Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Üstün Yüksel : Türk Dış politikası ve Türkiye – ABD ilişkileri


Dış politika, genel olarak bir devletin
diğer devlet(ler)e nasıl davrandığı veya devletlerin birbirleriyle olan
ilişkileri olarak tanımlanmaktadır. Osmanlı Devleti ile Amerika Birleşik
Devletleri (ABD) arasında 1780’li yılllarda başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti ile
halen devam eden tarihi bir ilişkisi bulunmaktadır. Türkiye’nin jeoplotik
konumu, Türkiye-ABD ilişkilerinin temelini oluşturan en önemli unsurdur. 
Bu durum günümüzde de ikili ülke ilişkilerinde  önemini korumaktadır.


ABD 1776 yılında bağımsızlığını ilan
ettikten sonra, dünya ticaretinde büyük yere sahip olan ve Osmanlı kontrolü
altındaki Akdeniz’e yönelmiştir. Akdeniz’e ticaret için giden Amerikan gemileri
Cezayirli korsanlar tarafından saldırılara maruz kalmışlardır. Bu bölgedeki
korsanların Osmanlı tabiiyetinde olmaları sebebiyle Amerikan Kongresi,
Akdeniz’deki ticari ilişkilerinin güvenliğini sağlamak amacıyla  Osmanlı
Devleti’yle 1783 yılında ilk defa “Mağrib
bölgesinde
[1] ticaret ve dostluk antlaşması yapmak
zorunda kalmıştır. ABD, 1795-1797 yılları arasında, Kuzey Afrika’da Osmanlı
Devleti’ne bağlı olan Fas, Tunus, Cezayir ve Trablusgarp bölgeleriyle ticari
antlaşmalar imzalamıştır. Tunus ile 1797 yılında, Osmanlı Devletini temsil eden
Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa ve ABD’yi temsil eden elçi Joseph
Donaldson tarafından yapılan antlaşmlarla ikili ilişkiler diplomatik düzeyde
devam etmiştir.[2] Osmanlı Devleti’nin jeopolitik konumunun önemi itibariyle
ABD ile Osmanlı ilişkileri yakınlaşmaya başlamıştır. Amerikan ticaret gemileri
ilk kez 1786 yılında İstanbul’a, 1797’de İzmir’e ve 1800 yılında İskenderiye’ye
gelmiştir. ABD taradından ilk resmi ziyaret, 1800 yılında George Washington
Fırkateyni’nin İstanbul’a gelmesiyle başlamıştır.


1780’li yıllarda ticari olarak başlayan
ilişkiler, İkinci dünya savaşından sonra ve soğuk savaş döneminde güvenlik ve
askeri alanlardaki ittifaklarla devam etmiştir. Bu dönemde Türkiye ABD’ye
askeri ve stratejik olarak önemli katkılarda bulunulmuştur. 1945-1952 yılları,
günümüz itibarıyla devam eden dış ilişkilerin temellerinin atıldığı dönemdir.[3] ABD’nin 1941 yılında Türkiye’yi Ödünç Verme ve Kiralama
yasasına dahil etmesi ve 1 Ocak 1952’de Türkiye’nin NATO’ya kabul edilmesi, Türk dış
politikasının oluşmasına katkı sağlayan paradigmalardır. İlerleyen yıllarda
ilişkiler Türkiye’nin (Menderes hükümetinde) Kore’ye 6000 üzerinde asker
göndermesi ve (Türkiye’nin NATO üyeliğinden sonra) ABD’nin Türkiye’de askeri
üsler ve tesisler açmasıyla devam etmiştir. 1957 yılından itibaren İncirlik
üssü Amerikalı’lara devredilmiştir. Böylece İncirlik üssü soğuk savaş döneminde
U-2 casus uçakları için gayet önemli bir konuma sahip olmuştur. Türkiye’nin jeostratejik özelliği,
soğuk savaş döneminde ABD’nin Sovyetleri çevreleme politikasında anahtar rol
oynamıştır. Fakat, 1962’li yıllarında meydan gelen Jüpiter füzeleri sorunu, ( ABD’nin
Türkiye’deki Jüpiter füzelerini, Türk Hükümeti’nin haberi olmadan soktürmesi)
Türkiye-ABD arasında yaşanan ilk ciddi krizdir. Amerika ve Sovyetler arasında
Küba füze krizi üzerinden pazarlık yapılmış ve Türkiye konu dışında
bırakılmıştır. Bu durum, Türkiye açısından Amerika hakkında ilk olumsuz imaj
olmuştur. Türkler bu olayla çok ciddi hayal kırıklığına uğramıştır. Buna ilave
olarak yaşanan diğer bir sorun da; 1964’deki
Johnson mektubu’dur
( Türkiye’nin, Kıbrıs Harekatı’ndan vazgeçmesi
için Başkan Lyndon Johnson’un ültimatom niteliğinde gönderdiği mektup.)


Türkiye’nin
jeopolitik konumunun devletlerarası ilişkiler açısından önemi


Devletler arasındaki rekabette ülkelerin
jeopolitik konumu önemli rol oynamaktadır. Jeopolitik özellik, ülkelerin gücünü
ve potansiyelini belirlemektedir. Böylece, devletlerin gücüne göre; askeri,
siyasi, ekonomik stratejiler ve taktikler belirlenmektedir.  Türkiye’nin
Orta Doğu’daki jeopolitik ve jeostratejik konumu, tarihi süreç boyunca ABD
açısından Türkiye’nin önemini artıran ve Türkiye-ABD ilişkilerine yön veren en
önemli faktördür. 2002’de AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte,
“Türkiye’nin merkezde” olduğu yeni bir Türk dış politikası izlenmeye
başlanmıştır. Türkiye’nin; Rusya, Orta Doğu ve Orta Asya enerji kaynaklarının
Avrupa’ya pazarlanmasında koridor rolündeki (hub)
konumu nedeniyle stratejik önemi bulunmaktadır. Enerji bakımından zengin
Ortadoğu ve Hazar bölgelerine yakınlığı, ABD için Türkiye’nin değerini
artırmaktadır. Türkiye, bu nedenle önemli bir ticari (jeo-ekonomik) güce sahip
olmaktadır.


Jeopolitik konumu nedeniyle, Türkiye
şüphesiz dünyanın en önemli ve kritik bir bölgesinde yer alması nedeniyle dış
ilişkilerde bir anahtar görevi üstlenmektedir. Zbigniew Brzezinski’nin satranç
tahtası teorisine göre; Türkiye kritik bir jeopolitik öneme sahiptir.
Brzezinski’ye göre Avrasya dünya enerjisinin dörtte üçünü elinde
bulundurmaktadır ve bu enerjinin Avrupaya aktarılması konusunda Türkiye merkezi
konumda bulunmaktadır.[4] Konumu itibariyle de Asya-Avrupa-Afrika
kıtalarının kesişme noktasında bulunmaktadır. Coğrafi konumu, tarihi, kültürel,
ekonomik ve askeri gücü sayesinde, Türkiye bölgesinde lider ülke olma
gayretindedir. Fakat, Türkiye’nin bölgesel liderlik çabası, ABD’nin ekonomik
baskılarıyla (ambargolar) ve siyasi krizleriyle egellenmektedir. ABD’nin bu
tutumuna karşılık, Türkiye yapıcı ve uzlaşmacı bir dış politika izlemektedir.
Türkiye, ikinci dünya savaşından beri bir ittifak ülkesi olarak ABD yanlısı bir
dış politika izlemiştir. Fakat, TBMM’nin “1
Mart 2003 tezkeresi”
kararı (ABD’nin milli çıkarlarına ters düştüğü
için) bu tarihten sonra Türk-ABD ilişkileri peyderpey bozulmuştur. Ayrıca, “Çuval Olayı” olarak
tanımlanan ve 4 Temmuz 2003’de Irak’ın Süleymaniye kentinde ABD askerlerinin,
on bir Türk askerinin başına çuval geçirmesi hadisesiyle, iki ülke arasında
büyük bir kriz meydana gelmiştir. Suriye, Irak savaşları ve YPG, PKK ve FETO
terör olayları yüzünden Türkiye-ABD ilişkileri daha da gerilmiştir. 
Türkiye, milli güvenliğini korumak amacıyla Fırat Kalkanı Harekatı ve Zeytin
Dalı Operasyonu’nu gerçekleştirmiştir. Son olarak Rusya’dan S-400 füze savunma
sistemlerini satın almak istemesine, ABD sert tepkiler göstermiş ve Türkiye’nin
üretiminde ortak olduğu F-35 savaş uçaklarını satmamakla tehdit etmiştir.
Kısacası, Türkiye kendi milli güvenliğini garanti altına almak amacıyla, Rusya
gibi diğer bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştirerek, dış politikasını
dengelemeye ve kendi milli güvenliğini garanti altına almaya çalışmaktadır.


Resim: https://www.intrahealthtourism.com/why-turkey/


SONUÇ: Türkiye, şüphesiz dünyanın en önemli ve kritik bir
bölgesinde yer almaktadır. Böylece, jeopolitik konumu dış ilişkilerdeki önemini
artırmaktadır. Dünya siyasetinde, ABD’ nin Türkiye ile uluslararası
ilişkilerine yön veren faktörler: Türkiye’nin jeostratejik, jeoekonomik ve
jeopolikleridir. Ayrıca, askeri gücü ve Ortadoğu ülkeleriyle olan tarihi,
kültürel ve coğrafi bağı da önem arz etmektedir.


Uluslararası dengelerin Batı’dan Doğuya
doğru kaymasıyla, Amerika soğuk savaş sonrası elde ettiği tek süper güç olma
özelliğini kaybetmeye başlamıştır. 2003 Irak savaşı, ABD’nin uluslararası
ilişkilerinde bir süper güç devlet olma özelliğini kaybetmesi bakımından bir
dönüm noktasıdır. Ayrıca, ABD  Suriye’deki iç savaşta  bölge
aktörlerine (Rusya, Türkiye ve İran) karşı siyasi etkisini kaybetmiştir.
Geçmişte, Türkiye-ABD ilişkilerinin şekillenmesinde, Türkiye’nin jeoplotik
önemi ve askeri gücü (NATO ile ittifakı) önemli rol oynamıştır. Günümüz için ve
geecek için Türk-ABD ilişkilerinde,  (hem ABD’nin çıkarları hemde
Türkiye’nin çıkarları için)  aynı faktörlerin önemli rol oynayacağı
öngörülmektedir. ABD’nin dünya siyasetinde azalan etkisine karşı, Türkiye’nin
bölgesel lider olarak gücü artmaktadır ve Türkiye, bölge siyasetinde daha
etkili olmaktadır. Dış politika, öncelikli olarak bir karar verme sürecidir.
ABD uluslararası siyasetteki geleceğinin devamı için bir karar vermelidir. Bu
bağlamda, Amerika’nın Türkiye ile ilişkilerinde ittifak olarak hareket
edebilmesi için; sadece kendi çıkarlarını düşünen sıfır toplamlı (zero sum) bir politika
izlemek yerine, karşılıklı saygı ve güvene dayalı bir “kazan-kazan” (win-win)
politika izlemesi gerekir.


Kaynakça


KOÇAK, Doğan. “Tarihsel Süreç Icerisinde
Türkiye Ile ABD Arasında Olan Iliskilerin Gelişimi Ve Türkiye-ABD Ticaret
Antlaşması (1 Nisan 1939).” Dergi
Park
, 2018, dergipark.org.tr/download/article-file/515967. s. 98


ÇAKMAK, Haydar, editor. TÜRK DIŞ POLITIKASI (1919-2012).
2nd ed., Baris Platin Kitap Ltd., 2012.


Kekevi, Serkan, ve diğer editörler. TÜRK DIŞ POLITIKASI (1830-1989).
Berikan Yayınevi, 2017.


[1] Mağrib,
Osmanli doneminde: Garp Ocaklari, Mağrib Ocaklari veya Berberi Ocaklari olarak
belirtilen bölgeler; Fas, Tunus, Cezayir ve Trablusgarp için verilen Kuzey
Afrika ülkelerinin isimleridir.


[2] KOÇAK, Doğan. “Tarihsel Süreç Icerisinde Türkiye Ile
ABD Arasında Olan Iliskilerin Gelişimi Ve Türkiye-ABD Ticaret Antlaşması (1
Nisan 1939).” Dergi
Park
, 2018, dergipark.org.tr/download/article-file/515967. s.98


[3] ÇAKMAK, Haydar. s. 383


[4] Kekevi, Serkan ve diger editörler. s. 96

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış