Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Rusya ve Araplar : Önce ideoloji sonra çıkarlar


Rusya’nın
Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından yaklaşık yirmi yıl boyunca yürüttüğü,
kendisini yeniden tanımlamak ve önceliklerini belirlemek şeklindeki Arap
politikası, ilgi alanları, çıkarları ve Arap eksenleriyle uyumlu bir imaj
çizerek kendisini pazarlamakta başarılı oldu. Moskova’nın Arap ülkelerinin ve
bu bölgedeki özlemlerin çeşitliliğine göre farklı politikaları var gibi
görünüyor.


1920’ler
ve 1990’lar arasındaki Sovyet-Arap ilişkilerini düzenleyen ideolojik
düşünceler, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla kayboldu. Bu durum yeni Rusya
Federasyonu’nu bölgedeki rolü için yeni çalışmalar yapmaya zorladı. Rusların
çarlık dönemindeki politikası, Arap dünyasının büyük bir bölümünü yöneten Osmanlı
İmparatorluğu’nun zayıf noktalarını en iyi şekilde değerlendirmeye yönelikti.


Rusya’nın
güneydeki ilerleyişi, doğrudan savaşlar yoluyla veya Mısır Valisi Bulutkapan
Ali Bey isyanını ya da Rus donanmasının Türklerin yönetimindeki Beyrut kentini
bombalamasına ve 1773 yılında kısa bir süre işgal etmesine yol açan Filistinli
Zahir el-Ömer ile kurulan ittifak gibi Osmanlı yönetimine karşı gerçekleşen
yerel devrimleri ve ayaklanmaları desteklemek şeklindeydi. Öte yandan buna
siyasi ve diplomatik baskı eşlik ediyor ve Ruslar, çok sayıda okul ve manastır
inşa ettikleri Filistin’deki kutsal topraklarda hacıların güvenliğinin
sağlanmasını talep ediyordu.


Ancak
Sovyetler Birliği dönemine gelindiğinde Ruslar bu uygulamaları bir kenara
bıraktı. Yeni ortaya çıkan Bolşevik otoritenin Arap dünyasına olan ilgisi ve
çoğu sömürgeleştirilen “Doğu halklarına” yönelik politikası farklıydı.
Sovyetler Birliği, Moskova’nın kendisini başkenti olarak tanımladığı dünya
devrimine katılımını geciktiren ve yerel, sosyal ve ekonomik yapılarda geri
kalmışlık olarak görülen bir politika yürüttü. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bu
tutum değişti. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin ulusal kurtuluş
hareketlerini ve daha sonra sömürgecilik karşıtı olarak nitelendirilen ve
“ilerici rejimler” olarak isimlendirilen yapıları aktif olarak desteklediği
Ortadoğu’nun Batı’nın savaş alanı olarak önemi ortaya çıktı.


Ancak
ideolojik faktör, Sovyetler Birliği politikasının bölgeye yönelik tek bileşeni
değildi. İlerici rejimlere ve kurtuluş hareketlerine verilen desteğe rağmen,
Moskova, ABD ve müttefiklerine karşı Ortadoğu’da kalmak için çetin bir savaş
yürüttü. Asvan Barajı’nın inşaatıyla zirveye ulaşan Cemal Abdulnasır’ın
liderliğini destekleyerek büyük başarılar elde eden Sovyetler Birliği,
Birleşmiş Milletler’in (BM) ilkeleri yerine kendi jeo-stratejik çıkarlarını
tercih eden Moskova’nın doğal müttefikleri olması gereken Arap komünistlerin
maruz kaldığı baskıları görmezden gelip 1967 yenilgisinin ardından Yıpratma
Savaşı’na doğrudan katılmaları için binlerce Sovyet uzmanını bu coğrafyaya
gönderdi. Bağdat Paktı’nı sabote etmeyi de başarmasının ardından Enver Sedat’ın
1972’de Sovyet uzmanlarını sınırdışı etmesiyle Arap rüzgârlarının yönü değişti.
Suriye’de Hafız Esed, solcu selefinin aksine Batı’ya dönük bir politika
benimserken Sovyetler Birliği ile diplomatik ilişkileri olmayan Körfez
ülkelerinin birçoğunun nüfuzu da arttı.


Dünya
için oldukça çalkantılı olan 1990’lı yıllarda Rus-Arap ilişkileri, Moskova’nın
iç meseleleriyle meşgul olması ve Boris Yeltsin yönetiminin Batı ittifakının
bir parçası olmakla Rus ulusal güvenlik gerekliliklerine tabi olmak arasında
sıkışıp kalması nedeniyle durgun bir dönem yaşadı. Tamda bu sıralarda “Avrasya”
düşüncesi ortaya çıkmaya başlamıştı ve Moskova’nın güvenlik çağrısı, Rusya’nın
Asya ile Batı Avrupa arasındaki geniş coğrafi bölgeye yayılma fikrine
dayanıyordu.


Avrasya
düşüncesi, üç eksende ittifaklar kurulmasına odaklıydı. Bu eksenler;


1 – “Yakın komşular” yani eski Sovyetler
Birliği ülkeleri.


2 – Hem Rus petrolü hem askeri ihracat
için ya da Rusya’nın doğu tarafında yükselen bir güç olarak ekonomik derinliğe
sahip olan Çin.


3 – Dolaylı olarak da olsa, Rusya’nın
yalnızca ticaretle değil, aynı zamanda iç politikada da nüfuzuyla tarihi
bağları olan Avrupa’ydı.


Ancak
Arap bölgesi 2010 sonrası Rus çıkarlarına geri döndü. Bu durum, 1990’larda Arap
dünyasının şahit olduğu göreceli sakinlik, Irak’ın işgali, Arap devrimlerinin
patlaması ve iç savaşlar nedeniyle “resmi Arap düzeninin” çöküşüyle başlayan
fırtınanın yarattığı boşluktan başka bir şey değildi. Rusya, Moskova’nın eski
müttefiklerini üye olarak kabul etmekten vazgeçmeyen NATO’nun, Avrupa’daki
Amerikan füze kalkanını inşa ederek ve Ukrayna, Gürcistan ve diğer bölgelerdeki
Rusya düşmanlarını destekleyerek kendisi için hala bir tehdit oluşturduğunu
düşünüyor.


Kırım’ın
ilhakı, Avrupa’yı aşan ve Moskova’yı güvenli bölgelere dâhil ettiği alanlara
ulaştıran bir noktaydı. Buna en çarpıcı örnek, Suriye’deki Rus politikasında
yaşanan büyük değişimdi. Kremlin’in, Beşşar Esed rejimini BM Güvenlik Konseyi
(BMGK) gibi uluslararası forumlarda savunmasının yanı sıra silah ve para
sağlayarak verdiği destek, Kırım krizinden sonra askeri müdahaleye dönüştü.
Moskova, 2015 yazında, stratejik öneme sahip İdlib ve Cisr eş-Şugur’un
kontrolünü kaybettikten sonra muhaliflerin rejimin kalesi sayılan sahil
bölgelerinde ilerlemeye başlamasıyla üç aydan fazla devam edemeyeceği tahmin
edilen Suriye rejiminin çöküşünü önlemek için onlarca savaş uçağı ve binlerce
asker gönderdi.


Bu
müdahalenin Rusya’nın Suriye muhalefetini destekleyen bazı Arap ülkeleriyle
olan ilişkilerini baltalayacağı bir anda, Rus diplomasisi, Arapların dikkatini
her iki tarafın da ilgilendiği alanlara, özellikle de sert düşüş yaşayan ve
işbirliğine ihtiyaç duyulan enerji ihracatı ve petrol fiyatlarının kontrolüyle
ilgili konulara yönlendirmeyi başardı. Moskova’nın Filistin davası gibi
Arapların hassas ilgi alanlarındaki tutumu değişmezken, Suriye meselesinde
devam eden anlaşmazlıklardan uzaklaşılarak enerji krizine çözüm aranmaya
başlandı.


Etkili
taraf Rus-Arap ilişkilerine hâkim olurken iki taraf, patlama noktalarını
etkisiz hale getirmeyi başardı. Bu durum, öncelikler listesine göre ideal
olmasa da, mevcut güç dengesinin yanı sıra Arapların çıkarlarını ve Rusya
büyüklüğünde ve ağırlığında bir ülkeden ne beklediklerini yansıtıyor.


Husam
İtani/Şarku’l Avsat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış