Korona Günlerinde Nadasa Kalmış Olmamız Sonrası Doğa Bize Ne Öğretti ???


Prof.Dr.İbrahim Ortaş tarafından 12 Mayıs 2020 tarihinde
yayınlandı


Evet, bugünkü insanoğlu bundan 20 bin küsur yıl önce
doğanın yasalarını anlayıp ondan yararlanmaya başladığı günde dünyamızın
yüzeyinden doğal yapının üzerinde hiçbir insan yapımı obje yoktu ve doğa
yeraltı ve yer üstü ile tertemizdi. İklim sorunu, çevresel kirlilik yoktu, her
canlı yan yana ekolojileri gereğine uygun yaşıyordu. Ekolojinin en önemli
yasası olan her canlı beslenme ve sindirim sistemine göre bir başka canlıyı
yiyerek enerjisini temin ediyordu. Ancak şimdi bizlerin yaptığı gibi kitlesel
halde canlıları kesmiyor, bitkileri kökünden kurutmuyordu. Bakın diğer
canlılara hepsi ihtiyaç duyduğu kadar yiyeceğini diğer bir canlıyı yiyerek
temin etmektedirler, ta ki bir daha acıkıncaya kadar. Bazı canlılar (sincap,
karınca, arı ve benzeri canlılar) gıdalarını saklamaktadırlar, onlarda olası
zorlu koşullarda hayata kalmak için depolama gereksinimi duyuyorlar. Yine doğanın
yasası gereğince ayakta kalabilmek için gıdasını sağlamak için güçlü ve
benmerkezci hareket etmek zorundadır. Kendi aralarında da hiyerarşik durumlar
gözüküyor.


Yine de sofrada herkese yiyecek bir şey kalıyor..


Kalmasaydı canlılık bugüne kadar varlığını sürdüremezdi.
Doğa, gıdayı ototroflar (kendi gıdasını kendi yapanlar) ve hetetroflar (hazır
gıdaları tüketenler) olarak organize olmuşlardır. Mikroskobik, tek ve çok
yıllık bitkiler fotosentez yaparak ürettikleri şekeri kök ve diğer organlarında
depolamakladırlar. Mikroorganizmalar ve diğer hayvanlar ve bizler bitkilerin
bütün ürettiği yaprak, meyve ve tohumlarını toplayarak ve tüketerek
gıdamızı sağlamaktayız. Bu döngü canlılığını besin zinciri güvenliği ve
sürdürülebilirliği açısında vazgeçilmezdir.


Doğanın kendiliğinde devam eden bu iç içe yaşam,
insanın aklını kullanarak yaptığı aletler sonucu hayatı kolaylaştırma işlevini
kötüye kullanan akıllıların (!) çoğalması sonucu maalesef güzelim masmavi
dünyamız yaşanılamaz duruma getirildi. 


Geçmişte, karbon döneminde, büyümüş olan devasa
bitkiler ve o ekolojiye uygun büyümüş olan hayvan varlıklarının yine ekolojik
döngüye uygun olarak veya yer yüzeyine çarpan dev meteorlardan sonra yer
altında kalan kısımlarının kömür ve petrole veya biyogaza dönüşmesi sonucu oluşan
fosil ve hidrokarbonları keşfettik. Keşfettiğimiz bu enerji kaynaklarını
kullanarak araçlarımızı geliştirdik, demiri harekete geçirdik, daha hızlı yol
alarak dünyayı keşfettik. Dünyanın gidilemez yerlerine gittik, sonrada aya ve
marsa kadar gider olduk.


Sonuçta bütün keşfettiğimiz yerlerde inşaatlara
başladık. Madenleri yer yüzeyine çıkardık.


Kıymetli madenleri paranın önüne koyarak ekonomik
üstünlüğü bir başkasına karşı kurduk.


Çıkardığımız madenlerden demir ve çeliği kullanarak
silahlar yaptık ve bize itiraz eden kişileri düşman veya terörist ilan edip
onlara karşı bastırıcı güç olarak kullandık. Onun için Köroğlu’na atfedilen ve
“Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” sözündeki gibi insan insana fiziki doğal gücü
ile değil de icat ettiği aleti sonucu hâkim geldi. Onun
için bugün silahı elinde bulunduran ve bunu teknolojinin en üst
yapısı ile kullanan ülkeler kullanamayanları her türlü döverek etkisi altına
almaktadırlar.


Bugün dünyanın değişik ülkelerinde uygulanan
yönetim şekilleri ve uygulanan politikalar sonucu ciddi sosyal, ekonomik ve
çevresel sorunlar yaşanmaktadır.


Çoğu ülkelerde milyonlarca insan yönetimlerin
uyguladığı kısıtlayıcı durumlar karşısında yurtlarını, evlerini topraklarını ve
kültürlerini bırakarak başka gelişmiş ve rahat edebilecekleri ülkelere göç
etmek zorundadırlar. Geriye doğru baktığımızda göçlerin temelinde yetersiz
kaynak ve kaynakların insanlar arasında yeteneğine ve iş yapma becerilerine
göre dağıtılması olgusu bulunmaktadır.


Doğayı Kendi Ellerimizle Neden Yok Ettik..


Güzelim doğa, biz insanların aklımızla yaratığımız
para ve güç ilişkilerine yenik düştü. Sayısını bilmediğimiz kadar bitki ve
hayvan türü bu doğal yaşam alanları daraldığı için yok oldu. Çoğunluğu da
insanın geniş yaşam alanlarının etkisi altına alması ve kimyasal kullanılmasına
yenik düştü. İnsanın dev traktörlerle doğanın karnını yarması sonucu dünya var
olduğundan beri toprakta biriken organik maddenin (karbonun) yarısı okside
olarak atmosfere karbondioksit olarak salınarak dünyada küresel ısınmaya
neden olmaktadır. Kendi doğal yapısı içinde üzerinde yetişen bitkilere
gereksinim duyduğu besin elementi ve suyu sağlayan toprakları verimsiz
kabul ederek daha fazla ürün elde etmek için topraklara dışarıdan gübre (tuz)
ilave etik.


Hormonlar verdik bitkilere, sonra toprakların
mikrobiyal, kimyasal doğası bozuldu.


Verim düştü, verim düştükçe daha fazla verim için daha
çok gübre ilaç kullanmaya başladık. Bu arada artan insanlığın gereksinim
duyduğu gıdayı sağlamak için toprağın daha yoğun işletilmesi için
uygulanan gübre, herbisit, pestisit, fugisitler sonucu sayısız mikroorganizma
doğadan elemine olup gitti. Daha fazla gıda üretmek için aşımıza ortak olmaya
çalışan börtü-böcek-sinekleri yok etmek için DDT’yi bulduk. Mono kültür
yaptığımız ortamda yetiştirdiğimiz tek bitki üzerinden beslenmek isteyen ve var
oldukları günden beri doğal ekolojileri gereği bitkiler üzerinden yaşam alanı
arayan canlıları DDT ile toptan yok ettik. DDT’nin yaratığı ekolojik yıkımı
anlamadan DDT’yi bulan arkadaşımıza Nobel verdik; ancak DDT yer yüzeyinde
canlıların kanını kuruttuktan sonra anladık nerede yanlış yapıldığını. Halen de
DDT benzeri kimyasalları kullanmaya devam ediyoruz.


İnsan Yaptığı Hatayı Anladı mı?


Evet, insanlığın birkaç binyıllık kısa tarihinde
çıplak bulduğumuz dünyamızın üzerini bir şantiyeye dönüştürdük. İnşaatlar
bizlere sıcak ve rahat ortamlar sağladı. Şantiyelerde bazen çökükler de
oldu, insanlar altında kalarak can da verdiler. Ancak doğanın birleşik kaplar
prensiplerini iyi kavrayamadığımız için yaptığımız inşaatları karıncaların
doğaya uygun yapılanması kadar yapamadığımız için doğal dengeyi bozduk.


Korona virüs ve benzeri salgınlar daha önce de
yaşanmıştı; milyonlarca insan ilacın ve aşının olmadığı dönemlerde can verdi.
Ancak her seferinde doğanın güçlü olanları hayata kalmayı başardı, zayıfları
ise elenmek zorunda kaldı ve bu dünyada varlığı kayboldu. İnsan türleri de
değişik dönemlerde kitlesel yok oluşları yaşamıştır. Korkarım bu defada aynı
sonu yaşamayız.


Prof. Dr. İbrahim Ortaş


“Açıklama : Geçmişten bugüne insanlığın “iyi”ye ,
“verim”e ulaşmak için yaptıkları gerçekten “iyi”yi mi getirdi, yoksa insanoğlu
kendi sonunu mu hazırlıyor?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet