KAYNAK : http://soyledik.com/tr/analiz/3894/turkiyenin-ic-politika-eksenli-dis-politikasi–ersin-dedekoca.html


Marc
Pierini’nin Carneie Europe’de yayınlanan “Turkey’s Domestically Driven Foreign
Policy” başlıklı yazısı aşağıda özetlenmiştir.(*) Yazının başındaki özette, “Türkiye,
seçeneklerinin iç politika önceliklerine göre belirlendiği, dış politika
zorlukları ile yüz yüze
” cümlesi yer almıştır.


Ülke
seçmenleri 16 Nisan’da “anayasa değişikliği” için, hayati önem taşıyan
referandum oylamasına gittiklerinde, ülke yönetimi de Suriye, Rusya, ABD, NATO,
ve AB başlıklarındaki dışsal çoklu zorluklarla uğraşır olacaklardır. Benzer
şekilde bu tür zorluklar, ülke içinde yükselen “politik tansiyon” bağlamında da
yaşanmaktadır.


Suriye
topraklarında yapılan Fırat Kalkanı operasyonu ile Türk Silahlı Kuvvetleri
(TSK), ender karşılaşılacak bir savaş sevkiyat görevi yaşamaktadır. Coğrafyanın
yol açtığı çeşitli sınırlamalara karşın (Türk sınırından 19 mil uzaklığa asker
ve zırhlı sevkiyatının yanında, bunun gerektirdiği ikmal, bakım, kurtarma
operasyonlarının saatler içinde yerine getirilmesi), asker ve teçhizat
konusundaki kayıplar sınırlı kalmıştır.


Operasyonun
ana amacı, İslam Devleti güçleri ile savaşarak, onları Türkiye sınırından
uzaklaştırmak olup, bu amaç, 24 Şubat itibariyle Al Bab’ın alınmasıyla kısmet
gerçekleştirilmiştir. Ancak harekâtın asıl amacı, Suriye Kürt güçlerinin (YPG),
Fırat’ın doğusundaki Kobane bölgesi ile, en batıdaki Afrin’in birleşerek,
Türkiye_Suriye sınırının önemli bir kısmının Suriye Kürtleri’nin kontrolüne
geçmesini engellemekti. Ankara, PYD ve YPG’yi, ayrılıkçı PKK’nın bir şubesi
olarak görmektedir.


İşte
tam bu nokta, Türk dış politikasının, ülke iç politikasıyla harmanlandığı
yerdir. Yönetimin burada hedeflediği strateji, anılan anayasa referandumunu
kazanabilmek amacıyla, ülkedeki Kürtlerin TBMM’deki siyasi temsilcisi HDP ile,
terör örgütü PKK’yı sıkıştırmak/ezmektir. Önümüzdeki anayasa referandumunda
“hayır” oyu kullanacak Kürtlere karşı da, Ankara yönetiminin uluslararası
desteğe gereksinimi bulunmaktadır. Bunun için kullanılacak yöntem de, Rusya ve
Batı’yı, Suriye Kürtleri’ne verdikleri desteği durdurmaları için ikna etmektir.


Ancak
uluslararası sahnede durum çok farklıdır. Washington ve Moskova, İslâm
Devleti’nin Suriye başkenti olarak iddia edilen Rakka’yı geri alma konusunda
YPG’yi çok önemsemektedir. Bu bağlamda TPG güçlerinin ABD, Batılı ülkelerden
askeri silah ve teçhizat yardımı aldıkları ve Rusya’nın da desteğini
sağladıkları bilinmektedir. En önemlisi de, bugüne IŞİD’e karşı yapılan silahlı
mücadelede, hep YPG güçleri yer almış ve başarılı da olmuşlardır. Rakka’nın,
Türkiye’nin isteği doğrultusunda, YPG dışında tekrar alınması olanaksız
görünmektedir. Bu aşamada ne Rusya ne de ABD, Türk ve Kürt güçlerinin birlikte
kullanılması riskini almak istememektedir.


Ankara’nın
bu yaklaşımı uluslararası düzlemde de buna koşut olarak sürmekte, son olarak
Cenevre’de yeniden başlayan Suriye barış görüşmelerine Suriye Kürtleri’nin
alınmamasını istemektedir. Ancak bu talebin yerine getirilmesi de, Amerika’nın,
kuzey Suriye’de sürücü bir barışın sağlanması için tüm tarafların katılması
konusundaki ısrarı karşısında, olanaklı görünmemektedir. Ankara’nın, Amerikan
yaklaşımında değişim umuduna karşı Amerikan’ın yeni yönetiminin, diğer dış
politika ilişkilerinde yaşandığı gibi, hangi yönde karar vereceğini kestirmek
çok zor.


Bunlara
ek olarak Rusya, Vladimir Putin’in Eylûl 2015’de yaptığı açıklamaya paralel
olarak, Suriye Kürtleri’ni, siyasî çözümün başat unsurlarından biri olarak
görmektedir. Bir diğer anlatımla, Ankara Suriye konusunda askeri ve siyasî
olmak üzere iki güçlük ile karşı karşıya bulunmaktadır.


Dışardan
bakıldığında, Türkiye’nin sınır dışı askerî operasyonu ve uyguladığı
diplomasinin sınırlı ve zaman içinden gelen risklere karşı da gerektiği kadar
dengeleyici olmadığı görülmektedir. Özellikle NATO ve AB’nin savunma ve enerji
konularına karşı Rusya’nın oynadığı ve her iki birliği de zayıflatmaya yönelik
satranç oyununda Rusya’nın, Türkiye’yi piyon olarak kullanıp kullanmayacağı
konusunda.


Türkiye
Savunma Bakanlığı tarafından 22 Şubat’ta yapılan açıklamada, Rusya’dan S400
füze kalkanı alınması ile ilgili görüşmeler yapıldığı belirtilmiştir.(**) Söz
konusu bilgilendirme, Türk dış politikasındaki “belirsizliği” ortaya
koymaktadır. Ankara’nın böylece tüm füze savunma sistemlerini Rusya sistemine
göre yeniden kurmasının, NATO’nun politikalarına karşı iki yönde tesiri
olacaktır: Bunlardan birincisi, Rus yapısı sistem ve bu sistemin Rus
uzmanlarının, NATO’nun ikinci büyük ordusuna yerleşmesi; ikincisi de,
Türkiye’nin, bağlılığını çeşitli kereler belirttiği NATO füze savunma
sistemini, geride büyük bir boşluk bırakacak şekilde terk etmesi olacaktır.


Ankara’nın
böyle bir “taktiksel” arzusu belki anlaşılabilir. Ancak böylesi bir taktiğin
uygulamaya geçmesinin, tahmin edilemez boyutlarda derin bir “stratejik” etkisi
olacağı çok açıktır. Özellikle, Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’a, 2029 yılına
kadar sınırsız bir güç sağlayacak önümüzdeki referandumda “evet” oylarının
çoğunlukta olduğu bir sonuç çıkması halinde.


Stratejik
çıkarlar yönünden baktığımızda da, ekonomi ve hukuk kuralları zemininde oldukça
büyük güçlükler olmasına karşın, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin daha iyi
durumda olduğunu ve bunun, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası arttığını görmekteyiz.
Ancak, referandumda “evet” oylarının öne geçmesinin en önemli etkisi, acil ve
minimal düzeydeki hukukî standartlar konusunda yaşanacaktır. Böylesi bir
gelişme ülkenin AB ile ilişkilerini, stratejik bir düzlemden “uygulama”
düzlemine taşıyacaktır. Bu gelişmedeki tek öncü bayrak da, güncellenecek olan
“AB-Türkiye Gümrük Birliği” olacaktır.


Ülkenin
uyguladığı tüm politikalar “yerel” niteliktedir: Türkiye’nin cari dış
politikası, iç politik gerçekler tarafından belirlenmektedir. Ankara’nın dış
askerî harekâtları ve duruşu/pozisyon aynı, önemli savunma kararları ve AB
üyeliğinde yaşanan maksatlı geri dönüşlerde olduğu gibi, sadece “iç güç
kullanımının” bir parçası olarak görülmektedir.


(*):
Mark Pierini,”Turkey’s Domestically Driven Foreign Policy”,Garneie Europe,27.02.2016,
http://carnegieeurope.eu/strategiceurope/?fa=68109


(**):
“Russian air defense system purchase ‘most likely,’ Turkish minister
confirms”,Daily News,22.02.2017, http://www.hurriyetdailynews.com/russian-s-400-missile-systems-most-possible-to-purchase-in-negotiations-turkish-defense-minister.aspx?pageID=238&nID=110039&NewsCatID=345