Süleymani suikastı sonrası
İran’ın Ortadoğu politikası nasıl şekillenecek ???

Körfez’de yaşanan tanker krizi ve sonrasında
Irak’ta Haşdi Şabi’nin bir ABD üssüne saldırması ve bu saldırıda bir ABD
vatandaşının ölmesi gibi gelişmeler, ABD’nin Ketaib-i Hizbullah üslerini
vurmasıyla savaş tamtamlarının çaldığı bir ortam yaratmıştır. Şii milislerin
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’ni basması ise Trump yönetiminde bardağı taşıran
son damla olmuştur. Nitekim büyükelçiliğine yapılan saldırıya cevap olarak ABD,
Süleymani’nin ölümüne sebebiyet veren suikastı düzenlemiştir.


ALİ
ŞAHİN – İRAN UZMANI


Dünya, 3 Ocak 2019
sabahına Ortadoğu’dan gelen sansasyonel bir haberle uyandı. Zira ABD güçlerinin
Bağdat Hava Limanı’na düzenlediği füze saldırısında, İran Devrim Muhafızları
Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı
Mehdi El Mühendisi’nin de aralarında bulunduğu on kişi hayatını kaybetti.


Süleymani’nin ölümünün
İran’ı derinden etkilediği ifade edilebilir. Çünkü Süleymani, İran için büyük
önem arz eden bir isimdi. Hatta Devrim Rehberi Ayetullah Ali Hameney’den sonra,
ülkenin ikinci güçlü ismi olarak öne çıkıyordu. Bunun yanı sıra İran’ın
Ortadoğu’daki siyasi ve askeri politikalarını belirlediği; dahası diplomatik
atamalarda dahi karar verici olduğu biliniyordu. Bu durum, özellikle de İran
Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in istifasının gündeme geldiği dönemde net bir
şekilde gün yüzüne çıkmıştı. Söz konusu süreçte Beşar Esed’in İran ziyareti
sırasında Zarif’e haber verilmemesi ve basına yansıyan fotoğraf karesinde
Süleymani’nin yer alması, Kudüs Gücü Komutanı’nın İran’ın Ortadoğu
politikasında Dışişleri Bakanı’ndan daha etkili olduğu yorumlarının yapılmasına
sebebiyet vermiştir.


ABD
ALAN AÇTI


2003 yılında ABD’nin
Irak’ı işgal etmesinin ardından İran, ABD’ye gerek örtülü gerekse de açık bir
şekilde desteği vermiştir. Hatta söz konusu destek, bir konuşmasında dönemin
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad tarafından da dile getirmiştir. Bu yüzden
ABD, bölgeden çekilirken İran’a alan açmıştır. İran ise bu fırsatı
değerlendirerek Irak ve Suriye’de Şii milisleri örgütlemiştir. Bu örgütlemeyi
de yapan “gölge komutan” Süleymani’den başkası değildi. Özellikle de 2014
yılında terör örgütü DAEŞ’in ortaya çıkması ve Irak’ta faaliyet alanını
genişletmesi sonucunda bölgede kaosun hâkim olduğu görülmüştür. Bu bağlamda İran’ın
sınır güvenliğinin tehlikede olduğunu ileri süren Süleymani, ülkesinin
güvenliğinin sınırlarının dışında başlatılması gerektiğini savunmuş ve bu amaç
doğrultusunda Haşdi Şabi birliklerinin teşkil edilmesi ve mevzubahis
birliklerin eğitimlerinin sağlanmasında yakından ilgilenmiştir. Buna paralel
olarak gölge komutan olarak anılan Süleymani daha da ön plana çıkmaya
başlamıştır. Lakin Süleymani’nin yükselişi Zarif’in eleştirmesini de
beraberinde getirmiştir.


TRUMP’IN
AZAMİ BASKI POLİTİKASI


ABD’deki başkanlık
seçimleri sonrasında Donald Trump’ın göreve gelmesi, ABD’nin genelde Ortadoğu
özelde ise İran politikasının değişmesine yol açmıştır. Bu değişim, azami baskı
politikası olarak yürürlüğe girmişse de İran, Ortadoğu’daki nüfuzunu artırma
hususunda ısrarcı olmuştur. Bu ısrarcı politikanın başlıca uygulayıcısı ise
Süleymani’ydi.


Azami Baskı Politikası
çerçevesinde Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan çekilmeden önce Trump, anlaşmayı
devam ettirmenin şartları olarak sunduğu 12 maddelik bir bildiri yayınlamış ve bahsi
geçen bildiride, İran’ın Ortadoğu’daki yayılmacı faaliyetlerini sonlandırmasını
talep eden dört madde yer almıştır. Ancak ABD Başkanı’nın talepleri, İran
tarafından reddedilmiştir. Tahran’ın bu tutumu ise Washington yönetiminin
İran’a yönelik yaptırımları yürürlüğe koymasını sağlamıştır. Yaptırımların
hedef aldığı en önemli iki isim ise Hamaney ve Süleymani olmuştur. Dolayısıyla
Süleymani’nin ABD tarafından hedef tahtasına yerleştirilmesi, yaptırım sürecine
mukabil olarak gelişmiştir.


Tüm bu süreç ise
Ortadoğu’da gerilimin artması sonucunu doğurmuştur. Körfez’de yaşanan tanker
krizi ve sonrasında Irak’ta Haşdi Şabi’nin bir ABD üssüne saldırması ve bu
saldırıda bir ABD vatandaşının ölmesi gibi gelişmeler, ABD’nin Ketaib-i
Hizbullah üslerini vurmasıyla savaş tamtamlarının çaldığı bir ortam
yaratmıştır. Şii milislerin Bağdat’taki ABD Büyükelçiliğini basması ise Trump
yönetiminde bardağı taşıran son damla olmuştur. Nitekim büyükelçiliğine yapılan
saldırıya cevap olarak ABD, Süleymani’nin ölümüne sebebiyet veren suikastı
düzenlemiştir.


Gelinen noktada
Süleymani’nin öldürülmesinden sonra İran’ın Ortadoğu politikasında ne gibi
değişimler yaşanacağı tartışılmaktadır. Kuşkusuz Süleymani’nin öldürülmesi, tüm
dünya kamuoyunu şaşkına çevirmiştir. Her ne kadar haber teyit edilene kadar
asparagas olabileceğine inanılsa da haberin teyit edilmesinden sonra, İran’ın
vereceği tepki merak konusu olmuştur.


SICAK
SAVAŞ İHTİMAL DIŞI


İran’ın Süleymani’ye
yapılan saldırıya karşı, sahada sert bir tepki vereceği düşünülmektedir. Zaten
yapılan açıklamalara da intikam sözleri damga vurmaktadır. Aslında bugüne kadar
İran’ın Suriye topraklarında generalleri öldürülmüş; fakat hiçbiri bu kadar ses
getirmemiştir. Dolayısıyla Süleymani’ye yönelik suikast ile ABD’nin İran’ın
kırmızı çizgisini geçtiği öne sürülebilir. Bu bakımdan İran’ın bir müddet
sessiz kalarak olayın şokunun atlatılmasını tercih edeceği düşünülmektedir.
Elbette bu süreç içerisinde Tahran, ABD’ye nasıl bir yanıt vereceğini de
planlayacaktır. Zira bu hadise, İran açısından sürpriz bir gelişmedir.


Her şeye rağmen İran’ın
ABD’ye savaş nedeni olarak sayılabilecek bir eylem yapması pek mümkün
görünmemektedir. Çünkü böyle bir eylemin sonuçlarının İran tarafından göze
alınması oldukça zayıf bir ihtimaldir. Kısacası İran’ın ABD’yle sıcak savaşa
girebilecek kapasitesi bulunmamaktadır.


Bu nedenle de İran’ın
Hizbullah, Haşdi Şabi ve Fatimiyyun ile Zeynebiyyun Tugayları gibi vekil
aktörlerini kullanacağı öngörülebilir. Bahse konu olan aktörler aracılığıyla
İran, bölgedeki Amerikan üslerine, İsrail’e ve hatta başta Suudi Arabistan ile
Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Körfez ülkelerine saldırabilir. Aynı
zamanda ABD’nin Afganistan’daki varlığını tehdit etmek amacıyla Tahran ile
Taliban arasındaki temaslarda da bazı adımlar atılabilir. İran’ın bahsi geçen
saldırıya karşı sessiz kalacağı ise düşünülemez. Zira böylesi bir sessizlik
Tahran’a bölge politikası açısından büyü zorluklar yaratabilir. Hatta oluşacak
sessizlik, Şii hilalinin çatırdaması manasına bile gelebilir.


Öte yandan İran’ın
Ortadoğu politikasında somut bir değişim yaşanması da beklenmemelidir.
Bilindiği gibi Tahran, Suriye iç savaşından itibaren Şii milislere destek veren
bir strateji uygulamaktadır. Bu strateji vesilesiyle bölgede belli bir
jeopolitik etki alanı oluşturan İran’ın mevcut siyaset anlayışında ısrarcı
olacağı öngörülebilir. Yani İran’ın dış politikası kişilere değil; devlet
tarafından algılanan çıkarlara göre şekillenmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet