşmiş ve mutluluk içinde yaşamış olan neslimiz, daha önce bizden daha güçlü ve daha umut dolu yaşamış insanlarımızın mezarları
başında yas tutacaklar. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki?
Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor.


Bu doğanın düzenidir ve teessüf
gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek.
Son Kızılderili yok olup, kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih
olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.
Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkânda, bir yolda, boş bir yerde
yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde
tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri
boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel
toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız
kalamayacaktır. Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini
sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir. Ölüm mü dedim? Ölüm diye birşey
yoktur ki, sadece dünya değiştirir insan
…


Bizim çocuklarımıza öğrettiğimizi,
siz de kendi çocuklarınıza öğretin: Dünya anamızdır. Dünyaya ne kötülük olursa,
oğullarına da aynı kötülük olur. Eğer insanlar yere tükürürlerse, kendi
yüzlerine tükürürler. Biz bunları biliyoruz. Dünya insanlara ait değildir. İnsanlar
dünyaya aittir. Bütün her şey, aileyi bağlayan kan bağı gibi, birbirine
bağlıdır.


Halkım için ayrılan bölgeye gitme
önerinizi düşüneceğiz. Ayrı ve barış içinde yaşayacağız. Geri kalan günlerimizi
nerede geçireceğimiz o kadar önemli değil artık. Çünkü çocuklarımız babalarının
aşağılandığını görürler. Kalan günlerimiz çok olmayacaktır. Bir zamanlar sizin
gibi güçlü olanların ve ormanlarda özgürce dolaşanların mezarları da
kalmayacak. Onları anmak ve yaslarını tutmak için, bir zamanlar bu dünyada
yaşamış olanların çocukları da kalmayacak
… Bunun için neden yas tutalım?


Kabileleri insanlar yapar.
İnsanlar gidince, kabileler de olmaz. Kızılderili de yok olur. Tıpkı denizin
dalgaları gibi; insanlar gelir ve insanlar gider. Şimdi de sanki arkadaşıymış
gibi kendisiyle konuşabilen Tanrısıyla birlikte beyaz adam gelmiştir. Bildiğim
bir şey var ki, belki beyaz adam da bir gün bunu keşfedecektir. Siz nasıl şimdi
bizim toprağımıza sahip çıkmak istiyorsanız ve sonunda sahip olduğunuza
inanacaksanız, aynı şekilde Tanrınıza da sahip olduğunuza inanıyorsunuz. Ama
hiçbir zaman olamayacaksınız!.. Eğer Tanrı sizin anlattığınız gibi gerçek Tanrı
ise, sevecenliği yalnız beyaz adama olamaz. Beyazlar da bir gün diğerleri gibi
geçip gideceklerdir. Tıpkı denizin dalgaları gibi. Yatağına pislik yığmaya
devam eden, bir gece kendi pisliğinde boğulacaktır.


Son, bize bir sırdır: Sizin
getirdiğiniz gibi bir sonu biz anlayamıyoruz. Dipdiri tepelerin konuşan
tellerle lekelendiğini, ormanın gizli köşelerini neden pek çok beyaz adamın
kokusunun doldurduğunu, vahşi atların neden tutsak edildiğini, bufaloların
neden katledildiğini biz anlamıyoruz. Böyle bir son bize bir şey anlatmıyor.
Çalılıklar nereye gitmiş? Kartal nereye kaybolmuş? Hızlı koşan bir ata ve av
avlamaya neden veda etmek gerekecekmiş? Bütün bunlar ne demektir? Yaşamın sonu
… Ve herhalde yeniden yaşamaya çalışmanın başlangıcı…


Toprağımızı alma önerinizi
düşüneceğiz. Kabul edersek, bu belki de bize vaat ettiğiniz bölge için
olacaktır. Orada belki de kalan günlerimizi gönlümüzce yaşayabiliriz. Bu
dünyada, son Kızılderili de yok olduğu zaman, yalnızca çayırlar üzerinde bulut
gibi hareket eden bir anı kalacaktır. Bu kıyılar, bu ormanlar halkımın ruhunu
koruyacaktır. Çünkü onlar bu dünyayı yeni doğan bir çocuk anasının yürek
atışını nasıl severse, öyle severler
…


Öyle ise, toprağımızı alırsanız,
onu tıpkı bizim sevdiğimiz gibi seviniz. Onunla bizim ilgilendiğimiz gibi
ilgileniniz. Anılarını da aynen saklayınız. Onu çocuklarınız için; bütün
gücünüzle, bütün aklınızla ve bütün kalbinizle koruyunuz ve seviniz.


Göreceksiniz… Bütün bunlardan sonra, kardeş de olabiliriz…”




Reis Seattle, Duwamish ve Squamish Kızılderililerinin
Reisi
 

Bu belge Washington’da saklanmış ve American Expo 74’de sunulmuştur. Mektubun aslı bugün bile
halen Amerika
’da
kendi ad
ını taşıyan
Seattle kentinde, ayn
ı
zamanda kabilesinin de ad
ını taşıyan
Squamish M
üzesi’nde korunmaktadır.


Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER