YILMAZ ÖZDİL : Asrın şahsı




2011… 

Faciaya sadece 24 saat vardı.




 

Trablus büyükelçiliğimizin resmi internet
sitesinde şu duyuru yayınlandı:




“Büyükelçiliğimizle temasa geçen
vatandaşlarımız, Libya’daki asayiş hakkında sorular yöneltmektedir. Libya’da
güvenlik ve istikrar bakımından sıkıntı yaşanmamaktadır. Libya’da iş yapan
şirketlerimizin endişe duymalarını gerektirecek herhangi bir durum yoktur.
Vatandaşlarımızın müsterih olmaları tavsiye olunur.”







Vatandaşlarımız günlerdir elçiliği arayıp
“kaçalım mı?” diye soruyor…
 

Elçiliğimiz bu resmi açıklamayla “müsterih olun”
diyordu.




 

24 saat sonra…




Libya’da iç savaş çıktı! 




Kan gövdeyi götürdü. 

Bizim büyükelçi Tunus’a kaçtı.




50 binden fazla Türk vatandaşı Libya’da sıkıştı. 




Kendisini dünya lideri zanneden sayın
hükümetimiz, aslında burnunun ucunu bile görmüyordu, Libya’da bağıra bağıra
gelen meseleden haberi bile yoktu, durumu kavrayamıyordu.
 




Hatta… 

Sayın hükümetimiz, Libya’da kaç vatandaşımızın
olduğunu bile bilmiyordu.




“10 bin” diyen bakanımız oldu. 

“20 bin” diyen bakanımız oldu.




Asrın liderimiz “asgari 25 bin” dedi. 

“Azamisi kaç?” diye sordular, ona cevap
verilemedi!




 

Apar topar feribotlar gönderdik.




Feribotları korumak için savaş gemileri
gönderdik.
 

Türk inşaatlarında ve Türk şirketlerinde çalışan
insanlarımız güç bela kaçtı, canını zor kurtardı.




“Müsterih olun” diyen elçiliğimiz kapatıldı. 

Yüzmilyonlarca dolarlık şantiye, milli servet,
Libya’da kaldı.




 

Şak…

NATO, Libya’yı bombalamaya başladı.




 

Sayın hükümetimiz gene neler olup bittiğini
kavrayamıyordu.




Asrın liderimiz çıktı, “NATO’nun Libya’da ne işi
var?” dedi.
 




NATO bombardımanını ABD yönetiyordu ama…
Kaddafi’nin kafasına ilk bombayı atma şerefi (!) Fransa’ya bırakılmıştı.
 




Makarayı az geri saralım… 




Fransa, NATO’nun sadece siyasi üyesiydi, askeri
üyesi değildi.
 

1966 yılında “ülke savunmasında bağımsız
kalalım” diyerek, NATO’nun askeri kanadından çıkmışlardı.




2009 yılında, yani, Tunus, Mısır, Libya, Suriye
patlamadan hemen önce… NATO’nun askeri kanadına geri dönmek istediler.
 

NATO zirvesinde karar verilecekti.




Obama yönetimi Fransa’yı destekliyordu. 

Elimize büyük bir fırsat geçmişti…




Çünkü, Türkiye’nin veto hakkı vardı. 

Türkiye onay vermezse, NATO’nun askeri kanadına
dönemezlerdi.




ABD’yle pazarlık edip, istediğimiz her şeyi
yaptırabilirdik, mesela, patriot alabilirdik, “ver patriotları, al onayı”
diyebilirdik, kuzu kuzu vermek zorundaydılar.
 

Yapmadık!




Hiçbir şey talep etmedik, kuzu kuzu onay verdik. 

Fransa, Akp hükümetinin bu vahim hatasıyla, en
ufak bedel ödemeden, NATO’nun askeri kanadına katıldı.




 

Ve, NATO şemsiyesi altında Libya’yı ilk Fransa
vurdu!




 

Böylece, Libya petrolüne kimin oturacağı belli
olmuştu!




 

Fransa’nın başrol kaptığı senaryoda, figüran
durumuna düşmüştük.




 

Sayın hükümetimiz hatasından ders almak yerine,
tam tersini yaptı.




Dünya lideri pozlarına bürünüp, Libya’daki
savaşa dahil oldu




Tezkere çıkardık. 

Dört fırkateyn ve denizaltı göndererek, NATO
harekatına katıldık.




Yetmedi… İzmir’i NATO hava harekatının merkezi
yaptık.
 




Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ABD ambargo uygularken,
bize en büyük desteği veren, en büyük yardımı yapan Kaddafi’yi sırtından
hançerledik.
 




Üstelik… 

Fransa cumhurbaşkanı açık açık “bu bir haçlı
seferidir” diyordu.




“Tanrı’ya şükür ki, haçlı seferine önderlik
ediyoruz” diyordu.
 




Sayın dindar hükümetimiz, haçlı seferine bizzat
katılmıştı.
 




Denizden ablukanın komutası, İtalya’daydı. 

Emri altına girdiğimiz komuta gemisinin adı,
Andrea Doria’ydı.




Yani, Papa’nın çağrısıyla Osmanlı’ya savaş açıp,
Preveze’de Barbaros’a yenilen haçlı donanmasının komutanı Andrea Doria’nın
adını taşıyordu.
 

Sayın dindar hükümetimiz, bütün sembolik
değerleriyle haçlı seferi olduğu ilan edilen harekatta, Andrea Doria’nın safındaydı.




 

Kaddafi linç edilerek öldürüldü.




Dövdüler, bıçakladılar, kurşunladılar. 

Cesedini yerlerde sürüklediler.




Kameraya alıp, dünyaya seyrettirdiler. 

150 binden fazla Libyalı öldürüldü.




 

Sayın dindar hükümetimiz, Kaddafi’yi bu şekilde
linç ederek öldürenlere para yardımı yapıyordu!




 

Ali Babacan o dönemde asrın liderimizin başbakan
yardımcısıydı.




Gururla anlatıyordu. 

“100 milyon dolar verdik” diyordu.




“100 milyon dolar 1.100 kilo geliyor, tamamını
yüklersek riskli olur diye düşündük, uçağı düşürür diye korktuk, 10 milyon
doları uçakla gönderdik, kalanını Türkiye’de elden teslim ettik” diyordu.
 




Toplam 300 milyon dolar verdik. 

Kaddafi’yi öldüren köktendincilere para
verdiğimiz için övünüyorduk!




 

O sırada…




ABD yönetimi, Kaddafi’den doğan otorite
boşluğuna, CIA maşası general Hafter’i monte ediyordu
 

Sayın hükümetimizin ruhu bile duymuyordu!




 

Gene o sırada…




Yunanistan boş durmuyordu. 

İyon denizi’yle Girit adası’nın güneyindeki 39
bin kilometrekarelik deniz alanını, Libya’ya ait olmasına rağmen, kendi lehine
sismik araştırma sahası ilan etti.




Oldubittiyle gasp edilen bu alan, Türk kıta
sahanlığıyla çakışıyordu.
 

Yani, Yunanistan sadece Libya’nın değil,
Türkiye’nin haklarına da oturuyor, bizim sınırlarımıza da yayılıyordu.




Sayın hükümetimiz gıkını bile çıkarmadı, itiraz
etmedi!
 




E baktılar ki, Türkiye çıtını çıkarmıyor… Bir
hamle daha yaptılar, kendilerine ait olmayan söz konusu alanları, gene
oldubittiyle, Yunanistan adına tescil ettirmeye başladılar.
 

Petrol ve doğalgaz araştırma-işletme ihalaleri
açtılar, anlaşmalar imzaladılar.




 

Ege ve Akdeniz sahillerimizde 16 adamızı işgal
ettiler.




Egaydaak denilen, egemenliği devredilmemiş ada,
kaya ve kayacıklara resmen oturdular, bayrak diktiler, asker çıkardılar.
 

Sayın hükümetimiz bunların hepsine göz yumdu!




 

Bu arada, Rumlar da harıl harıl çalışıyordu.




Malum, milli kahramanımız Denktaş’ı da sırtından
bıçaklayıp, yes be annem yöntemiyle Rumların AB’ye girmesini sağlamıştık…
 

Kıbrıs Rum Kesimi, AB’ye üye olur olmaz,
Mısır’la, İsrail’le, Lübnan’la Suriye’yle masaya oturup, petrol-doğalgaz anlaşmaları
imzalamıştı.




 

Dünya lideri (!) Türkiye, uyumaya devam
ediyordu.




 

Şak…




General Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu,
Türkiye’ye ait insansız hava aracını düşürdü.
 

Libya karasularına yaklaşan Türk gemilerini
“düşman hedefi” kabul edeceğini açıkladı.




 

(General Hafter, aslında Kaddafi’nin genelkurmay
başkanıydı.




Libya’yla Çad savaşırken, esir düştü, Kaddafi
tarafından kaderine terkedildi, CIA operasyonuyla kaçırıldı, ABD’ye götürüldü,
Kaddafi’ye karşı darbe girişiminde bulundu, başaramadı.
 

Kaddafi öldürülünce Libya’ya geri döndü,
Tobruk’ta kendi hükümetini kurdu, Derne’yi Bingazi’yi Fizan’ı komple ele
geçirdi.




ABD, Rusya, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan,
Birleşik Arap Emirlikleri tarafından destekleniyor.
 

Daracık bölgeye sıkışan Trablus hükümeti ise,
sadece sayın hükümetimiz ve Katar tarafından destekleniyor!




Trablus hükümeti, Libya topraklarının sadece
yüzde 6’sını kontrol edebiliyor!
 

General Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu şu
anda ağır yığınak yapıyor, pek yakında Trablus’a girmelerine kesin gözüyle
bakılıyor.)




 

Hal böyleyken…




Sayın hükümetimizin muhteşem hataları nedeniyle
iş işten geçtikten sonra…
 

Hadiseler bizim açımızdan berbat ötesi hale
geldikten sonra…




Sayın hükümetimiz, denizdeki haklarımızın
korunması için Trablus hükümetiyle deniz sınırı mutabakatı imzaladı.
 




Yunanistan bir saniye bile beklemedi, Trablus
hükümetinin Atina’daki büyükelçisini sınırdışı etti, Birleşmiş Milletler ve
Avrupa Birliği’ne başvurdu, Türkiye’ye yaptırım kararı alınmasını istedi.
 




Asrın liderimiz rest çekti, “Libya’ya asker
gönderebiliriz” dedi.
 




Özetlersek… 




  1. Fransa
    NATO’ya kimin taviziyle girdi?
  2. Rumlar AB’ye
    kimin sayesinde girdi?
  3. Yunanistan
    petrol denizine kimin sayesinde oturdu?
  4. Kaddafi kimin
    sayesinde öldürüldü?
  5. General
    Hafter’e kimin sayesinde düşman olduk?
  6. Libya’yı
    kimin sayesinde kaybettik?
     

Ege’de neredeyse ayağımızı denize sokamayacak
hale geldik, Akdeniz’de sıkışa sıkışa Antalya körfezine kimin yüzünden
sıkıştık?




 

Yanlışlıklar silsilesinden biraz olsun ibret
almak gerekir.




Koskoca devletin işporta tezgahı gibi günübirlik
kararlarla yönetilemeyeceğini kavramak gerekir.
 




İngiltere, Almanya, Fransa ve “şahsım” dörtlü
zirve yaptık diyen asrın liderimizin “şahsen” asker göndermesinde elbette
sakınca yok.
 

Ama, Türkiye Cumhuriyeti göndermese iyi olur!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet