Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


KAYNAK : http://turpav.org/milli-politikalar-enstitusu/dis-politika/cin-in-yeni-ipek-yolu-projesi-ve-turkistan.html


PROF. DR. VARİS
ÇAKAN : Çin’in Yeni İpek Yolu Projesi ve Türkistan


Osmanlı
Devletinin son dönemlerinde Balkanlar’da Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da
yaşanan hayal kırıklıkları Osmanlılarda  milliyetçi duyguları ateşlemiş ve
Ümmetçilik yoluyla genişleme ideali yerini Turancılık yoluyla genişleme
idealine bırakmıştır. Ancak bu ideal başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Osmanlı’nın
Birinci dünya Savaşı’ndaki yenilgisi, Türkistan’ın Rus ve Çin tarafından işgal
edilişi Turancılık fikirleri büyük bir hezimete uğramıştır. Hatta yakın bir
zamana kadar Türkiye’de bu fikri savunanlar hayalperestlikle ve kafatasçılıkla
suçlanarak dışlanmıştır.


20.Yüzyılın
başlarında Osmanlı Devletinin Balkanlar’da Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da
yaşadığı hayal kırıklıklarından sonra Kırım’dan, Kuzey Kafkasya ve
Türkistan’dan gelen Türk Birliği fikirleri bir kısım Osmanlı aydınları ve
bürokrasileri arasında milliyetçi duyguları ateşlemiş ve Ümmetçilik yoluyla
genişleme idealinin yerini Türk Birliği yoluyla genişleme idealine
bırakmıştı. Ancak bu ideal Osmanlı’nın Birinci dünya Savaşı’ndaki yenilgisi,
Türkistan’ın Rus ve Çin tarafından işgal edilişi ile büyük bir hezimete
uğramıştır. 


PARİS
ANLAŞMASI


Türkiye
Cumhuriyeti kurulduktan sonra Türkiye’de Türk Birliğinin gerçekleştirme fikri
hezimete uğrayarak sönükleşti. Bunun sebeplerinin başında Sovyetler Birliği ile
Türkiye Cumhuriyeti arasında 17 Aralık 1925 tarihinde Paris’te imzalanan
Dosttuk ve Tarafsızlık Anlaşması gelmektedir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti
Kurtuluş Savaşı dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşaması ve kuruluşun
ilk yıllarında Batılı devletlerin karşısında hem destek hem de bir denge
noktası olması hasebiyle Sovyetler Birliği ile iyi ilişkiler kurmak
mecburiyetinde kalmıştı. Dolaysıyla büyük bir bölümü Sovyetler Birliğinin
hegemonyası altında kalan Türk toplulukları ile özel olarak ilgilenmesi
imkânsızlaşmıştı.


Türk Dünyasının
çok büyük bir kısmını yönetimi altına alan Sovyetler Birliği bu anlaşma ile
genç Türkiye Cumhuriyetinin Türk illeriyle doğrudan ilişki kurmasını
engellemişti. Zira dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün 1932’deki Moskova
ziyaretinde iki ülke ilişkilerinin ekonomi temelli olduğu, siyasi ve ideolojik
boyuta geçmemesi hususu görüşülmüştü. Bundan sonra Türkiye, dış Türklere dönük
politikaları geriye itmiştir. Bu anlaşma ile Türkiye Sovyetlerdeki Turancı
akımları, Sovyetler de Türkiye’deki komünist akımları desteklememe sözü
vermişlerdir. Bu yaklaşım soğuk savaşın sonuna kadar devam etmiş ve Türkiye
Cumhuriyeti Gorbaçov yönetiminin son zamanlarına kadar Orta Asya halklarıyla
dikkate değer bir ilişki içine girmemiştir.


YALTA
KONFERANSI VE YENİ DÜNYA DÜZENİ


4-11 Şubat
1945’te, SSCB’nin tatil yöresi Yalta’da, yapılan konferansla adeta dünyanın
kaderi yeniden belirlenmişti. Söz konusu konferansta ABD, SSCB, İngiltere bir
araya geldi. ABD’yi devlet başkanı Roosevelt, İngiltere’yi başbakan Churchill,
SSCB’yi Sovyetler Birliği Genel Sekreteri Stalin temsil etti. Konferans,
toplandığında II. Dünya Savaşı devam etmekteydi. Konferansta alınan kararlar
şunlardı:


  • Almanya üç işgal bölgesine ayrılacak.
  • Kurulacak olan Birleşmiş Milletler’de hangi ülkelerin veto hakkı olduğu
    belirlendi.
  • Türkiye’deki boğazların statüsünün SSCB yararına değiştirilmesine
    karar verilerek durum Türkiye’ye bildirilecekti. 


Her ne kadar
SSCB istemese de 1 Mart 1945 yılına kadar Mihver Devletlere savaş ilan eden
devletlerin BM üyeliğine alınmasına karar verildi.


Böylece ikinci
dünya savaşından sonra çok farklı bir dünya ortaya çıktı; dünyanın iki süper
gücü, ABD ve SSCB yenidünyanın iki aktörü oldular. İkinci dünya savaşına kadar
dünyanın hâkim gücü İngiltere güç kaybetmişti. Savaş boyunca bütün baskı ve
zorluklara karşı tarafsızlığını muhafaza eden Türkiye, savaşın sona ermesiyle
birlikte savaş galibi olan İngiltere, Amerika ve Rusya’nın tepkisiyle
karşılaşmıştır. Sovyet Rusya, 7 Haziran 1945 tarihinde Türkiye’ye verilen bir
notayla, Kars ve Ardahan’ın Sovyetler Birliğine verilmesini, Boğazlar
savunmasında Sovyetler Birliği’nin ortak olmasını, bunun için Boğazlarda
Sovyetler Birliği’ne deniz ve karada üslerinin verilmesini, Montreux
Sözleşmesi’nin belirlemiş olduğu Boğazlar rejiminin değiştirilmesini ve bunun
yerine iki ülke arasında yeni bir anlaşmanın imzalanmasını istemiştir.


TÜRKİYE’NİN
NATO’YA GİRMESİ


Türkiye
gitgide artan Sovyet tehdidine karşı Batı cephesinde yer alma arayışı içine
girdi. Türkiye’nin Batılı demokratik ülkelerle ve özellikle ABD ile olan
yakınlaşması, Türkiye’de 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ve çok
partili sistemin hayata geçmesiyle daha da hızlandı. Türkiye, 25 Haziran
1950’de başlamış olan Kore Savaşına, 25 Temmuz 1950’de aldığı kararla 4500
asker gönderdi. Türkiye’nin Kore’de Batılı müttefiklerinin yanında yer alması,
NATO’ya giriş sürecini hızlandırdı. Bunun sonucu olarak Türkiye, 18 Şubat 1952
tarihinde Yunanistan’la birlikte NATO’ya kabul edildi. Türkiye’nin NATO’ya
girişi ile Türkiye ABD ilişkileri daha da gelişti. Türk topraklarının güvencesi
NATO güvencesi altına alınmış oldu.


Sovyetler
Birliği’nin tehditkâr taleplerine maruz kalan Türkiye, Batı bloğuna kendini
kabul ettirmek için birçok taviz vermek zorunda kalmış, bazı durumlarda
bağımsız hareket etme istidadını kaybetmiştir. Batı ile ittifakının kapısını
açan NATO’ya giriş macerasından sonra kendi güvenliğini sağlayacak silah üretim
imkânından vazgeçmiş, NATO’nun şemsiyesi altında korunmaya çalışmıştır. Bu
durum, Türkiye’nin uluslararası arenada ihtilaflı durumlarda zor zamanlar
geçirmesine sebep olmuştur. Bu süreçte “Sanayileşmesini tamamlamak, çağdaş
medeniyetler ülkeleri arasında yer almak” idealine kavuşma arzusuna
ulaşamamıştır. Bu ideale varmak için dahil olduğu Batı bloğunda gerekli desteği
aldığı söylenemez. Yani Türkiye, bir Japonya, bir Almanya, bir Fransa
olamamıştır. Bunun için Batıdan gerekli teknik ve mali yardımı alamamıştır.


SOĞUK SAVAŞ
DÖNEMİ 


Sovyet
tehdidine karşı NATO’nun kurulması ile dünya Batı ve Doğu bloklarına ayrılarak
Soğuk savaş dönemi başladı.


Soğuk savaş,
Batı ve Doğu bloklarının ateşsiz mücadelesini belirten terimdir. İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra Doğu Avrupa’nın Demir Perde içine alınması ve komünizmin
hızla yayılma istidadını kazanması üzerine başlayan 1990’lara kadar yani
Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar devam eden bir süreçtir.


Soğuk savaş
dönemi Türklerin birleşme idealini iyice sönükleştirdi. Türk Dünyası birliği
imkânsız bir hayal gibi algılandı.


1991’de Sovyetler
Birliği çökmesiyle Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve
Özbekistan gibi ülkeler bağımsızlıklarına kavuşmuş ve Türkiye-Türk
cumhuriyetleri ilişkileri gündeme gelmişti. Türkiye başta olmak üzere
dünyada hiçbir ülke Sovyetler Birliği’nin Aralık 1991’de dağılmasını
beklemiyordu. Bu sebeple pek çok ülke yeni bağımsız cumhuriyetler ile
ilişkiler tesis etmede ve bu ülkelere yönelik politikalar belirlemede
hazırlıksız yakalanmışlardı. Türkiye de hazırlıksız yakalanan ülkeler
arasındaydı. Ancak, yeni ülkeler ile yeni ilişkiler tesis etmede, belki de,
dünyadaki en avantajlı ülkelerden biri konumunda idi. 


Sovyetler
Birliğinin Aralık 1991’de kendini feshetmesi ile beraber ortaya çıkan
değişikliler Türkiye’nin de politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden
olmuş ve Türkiye Türk Dünyasına yönelik yeni politikalar oluşturmaya
başlamıştır. Türkiye’nin Türkistan’daki Türk İlleri ile (Orta Asya Türk
Cumhuriyetleri) ile siyasal ilişkileri tekrar canlanır.  


TÜRK DÜNYASI
BİRLİĞİ PROJESİ


Türkiye,
Turgut Özal döneminde Türk İlleri ile ile çok sıcak siyasal ilişki ağları
kurmaya başlamıştı. Nitekim Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini tanıyan ve bu
ülkelerde Büyükelçilik açan ilk ülke Türkiye olmuştu. Bu ülkelere ilk üst düzey
ziyaretler Türkiye’den yapılmış, bu ülkelerin yöneticileri de ilk ziyaretleri
için Türkiye’yi seçmişlerdir. 1992 yılından bu yana gerçekleştirilen üst düzey
ziyaretler ve imzalanan 500 civarında ikili ve çok taraflı anlaşma, ilişkilerin
pekiştirilmesinde önemli rol oynamıştı.


Türkistan’daki
Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazandıktan sonra dış dünyaya Türkiye
üzerinden açılma olanağı bulmuşlar, Türkiye, bir bakıma bu ülkeler için bir
pencere olmuş, dünya ile bütünleşmeleri sürecinde de onların önemli bir ortağı
haline gelmişti. Bu çerçevede, Orta Asya Cumhuriyetleri’nin BM ve AGİT gibi
uluslararası ve EİT gibi bölgesel örgütlere üye olmalarında ayrıca NATO’nun BİO
programına katılmalarında ve başka pek çok konuda, Türkiye her türlü yardımda
bulunmuştu. Çünkü o tarihe kadar kendisini önemli oranda yalnız hisseden
Türkiye Dünya sahnesine henüz yeni çıkan kardeşlerinin güçlenmesi sayesinde
yalnızlığının da son bulmasını umuyorlardı.


Turgut Özal’ın
Ölümünden sonra Türkiye’nin Türk İlleri ilen olan ilişkileri sekteye uğradı. Türkiye
tekrar içine kapanırken Özbekistan ise Türkiye ile olan ilişkileri asgari
düzeye indirdi. Azerbaycan Eski Cumhurbaşkanı Elçibey’e darbe yapıldı…


Türkiye ve
Türk İlleri arasındaki sıcak ilişkiler zaafa uğratılarak siyasi ve ekonomik
olarak kriz baş gösterirken Asya’nın doğusunda Çin’in öncülük ettiği bir örgüt
tarih sahnesine çıkmaya başladı.


ŞANGHAY
İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜNÜN KURULUŞU


Türkiye’nin
öncülüğünde gerçekleştirilecek olan Türk Dünyası Birliği Projesinin kısa zaman
içerisinde çökmesi üzerine asıl amacı Türk illerini yeniden kontrol altına alma
olan bir örgüt yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Temeli 1996’da Şanghay’da
temeli atılan Çin’in öncülük ettiği söz konusu örgüt 2001’Özbekistan’ın da
katılmasıyla adım adım küresel bir örgüte dönüşerek Türk illerindeki güç
dengelerini yeniden şekillendirmeye başladı…


Şanghay Örgütü
kurulduğunda Putin ve ekibi Sovyetler Birliği’nin külünden güçlü bir Rusya
Federasyonu kurma telaşı içinde idi arka bahçesi olan Türk illeriyle
ilgilenecek vakitleri yoktu. Türkiye ise Cumhur Başkanı Turgut Özal’ın
ölümünden sonra bir taraftan siyasi ve ekonomik kirsizle uğraşırken bir
taraftan kendi sınırları içinde PKK terör örgütüyle mücadele etmekle meşgul
oldu. ABD ise körfez bölgesinde çıkardığı savaşın içinde bocalanıp duruyordu.
Dolaysıyla Çin’in önüne bulunmaz bir fırsat çıkmıştı. Çin kısa zaman içinde
Şanghay Örgütünü büyüterek Asya’daki büyük ülkeleri de projesine dâhil etti.
Söz konusu örgütün sağladığı imkânlarla ticaret hacmini de büyüterek dünya
ticaretinden önemli bir paya sahip oldu.


Böylece artık
siyasi, askeri ve ekonomik alanda küresel bir güç olan Çin Yeni İpek Yolu
Projesi ile ABD’nin başını çektiği tek kutuplu dünya düzenine meydan okumaya
başladı ve 21.yüzyıldaki yeni düzeninde büyük oyunculardan biri olduğunu ilan
etti.


YENİ İPEK YOLU
PROJESİ


Yeni İpek Yolu
Projesi’ni Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ilk kez 7 Eylül 2013 tarihinde
Kazakistan Nazarbayev Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada: “Avrasya
bölgesindeki bütün ülkeler arasındaki ekonomik bağlantıları daha da
yoğunlaştırmak, karşılıklı işbirliğini daha da derinleştirmek ve gelişme için
daha geniş bir ufuk açmak için yaratıcı bir ruhla işbirliği modelini
geliştirerek İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nın ortaklaşa oluşturulabileceğini”
ortaya koydu. Daha sonra yine Çin devlet başkanı Xi Jin-ping, 3 Ekim 2013’te
Endonezya Parlamentosu’ndaki konuşmasında “Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği
(ASEAN) ile denizcilik alanında işbirliğini güçlendirerek, Çin hükümeti
tarafından kurulan Çin-ASEAN ülkeleri Deniz İşbirliği Fonundan yararlanmak
suretiyle iyi bir deniz ortaklığı geliştirip birlikte 21.yüzyıl Deniz İpek
Yolunu Kurmayı” gündeme getirir. Böylece bugün asrın projesi olarak tanımlanan
“Bir Kuşak ve Bir Yol”  projesi ortaya çıkmış oldu.


Söz konusu
Projeyle Avrupa ve Asya’daki 65 ülkenin birbirine bağlanması hedefleniyor.
Projeye dâhil edilmek istenen ülkeler dünya nüfusunun yaklaşık 63%’ini
oluşturuyor. Bu projeyle karadan ve denizden Doğu Asya, Orta Asya, Afrika, Batı
Asya ve Avrupa’nın alt yapı çalışmalarına öncelik verilmek koşuluyla, çok
boyutlu, çok sıralı ve karma bağlana bilirliğinin arttırılması amaçlanmaktadır.


Bazı uzmanlar
güzergâhta bulunan ülkelerin küresel ekonomiyle entegrasyonunun sağlanacağını
ve ülkelerdeki iç refahın artacağını savunmakla birlikte güzergâh üzerindeki
ülkelere sermaye akışının sağlanacağını ve bu ülkelerde istihdamın
artırılmasında önemli rol oynayacağını ileri sürerken yine bazı uzmanlar Çin’in
bu projeyle bir bakıma Rusya’nın da desteği ile Soğuk Savaş sonrası ABD’nin
liderliğine dayalı tek kutuplu dünya düzenine karşı çok kutuplu/çok merkezli
bir dünya düzenini oluşturmayı hedeflediğini de hatırlatmaktadır.


Bir Kuşak Bir
Yol Projesi sayesinde Çin’in Bir Kuşak Bir Yol güzergâhında bulunan henüz yakın
ilişkiler kuramadığı birçok ülkeyle bu sebeple ilişkilerini güçlendirerek
dünyadaki gücünü ve etkinliğini arttırma beklentisi içinde olduğu
görülmektedir.


14-15 Mayıs
2017’de Pekin’de yapılan İpek Yolu Forumu’nda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip ERDOĞAN, “Yeni İpek Yolu Projesi kapsamındaki ülkelerin
vatandaşlarının hayat standartlarının artmasından
 bahsederken, Rusya
Devlet Başkanı Vladimir Putin,  “Projenin küresel ekonomi için itici
rol oynayacağı” 
nın üzerinde durur. Ev sahibi ülke Çin’in Devlet
Başkanı Xİ Jin-ping ise “Projenin güvenlik ve finans bağının 
güçlendirilmesini”
 ortaya koyarak katılımcı ülkelerle bir güvenlik
koordinasyon mekanizması kurulmasını gündeme getirir.


Çin’e göre
güvenliğin sağlanması Yeni İpek Yolu Projesinin hayata geçirilmesinde olmazsa
olmaz şartlardandır. Çin güzergâh ülkelerinde kendince tehdit olarak görülen
unsurları ortadan kaldırmadan altyapı yatırımlarının yapılamayacağını ve
istediği sonucu alamayacağını savunuyor. Projenin mimarı ve en büyük
yatırımcısı olduğu için Çin,  sahip olduğu ekonomik gücünü de kullanarak
diğer ortakları güvenliği sağlama konusunda ikna etmiş gözüküyor.


Çin’in kaygı
duyduğu tehdit unsurların Kuşak üzerindeki Doğu Türkistan (Sözde Sincan Uygur
Özerk Bölgesi) ile Yol üzerindeki Arakan olacak ki güvenlik konusundaki
uzlaşıdan sonra bu iki bölgede alınan haddinden ziyade güvenlik tedbirleri
bölgede yaşayan Müslümanlara yönelik baskı ve şiddetin bir insanlık dramına
dönüştüğüne şahit oluyoruz.


TÜRKİYE’NİN
ORTA KORİDOR PROJESİ


Türkiye
tarafından ortaya konulan “Orta Koridor”  Yeni İpek Yolu Projesi’nin
önemli bir parçasını oluşturmakta olup, Çin’den yola çıkan bir trenin Orta
Koridor üzerinden Londra’ya ulaşması hedeflenmektedir. Dünya nüfusunun yaklaşık
63%’nü kapsayan ve güzergâhtaki 65 ülkeyi ilgilendiren, yaklaşık 21 trilyon
dolarlık bir ekonomiyi hedefleyen söz konusu projenin asrın en büyük projesi
olduğu ve gerçekleştiği takdirde insanlığa refah ve huzur getireceği iddia
edilmektedir. 


Orta Koridor
ile Türkiye’den demir yolu ile Gürcistan, Azerbaycan, Hazar Denizi üzerinden
feribot ile Türkmenistan, Kazakistan ve Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi
üzerinden Çin’in tarihi başkenti ve eski İpek Yolu’nun başlangıç noktası olan
Xi’an şehrine uzanan bir koridorun oluşturulması planlanmaktadır.


Türkiye’nin
savunduğu Orta Koridor Projesi, Orta Asya ve Ortadoğu bölgelerindeki
devletlerinin bu projeye sahip çıkmaları ile mümkün olabilecektir. Orta Koridor
sayesinde Avrasya ülkeleri bir bütünleşmeye doğru giderken Amerika Birleşik
Devletlerinin ticareti fazlasıyla gerileyecektir. İşte bu nedenle ABD yenilgiyi
önlemek ve Avrasya ülkelerinin bütünüyle Çin’in kontrolü altına girmesini
önlemek doğrultusunda bir taraftan Çin’in güvenlik kaygısıyla Doğu
Türkistanlılara uygulamakta olduğu insanlık dışsı muameleleri baha ederek Çin’i
sıkıştırırken diğer yandan Orta Koridor güzergâhındaki ülkelerde başta Türkiye
olmak üzere istikrarsızlığa sürükleyici eylemlerde bulunmaktadır. Bu nedenle,
uluslararası terör örgütleri emperyalist devletlerin istihbarat kuruluşları
tarafından azdırılmakta ve bütün Asya ülkelerinin Atlantik emperyalizmi ve
Siyonizm ittifakının hükümranlığı altına girmesini sağlayacak bir dünya savaşı
çıkartılmaya çalışılmaktadır.


SONUÇ


Bu durumda
Türkiye öncelikle Çin ile olan diyalogu yapıcı bir şekilde sürdürerek Çin’in
söz konusu projenin gerçekleşmesinde kilit rol oynayan Doğu Türkistan’da soydaş
Uygur Türklerine yönelik yapılmakta olan baskıcı politikalarına son vermesini
sağlamalıdır. Bu aynı zamanda Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerinin
endişelerini de ortadan kaldıracak ve Türk Cumhuriyetlerinin uluslararası
siyasal sistemde birlikte ve koordineli hareket etmelerini sağlayacaktır. Aksi halde
gelişen süreçte Türkiye’nin ve diğer Türk Cumhuriyetlerinin kayıpları çok büyük
olacaktır. Türk Devletleri’nin tamamını bir araya getirerek, bir AB veya Arap
Birliği örneğinde olduğu gibi ekonomik ilişkileri geliştirmekle başlayan
anlaşmalar yapmaları, ekonomik ilişkilerde birbirlerine destek olmaları,
siyasal anlamda BM örneği, Uluslararası Olimpiyat Komitesi veya Futbol
Federasyonları veya çok çeşitli uluslararası ekonomik kuruluşta birbirlerine
destek olmaları, tek alfabeyi gerçekleştirip, Türk Radyo-Televizyon Yayın
Birliği’ni kurmaları, ulaştırma sistemlerini müştereken geliştirmeleri, enerji
üretim ve naklinde emperyalist ülkeler tarafından yapılan istismara karşı
koymaları, herhangi bir Türk Cumhuriyeti’ne karşı yapılmış bir askeri
müdahaleye uluslararası örgütler nezdinde beraberce karşı koyup, hatta
birbirlerine askeri anlamda da yardım etmeleri elzemdir.


Türkiye ve
Türk Cumhuriyetleri yeniden şekillenmekte olan dünya düzeninde jeopolitik ve
Jeo-stratejik konumlarını küresel ve bölgesel gelişmeleri de göz önünde
bulundurarak eline geçen fırsatları akılcı bir tarzda değerlendirmek
zorundadır. Aksi takdirde telafisi imkânsız bir sonuçla karşı karşıya
kalabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış